Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.
Hucurat-12
Kim ki yanında Müslüman kardeşinin gıybeti yapıldığı halde, gücü yeterken ona yardım etmezse, Allah onu dünya ve ahirette zelil kılar.
Camiu’s-Sağîr
GİrİŞ Yap
Online Üye
Şuan Forumda: 66 (17 Kayıtlı ve 49 Misafir) bulunmaktadır.
Admin ::
S.Mod ::
Mod ::
Yazarlar ::
İmtiyazlı Üye
âyetinin bir sırr-ı mühimmini ve bir hakikat-ı azîmesini beyan ederek; herbir insan, bu dünyada, Hazret-i Yunus Aleyhisselâm'ın bulunduğu vaziyette -fakat büyük mikyasta- olduğunu beyan eder. Hazret-i Yunus Aleyhisselâm'a "hût, deniz, gece" ne ise; her insan için nefsi, dünyası, istikbali de odur.
İKİNCİ LEM'A
Hazret-i Eyyüb Aleyhisselâm'ın münacat-ı meşhuresini beyan eder.
âyetinin mühim bir sırrını ve azîm bir hakikatını "Beş Nükte" ile tefsir edip, bütün musîbetzedelere mânevî bir tiryak ve gâyet nâfi' bir ilâç hükmünde bir Risaledir. Bu Risale, maddî musîbetleri, ehl-i îman için musîbetlikten çıkarıyor. Asıl ehemmiyetli musîbet, kalbe ve ruha gelen dalâlet musîbetleri olduğunu beyan ettiği gibi; musîbetzedelerin ömür dakikaları ehl-i sabır ve şükür hakkında ibadet saatleri hükmüne geçip şekva kapısını kapar, daima şükür kapısını açar bir Risaledir.
olan meşhur iki cümlenin ifade ettikleri iki hakikat-ı mühimme ile tefsir ediyor. Beka için halkedilen ve bekaya âşık olan ruh-u insanî, Bâki-i Zülcelâl'e karşı münasebet-i hakikiyesini bilse, fâni ömrünü bâki bir ömre tebdil eder. Saniyeleri seneler hükmüne geçtiğini ve Bâki-i Zülcelâl'i tanımayan ruh-u insanın seneleri, saniyeler hükmünde olduğunu beyan edip isbat eden kıymetdar bir Risaledir. Fenayı fena gören ve bekayı merak edenler, bu Risaleyi merakla okumalı.
Minhac-üs Sünne namında gâyet mühim bir Risaledir. Ehl-i Şîa ve Ehl-i Sünnet mabeyninde en mühim bir mes'ele-i ihtilâfiye olan mes'ele-i imameti gâyet vâzıh ve kat'î bir surette hall ve fasleder.
âyât-ı azîmenin çok hakaik-i azîmesinden iki büyük hakikatını "Dört Nükte" ile tefsir ediyor. Bu Risale, Ehl-i Sünnet ve Cemaata, hem Alevîlere gâyet kıymetdar ve menfaatdardır; hakikaten Mihnac-üs Sünne'dir. Sünnet-i Seniyyenin yolunu, o mes'elede tam beyan eder.
âyetinin mühim bir nükte-i i'caziyesini, Sure-i Feth'in âhirindeki âyetin aynı ihbar-ı gaybîsi nev'inden, gaybî ihbarlarına işaret eder. Hâtimesinde, Kur'an-ı Hakîm'in tevâfukat cihetinde i'cazî nüktelerinden gâyet parlak bir nükte-i i'caziyesini beyan edip; Kur'an Fatiha'da, Fatiha Besmele'de, Besmele Elif Lâm Mim'de bir cihette dercedildiğini beyan ediyor. Hem en münteşir ve mütedavil derkenar Mushaflarda Lafzullah'ın tevâfukat-ı lâtife-i i'caziyesinden birisi şudur ki: Sahifenin âhirki satırının yukarı kısmında bütün Kur'anda seksen ve aşağı kısmında yine Lafza-i Celal birbiri üstünde seksen olup tevâfuk ederek gelmesi ve sahifeler arkasında tam muvafakatla birbirini göstermesi, âdeta seksen adedden bir tek Lafza-i Celal tezahür etmesi.. hem âhirki satırın tam ortasında ellibeş ve başında yirmibeş, beraber yine seksen ederek; bu seksen, o iki seksene seksenlikte tevâfuk ettikleri gibi, iki yüz kırk tevâfukat-ı lâtife yalnız sahifenin âhirki satırlarında bulunması gösteriyor ki; Kur'an-ı Azîmüşşan'ın hem âyâtı, hem kelimatı, hem hurufatı herbiri, ayrı ayrı medâr-ı i'caz oldukları gibi, kelimatın nakışları ve hatları dahi ayrı bir şu'le-i i'caza mazhar olduğunu beyan eder.
SEKİZİNCİ LEM'A Başka bir mecmûada neşredildiğinden buraya dercedilmedi.
DOKUZUNCU LEM'A Başka bir mecmûada neşredildiğinden buraya dercedilmedi.
âyetinin bir sırrını, hizmet-i Kur'aniyede arkadaşlarımın beşeriyet muktezası olarak sehiv ve hatalarının neticesinde yedikleri şefkat tokatlarını beyan etmekle tefsir ediyor. Evet bu Risale, iki kısım olarak yazılmış. Birinci kısımda; has ve sadık Kur'an hizmetkârlarının sehiv ve hataları neticesinde yedikleri tenbihkârane şefkat tokatları.. ikinci kısımda; zâhirî dost ve kalbi muarız olanların bilerek verdikleri zarara mukabil, zecirkârane yedikleri tokatlarından bahsedilecekti. Fakat lüzumsuz bazıların hatırlarını rencide etmemek için, yüzer hâdisattan birinci kısmın yalnız onbeş adedinden bahsedildi. İkinci Kısım şimdilik yazılmadı. Tokat yiyen, kendi imza ve tasdiki tahtında, kabul ederek yazmıştır. Ben beş tokat yedim, yazdım. Nefsim gibi telakki ettiğim Abdülmecid ile Hulusi'ye vekaleten yazdım. Ötekilerin bir kısmı kendileri yazdılar; bir kısmı, hakkında yazılanı gördüler, kabul ettiler. Nümune nev'inden olarak onlarla iktifa ettik. Yoksa hâdisat çoktur. Bununla kat'iyyen kanaatımız gelmiştir ki; bu hizmetimizde başıboş değiliz. Mühim bir nazar altındayız ve dikkatli bir inayet nazarındayız ve kuvvetli hıfz ve himayet tahtındayız. O Risalenin âhirinde, اَلظُّلْمُلاَيَدُومُوَالْكُفْرُيَدُومُ sırrına dair mühim bir hakikat beyan edilerek, hizmetimize zulüm nev'inden ilişen mülhidler, bu dünyada tokadını yiyecekler ve kısmen yediklerini; ve zındıka ve dalâlet hesabına ilişenler çabuk tokat yemeyip te'hir edildiğinin sebeb ve hikmetini beyan ediyor.
âyetinin bir hakikatını tefsir ediyor. YEDİNCİ NÜKTE: Sünnet-i Seniyyenin herbir mes'elesi altında bir edeb bulunduğunu beyan eder. "Allâm-ül Guyub'a karşı edeb ve hicab nasıl olabilir ve ne demektir?" sualine karşı, güzel bir cevapdır. SEKİZİNCİ NÜKTE: Sünnet-i Seniyyenin bir kısmı şefkat-i Ahmediyenin (A.S.M.) tereşşuhatı olduğu gibi, Zat-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm'ın nasıl bir maden-i şefkat olduğunu gösteriyor. DOKUZUNCU NÜKTE: Sünnet-i Seniyyenin herbir nev'ine tamamen bilfiil ittiba etmek, ehass-ı havassa mahsus olduğu halde; herkes niyeti ile ve kasd ile ve tarafdarane ve iltizamkârane ve takdirkârane talib olmakla, o ittiba-ı tâmmeden tam hissedar olabilir. Ehl-i tarîkatın ezkâr ve evrad ve meşrebleri, esasat-ı Sünnete muhâlefet etmemek şartıyla bid'ata dâhil olmadığını, olsa olsa bid'a-i hasene olduğunu beyan eder. ONUNCU NÜKTE:
Muhabbet-i İlahiyyeye ve o muhabbetin neticesinde Sünnet-i Seniyyenin ittibaına dair, üç nokta ile, gâyet merak-aver ve mühim ve güzel beyanat var. Hatta kitabın nakşında şu Onuncu Nükte'nin bir şua-ı kerametini, tevâfukla nazara gösteriyor. ONBİRİNCİ NÜKTE: Zat-ı Ahmediyenin Sünnet-i Seniyyesinin menbaı; hem akvali, hem ahvali, hem ef'ali olduğunu ve herbirisi hem farz, hem nevafil, hem âdât aksamına inkısam ettiğini ve Kur'anda وَاِنَّكَلَعَلَىخُلُقٍعَظِيمٍ sırrıyla, nev-i beşer içinde manen ve ruhen olduğu gibi, mizac-ı cismanîsinin cihetiyle dahi en mutedil noktasında ve kuva-yı cismaniye ve nefsiyede nokta-i itidalin vasatında ve kemalinde bulunan ferd-i ferîd, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm olduğunu isbat ediyor. Bu Risale dahi, başta denildiği gibi, bir tiryak-ı enfa' ve bir iksir-i azamdır.
__________________
Eğer Çekemezsen Gülün Nazını Ne Dikene Dokun Ne Gülü İncit,Sahrada Mecnun Değilsen,Ne Leyla`yı Çağır,Ne Çölü İncit..
âyetlerinin, ehl-i Fennin ve şimdiki Coğrafyacı ve Kozmoğrafyacıların medâr-ı tenkidleri olmuş iki hakikatını, "İki Nükte" ile tefsir ediyor. BİRİNCİ NÜKTE: Umum rızk doğrudan doğruya Kadîr-i Zülcelâl'in elinde olduğunu ve hazine-i Rahmetinden çıktığını beyan ederek, rızıksızlıktan ölmek olmadığını isbat eder. İKİNCİ NÜKTE: Küre-i Arz'ın, münkir Coğrafyacı feylesofların rağmına olarak, yedi vecihle yedi tabaka olduğunu ve semavat dahi, Kozmoğrafyacı feylesofların rağmına olarak, yedi vecihle yedi tabaka olduğunu isbat eder. Bu Risale, öyle geveze mülhidlere bir licamdır, yâni gemdir.
âyetinin mühim bir hikmetini ve اَعُوذُ بِاللّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ in en mühim bir sırrını "Onüç İşaret" ile tefsir ederek, onüç anahtarla قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ ın kal'a-i hasinine girmek için kapı açar, tahassüngâhı gösterir. BİRİNCİ İŞARET: "Şeytanların kâinatta îcad cihetinde hiç medhalleri olmadığı ve dalâletin müstekreh çirkinlikleri ehl-i dalâleti tenfir ettikleri halde ve Cenab-ı Hak Rahmet ve inayetiyle ehl-i hakka tarafdar olduğu ve hak ve hakikatın cazibedar güzellikleri, ehl-i hakkı müeyyid ve müşevvik bulunduğu halde; hizb-üş şeytanın çok defa hizbullaha galebe etmesinin hikmeti nedir?" diye suale karşı gâyet kat'î ve vâzıh bir cevapdır. İKİNCİ İŞARET: "Şerr-i mahz olan şeytanların îcadı ve ehl-i imânâ taslitleri ve onların yüzünden çok insanların küfre girip Cehenneme girmelerine, Cemil-i Alelıtlak ve Rahîm-i Mutlak ve Rahmân-ı Bilhakk'ın Rahmet ve cemali, bu hadsiz çirkinliğin ve bu dehşetli musîbetin husulüne nasıl müsaade ediyor ve ne için cevaz gösteriyor?" diye sualine karşı gâyet kuvvetli ve mukni bir cevapdır. ÜÇÜNCÜ İŞARET: "Kur'an-ı Hakîm'de, ehl-i dalâlete karşı azîm şekvalar ve kesretli tahşidat ve çok şiddetli tehdidat; aklın zâhirine göre, adâletli ve münasebetli belâgatına ve üslûbundaki itidaline ve istikametine münasib düşmüyor? Âdeta âciz bir adama karşı orduları tahşid ediyor; ve müflis ve mülkte hissesiz âciz bir adama, kuvvetli bir şerik mevkii verir gibi ondan şekvalar etmenin sırrı ve hikmeti nedir?" diye sualine karşı, gâyet kat'î ve ehemmiyetli bir cevapdır.
DÖRDÜNCÜ İŞARET: Adem şerr-i mahz ve vücud hayr-ı mahz olduğundan; mehâsin ve kemalât vücuda ve şerler ve musîbetler ademe istinad ettiğini ve ondan neş'et ettiğini beyan ediyor. BEŞİNCİ İŞARET: Cenab-ı Hak Kütüb-ü Semaviyede beşere karşı Cennet gibi azîm bir mükâfatı ve Cehennem gibi dehşetli bir mücazatı göstermekle beraber, çok irşad ve mükerrer ikaz ve defaatla ihtar ve müteaddid tehdid ve teşvik ettiği halde, hizb-üş şeytanın çirkin ve mükâfatsız ve zaîf desiselerine karşı, ehl-i îmanın mağlub olmalarının sırrı nedir?" diye müdhiş suale karşı mukni bir cevapdır. ALTINCI İŞARET: Şeytanların en tehlikeli ve kesretli bir desisesi olan "tasavvur-u küfrî"yi "tasdik-i küfür" suretinde, "tasavvur-u dalâlet"i "tasdik-i dalâlet" tarzında göstermesiyle, hassas ve safi-kalb insanları tehlikelere atmasına mukabil, ilmî ve mantıkî ve hakikatlı bir cevapdır. YEDİNCİ İŞARET: Mu'tezile imamları, şerrin îcadını şer telakki ettikleri için, küfür ve dalâletin îcadını Allah'a vermeyip, güya onunla Allah'ı takdis ediyorlar. Mu'tezilenin bu mühim mes'elelerine ve Mecusîlerin hâlık-ı şerri ayrı telakki etmelerine karşı gâyet kuvvetli ve mantıkî bir cevap-ı müskit.. hem "Günah-ı kebireyi işleyen, mü'min kalamaz!" diyen Mu'tezile ve bir kısım Haricîlere karşı gâyet makbul ve mukni bir cevapdır. SEKİZİNCİ İŞARET: "Bazı Risalelerde kat'î delillerle isbat edilmiş ki; küfür ve dalâlet yolu o kadar müşkilâtlı ve suubetlidir ki, hiç kimse ona girmemek gerekti ve kabil-i sülûk değildir. İman ve hidayet yolu o kadar zâhir ve kolaydır ki, herkes ona girmeli idi, dediğiniz halde; bu Hikmet-ül İstiaze'de, dalâletli yolun kolay ve tahrib ve tecavüz olduğu için çoklar o yola sülûk ettiğini beyanın, birbirine muhalif oluyor, vech-i tevfiki nedir?" sualine karşı gâyet merak-aver ve mantıkî ve kat'î bir cevap olmakla beraber, "Dalâlette o kadar dehşetli bir elem ve korku var ki, kâfir değil hayatından lezzet alması, belki hiç yaşamaması lâzım gelirken, ehl-i îmandan ziyade kendini hayatta mes'ud görmesinin sırrı nedir?" diye sualine karşı gâyet güzel bir temsil ile tam kanaat getirir bir cevapdır. DOKUZUNCU İŞARET: "Hizbullah olan ehl-i hidayet, başta Enbiya ve onların başında Fahr-i Âlem Sallallahü Teâlâ Aleyhi Vesellem, o kadar inayat-ı İlahiyeye ve imdadat-ı Sübhaniyeye mazhar oldukları halde, neden hizb-üş şeytana karşı bazen mağlub olmuşlar. Hem Hâtem-ül Enbiya'nın güneş gibi parlak Nübüvveti ve Risaletinin komşuluğunda bulunan Medine münafıklarının dalâlette ısrarları ve hidayete girmemeleri ne içindir ve hikmeti nedir?" diye suale karşı herkesi alâkadar edecek güzel ve kuvvetli bir cevapdır. ONUNCU İŞARET: İblis'in kendini kendine tabî olanlara inkâr ettirmek suretindeki desise maskesini yırtarak, (İblis'in) pis ve mülevves yüzünü gösterip, vücudunu isbat eder. ONBİRİNCİ İŞARET: Ehl-i dalâletin şerrinden kâinat kızdıklarını ve anasır-ı külliye hiddet ettiklerini ve umum mevcudat manen galeyana geldiklerini, Kur'an-ı Hakîm mu'cizane ifade ettiğine dair merak-aver bir beyandır. ONİKİNCİ İŞARET: Dört sual ve cevapdır. "Mahdud bir hayatta mahdud günahlara mukabil hadsiz bir azab ve nihayetsiz bir Cehennem nasıl adâlet olur?" Hem "Şeriatta denilmiştir ki: Cehennem, ceza-yı ameldir; fakat Cennet, fazl-ı İlahî iledir. Bunun hikmeti nedir?" Hem "Seyyiat intişar ve tecavüz ettiğinden, bir seyyie bin yazılmak, hasene bir yazılmak lâzım gelirken; seyyienin bir, hasenenin on yazılmasının sırrı nedir?" Hem "Ehl-i dalâletin kazandıkları muvaffakıyet ve gösterdikleri kuvvet, ehl-i hidayette bir zaaf ve hakikatsızlık olduğundan mıdır?" diye dört suale gâyet kısa ve kuvvetli dört cevapdır. ONÜÇÜNCÜ İŞARET: "Üç Nokta"dır Birincisi: Şeytanın en büyük bir desisesi, hakaik-i îmaniyenin azameti cihetinde, dar kalbli ve kısa akıllı ve kasır fikirli insanları aldatmasına mukabil, tamamıyla şeytan-ı cinî ve insîyi de susturacak bir cevapdır. İkinci Nokta: Şeytan, kusurlu insana kusurunu itiraf etmemek ile istiğfar ve istiaze yolunu kapayıp, enaniyeti tahrik ederek, avukat gibi, nefsini müdafaa ettirir. Âdeta nefsini taksirattan takdis ettirmesine mukabil, herkesi ikna' edecek bir cevapdır. Kusurunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir kusur bulunduğunu ve kusurunu görmek, kusuru kusurluktan çıkarmak olduğunu beyan eder.
Üçüncü Nokta: İnsanın hayat-ı içtimaiyesini ifsad eden en mühim bir desise-i şeytaniye; "mü'minin bir tek seyyiesiyle hasenatını örtmek" ile o mü'mine karşı adavet ettirmeye mukabil, mizan-ı ekberde adâlet-i mutlaka-i İlahiyenin tecellisindeki düstur ile; herkese lüzumlu, hususan hadîd-ül mizac ve müşkil-pesend insanlara, kıymetdar ve haklı ve kuvvetli bir cevapdır. İşte şu Risale onüç işaret ile şeytan-ı insî ve cinînin onüç hücum yollarını kapadığı gibi; قُلْاَعُوذُبِرَبِّالنَّاسِ Sûresinin kal'a-i metininde tahassun etmek için onüç anahtar olup, onüç kapıyı ehl-i imânâ açar. Şu Hikmet-ül İstiaze Risalesi'nin iki mühim kardeşi var. Birisi Yirmidokuzuncu Mektub'un Altıncı Risalesi olan "Hücumat-ı Sitte", mühim bir kal'a olduğu gibi; ikinci bir kardeşi olan Yirmialtıncı Mektub'un(حُجَّةُالْقُرْآنِعَلَىالشَّيْطَانِوَحِزْبِهِ ) namındaki Risalesi dahi bir hısn-ı hasindir. Bu üç Risale birbiriyle münasebetdardır. Ve ehl-i imânâ bu zamanda çok lüzumlu olduğunu ihtar ediyorum. Fakat şu Risaleler tamamıyla Kur'ana sadık olanların ellerine verilebilir. Bid'a ve dalâlete tarafdar veya siyasetçiliğe mübtela olanların ellerine vermemek gerektir. Bilhassa "Hücumat-ı Sitte", içerisinde Eski Said'in şiddetli lisanı karıştığı için, en has ve en sadık kardeşlerime mahsustur. Şimdilik hakkı dinlemek ve kabul etmek istidadında olmayanlara gösterilmemesini tavsiye ediyorum. Hem de "İşarat-ı Seb'a", "Hücumat-ı Sitte" gibi şimdilik havassa mahsustur.
BİRİNCİ MAKAM: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'dan sorulmuş ki: "Arz ne üstünde duruyor?" Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş: عَلَىالثَّوْرِوَالْحُوتِ Yâni "Öküz ve balık üstünde duruyor." Şu Hadîse dair çok münakaşat vardır. Coğrafyacılar, hâşâ bu Hadîsi inkâr ediyorlar. İşte bu Hadîsin hakikî mânâsını üç vecihle, bu Risalenin Birinci Makamı öyle bir tarzda beyan ediyor ki; münkirlerin zerre mikdar insafı varsa ve Coğrafyacıların hakka karşı zerre mikdar iz'anları bulunsa, bu Hadîsi, bâhir bir mu'cize-i Ahmediye (A.S.M.) sayacaklardır. Çünki o üç cevap hem hakikî ve kat'î, hem manidardırlar.
İKİNCİ MAKAM
يِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ in en mühim beş-altı sırlarını tefsir ediyor. Ve يِسْمِاللَّهِالرَّحْمنِالرَّحِيمِ Kur'anın bir hülâsası ve bir fihristesi ve miftahı olduğunu gösterdiği gibi; Arştan ferşe kadar uzanmış bir hatt-ı kudsî-i nuranî olmakla beraber, saadet-i ebediye kapısını açan bir anahtar ve her mübarek şeye feyiz ve bereket veren bir menba-ı envar olduğunu beyan eder. Bu İkinci Makam, en birinci Risale olan "Birinci Söz"e bakar. Âdeta, Risale-i Nur eczaları bir daire hükmünde olup; müntehası ibtidasına يِسْمِاللَّهِالرَّحْمنِالرَّحِيمِ hatt-ı mübarekiyle ittihad ediyor. Ve bu makamda "Altı Sır" yerine otuz yazılacaktı. Şimdilik altı kaldı. Kısadır, fakat gâyet büyük hakaikı tazammun ediyor. Bunu dikkatle okuyan; يِسْمِاللَّهِالرَّحْمنِالرَّحِيمِ ne kadar kıymetdar bir hazine-i kudsiye olduğunu anlar.
__________________
Eğer Çekemezsen Gülün Nazını Ne Dikene Dokun Ne Gülü İncit,Sahrada Mecnun Değilsen,Ne Leyla`yı Çağır,Ne Çölü İncit..
Risale-i Nur Külliyatının Sözler, Mektubat ve Ondördüncü Lem'aya kadar olan kısmının fihristesidir. Her kısmın fihristesi, yâni Sözler kısmının fihristesi, Sözler Mecmûasında bulunduğundan, Mektubat ve Lem'aların da kendilerine ait fihristeleri o mecmûaların âhirlerine ilhak edildiğinden burada yazılmadı.
Mesail-i mühimmeden bazı mesail hakkında sorulan suallerin cevaplarını muhtevidir. Şöyle ki; en başta, merak-aver "Dört Sual"e cevapdır. BİRİNCİSİ: "Ehl-i Sünnet Ve Cemaat hakkında bir ferec ve bir fütuhat olacağı hakkında ehl-i keşfin verdiği haberlerin zuhur etmemesi nedendir?" diye sorulmasına mukabil, gâyet güzel bir cevapdır. İKİNCİSİ: "Risale-i Nur'un müellifi, kendisini şiddetli tazyikat altında tutan ehl-i dünyanın aleyhinde bulunması lâzım gelirken, onlara maddeten ilişmemesinin sebebi nedir?" sualine gâyet lâtif bir cevapdır. ÜÇÜNCÜSÜ: "İngiliz ve İtalyan gibi hükûmetlerin bu hükûmetle muharebe etmek istemelerine karşı, neden şiddetli bir surette harb aleyhinde bulunuyorsunuz? Halbuki bu gibi hâdiseler, milletin kuvve-i maneviyesinin menbaı olan hamiyet-i İslâmiyeyi tehyic etmekle, şeair-i İslâmiyenin ihyasına ve bid'aların ref'ine bir derece medâr olur." diye vaki sualine verilen pek letafetli bir cevapdır. DÖRDÜNCÜSÜ: "Neden elinizdeki nurlu Risaleleri herkese göstermemek için, arkadaşlarınıza ihtiyatı tavsiye ediyorsunuz? Ve neden halkları bu nurların feyizlerinden mahrum ediyorsunuz?" sualine verilen pek hoş, pek güzel bir cevapdır. Hâtime'sinde, Lihye-i Saadet hakkında sorulan bir suale karşı şübheleri izale eden gâyet mukni bir cevapdır. Daha sonra, eskiden beri mülhidlerin iliştikleri üç mes'eleye dair sorulan suallere verilen üç cevapdır. BİRİNCİ SUAL:
âyet-i kerimesinin meali olan: "Zülkarneyn, Güneşi hararetli ve çamurlu bir çeşme suyunda gurub ettiğini görmüş?" İKİNCİ SUAL: Sedd-i Zülkarneyn nerededir? Ve Ye'cüc ve Me'cüc kimlerdir? ÜÇÜNCÜ SUAL: Hazret-i İsa Aleyhisselâm, âhirzamanda gelip Deccal'ı öldüreceğine dair suallere o kadar ulvî cevaplar verilmiş ki; hem ehl-i îmanın îmanlarını takviye eder, hem belâgatıyla edibleri susturur, hem de mülhidleri ilzam ederek tokatlar. Nihayetinde, Mugayyebat-ı Hamse'den yalnız ikisi hakkında sorulan mühim bir suale ehemmiyetli bir cevapdır.
Zühre'den gelmiş "Onbeş Nota"dan ibarettir. BİRİNCİ NOTA: Nefs-i insaniyetin mübtela olduğu âfil ve nâfil şeylerin, etvar-ı âlem üzerinde hakikatlarını gösterip, kalbin rabıtasını kesip, yüzünü beka ve âhirete çevirir. İKİNCİ NOTA: Bir düstur-u Kur'anî olan tevazuu emir ve tekebbürden men'eder. ÜÇÜNCÜ NOTA: كُلُّآتٍقَرِيبٌ sırrıyla; mevtin hakikatını, güzel ve ayn-ı hakikat bir temsil ile açıp, uzun emelleri ve elemleri keser. Hayy u Kayyum u Bâki u Daim ve Biyedih-il Hayr'a her umûru teslim eder. DÖRDÜNCÜ NOTA: Muttarid bir kanun-u âdetullah olan mevsimlerin, asırların değişmesinde, ekser eşyanın aynen iade ve tazelenmesiyle, şecere-i kâinatın en mükemmel meyvesi olan insanın, mevsim-i haşr-i ekberde aynen iade edileceğini, kat'iyen isbat eder. BEŞİNCİ NOTA: Şu asr-ı felâket ve helâketin en büyük musîbeti olan ve dinsizliğe giden medeniyet-i sakîmenin iç yüzünü ve yüzündeki peçeyi ve cehennem-nümun mahiyetini, hüda-yı Kur'anî ile müvazene suretiyle açar, gösterir. Ehl-i îmanı ona temayülden şiddetli tenfir ettirip, sâri bir vebayı teşhis ile, eczahane-i Kur'aniyeden zemzem-i tiryakı içirir. ALTINCI NOTA: Nefis ve şeytanın en büyük hile ve desiselerinden olan; kâfirlerin çokluklarını ve onların bazı hakaik-i îmaniyenin inkârındaki ittifaklarını vesvese suretiyle göstererek, şübheleri ve dine karşı lâkaydlığı, ayn-ı hak ve hakikat bir temsil ile kökünden kesen ve Tuba-i Cennet olan îman ağacını yetiştiren mücerreb bir iksir-i nuranîdir. YEDİNCİ NOTA: Hayat-ı içtimaiye-i İslâmiyenin muzır bir mikrobu olan ve terakkiyat-ı ecnebiyede saadet zannedilen, zulümlü ve zulmetli ihtirasat-ı dünyevîye ehl-i îmanı sevkeden sahtekâr hamiyetfüruşları, Kur'anın elmas kılıncıyla öldürerek, irtidada yüz tutan veyahud mertebe-i fıska inen ehl-i îmanı, Kur'an-ı Hakîm'in hastahanesine alır, tedavi eder. SEKİZİNCİ NOTA: وَسِعَتْ رَحْمَتُهُ كُلَّ شَيْءٍ nin bir sırrını, وَ اِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ nin bir hakikatını, اِنمَّاَ اَمْرُهُ اِذَا اَرَادَ شَيْئًا اَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ nun bir düsturunu, فَسُبْحَانَ الَّذِى بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ nin bir nüktesini tefsir edip, kâinatta zerreden şemse kadar herşey bir vazife ile mükellef olup, bütün sa'y ve hareketleri kanun-u kader ile cereyan ettiğini; ve Cenab-ı Hak kemal-i kereminden, hizmet içinde mükâfat olarak bir lezzet dercettiğini isbat ve izah ile.. mevcudatın en mükemmeli ve zîhayatın reisi ve Arz'ın halifesi olan insan, tenbellik edip gaflete düşerse; cemadattan daha câmid, sinekten çekirgeden daha kansız olacağını ikaz ve inzar ile, insanları vazife-i fıtriyelerine sevkedip, uluhiyet-i mutlakayı isbat eder. DOKUZUNCU NOTA: Cenab-ı Hak kemal-i keremiyle, en büyük şeyi en küçük şeyde dercettiği cihetle; kâinattaki hayır ve kemalâtı, şecere-i kâinatın meyvesi ve çekirdeği olan, nev-i insanın hakikatını taşıyan Nebilerde gösterdiğini; ve Nebilere intisab eden, hayır ve kemalâta, nura ve sürura çıkacağı gibi, ubûdiyet cihetiyle de, bir zerre gibi küçük bir mahluk olan insanın, fihristiyet ve o intisab cihetiyle, ağzından çıkan "Allahu Ekber" sadası, Küre-i Arz'ın büyük bir "Allahu Ekber"i hükmüne geçtiğini, hakkalyakîn bir beyan ile, hakkın saadetini, îmanın hüsn-ü kemalini bilbedahe izhar edip.. dalâlet, şer, hasaret; dinin muhalifinde olduğunu kat'î isbat eder. ONUNCU NOTA: Cenab-ı Hakk'ın nur-u marifetine yetişmek ve bakmak; ve âyât ve şahidlerin âyinelerinde berahin ve delillerin emarelerini görmek üç çeşit olup.. bir kısmı, su gibi; ikinci kısmı, hava gibi; üçüncü kısmı, nur gibi olup.. takarrübün tarifini ve bu'diyetin vartalarını beyan eder. ONBİRİNCİ NOTA: Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan'ın ifadesindeki şefkat ve merhametin hikmetini, hem üslûb-u Kur'aniyedeki cezalet ve selasetteki fıtrîliği gösterir. ONİKİNCİ NOTA: مُوتُواقَبْلَاَنْتَمُوتُوا kavl-i şerifine imtisalen, كُلُّآتٍقَرِيبٌ sırrıyla mevtin ve kabrin mahiyetini gösterip, serkeş nefs-i emmarenin dizginini çeker. Hem kısa bir ömür ve muvakkat bir hayatta, bu acib asırda, saadet-i ebediyeye en yarayışlı amel ve en makbul hizmet ve en devamlı sevab, "îmanın takviyesine medâr Risale-i Nur talebelerinin tarzında ulûm-u îmaniyeye çalışmak" olduğunu beyan eden ve ehl-i ilim ve ehl-i kalemi ikaz eden bir düstur-u hakikattır. ONÜÇÜNCÜ NOTA: Medâr-ı iltibas olmuş "Beş Mes'ele"dir.
sırrıyla, tarîk-ı hakta çalışan ve mücahede edenler yalnız kendi vazifesini düşünüp, Cenab-ı Hakk'ın vazifesine karışmamaları lâzım geldiğini; ve şiddet-i hırs yüzünden, vazife-i ubûdiyet ve memuriyeti, âmiriyet ve mabudiyetle iltibas edenlere karşı tefrik edip, haddini tecavüz eden insana makamını gösteren, herkese lüzumlu bir mes'eledir. İkinci Mes'ele: Ubûdiyetin menşei, emr-i İlahî; ve neticesi, rıza-yı İlahî; ve semeratı ve fevaidi, uhreviye olduğunu; ve dünyaya ait faideler ve semereler ve menfaatler, ubûdiyete, vird ve zikre illet veya illetin bir cüz'ü olsa, ubûdiyeti kısmen ibtal ettiğini beyan ile sırr-ı ubûdiyetin hikmetini ders veren çok mühim ve lüzumlu bir mes'eledir. Üçüncüsü: طُوبَىلِمَنْعَرَفَحَدَّهُوَلَمْيَتَجَاوَزْطَوْرَهُ Hadîs-i kudsîsinin mukaddes düsturunu güzel bir temsil ile izah edip, ubûdiyetin esası olan acz, fakr ve kusur ve naksını bilmek ve niyaz ile dergâh-ı İlahînin Rahmet kapısını çalmak lâzım geldiğini; hem her amelde bir ihlâs ciheti olduğundan, insan hareketinde rıza-yı İlahîyi düşünüp, vazife-i İlahiyeye karışmamasıyla a'lâ-yı illiyyîne çıkacağını yol gösteren mühim bir mes'eledir. Dördüncü Mes'ele: وَلاَتَاْكُلُواِممَّالَمْيُذْكَرِاسْمُاللّهِعَلَيْهِ âyetinin mânâ-yı işarîsiyle, Mün'im-i Hakikî'yi hatıra getirmeyen ve onun namıyla verilmeyen nimeti yemek ve almak caiz olmadığını; eğer muhtaç ise, esbab-ı zâhiriyenin başı üzerinde Mün'im-i Hakikî'nin Rahmet elini görüp, "Bismillâh" deyip alınacağını; hem esbab-ı zâhiriyeyi perestiş edenleri aldatan iki şeyin beraber gelmesi veya bulunması olan iktiranı, illet zannetmelerini güzel ve mukavemetsûz izahla, yüzleri Mün'im-i Hakikî'ye çevirir. Beşinci Mes'ele: Bir cemaatin sa'yleriyle hasıl olan bir netice veya şerefi, o cemaatın reisine veya üstadına vermek; hem cemaate, hem de o üstad ve reise zulüm olduğu gibi.. Cenab-ı Hakk'ın nur u feyzine ma'kes ve vesile ve vasıta olan üstadın, masdar ve muktedir ve menba telakki edilmemek lâzım geldiğini, güzel bir temsil ile isbat edip, hakikat-ı hâle pencere açıp gösterir. ONDÖRDÜNCÜ NOTA: Tevhide dair dört küçük remizdir. Birinci Remiz: Dar nazarlı, kasır fikirli ve muhakemesiz akıllı, esbab-perest insanın nazarını vahdaniyet-i İlahiyenin delillerine çevirip, güzel bir temsil üzerinde "Lâ ilahe illallahu vahdehu lâ şerike leh" der, tevhidi isbat eder. İkinci Remiz: يَابَاقِىاَنْتَالْبَاقِى nin bir sırrını tefsir edip, aşk-ı mecazîye mübtela olan insana, aşk-ı hakikîyi ve Mabud-u Bilhakk'ı gösterir. Üçüncü Remiz: Hayat-ı bâkiyeye ve sermedî manzaralara namzed, yüksek makamda halkolunan istidadat ve letaif-i insaniye, bazen hiç ender hiç olan heva-yı nefse esir bulunduğundan, ikaz ve inzar ile insanı teyakkuza sevkeden büyük bir hakikatın küçük bir ucudur. Dördüncü Remiz: Uzun emellerden ve geçmiş ve gelecek elemlerden ruh ve kalbi güzel bir temsil ile kurtarıp, (لاَاِلَهَاِلاَّاللَّهُوَحْدَهُلاَشَرِيكَلَهُ ) kelime-i kudsiyesinin şifayâb ve Rahmetbahş hazinesine teslim eder. ONBEŞİNCİ NOTA: "Üç Mes'ele"dir. Birincisi: İsm-i Hafîz'in tecelli-i etemmine işaret eden
âyetiyle, Hafîz-i Zülcelâl'in Küre-i Arz tarlasında ezel ilmiyle halkedip zer' ettiği tohumları, kesif toprak içinde ve şiddet-i bürudet karşısında mukavemetsiz, nihayetsiz zaîf ve küçük oldukları halde muhafaza edip, haşr-i baharîde başka bir âlemden gelmişler gibi, evamir-i tekviniyeye imtisal ile gelmeleriyle, emanet-i kübra hamelesi ve Arz'ın halifesi ve kâinatın meyvesi olan insanların ef'al ve âsâr ve akvalleri ve hasenat ve seyyiatları muhafaza edilip haşrin sabahında meydan-ı muhasebeye getirileceğini kat'î isbat edip, haşri bazı sebebler neticesi baid gören insanlara, bilmüşahede nümunesini gösterir.
âyet-i kerimesini "Yedi Nükte" ile tefsir eden, iktisadı emredip, israf ve tebzirden nehyeden ve bilhassa bu asırdaki beşere gâyet mühim bir ders-i hikmet veren, kıymetdar ve çok mübarek bir Risaledir. BİRİNCİ NÜKTE: Cenab-ı Hak, beşere ihsan ettiği bilcümle nimetlerin mukabilinde beşerden ancak bir "şükür" istediğini; iktisad, hem nimetlere karşı bir ihtiram, hem Cenab-ı Hakk'a bir şükr-ü mânevî, hem nimetin bereketlenmesine bir vesile olduğunu.. israf ise; Mün'im-i Hakikî'nin nimetlerine bir hürmetsizlik ve bir tahkir olmakla, vahim neticeleri bulunduğunu beyan eder. İKİNCİ NÜKTE: Vücud-u beşer bir saray, mîde bir efendi, ağızdaki kuvve-i zaika bir kapıcı, et'imenin verdiği lezzetler birer bahşiş olduğunu göstererek; vücudun idaresi iktisad ile temin edildiğini, israf ise müvazenesizliği ve hastalıkları tevlid ettiğini beyan eder. ÜÇÜNCÜ NÜKTE: Kuvve-i zaika, maddî cesede inhisar etmekten ziyade; akla, ruha ve kalbe baktığından, israf etmemek, zillet ve sefalete düşmemek ve o kuvve-i zaikayı taşıyan lisanı şükürde istimal etmek şartıyla leziz taamların tercih ve takib edilebileceğini; ve bu hakikat, harika kuvve-i kudsiye sahibi Şah-ı Geylânî (K.S.) Hazretlerinin ihya-yı emvat keramet-i azîmesiyle izah edilerek; ruh cesede, kalb nefse, akıl mîdeye hâkim olduktan sonra, şükrün münteha derecelerine vâsıl olmakla mümkün olduğunu beyan eder. DÖRDÜNCÜ NÜKTE: İktisad sebeb-i bereket olduğundan muktesidlerin hayatları izzetle geçtiğini; israf edenlerin her vakit sefalete, hatta dilenciliğe kadar düştüklerini, hatta haysiyet ve namuslarını ve hatta mukaddesat-ı diniyelerini bile feda ettiklerini; ve iktisadın menafi-i azîmesini ve israfın dehşetli zararlarını ve sehavetin güzelliği içinde bir oduncu ihtiyarın istiğnasını zikrederek, iktisadın kıymet ve izzetini, sehavetin fevkine çıkarır. BEŞİNCİ NÜKTE: Gâyet merak-aver bir bal vakıasıyla, iktisaddaki izzet ve bereketin ve israftaki sefalet ve mahrumiyetin bir sırrını, pek hakikatlı bir surette izah eder. ALTINCI NÜKTE: Hısset ile, hıssetten ayrı olan iktisad haslet-i memduhasını, Hazret-i Ömer'in oğlu Hazret-i Abdullah'ın (R.A.) bir vakıasıyla öyle izah eder ki; iktisadın hısset olmadığını ve israftan ayrı olan sehavetin derece-i kemalini gösterir. YEDİNCİ NÜKTE: İsraf hırsı, hırs kanaatsizliği, kanaatsizlik haybet ve hasareti ve hem ihlâsı kaçırmakla a’mâl-i uhreviyeyi zedelemek gibi üç mühim neticeyi tevlid ettiğini; ve zekâvetleri yüzünden maruf ediblerin dilenciliğe kadar tenezzül ettiklerini ve bir kısım âlimlerin hırs yüzünden dîk-ı maişete giriftar olduklarını temsillerle o kadar güzel izah eder ki, fevkinde beyan ve izah tasavvur edilemez.
__________________
Eğer Çekemezsen Gülün Nazını Ne Dikene Dokun Ne Gülü İncit,Sahrada Mecnun Değilsen,Ne Leyla`yı Çağır,Ne Çölü İncit..
Hadîs-i şerifi mucibince, İslâmiyette ihlâs en mühim bir esas olduğunun sırrını, hadsiz nüktelerinden "Beş Nokta" ile tefsir ve izah eder. BİRİNCİ NOKTA: "Ehl-i dünya ve ehl-i gaflet ve ehl-i dalâlet ve ehl-i nifak rekabetsiz bir surette ittifak ettikleri halde, neden ehl-i hak ve ehl-i hidayet rekabetli ihtilâf ediyorlar?" diye vaki' pek mühim ve pek müdhiş ve ehl-i hak ve ehl-i hamiyeti hakikaten kan ağlattıran bu suale, çok esbabdan yedi sebeb ile cevap verilmiştir. Şöyledir: Ehl-i hak ve ehl-i hidayetin ihtilâfatı; hakikatsız, zelil olduklarından ve himmetsiz, aşağı ve akibeti düşünmeyerek kasîr-ün nazar olduklarından ve kıskanç ve dünyaya harîs olduklarından olmadığı gibi.. ehl-i gaflet ve ehl-i dalâletin de kuvvetli ittifakları, hakikatlı ve akibeti düşündüklerinden ve yüksek nazarlı olduklarından olmadığını o kadar âlî bir üslûbla ve hakikatlı bir ifade ile beyan ve izah eder ki; "Fesübhanallah, sebebleri bilinmediğinden, her an için üçyüz elli milyon fedakâr tebaası bulunan bu âlî İslâmiyet, nasıl olmuş da hepsi yüz elli milyonu tecavüz etmeyen ve ölümden dehşetli korkan üç dört firenk hükûmetin elinde esir olmuşlar? Hem öyle bir esaretle mahkûm edilmişler ki, -Allah! Allah!- her fırsatta öyle dehşetli şenaetler yapılmış ki; Engizisyon mezalimine Rahmet okutacak işkenceler, bîçare ehl-i İslâma tatbik edilmiş; gözyaşlarına bedel, damarlarından mütemadiyen kanlar akıttırılmış; bir değnek cezaya mukabil, ehl-i hamiyetin boyunları, gaddar zalimlerin elleriyle koparılmış, atılmış; o bîçare müslüman hamiyet-perverlerinin bir kısmı darağaçlarına asılmış, hayatlarına hâtime verilmiş, dünyanın ufuklarında merhametsizce teşhir edilmiş.. hem hayat-ı dünyevîleri parça parça edilmiş, hem hayat-ı uhreviyeleri zedelenmiş; bir kısmının ise her iki hayatları ve saadetleri birden imha edilmiş... Nedendir?" diye vaki olacak sualin cevapları, elmas hazinesine değer kıymetindeki bu Risalenin Birinci Noktasının verdiği izahatın neticesinden anlaşılmaktadır. İşte bu zavallı müslümanlar hak ve hakikat mesleğinde giderlerken, hataya ve yanlışa düşmeleri yüzünden ihlâsları zedelenmiş, aralarına rekabet girmiş, beynlerindeki ittifak ve ittihad yerine tefrika ve ihtilâf girmiş.. binnetice, bu haller tedavi edilmemiş, bu marazlar tevessü etmiş; bu halleri gören ehl-i dalâlet, ehl-i İslâmın bu ihtilâfat ve tefrikasını ganîmet bilmiş, desiselerle âlem-i İslâma hücum etmişler, zavallı ehl-i İslâmı pek müdhiş bir esaret altına almışlar, mahvetmek için çalışmışlar. İşte asırlardan beri üçyüz elli milyon ehl-i İslâmı, zincirler altında, her gün, her saat, her an inim inim inleten hâletlerin sebebleri, bu Risalenin Birinci Noktasıyla pek hakikatlı bir surette izah edilmiş. Fakat heyhat! Zaman ve zemin müsaid değilmiş ki, beş noktadan yalnız bir noktası yazılmış; diğerleri te'hir edilerek, yazılmamış.
âyetlerini tefsir eder. Her amel-i hayırda, hususan uhrevî hizmetlerde ihlâsın en mühim bir esas olduğunu bildiren çok kıymetdar bir Risaledir. Bu Risale, evvelâ bu müdhiş zamandaki Kur'an hâdimleriyle konuşarak der ki: "Dehşetli düşmanlar karşısında, şiddetli tazyikat altında, müdhiş dalâletler ve savletli bid'alar içinde, sizler gâyet az ve gâyet zaîf ve fakir ve kuvvetsiz olduğunuz halde, gâyet ağır ve gâyet büyük ve umumî ve kudsî bir vazife-i îmaniye ve hizmet-i Kur'aniye, sırf bir ihsan-ı İlahî olarak, Cenab-ı Hak tarafından omuzlarınıza konulmuştur. Öyle ise, herkesten ziyade ihlâsı kazanmağa ve onun sırlarını kendinizde yerleştirmeğe mecbur ve mükellef olduğunuzu bilmelisiniz. Ve ihlâsı zayi eden esbabdan şiddetle kaçmalısınız." der ve ihlâsı kazanmak için dört düsturu beyan eder. Birinci düstur: "Doğrudan doğruya rıza-yı İlahîyi maksad yapmalısınız" der. İkinci düstur: Rekabetsiz, tahakkümsüz, gıbtasız, ataletsiz, hakikî bir tesanüd ile, faaliyetlerini umumî maksada tevcih ederek çalışan bir fabrikanın çarkları gibi olmalısınız, der. Ve saadet-i ebediyeyi netice veren ve ümmet-i Muhammediyeyi (A.S.M.) dünya ve âhirette sahil-i selâmete çıkaran bir sefine-i Rabbaniyede hizmet ettirildiğiniz için ihlâsa, ittifaka, tesanüde samimiyetle sarılmalısınız diye emreder. Üçüncü düstur: Hem birkaç misal ile ihlâsın bir sırr-ı mühimmini izah eder; hem İmam-ı Ali (R.A.) ve Şah-ı Geylânî (R.A.) gibi kudsî, harika kahramanların, Nur talebelerinin başlarında üstad ve arkalarında yardımcı olarak, her vakit hazır olduklarının vechini beyan eder. Dördüncü düstur: Kardeşler arasında "tefani" sırrını, yâni "kardeş kardeşte fâni olmak" esasını ikame eder. Ve ihlâsı kuvvetlendiren bir vasıtanın "rabıta-i mevt" olduğunu ve zedeleyen sebeblerin "riya ve tul-ü emel" gibi merdud hasletler olduğunu bildirir. İhlası kazanmanın ikinci sebebi; daima huzur-u İlahîde olduğunu düşünmektir. Bu suretle hem riyadan kurtulma çaresini, hem kazanılan ihlâsta çok meratib olduğunu beyan eder. Daha sonra, ihlâsı kıran sebeblerden üç maniden birincisinin "maddî menfaatler" olduğunu; ve a'mâl-i uhreviyedeki teşrik-i mesaîde muazzam menfaat olduğunu; hem bu uhrevî kazanç, dünyevî şeriklerin kazançları gibi olmayıp, tecezzi ve inkısam etmeden, noksansız olarak, fazl-ı İlahî ile, teraküm eden sevab ve yekûnlerinin bir misli, iştirak eden ferdlerin her birinin defter-i a’mâline aynen gireceğini beyan ederek, rekabet ve ihlâssızlıkla bu ticaretin kaçırılmamasını tavsiye eder. Maniin ikincisi, ihlâsı kıran ve en mühim bir maraz-ı ruhî olup şirk-i hafîye yol açan "teveccüh-ü âmme"den şiddetli kaçmayı ve bu gibi marazlara ehemmiyet verilmemesini ehemmiyetle emreder. Üçüncü mani'de de korku ve tama' yüzünden gelecek zararlar ile ihlâsın kırılacağını bahsederek, bu hususta Hücumat-ı Sitte'de izahat-ı kâfiye verildiğinden, o kıymetdar Risaleye havale edilmekle hâtime verilen, şirin ve lâtif ve çok âlî ve misilsiz ve herkesin muhtaç olduğu bir Risale-i mübarekedir.
Hüsrev
BİR KISIM KARDEŞLERİME HUSUSÎ BİR MEKTUBDUR Bid'aların istilası zamanında, Sünnet-i Seniyyeye ittibaın ehemmiyetini ve Risale-i Nur'u yazmanın "beş nevi ibadet olduğunu" bildiren kıymetdar bir mektubdur.
gibi âyetlerle, üç işaret ile, Risale-i Nur müellifine ve Risale-i Nur'a ait çoklar tarafından deniliyor ki: "Sen ehl-i dünyanın dünyasına karışmadığın halde, nedendir ki, herbir fırsatta senin âhiretine karışıyorlar? Hatta hiçbir hükûmet târik-id dünya ve münzevilere karışmıyor?" mealinde bir suale karşı, gâyet güzel cevap veriyor. BİRİNCİ İŞARET: Risale-i Nur müellifi ve Risale-i Nur, bütün ehl-i îmanın, hususan Isparta vilayetinin mânevî terakkiyatlarına ve îmanlarının inbisatına mühim bir medâr olduğundan; bu sualin cevapını, din ve şeriat namına, haklarını müdafaaya mecbur olduklarından, dinsizlere karşı müdafaa vazifesi, insanların, hususan Isparta Vilayetinin insanlarının hakları olduğunu kat'î gösterir. İKİNCİ İŞARET: Tenkid ve istifsarkârane, mimsiz medeniyet tarafından denilen: "Sen neden bizden küstün ve bize müracaat etmiyorsun? Halbuki bizim prensibimiz var. Bu asrın muktezası olarak hususî düsturlarımız var. Bunların tatbikini, sen kendine ve ehl-i imânâ kabul etmiyorsun. Halbuki bu Cumhuriyetler devrinde tahakküm ve tegallübü kaldırmak düsturu var. Halbuki sen, hocalık ve inziva perdesi altında nazar-ı dikkati celbetmekliğin ve hükûmetin rejimi hilafına çalıştığını, macera-yı hayatın gösteriyor. Bu senin halin burjuvalara mahsustur. Bizim, avam tabakasının intibahı ile sosyalizm ve bolşevizm düsturlarını tatbik etmek, işimize yarıyor. Prensiplerimize muhalif ve burjuva denilen tabaka-i havassın istibdad ve tahakkümleri altında adâlet-i mahzayı kabul etmek ağır geliyor." gibi suallerine karşı: Ne mümkün zulm ile, bîdâd ile imha-yı hakikat Çalış kalbi kaldır, muktedirsen âdemiyetten. düsturuyla Cenab-ı Hakk'ın fazl-ı keremiyle ulûm-u îmaniye ve Kur'aniyeyi fehmetmek faziletini ihsan ettiğini; ve bu ihsanı kaldırmağa uğraşan, insan suretinde şeytanlar olduğunu; birkaç mühim misal ile, ehl-i ilhad ve kısmen münafıklar bu fevkalkanun muameleyi hiçbir hükûmet ve hiçbir ferdin tasvibine mazhar olmayan bu muameleye Cumhuriyet Hükûmeti müsaade etmediğini; değil yalnız Risale-i Nur müellifi, eğer fehmetse nev-i beşer küseceğini ve anasırın hiddetlendiğini göstermekle, gâyet güzel bir cevap veriyor. ÜÇÜNCÜ İŞARET: İki sualin cevapıdır. Birincisi: Ehl-i Felsefe, zendeka hesabına diyorlar ki: "Bizim memleketimizde bulunan bir adam, mecburi Cumhuriyetin kanunlarına inkıyad edecektir. Halbuki sen, vazifesiz olduğun halde, halkların teveccühünü kazanmak istiyorsun." demelerine karşı bir müskit cevap veriyor ki, onların foyalarını ortaya çıkarıp ne olduklarını gösteriyor. İkinci Sual: "Teveccüh-ü nâsı ve mevki-i âmmeyi kazanmak, bizim vazifedarlarımıza mahsus olup, sen vazifesiz bir adam olduğundan, teveccüh-ü nâsı ve mevki-i âmmeyi size hoş görmüyoruz?" demelerine karşı: Eğer insan, bir cesedden ibaret olsaydı, lâyemutane dünyada kalsa ve kabir kapısı kapansa ve ölüm öldürülse; o vakit vazifeler, yalnız maddî askerlik ve idare memurlarına mahsus kalırdı. Halbuki böyle mânevî ve gâyet mühim ve bütün beşeri alâkadar eden bir vazifenin inkârı; "Elmevtü Hak" dâvâsını, hergün cenazelerinin mührüyle imza edip tasdik eden otuzbin şahidin şEhadetini tekzib ve inkâr etmek ile olur. Madem inkâr ve tekzib etmek muhaldir; öyle ise, mânevî hacat-ı zaruriyeye istinad eden mânevî çok vazifeler var olduğunu, güzel ve mühim bir iki temsil ile izah ve isbat eder. Şu Risalenin hâtimesinde, "Enaniyetli ehl-i dünyanın her işinde o kadar hassasiyet var ki; eğer şuurları olsaydı, deha derecesinde bir muamele olurdu." diye ehl-i imânâ onların o hassasiyet ve desiselerine aldanmamalarını tavsiye ile, onların bu hali bir istidrac olduğunu haber verir.
Otuzbirinci Mektub'un Yirmiüçüncü Lem'ası olan "Tabîat Risalesi"dir. Tabîattan gelen fikr-i küfrîyi, dirilmeyecek bir surette öldüren ve küfrün temel taşını zîr ü zeber eden v