Dünya madem fanidir!
Hem madem ömür kısadır!
Hem madem lüzumlu vazifeler çoktur!
Hem madem hayat-ı ebediyye burada kazanılacaktır!
Hem madem dünya sahipsiz değil!
Hem madem şu misafirhane-i dünyanın gayet Hakim ve Kerim bir Müdebbiri(idarecisi) var!
Hem madem ne iyilik, ne fenalık, cezasız kalmayacaktır!
Hem madem [Allah, kimseyi gücünün yetmeyeceği bir şeyle mükellef tutmaz!] ayeti sırrınca teklif-i malayutak(gücün yetmediği teklif) yoktur!
Hem madem zararsız yol zararlı yola müreccahtır!(tercih edilir)
Hem madem dünyevi dostlar ve rütbeler kabir kapısına kadardır!
Elbette en bahtiyar odur ki; dünya için ahiretini unutmasın!
Ahiretini dünyaya feda etmesin.
Hayat-ı ebediyesini, hayat-ı dünyeviye için bozmasın.
Malayani(faydasız) şeylerle ömrünü telef etmesin.
Kendini misafir telakki edip(kabul edip),
misafirhane sahibinin emirlerine göre hareket etsin.
Selametle kabir kapısını açsın, saadet-i ebediyyeye(cennete) girsin!
Mektubat
Ahirete iman ne kadar zayıflarsa..
bu iman zayıflığına hazırlayan sebepler ne kadar artarsa...
günahlar kalbi siyahlandıra siyahlandıra iman nurunu oradan ne kadar çıkartırsa..
insan acziyeti sebebiyle de imani noktalardan uzağa düştüğünde istiğfar ile derhal yıkanmak...
Hz İsa zamanında gayet murassa ve zinetli bir kartal gelir..
Havarileri ile birlikte onu seyreden Hz İsa, ona dikkat edilmesini ister..
Kartal o şaşalı halinden bir müddet sonra çirkinleşir, zinetleri kaybolur, tüyleri dökülür..
Sonra orada bulunan bir suya girer, yıkanır..
sudan çıktığında eskisinden daha güzel bir surette, zinetleri kendisine iade olunmuş bir vaziyette uçar gider..
"Ya İsa, bu vaziyet nedir?" diye sual ederler..
"O ilk hali ile temiz fıtratlı insandır.. Sonra çirkin hali, günaha girmiş halidir..
ve suya girip yıkanması onun bir daha o günahı işlememek üzere tevbe etmesidir...
Son hali de o günahtan temizlenmiş halidir.."
günahtan döndük tevbe ettik ama şeytan bırakmıyor leys kardeş.... tevbemizde sabit kalmak için ne yapacağız, ki dünya fanidir şuurunu gönlümüzün ta ortasında hissedelim.
-belki ortamı değiştirmek
-günaha ,harama sürükleyen şeyleri tam teşhis edip ondan geridurmak
-kendi günahını unutmamak ,sürekli hatırda tutmak
işe yarayabilir..
Şu günlerde en çok yaptığım dua işlediğim en büyük günah hangisi ise onu bana unutturmaması..Kendi ayıbımla uğraşmaktn başkasına zamanım kalmaz belki diye...
Mevlam tevbe kapısından ayırmasın bizi!
-Allah razı olsun leys
__________________
Tığ-i sertiz-i zekamız kırk yararken bir kılı
Biz de mecnunsak eğer kimdir cihanın âkılı?
tevbemizde sabit kalmak için ne yapacağız, ki dünya fanidir şuurunu gönlümüzün ta ortasında hissedelim.
tersi olmalı..
"dünya fanidir" i gönle yerleştirebilmiş isek,
tevbede sebat elde ediliyor..
Rabbim fıtratlarımızı bilmiyor mu?
Bizi yaratan bundan habersiz midir?
Biz öleceğimizi ve de kainatın da öleceğini bilmiyor muyuz?
Geçmişe bakıyoruz büyük bir kabristan.. geleceğimize bakıyoruz akıbetleri geçmiştekilerden farklı olmayacak! Bugün her an bir tabutun içinde kabir kapısına yakın bir vaziyette hem kendimiz hem tüm sevdiklerimizle.. fani olduğunu adımız gibi bildiğimiz dünyadan göçe hazır vaziyetteyiz...
Karanlık, tek başına bir haps gibi görünen.. toprağın altında .. dünyada yaptığımız her ne varsa bizi kabrin kapısına kadar getirdi.. Kimisi oraya bile uğurlamadı bizleri..
gençlik, heveslerimiz, nefsimizin bizi mecnun ettiği hissiyatlarımız,
haram-helal tanımadan dünyada elimizi uzatıp durduğumuz, gözümüzü ve kulağımızı sakınmadığımız.. vücut libasının peşinden gittiğimiz zevklerimiz... edindiğimiz gönlün içindeki bekaya müteveccih olmuş hislerimizin aslında hiç de doymadığı mecaz sevgilerimiz.. muhabbetlerimiz.. hayatımız boyunca hiç de hayata zaruri olmadığı halde, ele geçirmek istediklerimiz.. putlaştırdıklarımız...
işte kabrin kapısı!
hiçbirinin bana faidesi yok...
çok güvendiğim gençlik bana elveda diyor.. saçlarımda ağaran her saç teli bana bunu haber vermekte!
Muhabbetiyle yanıp yakıldığım dünya hayatı bana elveda diyor!
Alaka kurduğum her noktası adeta bana gideceğimi, misafirliğimin bittiğini haber veriyor!
"Her nefs ölümü tadıcıdır!"
Ben öleceğim... dirilmek üzere!
Yeryüzü baki bir surete girmek için ölecek!
Dünya.. çok sevdiğim menzil.. ebedi hayata dönüşmek üzere o da ölecek!
Çok güvendiğim her türlü lezzeti doruklarında yaşadığım gençlik, her türlü zevksizliği ve de hüzünleri beraberinde getiren ihtiyarlıkla yer değiştiriyor..
Gayet parlak görünen hayatımın nuru sönüyor.. karanlıklı ve dehşetli ölüm yerini alıyor!
Kendisine her şeyiyle aşık olunan o dünya işte yokluğa gidiyor...
Haydi şimdi düşünsem ki, bana zevk veren yaşadığım hallerin, şan-şeref perdesi altında yaşadığım riyakarlıkların, kendimi beğenmişliklerimin, kibrimin... bana ne faidesi var?
Hangisinde bir nur
Hangisinde bir teselli var?
Halbuki müjdeler var...
tüm bu beni tedirgin eden.. sıkıntı veren.. korku veren karanlık vaziyetin içinde bir nur aramak lazım... harice çıkmaya lüzum var mı?
Ölüm, yüzündeki peçesi ile korkunç ve simsiyah iken, mümin içinse asıl siması nasıl da nuranidir... gördüm.. yok olmaktan kurtulmak.. yeni bir hayatın başlangıcı, hayatın ağır yükümlülüklerinden bir paydos ve oraya yolladığım beni de beklleyen ahbabıma ve sevdiklerime kavuşmaktır.. anladım.
Herkesin kendisine aşık olduğu.. zevk şehri gençliğin ne kadar günahlar ve sefihliklerle dolu olan gençliğin aslında ne kadar çirkin ve sarhoş ve sersem gördüm...
Bir kaç sene sarhoş edip beni güldürürken aslında 100 seneye bedel bir ağlamak bırakacak bana...
" Halbuki gençlik, eğer kalb ve huzur ehli ve aklı başında ve kalbi yerinde bulunan mü'minlerde olsa, ibadete ve hayrâta ve ticaret-i uhreviyeye sarf edilse, en kuvvetli bir ticaret vesilesi ve güzel ve şirin bir hayr yapmaya vasıtadır. Ve o gençlik, vazife-i diniyesini bilip sû-i istimal etmeyenlere, kıymettar, zevkli bir nimet-i İlâhiyedir. Eğer istikamet, iffet, takvâ beraber olmazsa, çok tehlikeleri var; taşkınlıklarıyla saadet-i ebediyesini ve hayat-ı uhreviyesini zedeler. Belki hayat-ı dünyeviyesini de berbat eder. Belki bir iki sene gençlik zevkine bedel, ihtiyarlıkta çok seneler gam ve keder çeker. "
-belki ortamı değiştirmek
-günaha ,harama sürükleyen şeyleri tam teşhis edip ondan geridurmak
-kendi günahını unutmamak ,sürekli hatırda tutmak
işe yarayabilir..
Şu günlerde en çok yaptığım dua işlediğim en büyük günah hangisi ise onu bana unutturmaması..Kendi ayıbımla uğraşmaktn başkasına zamanım kalmaz belki diye...
çok mantıklı bir analiz olmuş doğrusu.hiç kendim için düşünmemiştim.kendimizi günahtan ari görüyor olsak gerek.
Üçüncü yüzü dünya ehline bakar, gaflet ehlinin oyun yeridir.
Hem herkesin bu dünyada koca bir dünyası var.
Adeta insanlar adedince dünyalar birbiri içine girmiş.
Fakat herkesin hususî dünyasının direği, kendi hayatıdır.
Ne vakit cismi kırılsa, dünyası başına yıkılır, kıyameti kopar.
Ehl-i gaflet, kendi dünyasının böyle çabuk yıkılacak vaziyetini bilmediklerinden, umumî dünya gibi daimî zannedip perestiş eder.
Başkalarının dünyası gibi çabuk yıkılır, bozulur, benim de hususî bir dünyam var.
"Bu hususî dünyam, bu kısacık ömrümle ne faydası var?" diye düşündüm.
Nur-u Kur'ân ile gördüm ki:
Hem benim, hem herkes için,
*şu dünya geçici bir ticaretgâh;
*ve hergün dolar, boşalır bir misafirhane;
*ve gelen geçenlerin alışverişi için yol üstünde kurulmuş bir pazar;
*ve Nakkaş-ı Ezelînin tazelenen, hikmetle yazar bozar bir defteri
*ve her bahar, bir yaldızlı mektubu
*ve herbir yaz bir manzum kasidesi;
*ve o Sâni-i Zülcelâlin cilve-i esmâsını tazelendiren, gösteren aynaları;
*ve âhiretin fidanlık bir bahçesi;
*ve rahmet-i İlâhiyenin bir çiçekdanlığı;
*ve âlem-i bekada gösterilecek olan levhaları yetiştirmeye mahsus geçici bir tezgâhı mahiyetinde gördüm.
Bu dünyayı bu surette yaratan Hâlık-ı Zülcelâle yüz bin şükrettim.
Ve anladım ki, dünyanın, âhirete ve esmâ-i İlâhiyeye bakan güzel içyüzlerine karşı nev-i insana muhabbet verilmişken,
o muhabbeti sû-i istimal ederek fâni, çirkin, zararlı, gafletli yüzüne karşı sarf ettiğinden,