Bayrak
2 Recep 1429
05 Temmuz 2008, Cumartesi
2 Recep 1429
05 Temmuz 2008, Cumartesi
Ayet
Şüphesiz Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısına göre ayların sayısı on ikidir.Bunlardan dördü haram aylardır.İşte bu, Allah’ın dosdoğru kanunudur.Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin.
Tevbe-36
hadis
Recebin 1.gününde oruç tutmak üç senelik, 2.günü oruçlu olmak iki senelik ve yine 3.günü oruçlu bulunmak bir senelik küçük günahlara kefaret olur. Bunlardan sonra her günü bir aylık küçük günahların af ve mağfiretine vesile olur.
Camiu-s sağir

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Online Üye

Şuan Forumda: 48 (11 Kayıtlı ve 37 Misafir) bulunmaktadır.

Online  Almula, azadeyim, dilerim, gandara_34, HamS, lale, Layetezelzel, okyanus, tÜrkÜ


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye
eee



Hak-dilaram » DİNİ KONULAR » RİSALE-İ NUR » Hastalar Risalesi


Cevapla
 
Seçenekler
Şeref Üyesi
 
nurgül - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 10.12.2007
Mesajlar: 485


 
Yarışma Puanı: 140
Teşekkür etti: 8.911
Teşekkür aldı: 456 konuda 1.768 kere
Elhamdülillah.
__________________
Taş yeşermez, geçmiş olsada nevbahar
Toprak olda bak, nasıl güller açar
Taş gibi idin çok gönül kırdın! Yeter!
Toprak ol, üstünde hoş güller biter.

Hz. Mevlana
eski 21.03.2008, 22:44 nurgül isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #11
nurgül isimli üye'ye teşekkür edenler
Super Moderator
(Konuyu Başlatan)
 
leys - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 1.317


3 Albümü var
Yarışma Puanı: 310
Teşekkür etti: 2.958
Teşekkür aldı: 1.098 konuda 4.029 kere
leys - MSN üzeri Mesaj gönder
ALTINCI DEVÂ

Ey elemden teşekkî -şikayet- eden hasta!
Senden soruyorum:
Geçmiş ömrünü düşün ve o ömürde geçmiş lezzetli safâ günleri ve belâ ve elemli vakitlerini tahattur et -hatırla-.
Herhalde ya oh, ya ah diyeceksin.
Yani, ya "Elhamdü lillâh, şükür," veyahut "Vâ hasretâ, vâ esefâ!" kalbin ve lisanın diyecek.

Dikkat et, sana "Oh, elhamdü lillâh, şükür" dediren,
senin başından geçmiş elemler, musibetlerin düşünmesi, bir mânevî lezzeti deşiyor ki, senin kalbin şükreder.
Çünkü elemin zevâli lezzettir.

O elemler, o musibetler,
zevâliyle ruhta bir lezzet irsiyet -benzerlik- bırakmış ki, düşünmekle deşilse, ruhtan bir lezzet akıyor, şükürler takattur ediyor.

Sana "Vâ esefâ, vâ hasretâ!" dedirten,
eski zamanda geçirdiğin lezzetli ve safâlı o hallerdir ki,
zevalleriyle senin ruhunda daimî bir elem irsiyet bırakıp,
ne vakit düşünsen o elem yine deşiliyor, esef ve hasret akıtıyor.

Madem bir günlük gayr-ı meşru lezzet bazen bir sene mânevî elem çektiriyor. Ve muvakkat -geçici- bir günlük hastalıkla gelen elem,
çok günler mânevî lezzet, sevapla beraber, zevâlindeki halâs ve kurtulmaktan gelen mânevî lezzet vardır.

Senin başındaki şimdilik bu muvakkat hastalığın neticesi ve içyüzündeki sevabı düşün.
"Bu da geçer, yâ Hû" de, şekvâ yerinde şükret.

ALTINCI DEVÂ Haşiye

Ey dünya zevkini düşünüp hastalıktan ıztırap çeken kardeşim!

Bu dünya eğer daimî olsaydı ve yolumuzda ölüm olmasaydı
ve firak ve zevâlin rüzgârları esmeseydi
ve musibetli, fırtınalı istikbalde mânevî kış mevsimleri olmasaydı,
ben de seninle beraber senin haline acıyacaktım.

Fakat madem dünya birgün bize "Haydi, dışarı" diyecek,
feryadımızdan kulağını kapayacak.

O bizi dışarı kovmadan, biz bu hastalıklar ikazatıyla şimdiden onun aşkından vazgeçmeliyiz.

O bizi terk etmeden, kalben onu terke çalışmalıyız.

Evet, hastalık bu mânâyı bize ihtar edip der ki:

"Senin vücudun taştan, demirden değildir. Belki daima ayrılmaya müsait muhtelif maddelerden terkip edilmiştir. Gururu bırak, aczini anla. Mâlikini tanı, vazifeni bil, dünyaya niçin geldiğini öğren."

Kalbin kulağına gizli ihtar ediyor.

Hem madem dünyanın zevki, lezzeti devam etmiyor.
Hususan meşru olmazsa, hem devamsız, hem elemli, hem günahlı oluyor.
O zevki kaybettiğinden hastalık bahanesiyle ağlama;
bilâkis hastalıktaki mânevî ibadet ve uhrevî sevap cihetini düşün,
zevk almaya çalış.

Haşiye
Fıtrî bir surette bu Lem'a tahattur ettiğinden -akla geldiğinden-, altıncı mertebede iki devâ yazılmış. Fıtrîliğine ilişmemek için öylece bıraktık; belki bir sır vardır diye değiştirmedik.
eski 22.03.2008, 17:11 leys isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #12
leys isimli üye'ye teşekkür eden 4 üye:
Super Moderator
(Konuyu Başlatan)
 
leys - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 1.317


3 Albümü var
Yarışma Puanı: 310
Teşekkür etti: 2.958
Teşekkür aldı: 1.098 konuda 4.029 kere
leys - MSN üzeri Mesaj gönder
YEDİNCİDEVÂ

Ey sıhhatinin lezzetini kaybeden hasta!

Senin hastalığın sıhhatteki nimet-i İlâhiyenin lezzetini kaçırmıyor,
bilâkis tattırıyor, ziyadeleştiriyor.
Çünkü birey devam etse tesirini kaybeder.
Hattâ ehl-i hakikat müttefikan diyorlar ki:

Yani, "Herşey zıddıyla bilinir."

Meselâ, karanlık olmazsa ışık bilinmez, lezzetsiz kalır.
Soğuk olmazsa hararet anlaşılmaz, zevksiz kalır.
Açlık olmazsa yemek lezzet vermez.
Mide harareti olmazsa, su içmesi zevk vermez.
İllet olmazsa âfiyet zevksizdir.
Maraz olmazsa sıhhat lezzetsizdir.

Madem Fâtır-ı Hakîm insana her çeşit ihsanını ihsas etmek
ve herbir nevi nimetini tattırmak
ve insanı daima şükre sevk etmek istediğini,

şu kâinatta çeşit çeşit, hadsiz envâ-ı nimeti tadacak, tanıyacak derecede, gayet çok cihazatla insanı teçhiz etmesi gösteriyor ki,

elbette sıhhat ve âfiyeti verdiği gibi,
hastalıkları, illetleri, dertleri de verecektir.

Senden soruyorum:

"Bu hastalık senin başında veya elinde veya midende olmasaydı, sen başın, elin, midenin sıhhatindeki lezzetli, zevkli nimet-i İlâhiyeyi hissedip şükreder miydin?"

Elbette şükür değil, belki düşünmeyecektin;
şuursuz, o sıhhati gaflete, belki sefahete sarf ederdin.
eski 25.03.2008, 19:20 leys isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #13
leys isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
ONURSAL ÜYE
 
dilerim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 25.09.2007
Nerden: istanbul
Mesajlar: 1.901


3 Albümü var
Yarışma Puanı: 1350
Teşekkür etti: 9.416
Teşekkür aldı: 1.750 konuda 6.559 kere
dilerim - MSN üzeri Mesaj gönder
"Bu hastalık senin başında veya elinde veya midende olmasaydı, sen başın, elin, midenin sıhhatindeki lezzetli, zevkli nimet-i İlâhiyeyi hissedip şükreder miydin?"

Hiç vaki değil...elden gitmeyenin kıymeti biline

Şükrün öğrenildiği yer insanın tükendiği yer
eski 25.03.2008, 19:45 dilerim isimli üye şuan Sisteme bağlidır (Online)  
Alıntı ile Cevapla   #14
dilerim isimli üye'ye teşekkür edenler
Super Moderator
(Konuyu Başlatan)
 
leys - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 1.317


3 Albümü var
Yarışma Puanı: 310
Teşekkür etti: 2.958
Teşekkür aldı: 1.098 konuda 4.029 kere
leys - MSN üzeri Mesaj gönder
SEKİZİNCİ DEVA

Ey âhiretini düşünen hasta!

Hastalık, sabun gibi, günahların kirlerini yıkar, temizler.

Hastalıklar keffâretü'z-zünub olduğu hadis-i sahihle sabittir.

Hem hadiste vardır ki,

"Ermiş ağacı silkmekle nasıl meyveleri düşer; imanlı bir

hastanın titremesi de öyle günahları silker."
Günahlar, hayat-ı ebediyede daimî hastalıklardır;

bu hayat-ı dünyeviyede dahi kalb, vicdan, ruh için mânevî hastalıklardır.

Sen eğer sabredip şekvâ-şikayet- etmezsen, şu muvakkat -geçici- bir hastalıkla daimî pek çok hastalıklardan kurtuluyorsun.

Eğer günahları düşünmüyorsan,
yahut âhireti bilmiyorsan
veya Allah'ı tanımıyorsan,
sende öyle dehşetli bir hastalık var ki,

milyon defa sendeki bu küçük hastalıktan daha büyüktür; ondan feryad et.

Çünkü, bütün dünyanın mevcudatıyla kalbin, ruhun ve nefsin alâkadardır.

Mütemadiyen firak ve zeval ile o alâkalar kesilip,
sende hadsiz yaralar açılır.

Bahusus âhireti bilmediğin için, ölümü idam-ı ebedî tahayyül ettiğinden,
adeta,
güya yara bere içinde, dünya kadar hastalıklı bir vücudun var.

İşte en evvel, hadsiz yaralı ve hastalıklı bu büyük mânevî vücudun hadsiz hastalıklarına katî ilâç ve katî şifa verici bir tiryak olan

İmân ilâcını aramak ve itikadını düzeltmek gerektir ki,

o ilâcı bulmakta en kısa yol,
bu maddî hastalığın yırttığı gaflet perdesinin altında

sana gösterdiği aczin ve zaafın penceresiyle,
bir Kadîr-i Zülcelâlin kudretini ve rahmetini tanımaktır.

Evet, Allah'ı tanımayanın, dünya dolusu belâ başında vardır.
Allah'ı tanıyanın dünyası nurla ve mânevî sürurla doludur;
derecesine göre, İmân kuvvetiyle hisseder.
Bu imandan gelen mânevî sürur ve şifa ve lezzet altında,
cüz'î maddî hastalıkların elemi erir, ezilir.
eski 25.03.2008, 19:47 leys isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #15
leys isimli üye'ye teşekkür eden 4 üye:
Super Moderator
(Konuyu Başlatan)
 
leys - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 1.317


3 Albümü var
Yarışma Puanı: 310
Teşekkür etti: 2.958
Teşekkür aldı: 1.098 konuda 4.029 kere
leys - MSN üzeri Mesaj gönder
DOKUZUNCUDEVÂ

Ey Hâlıkını tanıyan hasta!

Hastalıklardaki elem ve tevahhuş ve korkmak ise,

hastalık bazen ölüme vesile olduğu cihetindendir.

Ölüm, nazar-ı gaflet ve zâhirî cihetinde dehşetli olduğundan, ona vesile olabilen hastalıklar korkutuyor, telâş veriyor.

Evvelâ bil ve katî İmân et ki, ecel mukadderdir -miktarı ve kıymeti biçilmiş olan-, tagayyür etmez -başkalaşmaz-.
Çok ağır hastaların başında ağlayanlar ve sıhhatleri yerinde olanlar ölmüşler, o ağır hastalar şifa bulup yaşamışlar.

Saniyen: Ölüm, sureten göründüğü gibi dehşetli değil.
Çok risalelerde gayet katî, şeksiz, şüphesiz bir surette,
Kur'ân-ı Hakîmin verdiği nurla ispat etmişiz ki,

ehl-i İmân için ölüm, vazife-i hayat külfetinden bir terhistir.

- Hem dünya meydanındaki imtihanda, talim ve talimat olan ubudiyetten
-kulluktan- bir paydostur.

- Hem öteki âleme gitmiş yüzde doksan dokuz ahbap ve akrabasına kavuşmak için bir vesiledir.

- Hem hakikî vatanına ve ebedî makam-ı saadetine girmeye bir vasıtadır.

- Hem zindan-ı dünyadan, bostan-ı cinâna-cennet bahçelerine- bir davettir.

- Hem Hâlık-ı Rahîminin fazlından, kendi hizmetine mukabil ahz-ı ücret-ücret alma-etmeye bir nöbettir.

Madem ölümün mahiyeti hakikat noktasında budur;
ona dehşetli bakmak değil, bilâkis rahmet ve saadetin bir mukaddemesi nazarıyla bakmak gerektir.

Hem ehlullahın bir kısmının ölümden korkmaları, ölümün dehşetinden değildir. Belki daha fazla hayır kazanacağım diye, vazife-i hayatın idamesinden kazanacakları hayrat içindir.

Evet, ehl-i İmân için ölüm rahmet kapısıdır, ehl-i dalâlet için zulümat-ı ebediye kuyusudur.
eski 29.03.2008, 18:38 leys isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #16
leys isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
Cevapla



Yer imleri
Seçenekler




Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 14:07 .