Bayrak
2 Recep 1429
05 Temmuz 2008, Cumartesi
2 Recep 1429
05 Temmuz 2008, Cumartesi
Ayet
Şüphesiz Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısına göre ayların sayısı on ikidir.Bunlardan dördü haram aylardır.İşte bu, Allah’ın dosdoğru kanunudur.Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin.
Tevbe-36
hadis
Recebin 1.gününde oruç tutmak üç senelik, 2.günü oruçlu olmak iki senelik ve yine 3.günü oruçlu bulunmak bir senelik küçük günahlara kefaret olur. Bunlardan sonra her günü bir aylık küçük günahların af ve mağfiretine vesile olur.
Camiu-s sağir

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Online Üye

Şuan Forumda: 58 (11 Kayıtlı ve 47 Misafir) bulunmaktadır.

Online  Almula, DeRCan, lale, muhakematçı, okyanus, tere, tÜrkÜ, ŞüHeDa izdüşüm, root


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye
eee



Hak-dilaram » DİNİ KONULAR » RİSALE-İ NUR » hayat mertebeleri-1. mektup


Cevapla
 
Seçenekler
Super Moderator
 
leys - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 1.317


3 Albümü var
Yarışma Puanı: 310
Teşekkür etti: 2.958
Teşekkür aldı: 1.097 konuda 4.028 kere
leys - MSN üzeri Mesaj gönder
hayat mertebeleri-1. mektup

Birinci Sual:

Hazret-i Hızır Aleyhisselâm hayatta mıdır? Hayatta ise, niçin bazı mühim ulema hayatını kabul etmiyorlar?

Elcevap:

Hayattadır. Fakat merâtib-i hayat beştir. O, ikinci mertebededir. Bu sebepten, bazı ulema hayatında şüphe etmişler.

Birinci tabaka-i hayat: Bizim hayatımızdır ki, çok kayıtlarla mukayyettir.

İkinci tabaka-i hayat: Hazret-i Hızır ve İlyas Aleyhimesselâmın hayatlarıdır ki, bir derece serbesttir.

Yani, bir vakitte pek çok yerlerde bulunabilirler.
Bizim gibi beşeriyet levazımatıyla daimî mukayyet -kayıtlı- değillerdir.
Bazen, istedikleri vakit bizim gibi yerler, içerler; fakat bizim gibi mecbur değillerdir.

Tevatür derecesinde, ehl-i şuhud ve keşif olan evliyanın Hazret-i Hızır ile maceraları, bu tabaka-i hayatı tenvir -nurlandırır- ve ispat eder.

Hattâ makamat-ı velâyette bir makam vardır ki, "makam-ı Hızır" tabir edilir.
O makama gelen bir velî, Hızır'dan ders alır ve Hızır ile görüşür.

Fakat Bazen o makam sahibi, yanlış olarak ayn-ı Hızır telâkki olunur.


Üçüncü tabaka-i hayat: (?)Hazret-i İdris ve İsâ Aleyhimesselâmın tabaka-i hayatlarıdır ki,
beşeriyet levazımatından tecerrüdle,
melek hayatı gibi bir hayata girerek nuranî bir letâfet kesb eder.
Âdetâ beden-i misalî letâfetinde ve cesed-i necmî -parlak, şeffaf ceset- nuraniyetinde olan cism-i dünyevîleriyle semâvatta bulunurlar.

"Âhirzamanda Hazret-i İsâ Aleyhisselâm gelecek, şeriat-i Muhammediye (a.s.m.) ile amel edecek" meâlindeki hadisin sırrı şudur ki:

Âhirzamanda, felsefe-i tabiiyenin verdiği
cereyan-ı küfrîye ve inkâr-ı ulûhiyete karşı,
İsevîlik dini tasaffi ederek -temizlenerek-ve hurafattan tecerrüd edip -sıyrılıp- İslâmiyete inkılâp edeceği bir sırada,
nasıl ki İsevîlik şahs-ı mânevîsi, vahy-i semâvî kılıcıyla o müthiş dinsizliğin şahs-ı mânevîsini öldürür.
Öyle de, Hazret-i İsâ Aleyhisselâm, İsevîlik şahs-ı mânevîsini temsil ederek, dinsizliğin şahs-ı mânevîsini temsil eden Deccalı öldürür; yani, inkâr-ı ulûhiyet fikrini öldürecek.

Dördüncü tabaka-i hayat: Şüheda hayatıdır.
Nass-ı Kur'ân'la, şühedanın, ehl-i kuburun fevkinde bir tabaka-i hayatları vardır.
Evet, şüheda, hayat-ı dünyevîlerini tarik-i hakta -hak yolda-feda ettikleri için,
Cenâb-ı Hak, kemâl-i kereminden, onlara hayat-ı dünyeviyeye benzer,
fakat kedersiz, zahmetsiz bir hayatı âlem-i berzahta onlara ihsan eder. Onlar kendilerini ölmüş bilmiyorlar.
Yalnız kendilerinin daha iyi bir âleme gittiklerini biliyorlar,
kemâl-i saadetle mütelezziz oluyorlar,
ölümdeki firak acılığını hissetmiyorlar.

Ehl-i kuburun çendan -gerçi- ruhları bâkidir; fakat kendilerini ölmüş biliyorlar.
Berzahta aldıkları lezzet ve saadet, şühedanın lezzetine yetişmez.

Nasıl ki, iki adam bir rüyada cennet gibi bir güzel saraya girerler.
Birisi rüyada olduğunu bilir; aldığı keyif ve lezzet pek noksandır.
"Ben uyansam şu lezzet kaçacak" diye düşünür.

Diğeri rüyada olduğunu bilmiyor; hakikî lezzet ile hakikî saadete mazhar olur.

İşte, âlem-i berzahtaki emvat -ölüler- ve şühedanın hayat-ı berzahiyeden
-kabir hayatından-istifadeleri öyle farklıdır.
Hadsiz vakıatla ve rivayatla, şühedanın bu tarz-ı hayata mazhariyetleri ve kendilerini sağ bildikleri sabit ve katîdir.

Hattâ, Seyyidü'ş-Şüheda -Şehidlerin Efendisi- olan Hazret-i Hamza Radıyallahu Anh, mükerrer vakıatla, kendine iltica eden -sığınan-adamları muhafaza etmesi
ve dünyevî işlerini görmesi ve gördürmesi gibi çok vakıatla,
bu tabaka-i hayat tenvir ve ispat edilmiş.

Hattâ, ben kendim, Ubeyd isminde bir yeğenim ve talebem vardı.
Benim yanımda ve benim yerime şehid olduktan sonra, üç aylık mesafede esarette bulunduğum zaman,
mahall-i defnini bilmediğim halde,
bence bir rüya-yı sadıkada,
tahte'l-arz-yerin altında- bir menzil suretindeki kabrine girmişim.
Onu şüheda tabaka-i hayatında gördüm.
O beni ölmüş biliyormuş; benim için çok ağladığını söyledi.
Kendisini hayatta biliyor.
Fakat Rus'un istilâsından çekindiği için, yeraltında kendine güzel bir menzil yapmış.
İşte bu cüz'î rüya, bazı şerâit ve emâratla, geçen hakikate bana şuhud derecesinde bir kanaat vermiştir.

Beşinci tabaka-i hayat: Ehl-i kuburun hayat-ı ruhanîleridir.

Evet, mevt, tebdil-i mekândır, ıtlak-ı ruhtur -ruhun serbest bırakılması-, vazifeden terhistir;
idam ve adem -yokluk- ve fenâ değildir.
Hadsiz vakıatla ervâh-ı evliyanın temessülleri -cisimleşmeleri-
ve ehl-i keşfe tezahürleri
ve sair ehl-i kuburun yakazaten -uyanıkken- ve menâmen -uyku halinde-bizlerle münasebetleri
ve vakıa mutabık olarak bizlere ihbaratları gibi çok delâil -deliller-,
o tabaka-i hayatı tenvir ve ispat eder.
eski 15.03.2008, 21:41 leys isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #1
leys isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
Super Moderator
(Konuyu Başlatan)
 
leys - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 1.317


3 Albümü var
Yarışma Puanı: 310
Teşekkür etti: 2.958
Teşekkür aldı: 1.097 konuda 4.028 kere
leys - MSN üzeri Mesaj gönder
Cehennem Ve Cennetin İdris Aleyhisselâma Gösterilişi:

Hz.Ümmü Seleme'nin, bildirdiğine göre:

İdris Aleyhisselâm, Ölüm Meleğinin dostu idi. O'ndan, Cennet'i ve Cehennem'i, kendisine göstermesini istedi.

O da, onu, yükseltti.

İdris Aleyhisselâm, Cehennem'i görünce, ondan korktu. Az kalsın bayılacaktı.

Ölüm Meleği, onun üzerine kanadını gerip:

"Gördün onu, değil mi?" dedi.

İdris Aleyhisselâm:

"Evet! Bu güne kadar, onu, hiç görmemiştim!" dedi.

Ölüm Meleği, Cennet'i görünceye kadar onu götürüp Cennet'e girdi ve jdris Aleyhisselâma:

"Cennet'i de, gördün değil mi?" dedi. İdris Aleyhisselâm:

"Evet! Vallahi, burası, Cennet'tir!" dedi.

Ölüm Meleği:

"Haydi, gördüğüne git!" dedi.

idris Aleyhisselâm:

"Nereye gideyim?" diye sordu.

Ölüm Meleği:

"Nerede olmak istersen, oraya git!" dedi.

İdris Aleyhisselâm:

"Hayır! Vallahi, ben, oraya girdikten sonra, çıkmam!" dedi.

Ölüm Meleğine:

"Sen, onu, oraya koyma!

oraya girince, hiç kimse için, bir daha oradan çıkmak yoktur!"
denildi.

Deylemî-Firdevs c.1,s.224-225
eski 15.03.2008, 21:46 leys isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #2
leys isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
Cevapla



Yer imleri
Seçenekler




Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 13:36 .