|  |
| | Super Moderator
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 1.318
3 Albümü var
Yarışma Puanı: 310 Teşekkür etti: 2.960
Teşekkür aldı: 1.099 konuda 4.035 kere
| Kabz ve bast halinde ne yapmalıyız? Hz Üstad r.aleyh Kastamonu Lahikasında, kabz ve bast ile sabır ve şükre alıştırıldığımızı şöyle anlatır:
" Ruhi elemler, sabra, mücadeleye alıştırmak için Rabbani bir kamçıdır.
Çünkü emniyyet ve ümitsizliğin vartasına düşmemek hikmetiyle,
havf ve reca muvazenesinde
sabır ve şükürde bulunmak için
kabz-bast haletleri celal ve cemal tecellisinden intibah ehline gelmesi,
ehl-i hakikatçe medar-ı terakki bir dustur-u meşhurdur." Bizler kabz halinde kıvranırken,
beklediği fırsatı eline geçiren nefsimizin,
isyana ve taate futura olan iştahını, İlahi emirlere uymakta sabır göstermede.. günahlara girmemek üzere sabır göstermede ve musibetlere karşı sabır göstermede istikamette olup,
kursağında bırakmalıyız. Ruhumuz bast ile lezzet aldığında ise, gurur ve ucb uçurumlarını hatırlayıp,
" İyiliği Allah'tan, kötülüğü ise nefsinden bil!"
"Zahmet rahatta, rahat zahmettedir."
diyerek şahlanmış cesaretimizle yeni ve taze çalışmalara aşkla şevkle teşebbüs ederek, hakiki şükrümüzü Rabbimize arz etmeliyiz.
Kalbimiz ne kabz halinden ne de bast halinden kabre girene dek kurtulacak değildir nasılsa.. | 
03.02.2008, 22:16
| |
leys isimli üye'ye teşekkür eden 8 üye:
| | | Üye
Üyelik tarihi: 19.06.2008 Nerden: ankara
Mesajlar: 32
Yarışma Puanı: 110 Teşekkür etti: 70
Teşekkür aldı: 28 konuda 93 kere
| gerçekten de öyle arkadaşım... insan sabırlı olmayı öğrenmeli! zaten sabır, iman da, adeta insan vücudunda ki baş misaliymiş... sabırsız, imanlı olmak imkansız herhalde! çünki, hayat bu. insan ne zaman nerde neyle karşılaşacağını bilemez ya! insan, bir kuru kemikle, çabuk çürümeye müsait bir et parçasından zira. böyle bir varlığın, siz ne zaman nerde hangi tehlikeyle karşılaşacağını bilebilir misiniz? insan türlü musibetlere maruz! bu da o nu hayatta hep bir duruşu olmaya iter kii ben bu duruşu, 'sabır' olarak niteliyorum... sabır sanki, tehlikelere karşı sipere yatmak gibi değil mi arkadaşlar! ALLAH hepimize bol sabırlı olabildiğimiz bir hayat bahşetsin! ne mutlu 'sabır' hazinesine sahip olabilenlere!!
Konu muhakematçı tarafından (22.06.2008 Saat 18:14 ) değiştirilmiştir..
| 
22.06.2008, 18:12
| |
muhakematçı isimli üye'ye teşekkür eden 6 üye:
| | | adıdeğmez....
Üyelik tarihi: 16.08.2007
Mesajlar: 1.665
Teşekkür etti: 10.904
Teşekkür aldı: 1.561 konuda 5.542 kere
| Allah razı olsun..
__________________ ...Allâhumme eınnî alâ zikrike ve şukrike ve husni ibâdetik... | 
30.06.2008, 18:54
| |
hafsa isimli üye'ye teşekkür edenler
| | | adıdeğmez....
Üyelik tarihi: 16.08.2007
Mesajlar: 1.665
Teşekkür etti: 10.904
Teşekkür aldı: 1.561 konuda 5.542 kere
| Gönül Darlığının Çaresi
Diğer taraftan, kabz u bast dilimlerini bazen daraltan, bazen genişleten ve insanı gerilimlere iten veya sevinçlerle coşturan İlâhî irâdedir; bütün bu hususlarda sebepler sadece âdî birer şarttır. Dolayısıyla, bize ait bir kusur ve gafletle gelmiş bir kabz, ilerideki bir bastın başlangıcı; gevşekliğe sürükleyen bir bast ise, tehlikeli bir kısım kabzların davetçisi olabilir. Bazen, ilâhî mevhibelerin hakkını vereyasak bir kabz sebebi olduğu gibi, çok defa günahlar da beraberinde kabz hâlini getirir. Nitekim, nebevî bir beyanda, "İç sıkıntıları günahların cezalarıdır." buyurulmaktadır.
Bu itibarla, kabzdan kurtulma yolları adına en evvel zikredilmesi gereken husus, tevbe ve istiğfardır. Mü'min bir kul, gaflete karşı tavır almalı, günahların öldürücülüğünden tevbe ile kurtulmalı, isyan lekelerini gözyaşlarıyla yıkamalı ve gönül gözünü bir kere daha verâlara çevirmelidir. İşlenen bir günahın, kötülük ve seyyienin hemen arkasından bir sevabın, iyilik ve hayrın yapılması kabz döneminin kısalması için önemli bir vesiledir.
Manevî hayatımızdaki bir sıkıntı ve kabz halinde inşirah kaynağı olabilecek hususlardan biri de psikolojik tavır ve durum değişikliğidir. Psikologlar da, insanın kendini yenilemesi ve üzerindeki sıkıntıyı atabilmesi için bir hal ve tavır değişikliğini salık vermektedirler. Öfke anında abdestin tavsiye edilmesinin hikmetlerinden biri de yine bu tavır değişikliğini temin etmektir.
Bu zaviyeden, çok ağır ve bunaltıcı bir kabz hali yaşayan insan, şayet o anda insanlar arasında bulunuyorsa, hemen bir yere kapanıp gönlünü halvete vermeli, Cenâb-ı Hakk'a çok ciddî teveccüh etmeli ve kimsenin duyamayacağı bir mekanda içini Rabb'ine dökmelidir. Orada lahûtîliğe açılmalı, biraz gönlünün sesini dinlemeli; ruhunu sıkan dış sâiklere, dışarıdaki huzur bozucu seslere, gelip çarpan gürültülere karşı biraz daha kapanmalı ve vicdanında bazı şeyleri görmeye, duymaya, hissetmeye çalışmalıdır. Eğer, o anda tek başına bulunuyorsa, bu defa da hemen arkadaşlarıyla bir araya gelmeli, onlarla konuşup dertleşmeli, kendi durumunu samimi dostlarına açmalı, onların düşüncelerini de yanına almalı; kendisi olarak ayakta duramayacağı zamanlarda arkadaşlarının aşk u şevklerine tutunmalıdır. Kalbi ötelere açık insanlar arasında bazı iman hakikatlerini müzakere etmeli; va'z ü nasihatlere kulak vermeli ve Kur'an dinlemelidir. Nitekim, Ehlullahtan bazıları, kabz halinden kurtulmanın en kestirme yollarından biri olarak, usulüne uygun okuyan samimi bir insandan Kur'an dinlemeyi tavsiye etmişlerdir.
Ayrıca, öyle insan vardır ki, ondaki donuklaşma, duraklama, bıkkınlık, yılgınlık ve yorgunluk hali bizim bazı yanlışlarımızdan ya da yanlış anlaşılan tavırlarımızdan kaynaklanmış olabilir. O zaman da karşımızdaki insanı ferahlatıp onun basta adım atmasına vesile olmak bize düşer; küçük bir latife veya bir nükte ile o kilitlenmeyi açmyasakz gerekir. Yerinde o insanı alıp nezih bir çevrede biraz dolaştırmak ve tenezzüh ufku itibarıyla ona bazı şeyler anlatmak iktiza eder.
Sözün özü; hayatın değişik dönemlerinde hemen herkeste az-çok bezginlik, bıkkınlık, gevşeklik, gayretsizlik ve bir ölçüde ümitsizlik görülebilir. Hiçbir zâhirî sebep yokken, insan, içine girdiği bu atmosferin tesirinde ruh semasının bütün yıldızlarının birer birer kayıp döküldüğü hissine kapılabilir. Bunun sonucunda da kalbinde bir sıkışma, bunaltan bir gönül darlığı hissedebilir. Hatta bazen çok uzun süren kabz dönemleri yeis sebebi de olabilir; öyle ki, insan o durumlarda âdeta hiçbir ışık emaresi ve hiçbir inşirah vesilesi göremez hale gelir. Ne var ki, inanan bir insan, kabzı da bastı da Allah'tan gelen bir imtihan bilmeli; bast halinde gaflete ve gevşekliğe düşyasakli, kabza mübtela olunca da işi mutlak ümitsizliğe vardırmamaya dikkat etmelidir. Hakiki mü'min, her şeye rağmen vefa ve sadâkatle sürekli "Rahmet Kapısı"nın tokmağını çalmalı; iç daralmalarına ve kalbî tıkanıklıklara maruz kaldığı dönemlerde de o eşikten asla ayrılmamalıdır.
M. Fethullah Gülen
__________________ ...Allâhumme eınnî alâ zikrike ve şukrike ve husni ibâdetik... | 
30.06.2008, 19:10
| |
hafsa isimli üye'ye teşekkür edenler
| | | Tecrübeli Üye
Üyelik tarihi: 28.05.2008 Nerden: istanbul
Mesajlar: 125
Yarışma Puanı: 1150 Teşekkür etti: 13
Teşekkür aldı: 95 konuda 254 kere
| paylasımınız için tşkrler  | 
30.06.2008, 19:19
| |  | Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:51 .
Powered by: vBulletin Version 3.7.2 (Türkçe) Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0 RC5 Bazaar Desings |