(Sübhanallah demek mizanın sevap kefesinin yarısını doldurur. Elhamdülillah demek ise tamamını doldurur. Tekbir getirmek gökle yer arasını doldurur.) [Tirmizi]
(Mizanda en ağır gelen şu beş kelimedir: "Sübhânallahi velhamdülillâhi velâ ilâhe illallahü vallâhü ekber" ve kendinden evvel ölen salih evlat sebebi ile beklediği ecirdir.) [Nesai]
(Yemin ederim ki, yer ve gök arasındakiler getirilse, mizanın bir kefesine konulsa."Lâ ilâhe illallah" ise diğer kefeye konulsa, muhakkak onlara ağır basar.) [Taberani]
Üstad Bediüzzaman'ın Dilince Şükür
Halik-i Rahmanın ibadından istediği en mühim iş şükürdür. Furkan-ı Hakimde gayet ehemmiyetle şükre davet eder ve şükür etmemekliği, nimetleri tekzip ve inkar suretinde gösterip, O halde Rabbinizin hangi nimetini yalanlarsınız? fermanıyla Sure-i Rahmanda şiddetli ve dehşetli bir surette otuz bir defa şu ayetle tehdit ediyor. Şükürsüzlüğün, bir tekzip ve inkar olduğunu gösteriyor.
Allah Tealanın kullarından istediği en mühim iş şükürdür. Onun hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Her şeyi ihsan eden Odur. Menfaat beklemeden sadece şükredilmesini ister. Kafir nankör demektir. Nimetleri inkar eder. Vahdaniyeti inkar eder. Mümin ise şakirdir.
Şükrün üç esası vardır, ki buna şükrü manevi de denir:
1. Nimetlerin Allahtan geldiğini bilmek.
2. Nimetin kıymetini takdir etmek, ne güzel yaratılmış demek.
3. Nimete olan ihtiyacını bilmek..
Yani Elhamdülillah derken bu üç şeyin ifade edildiğini bilmek gerek. Allaha şükrettiğine göre nimetin Allahtan geldiğini bilmektesin, nimeti güzel bularak, kıymetini takdir ederek Allahı övmüş, yüceltmiş oluyorsun.
Hz. Davud ile Allah (c.c.) arasında geçen şu konuşma, şükür duygusunun insan için, ayrıca şükredilmesi gereken bir nimet olduğunu anlatır: Hz. Davud, “Ya Rabbi! Şükretmem Senin bana ayrı bir şükrü gerektiren bir nimetin iken Sana nasıl şükredeyim?” diye sormuş, Allah da “İşte şimdi şükrettin.” buyurmuştur. (Firuzâbâdî, Besâir, 3/338) Bu konuşmada kuvve olarak şükür duygusunun ve fiil olarak şükredebilmenin ayrı bir şükrü gerektirdiğine, insanın bundan âciz olduğunu idrak etmesinin de şükür olduğuna işaret edilmiştir.
Şükür; kalbî, kavlî ve örfî olmak üzere üçe ayrılır. İyiliği hatırlamak ve nimeti vereni düşünmek kalbî şükürdür. İyiliği dile getirip nimeti vereni övmek kavlî şükürdür. Verilen nimeti verildiği gaye doğrultusunda kullanmak ise amelî şükürdür. Şükrü yaratılışın bir neticesi olarak gören Bediüzzaman Hazretleri bunların dışında bir de fıtrî şükürden bahsetmektedir. Allah’ın yaratıp istifademize sunduğu nimetlere karşı iştihâ ve iştiyak duymamız ile onlardan zevk ve lezzet almamız fıtrî şükürdür. (Nursî, Mektubat, 28. Mektup, Beşinci Mesele)
“Eğer şükrederseniz artırırım, eğer küfran-ı nimette bulunursanız benim azabım şiddetlidir.” (İbrâhîm Sûresi, 14/7) âyeti Allah’ın, şükür karşısında nimeti artıracağı tahhüdünü açıkça beyan etmektedir.