Muhakkak O (kur’ân), arşın sâhibi (Allah katında) yüksek mevkiye sâhip, çok şerefli, güçlü bir elçinin (Cebrâil’in, Allah’tan) getirdiği sözdür.
(Tekvir 19-20 )
Resullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse sıla-i rahim yapsın.
(Buhari, Edeb 12)
GİrİŞ Yap
Online Üye
Şuan Forumda: 68 (16 Kayıtlı ve 52 Misafir) bulunmaktadır.
"Kudret-i Zülcelalin pek çoktur mir'atleri.(aynaları) Herbiri ötekinden daha eşeff (daha şeffaf) ve daha eltaf (daha latif) pencereler açıyor bir alem-i misale.(görüntüler alemine)" -Lemaat-
Allah'ın kudretinin, varlıkları çoğaltmeye yarayan çok çeşitli aynaları vardır. O aynalar vasıtasıyla bir mahluktan çok mahluklar yaratır. Çünkü aynanın özelliği karşısına gelen nesnenin görüntüsünü çoğaltmaktır. Bu, çeşit çeşit aynaların hepsi, farklı derecelerde de olsa, şeffaf ve latif bir yapıdadır. Zaten varlıkları çoğaltmalarını sağlayan sır, onlardaki bu şeffalıktır. Şeffaf şeylerin diğer bir özelliği, Alem-i Misal denilen herşeyin görüntülerinin kayd edildiği bir aleme, pencereler açmasıdır. Ve bizler açılan o şeffaf pencerelerden Alem-i Misal'i ve ondaki görüntüleri seyretmiş oluruz.
Barla Lahikası'nda şöyle anlatılır:
" Bence Alem-i Misalin vücudu meşhuddur.(varlığı görünmektedir) Alem-i Şehadet gibi tahakkuku bedihidir.(şu görünen alem gibi gerçekliği açıktır) Hatta rüyay-ı sadıka(doğru rüyalar) ve keşf-i sadık(evliyanın kalb gözüyle bazı gizlilikleri görmeleri) ve şeffaf şeylerdeki temessülat,(görüntüler) bu alemden o aleme karşı açılan üç penceredir. Avama ve herkee o alemin bazı köşelerini gösterir."
Barla Lahikası 346.
Konu leys tarafından (22.05.2008 Saat 13:54 ) değiştirilmiştir..
Kur’andan istifade edilerek yazılan içtihad kitaplarındaki meselelerin Kur’andan alındığı gayet açık olarak anlaşılması lazımdır. Oradaki hakikatlerin arkasında açıkça Kur’an görünüyorsa, o kitap aynalık yapmış olur. Açıkça görünmüyorsa, müellif Kur’ana vekaleten konuşmuş olur. Bu taktirde müellifin o kitabı Kur’ana gölge olur.
Ümmetimin çoğunluğunu, ya da avam tabakasının tamamını şer’i bir ameli işlemeye sevk eden ve şevklendiren en önemli sebep o amelin kudsi bir iş olduğunu bilmesidir. Avam için kutsal bir kaynaktan gelmenin yaptığı olumlu etkiyi delillere dayanarak yapılan ispatlar sağlayamaz. Mesela, avam birisine zekat vermenin ne kadar faydalı bir ibadet olduğu değişik delillerle anlatılabilir. Fakat bu delillerin hiç biri onun ruhunda , Allah’ın Kur’andaki “Zekatı verin!” emri kadar etkili olamaz.
3- Şeriat(ın) yüzde doksanı; müsellemat-ı şer'i (şeriatın herkesçe kabul edilen ihtilafsız meseleleri ve), zaruriyat-ı dini (dinin açık ve kati hükümleridir), (bunlar ise) birer elmas sütundur.
Dinimizin uyulması gereken hükümlerinden ibaret olan şeriata dair kitapların da bu önemli kaide dikkate alınarak yazılması gerekir. Ta ki, avam tabakasının kaynaktaki kutsiyetten istifade etmeleri ve daha bir gayretle dine itaatleri sağlansın. İslam şeraitindeki hükümlerin % 90’ı müsellemat ve zaruriyyat-i diniye denilen dinin esas ve temel meseleleridir. Bu esaslar Kur’an ve sünnette farklı anlaşılmalara meydan vermeyecek derecede, çok açık bir şekilde bildirildiğinden bunlar üzerinde bütün hak mezhepler ittifak etmiştir. Farklı bir görüş bildirmemişlerdir. Dinimizin binasını ayakta tutan, bu elmas kıymetindeki sütunlardır.
4-İçtihadi (hakkında içtihad edilen), hilafi (hakkında müçtehidlerin ihtilaf ettiği), fer'i (dinin esasatından değil yan meselelerinden) olan mesail (meseleler); yüzde ancak ondur.
Geri kalan % 10’u ise hikmet-i İlahiyece farklı şekillerde anlaşılmaya kapı açan ve mezheblerin kaynağını teşkil eden fer’i meselelerdir. İşte yalnız bu kısımda müçtehid imamlarımız, “bu konudaki benim görüşüm şudur” nevinden farklı anlayışlar ifade etmişlerdir.
Üstad Bediüzzaman Hazretleri mezheblerdeki bu farklılaşmanın nasıl ortaya çıktığını ve beşeriyetin fıtratına nasıl münasib olduğunu 27. Söz içtihad Risalesi’nin Hatime’sinde çok güzel bir şekilde anlatır.
5- Doksan elmas sütunu, on altunun sahibi (olan bir müçtehid), kesesine koyamaz (sahiplenemez), ona tabi kılamaz. Elmasların madeni; Kur’an ve hem hadistir. Onun malı(dır.) Oradan her zaman istemeli(dir.)
6- Kitaplar, içtihadlar Kur’anın ayinesi, yahut dürbin (dürbün) olmalı. Gölge, vekil istemez o Şems-i Muciz'beyan (anlatımı mucizeli olan Kur’an güneşi.)
İçtihada dayalı fer’i hükümler, her ne kadar şeraitten kaynaklanmış olmaları hasebiyle aslen semavi olsalar da müçtehidin istidadının onda bir hissesi vardır. Ayrıca dinin esasatına nisbetle elmasın yanında altın kıymetindedirler. Bu cihetle fıkıh kitaplarının yazılışında çok dikkat edilmesi gereken bir nokta vardır. O da, içindeki ağırlıklı konuların esasatı teşkil etmesi, hem de o esasatın Kur’an ve sünnetin hükümleri olduğunun çok açık bir şekilde ortaya konulması ve bu şekilde Kur’ana ayinedarlık yapılmasıdır. Mesela, “öğle namazı farzdır ve şöyle kılınır” tarzında bir üslub kullanarak Kur’ana vekalet yapmak yerine; “Öğle namazını Allah Kur’anda şu ayetle emretmiştir. Rasulullah Asm da şöyle kılmıştır” tarzında anlatarak Kur’ana ayinedarlık yapmak, ya da diğer bir ifadeyle, Kur’anı akıl ve hayale yaklaştıran bir dürbün vazifesi görmek daha isabetli bir yoldur. Böylelikle insanlar o emirleri yaşamakta daha bir şevk ve gayret hissederler. Eğer bir içtihad kitabında Kur’an ve hadisten çok bir müçtehidin ya da müçtehidlerin sözlerinin öne çıkması söz konusu ise, avamın nazarında sanki o şer’i meseleler onların şahsi mallarıymış gibi algılanabilir. Bu da 90 elmas sütunu10 altına tabi kılmak hükmündedir.