| | Sayfa 1 Toplam 2 Sayfadan | 1 | 2 | > | |  |
| | Super Moderator
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 1.483
3 Albümü var
Yarışma Puanı: 310 Teşekkür etti: 3.218
Teşekkür aldı: 1.261 konuda 4.611 kere
| eyvah şeytan(!) "De ki: Ey Rabbim, şeytanların vesveselerinden Sana sığınırım.
Onların yanımda bulunmalarından da,
yâ Rabbi, Sana sığınırım."
Mü'minûn Sûresi: 23:97-98. Sual: Şeytanların kâinatta icad cihetinde hiçbir karışma olanağı olmadığı,
hem Cenâb-ı Hak rahmet ve inâyetiyle ehl-i hakka taraftar olduğu,
hem hak ve hakikatin cazibedar güzellikleri ve mehâsinleri
ehl-i hakka destekleyici ve teşvik edici bulunduğu,
hem dalâletin tiksinilen çirkinlikleri, ehl-i dalâlete karşı nefret verdikleri halde,
hizbüşşeytanın çok defa galebe etmesinin hikmeti nedir?
Ve ehl-i hak, her vakit şeytanın şerrinden
Cenâb-ı Hakka sığınmasının sırrı nedir? Elcevap: Hikmeti ve sırrı şudur ki;
Ekseriyet-i mutlaka ile dalalet ve şer;
menfidir
tahribtir
yokluktur
bozmaktır.
ve ekseriyet-i mutlaka ile hidayet ve hayr;
müsbettir
vücudidir
imardır
tamirdir.
Herkesça malumdur ki,
20 adamın 20 günde yaptığı bir binayı
1 adam 1 günde tahrib eder.
evet,
bütün esas azaların ve hayat şartlarının vücuduyla
hayatı devam eden insan hayatı,
Hâlık-ı Zülclâlin kudretine mahsus olduğu halde...
bir zalim
bir uzvu kesmesiyle
hayata nisbeten yokluk demek olan olan mevte
o insanı mazhar eder.
Onun için "et-tahrîbü eshel", " tahrib etmek çok kolaydır"
darb-ı mesel (atasözü) hükmüne geçmiştir.
İşte bu sırdandır ki,
ehl-i dalalet
hakikaten zayıf bir kuvvetle
pek kuvvetli ehl-i hakka bazan galib oluyor.
Fakat ehl-i hakkın öyle muhkem bir kalesi var ki, onda sığındıkları vakit
o müthiş düşmanlar yanaşamazlar, bir halt edemezler!! Eğer muvakkat bir zarar verseler, "Hem (güzel) Akıbet takva sahiplerinindir." Araf-164
sırrıyla ebedi bir sevab ve menfaatle
o zarar telafi edilir.
O metin kale,
O sağlam kale ise, Şeriat-i Muhammediyye
ve sünnet-i Ahmediye Aleyhissalatü vesselamdır.
Lemalar- 13 | 
27.02.2008, 20:00
|
leys isimli üye'ye teşekkür eden 15 üye:
#cahid#, aace, DeRCan, dilerim, efsun hayal, Hak-dilaram, HamS, koylu, merveNur, monaroza, nesimi, nurgül, teyfo, Xkapali, ^MuHaMmEd^ | | | fey-i zeval
Üyelik tarihi: 23.06.2008
Mesajlar: 1.742
Yarışma Puanı: 300 Teşekkür etti: 451
Teşekkür aldı: 262 konuda 1.125 kere
| Allah razı olsun ablacım... 
__________________ Neylesin can âlemde yok ise canan... | 
28.02.2008, 01:14
| |
azadeyim isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
| | | Üye
Üyelik tarihi: 16.11.2007 Nerden: İstanbul
Mesajlar: 93
1 Albümü var
Teşekkür etti: 111
Teşekkür aldı: 84 konuda 263 kere
| Allah razı olsun
__________________
Ey Rabbimiz, Bize dunyada bir iyilik, ahirette bir iyilik ver. Bizi ates azabindan koru
Amin.
| 
28.02.2008, 01:53
| |
teyfo isimli üye'ye teşekkür eden 4 üye:
| | | Super Moderator (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 1.483
3 Albümü var
Yarışma Puanı: 310 Teşekkür etti: 3.218
Teşekkür aldı: 1.261 konuda 4.611 kere
| Sual: Sırf olan şeytanların icadı ve ehl-i imana musallat olmaları ve onların yüzünden çok insanlar küfre girip Cehenneme girmeleri, gayet müthiş ve çirkin görünüyor. Acaba Cemîl-i Alel'ıtlak ve Rahîm-i Mutlak ve Rahmân-ı Bilhakkın rahmet ve cemâli, bu hadsiz çirkinliğin ve dehşetli musibetin meydana gelmesine nasıl müsaade ediyor ve nasıl cevaz gösteriyor? Şu meseleyi çoklar sormuşlar ve çokların hatırına geliyor. Elcevap: Öyleyse neden, Allah şeytanı ve kötülükleri yaratmış da bize musallat etmiş? Kötülüğü yaratmak kötü, şerri yaratmak da şer değil mi? şerrin yaratılması şer değildir; şerri işlemek şerdir.
Çünkü Allah bir şeyi şer olsun diye yaratmıyor.
Hayır olsun diye yaratıyor.
Allahın hayır olarak yarattığı şeyleri de bizler hakkımızda şerre çeviririz. Mesela, Şeytan ateşten yatılmıştır ve bu konuda en güzel örnek de ateştir.
Ateşin yaratılması şer değildir, ancak ona dokunmak şerdir.
İnsan ateşi muhafaza altına alırsa ondan faydalanır;
aksi halde zarar görür.
Buna bir başka örnek de yağmurdur.
Yağmurun gelmesinin binlerle neticeleri var, bütünü de güzeldir.
Tedbirsizliği yüzünden bazıları yağmurdan zarar görseler,
“Yağmurun yaratılması rahmet değildir” diyemezler
ve “şerdir” diye hükmedemezler. Şeytanın vücudunda cüz'î şerlerle beraber birçok herşeyi ilgilendiren hayırlı maksatlar ve kemâlât-ı insaniye vardır. Evet, bir çekirdekten koca bir ağaca kadar ne kadar mertebeler var; mahiyet-i insaniyedeki istidatta dahi ondan daha ziyade merâtip var. Belki zerreden şemse kadar dereceleri var. Bu istidâdâtın inkişâfâtı, elbette bir hareket ister, bir muamele iktiza eder. Ve o muameledeki terakki zembereğinin hareketi,mücahede ile olur. O mücahede ise, şeytanların ve muzır şeylerin vücuduyla olur. Yoksa, melâikeler gibi, insanların da makamı sabit kalırdı. O halde insan nevinde binler envâ hükmünde sınıflar bulunmayacak... Bir şerr-i cüz'î gelmemek için bin hayrı terk etmek, hikmet ve adalete münafidir. Çendan, şeytan yüzünden ekser insanlar dalâlete giderler. Fakat ehemmiyet ve kıymet, ekseriyetle keyfiyete bakar;kemiyete az bakar veya bakmaz. Nasıl ki, bin ve on çekirdeği bulunan bir zat, o çekirdekleri toprak altında bir muamele-i kimyeviyeye mazhar etse, ondan on tanesi ağaç olmuş, bini bozulmuş. O on ağaç olmuş çekirdeklerin o adama verdiği menfaat, elbette, bin bozulmuş çekirdeğin verdiği zararı hiçe indirir. Öyle de, nefis ve şeytanlara karşı mücahede ile, yıldızlar gibi nev-i insanı şereflendiren ve tenvir eden on insan-ı kâmil yüzünden o neve gelen menfaat ve şeref ve kıymet, elbette, haşarat nev'inden sayılacak derecede süflî ehl-i dalâletin küfre girmesiyle insan nevine vereceği zararı hiçe indirip göze göstermediği için, rahmet ve hikmet ve adalet-i İlâhiye, şeytanın vücuduna müsaade edip musallat olmalarına meydan vermiş. Ey ehl-i iman!
Bu müthiş düşmanlarınıza karşı zırhınız,
Kur'ân tezgâhında yapılan takvâdır.
Ve siperiniz,
Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın Sünnet-i Seniyyesidir.
Ve silâhınız, istiâze ve istiğfar ve hıfz-ı İlâhiyeye ilticadır. | 
28.02.2008, 15:00
| |
leys isimli üye'ye teşekkür eden 8 üye:
| | | Super Moderator (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 1.483
3 Albümü var
Yarışma Puanı: 310 Teşekkür etti: 3.218
Teşekkür aldı: 1.261 konuda 4.611 kere
| Sual: Kur'ân-ı Hakîmde ehl-i dalâlete karşı azîm şekvâları ve çoklukla üzerinde durması, ve çok şiddetli tehdidâtı,
aklın zâhirine göre,
adaletli ve münasebetli belâgatine
ve üslûbundaki dengeye
ve istikametine münasip düşmüyor. Adeta âciz bir adama karşı, orduları yığıyor.
Ve onun cüz'î bir hareketi için, binler cinayet etmiş gibi tehdit ediyor.
Ve müflis ve mülkte hiç hissesi olmadığı halde,
haddini aşan bir rakip gibi mevki verip ondan şekvâ ediyor.
Bunun sırrı ve hikmeti nedir? Elcevap:
Onun sır ve hikmeti şudur ki:
Şeytanlar ve şeytanlara uyanlar,
dalalet yolunda gittikleri için, küçük bir hareketle çok tahribat yapabilirler.
Ve çok mahlûkatın hukukuna, az bir fiil ile çok zarar veriyorlar.
Nasıl ki, bir sultanın büyük bir ticaret gemisinde,
bir adam az bir hareketle,
belki küçük bir vazifeyi terk etmekle, o gemiyle alâkadar bütün vazifedarların emeklerinin karşılığının ve yaptıkları işin neticelerinin mahvına ve iptaline sebebiyet verdiği için,
o geminin sahib-i zîşânı,
o âsiden, o gemiyle alâkadar olan bütün raiyetinin hesabına
azîm şikâyetler edip dehşetli tehdit ediyor.
Ve onun o cüz'î hareketini değil,
belki o hareketin müthiş neticelerini nazara alarak
ve o sahib-i zîşânın zâtına değil,
belki raiyetinin hukuku namına dehşetli bir cezaya çarpar.
Öyle de, Sultân-ı Ezel ve Ebed dahi,
küre-i arz gemisinde
ehl-i hidayetle beraber bulunan, ehl-i dalâlet olan şeytanın yolunda gidenlerin
zâhiren küçük hatalarıyla ve isyanlarıyla pek çok mahlûkatın hukukuna tecavüz ettikleri ve mevcudatın yüce vazifelerinin neticelerinin iptal etmesine sebebiyet verdikleri için,
onlardan azîm şikâyet ve dehşetli tehdidat,
ve tahribatlarına karşı mühim, çokca üzerinde durarak tekraratı, ayn-ı belâgat içinde her yönüyle hikmettir ve gayet münasip ve muvafıktır.
Ve halin gereğine uygundur ki,
belâgatin tarifidir ve esasıdır.
Ve israf-ı kelâm olan mübalâğadan münezzehtir.
Malûmdur ki, böyle az bir hareketle çok tahribat yapan dehşetli düşmanlara karşı gayet metin bir kaleye iltica etmeyen, çok perişan olur. İşte, ey ehl-i iman, o çelik ve semâvî kale, Kur'ân'dır. İçine gir, kurtul. | 
03.03.2008, 20:43
| |
leys isimli üye'ye teşekkür eden 4 üye:
| | | Super Moderator (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 1.483
3 Albümü var
Yarışma Puanı: 310 Teşekkür etti: 3.218
Teşekkür aldı: 1.261 konuda 4.611 kere
| Cenab-ı Hak semavî kitaplarda beşere karşı cennet gibi büyük mükâfat ve cehennem gibi dehşetli ceza yerini göstermekle beraber, çok irşad, ikaz, ihtar, tehdit ve teşvik ettiği halde; iman ehli, bu kadar hidayet ve istikamet sebebi varken, şeytan ordusunun mükâfatsız, çirkin, zayıf desiselerine karşı mağlub olmaları, bir zaman beni çok düşündürüyordu. Acaba iman varken Cenab-ı Hakk'ın o kadar şiddetli tehdidlerine ehemmiyet vermemek nasıl olur? Nasıl iman gitmiyor? “İnne keydeş şeytani kane daife” sırrıyla şeytanın gayet zayıf desiselerine kapılıp Allah'a İsyan ediyor.
Hatta benim arkadaşlarımdan bazıları, yüz hakikat dersini kalben tasdikle beraber, benden işittiği ve bana karşı da fazla hüsnü zannı ve bağlılığı varken, kalpsiz ve bozuk bir adamın ehemmiyetsiz ve riyâkarca iltifâtına kapıldı,
onun lehinde benim aleyhimde bir vaziyete geldi.
"Fesübhanallah" dedim,
"insanda bu derece sukût (düşüş) olabilir mi? Ne kadar hakikatsiz bir adam idi!" diye o bîçareyi gıybet ettim, günaha girdim.
Sonra geçen işaretlerdeki hakikat inkişaf etti, karanlık çok noktaları aydınlattı. O nur ile, hamdolsun, hem Kur'an-ı Hakîm'in bunca terğib ve teşviklerinin tam yerinde olduğunu; hem iman ehlinin şeytanın desiselerine kapılmaları imansızlıktan veya iman zaafından olmadığını; hem büyük günahları işleyenlerin küfre girmediğini; hem mûtezile ve bir kısım Haricîye mezheplerinin "Büyük günah işleyenler kâfir olur veya iman ve küfür ortasında kalır" diye vardıkları hükümlerinde hata ettiklerini; (?) hem benim o bîçare arkadaşım da yüz hakikat dersini bir herifin iltifatına feda etmesi, düşündüğüm gibi çok sukût ve dehşetli alçaklık olmadığını anladım,
Cenab-ı Hakk'a şükrettim, o vartadan kurtuldum.
Çünkü daha önce de dediğim gibi, şeytan küçük bir yokluğa ait şeyle insanı mühim tehlikelere atar. Hem insandaki nefis ise şeytanı her vakit dinler. Şehvet ve öfke duyguları ise, şeytanın bu desiselerine alıcı-vericilik yapan iki cihaz hükmündedir.
İşte, bunun içindir ki,
Cenab-ı Hakk'ın Gafur ve Rahîm gibi iki ismi,
en büyük tecelli ile iman ehline teveccüh ediyor.
Ve Kur'an-ı Hakîm'de peygamberlere en mühim ihsanı mağfiret olduğunu gösteriyor ve onları istiğfar etmeye dâvet ediyor. Bismillahirrahmanirrahîm kudsî cümlesini her sûre başında tekrar ile
ve her hayırlı işte zikrini emretmesiyle,
kâinatı kuşatan engin rahmetini melce ve sığınak gösteriyor
ve “Festeiz” emriyle “Euzü billahi mineş şeytanir racim” cümlesini siper yapıyor. (?)
Mutezile Mezhebi ve Haricilerin bir kısmı: "Büyük günah işleyenlerin kafir olacağı veya imanla küfür ortasında kalacağını"
söylerler, ve bunu şöyle izah ederler:
"Büyük günahlardan birini işleyen bir müminin imanı gider. Çünkü Cenab-ı Hakka inanan ve Cehennemi tasdik eden birinin büyük günah işlemesi mümkün değildir. Dünyada hapse düşme korkusuyla kendini kanundışı yollardan koruyan birinin, ebedi bir Cehennem azabını ve Cenab-ı Hakkın gadabını düşünmeyerek büyük günahlar işlemesi, elbette onun imansızlığına dalalet eder."
İlk bakışta doğru gibi görünen bu hüküm
insanın yaratılışını bilmeyen sakat bir düşüncenin mahsulüdür. "İnsanda hissiyat galib olsa, aklın muhakemesini dinlemez. Heves ve vehm hükmedip, en az ve ehemmiyetsiz, el altında bulunan hazır lezzeti, ileride gayet büyük bir mükafata tercih eder. ve az bir hazır sıkıntıdan, sonradan gelecek tehir edilmiş bir azabdan ziyade çekinir. Çünkü tevehhüm, heves, ve his ileriyi görmüyor. Belki inkar ediyorlar. Nefs dahi yardım etse, mahalli iman olan kalb ve akıl susarlar, mağlub oluyorlar. Şu halde büyük günahları işlemek imansızlıktan gelmiyor. Belki his ve hevesin ve vehmin galebesiyle akıl ve kalbin mağlubiyetinden ileri gelir."
İnsanın yaratılışında,
Cennetin akıl almaz nimetlerini çok ötelerde görmesi
ve bu yüzden onları ikinci plan atıp, hemen elin altındaki günah lezetine meyl etmesi gibi bir özellik vardır.
Mesela, çok acıktığı için kendisini en yakın bir lokantaya atan bir adamın,
ısmarladığı iki porsiyonuk döner 10-15 dakika gecikeceği için
hemen eli altında bulunan kuru ekmeği kemirmeye başlaması ve midesinin yarısını onunla doldurması bu sırdandır.
Yine;
İnsan bir ay sonra gireceği bir hücre hapsinden çok, hemen yemek üzere olduğu bir tokattan korkar.
Bu hissiyata göre Cehennem azabı onun için çok uzaktır. Ve Allah da zaten affedicidir.
İşte insan bu mülahazalarla imanlı olmasına rağmen, günahlara meyl eder ve nefsinin de desteklemesiyle içine düşebilir.
Evet, büyük günahları işlemek imansızlıktan gelmez.
Fakat o günahlar tevbe ile hemen imha edilmezse, insanı imansızlığa götürebilir.
Bediüzzaman'ın dediği gibi: " Günah kalbe işleyip siyahlandıra siyahlandıra ta iman nurunu çıkarıncaya kadar katılaştırıyor. Her bir günah içinde Allah'ı inkara gidecek bir yol vardır. O günah istiğfar ile çabuk imha edilmezse, kurt değil belki küçük bir manevi yılan olarak kalbi ısırıyor..." | 
07.03.2008, 20:43
| |
leys isimli üye'ye teşekkür eden 5 üye:
| | | ONURSAL ÜYE
Üyelik tarihi: 25.09.2007 Nerden: istanbul
Mesajlar: 2.084
5 Albümü var
Yarışma Puanı: 1510 Teşekkür etti: 10.495
Teşekkür aldı: 1.936 konuda 7.504 kere
| Hayret bir insan nasıl bu kadar alçalabilir?
Bir insan nasıl bu kadar kötü olabilir?
Bu ifadelerin içinde tam olarak hangi duygular duruyor?
Ayrdedemedim.
İnsanın yapısı hakkında ki bilgisizlik mi? | 
07.03.2008, 21:33
| |
dilerim isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
| | | Super Moderator (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 1.483
3 Albümü var
Yarışma Puanı: 310 Teşekkür etti: 3.218
Teşekkür aldı: 1.261 konuda 4.611 kere
| kalb iman eder
akıl tasdik eder..
hakikatler anlaşıldığı halde.. hakikate değil de, nefse sunulan hazır lezzete nasıl da aklı olan kanar..
kalbde iman var ise nasıl bunca Cennet müjdesi ve de Cehennem tehdidine karşı kalb teslim olmaz.. ve uyanık kalmaz..
Üstad akla gelebilecek bir suali sormakta..
Bizde de öyle olmaz mı?
Beş vakit namaz kılan bir insan aynı zamanda faizle para alıyorsa bankadan "nasıl yapar?" demiyor muyuz?
başörtüsü başında ama gayr-ı ahlaki vaziyetlere giren hatunları gördüğümüzde "nasıl" demiyor muyuz?
hacca gitmiş gelmiş.. ama diyelim bir günahın altında imzası var.. üstadın da dediği gibi "fesubhanallah" demez miyiz?
Ve bu konuda sapmış, ehl-i sünnet harici iki mezhebin fikrine de açıklık getirmekte
ve reddiye vermektedir.
Demek sadece akıl ve kalbden ibaret değildir insan fıtratı..
Akla böylesi sualler gelirse, o halde insanlarda bulunan vehim, his ve hevesden de haber vermekte..
nefsin de şeytana kolay alet olabileceğini.
bu yüzden günah işlemenin fıtri..
ama tevbeye muhtaç..
iman olmadığından değil.. olduğunu anlatmıştır efendim. | 
07.03.2008, 23:24
| |
leys isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
| | | ONURSAL ÜYE
Üyelik tarihi: 25.09.2007 Nerden: istanbul
Mesajlar: 2.084
5 Albümü var
Yarışma Puanı: 1510 Teşekkür etti: 10.495
Teşekkür aldı: 1.936 konuda 7.504 kere
| Bu sorular bana aittir efendim...
Çokta sık kullanırım...
Hatta bu bazen haykırışa dönüşür...
Nasıl nasıl diye feryad ederim...
Demek bunun da izahı nefs
Demek ki nefs herkesi aynı noktalardan zorlamıyor...
Farklı farklı mizaçların farklı farklı zaafları oluyor..
Demek ki bundan herkes kendini diğerinden daha iyi veya daha kötü sanabiliyor...
Yada zaten nefse yenilmenin,yada nefs baskısı görmenin de farklı şiddetleri mi var?
Yada alınan eğitimin ,yaşanılan farklı kültürlerin,değişikliği mi var?
Ne bileyim işte...Konu açılınca eski sorularım üstüme üstüme geldi... | 
07.03.2008, 23:31
| |
dilerim isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
| | | Super Moderator (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 1.483
3 Albümü var
Yarışma Puanı: 310 Teşekkür etti: 3.218
Teşekkür aldı: 1.261 konuda 4.611 kere
| Ben hacca gitmedim.. Umreye de..
Ama hep içimden şunu düşünürüm:
Temiz olarak döndüğüne Peygamper a.s.m kavli ile iman ettiğimiz bu insanlar şeytana açık cephedir. Zira düşünsenize o düşünüşü..
temizim diyen onun sevmediği.. saldırmak istediği..
Şeytanın kurmayları müslümanın da kavi imanlısına saldırır..
Kuduruyor..
Deliriyor..
Onu kibrine sebep, cennetten kovulmasına ve de kendinden üstün olmasına tahammül edemediği sebep.. nasıl temiz bıraksın?
ve içerde bir zayıf kapıcı var..
NEFS!
Kimin neresi zayıfsa oradan vuruyor..
Kimini de en kuvvetli ve de güvendiği yerden vuruyor..
Kiminde yeis hakim..
Kiminde kibir!
insan kadar nefs var..
nefs kadar oyun ve hile..
kıyamete kadar da imtihan bir dessas şeytan! | 
07.03.2008, 23:40
| |
leys isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
| |  | | Sayfa 1 Toplam 2 Sayfadan | 1 | 2 | > | | Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 00:04 .
Powered by: vBulletin Version 3.7.2 (Türkçe) Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0 RC5 Bazaar Desings |