Üye Albümlerinden |
Üye albümlerinden en son eklenen resimler:
bir lahza isimli üyenin,
gül bahçesine girenler... Albümünden
bir lahza isimli üyenin,
gül bahçesine girenler... Albümünden
bir lahza isimli üyenin,
gül bahçesine girenler... Albümünden
bir lahza isimli üyenin,
gül bahçesine girenler... Albümünden
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
|
|
|
 |
|
|
TECRÜBELİ ÜYE
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 971
Yarışma Puanı: 310
Teşekkür etti: 2.131
Teşekkür aldı: 757 konuda 2.607 kere
|
Hastalar Risalesi
"O kimseler ki, başlarına bir musibet geldiğinde 'Biz Allah'ın kullarıyız; dönüşümüz de ancak Onadır' derler." Bakara Sûresi: 2:156.
"Beni yediren ve içiren Odur. Hastalandığımda bana şifa veren de Odur." Şuarâ Sûresi: 26:79-80.
BİRİNCİ DEVÂ
Ey biçare hasta! Merak etme, sabret. Senin hastalığın sana dert değil, belki bir nevi dermandır.
Çünkü ömür bir sermayedir, gidiyor. Meyvesi bulunmazsa zayi olur.
Hem rahat ve gafletle olsa, pek çabuk gidiyor.
Hastalık, senin o sermayeni büyük kârlarla meyvedar ediyor.
Hem ömrün çabuk geçmesine meydan vermiyor, tutuyor, uzun ediyor-tâ meyveleri verdikten sonra bırakıp gitsin.
İşte, ömrün hastalıkla uzun olmasına işareten bu darbımesel dillerde destandır ki, "Musibet zamanı çok uzundur; safâ zamanı pek kısa oluyor."
|

15.03.2008, 16:11
|
|
leys isimli üye'ye teşekkür eden 8 üye:
|
|
|
TECRÜBELİ ÜYE
(Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 971
Yarışma Puanı: 310
Teşekkür etti: 2.131
Teşekkür aldı: 757 konuda 2.607 kere
|
İKİNCİ DEVÂ
Ey sabırsız hasta! Sabret, belki şükret. Senin bu hastalığın, ömür dakikalarını birer saat ibadet hükmüne getirebilir.
Çünkü ibadet iki kısımdır.
Biri müsbet ibadettir ki, namaz, niyaz gibi malûm ibadetlerdir.
Diğeri menfi ibadetlerdir ki, hastalıklar, musibetler vasıtasıyla musibetzede aczini, zaafını hisseder, Hâlık-ı Rahîmine iltica eder, yalvarır.
Hâlis, riyâsız, mânevî bir ibadete mazhar olur.
Evet, hastalıkla geçen bir ömür, Allah'tan şekvâ etmemek şartıyla, mü'min için ibadet sayıldığına rivâyât-ı sahiha vardır.
Hattâ bazı sâbir ve şâkir hastaların bir dakikalık hastalığı, bir saat ibadet hükmüne geçtiği
ve bazı kâmillerin bir dakikası bir gün ibadet hükmüne geçtiği, rivâyât-ı sahiha ve keşfiyat-ı sadıka ile sabittir.
Senin bir dakika ömrünü bin dakika hükmüne getirip, sana uzun ömrü kazandıran hastalıktan teşekkî -şikayet- değil, teşekkür et.
|

15.03.2008, 16:16
|
|
leys isimli üye'ye teşekkür eden 9 üye:
|
|
|
TECRÜBELİ ÜYE
(Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 971
Yarışma Puanı: 310
Teşekkür etti: 2.131
Teşekkür aldı: 757 konuda 2.607 kere
|
ÜÇÜNCÜ DEVÂ
Ey tahammülsüz hasta!
İnsan bu dünyaya keyif sürmek ve lezzet almak için gelmediğine,
mütemadiyen gelenlerin gitmesi ve gençlerin ihtiyarlaşması
ve mütemadiyen zeval ve firakta yuvarlanması şahittir.
Hem insan, zîhayatın -hayat sahiplerinin- en mükemmeli, en yükseği ve cihazatça en zengini, belki zîhayatların sultanı hükmünde iken,
geçmiş lezzetleri ve gelecek belâları düşünmek vasıtasıyla,
hayvana nispeten en ednâ bir derecede,
ancak kederli, meşakkatli bir hayat geçiriyor.
Demek insan bu dünyaya yalnız güzel yaşamak için ve rahatla ve safâ ile ömür geçirmek için gelmemiştir. Belki azîm bir sermaye elinde bulunan insan, burada ticaret ile, ebedî, daimî bir hayatın saadetine çalışmak için gelmiştir. Onun eline verilen sermaye de ömürdür.
Eğer hastalık olmazsa, sıhhat ve âfiyet gaflet verir, dünyayı hoş gösterir, âhireti unutturur.
Kabri ve ölümü hatırına getirmek istemiyor.
Sermaye-i ömrünü bâd-ı hava boş yere sarf ettiriyor.
Hastalık ise, birden gözünü açtırır. Vücuduna ve cesedine der ki:
"Lâyemut değilsin, başıboş değilsin, bir vazifen var. Gururu bırak, seni Yaratanı düşün, kabre gideceğini bil, öyle hazırlan."
İşte hastalık bu nokta-i nazardan hiç aldatmaz bir nâsih -nasihat edici- ve ikaz edici bir mürşiddir.
Ondan şekvâ değil, belki bu cihette ona teşekkür etmek, eğer fazla ağır gelse sabır istemek gerektir.
|

15.03.2008, 16:20
|
|
leys isimli üye'ye teşekkür eden 7 üye:
|
|
|
TECRÜBELİ ÜYE
(Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 971
Yarışma Puanı: 310
Teşekkür etti: 2.131
Teşekkür aldı: 757 konuda 2.607 kere
|
DÖRDÜNCÜ DEVÂ
Ey şekvâcı hasta! Senin hakkın şekvâ değil, şükürdür, sabırdır. Çünkü senin vücudun ve âzâ ve cihazatın, senin mülkün değildir.
Sen onları yapmamışsın, başka tezgâhlardan satın almamışsın.
Demek başkasının mülküdür.
Onların mâliki, mülkünde istediği gibi tasarruf eder.
meselâ gayet zengin, gayet mâhir bir san'atkâr, güzel san'atını, kıymettar servetini göstermek için, miskin bir adama modellik vazifesini gördürmek maksadıyla, bir ücrete mukabil, bir saatçik zamanda, murassâ -kıymetli taşlarla ve sırmalarla süslü- ve gayet san'atlı diktiği bir gömleği, bir hulleyi
o fakire giydirir. Onun üstünde işler ve vaziyetler verir.
Harika envâ-ı san'atını göstermek için keser, değiştirir, uzaltır, kısaltır.
Acaba şu ücretli miskin adam, o zâta dese:
"Bana zahmet veriyorsun, eğilip kalkmakla verdiğin vaziyetten bana sıkıntı veriyorsun. Beni güzelleştiren bu gömleği kesip kısaltmakla güzelliğimi bozuyorsun" demeye hak kazanabilir mi?
"Merhametsizlik, insafsızlık ettin" diyebilir mi?
İşte, aynen bu misal gibi, Sâni-i Zülcelâl sana, ey hasta, göz, kulak, akıl, kalb gibi nuranî duygularla murassâ olarak giydirdiği cisim gömleğini,
Esmâ-i Hüsnâsının nakışlarını göstermek için,
çok hâlât içinde seni çevirir ve çok vaziyetlerde seni değiştirir.
Sen açlıkla onun Rezzâk ismini tanıdığın gibi, Şâfî ismini de hastalığında bil.
Elemler, musibetler bir kısım esmâsının ahkâmını gösterdikleri için,
onlarda hikmetten lem'alar ve rahmetten şuâlar ve o şuâât içinde çok güzellikler bulunuyor.
Eğer perde açılsa, tevahhuş -korktuğun- ve nefret ettiğin hastalık perdesi arkasında sevimli, güzel mânâları bulursun.
|

20.03.2008, 12:36
|
|
leys isimli üye'ye teşekkür eden 4 üye:
|
|
|
ONURSAL ÜYE
Üyelik tarihi: 25.09.2007
Nerden: istanbul
Mesajlar: 1.616
Yarışma Puanı: 1110
Teşekkür etti: 8.068
Teşekkür aldı: 1.465 konuda 5.282 kere
|
Şimdi aklıma ne geldi..
Çok eskiden,ben daha böbreğimin birini kaybetmeden,bedenimdeki şikayetleri en yakınım olan kayın valideme dillendirirdim...
Bana bu tarz tavsiyeler ederdi Allah razı olsun!
Bense onca iş ve çocuklarla yetebilmek için bedenimi adeta sürüklerdim.
Bu manevi öğretilerin yanına " Hastalıklarınızın şifasını arayın"
"Ey.....hanım duana katran kat"
Tavsiyelerinide eklersek,birileri eksik bilgilenmemiş olur
Ne dersiniz?
|

20.03.2008, 15:24
|
|
dilerim isimli üye'ye teşekkür eden 6 üye:
|
|
|
TECRÜBELİ ÜYE
(Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 971
Yarışma Puanı: 310
Teşekkür etti: 2.131
Teşekkür aldı: 757 konuda 2.607 kere
|
devamı var 
|

21.03.2008, 13:08
|
|
leys isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
|
|
|
TECRÜBELİ ÜYE
(Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 971
Yarışma Puanı: 310
Teşekkür etti: 2.131
Teşekkür aldı: 757 konuda 2.607 kere
|
BEŞİNCİ DEVÂ
Ey maraza müptelâ hasta!
Bu zamanda tecrübemle kanaatim gelmiştir ki,
hastalık bazılara bir ihsan-ı İlâhîdir, bir hediye-i Rahmânîdir.
Bu sekiz dokuz senedir, liyakatsiz olduğum halde,
bazı genç zatlar hastalık münasebetiyle dua için benimle görüştüler.
Dikkat ettim ki:
Hangi hastalıklı genci gördüm; sair gençlere nispeten âhiretini düşünmeye başlıyor. Gençlik sarhoşluğu yok.
Gaflet içindeki hayvânî hevesattan bir derece kendini kurtarıyor.
Ben de bakıyordum, onların tahammül dahilindeki hastalıklarını bir ihsan-ı İlâhî olduğunu ihtar ederdim. Derdim ki:
"Kardeşim, senin bu hastalığının aleyhinde değilim. Hastalık için sana karşı bir şefkat hissedip acımıyorum ki, dua edeyim. Hastalık seni tam uyandırıncaya kadar sabra çalış. Ve hastalık vazifesini bitirdikten sonra, Hâlık-ı Rahîm inşaallah sana şifa verir."
Hem derdim:
"Senin bir kısım emsalin sıhhat belâsıyla gaflete düşüp, namazı terk edip,
kabri düşünmeyip,
Allah'ı unutup,
bir saatlik hayat-ı dünyeviyenin zâhirî keyfiyle hadsiz bir hayat-ı ebediyesini sarsar, zedeler, belki de harap eder.
Sen hastalık gözüyle, herhalde gideceğin bir menzilin olan kabrini ve daha arkasında uhrevî menzilleri görürsün
ve onlara göre davranıyorsun.
Demek senin için hastalık bir sıhhattir; bir kısım emsalindeki sıhhat bir hastalıktır."
|

21.03.2008, 13:14
|
|
leys isimli üye'ye teşekkür eden 5 üye:
|
|
|
....
Üyelik tarihi: 07.02.2008
Mesajlar: 55
Teşekkür etti: 350
Teşekkür aldı: 46 konuda 165 kere
|
Allah razı olsun.
|

21.03.2008, 14:01
|
|
HAKKINYOLUNDA isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
|
|
|
Şeref Üyesi
Üyelik tarihi: 10.12.2007
Mesajlar: 430
Yarışma Puanı: 140
Teşekkür etti: 7.047
Teşekkür aldı: 401 konuda 1.547 kere
|
Allah razı olsun kardeşim.Yine içimi yüreğimi aydınlattın.
__________________
Taş yeşermez, geçmiş olsada nevbahar
Toprak olda bak, nasıl güller açar
Taş gibi idin çok gönül kırdın! Yeter!
Toprak ol, üstünde hoş güller biter.
Hz. Mevlana
|

21.03.2008, 14:21
|
|
nurgül isimli üye'ye teşekkür edenler
|
|
|
ONURSAL ÜYE
Üyelik tarihi: 25.09.2007
Nerden: istanbul
Mesajlar: 1.616
Yarışma Puanı: 1110
Teşekkür etti: 8.068
Teşekkür aldı: 1.465 konuda 5.282 kere
|
Demek senin için hastalık bir sıhhattir; bir kısım emsalindeki sıhhat bir hastalıktır."
İnşallah
|

21.03.2008, 16:38
|
|
dilerim isimli üye'ye teşekkür edenler
|
|
 |
|
Yetkileriniz
|
Es ist Ihnen nicht erlaubt, neue Themen zu verfassen.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, auf Beiträge zu antworten.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, Anhänge hochzuladen.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, Ihre Beiträge zu bearbeiten.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
|