|  |
| | Super Moderator
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 1.483
3 Albümü var
Yarışma Puanı: 310 Teşekkür etti: 3.218
Teşekkür aldı: 1.261 konuda 4.619 kere
| Şii- Alevi- Sünni Risale-i Nur'da Şiilerin ve Alevilerin kabul ettikleri bazı meselelerin tashihi yapılmakla beraber, Sünniler ile Alevilerin birbirlerine nasıl bakmaları ve davranmaları gerektiği hususunda güzel ölçüler verilmiştir. Bu Ölçüler: 1- Bediüzzaman Said Nursi, Ehl-i sünnet alimlerinin ifade ettikleri gibi Hz. Ebubekir (r.a ), Hz. Ömer (r.a ) ve Hz. Osman (r.a )'ın halifeliğe daha layık olduğunu kabul etmektedir. Ama Hz. Ali (r.a)'ı Al-i Beytin şahs-ı manevisini temsil etmesi cihetiyle daha üstün ve yetişilmeyecek bir makam sahibi olduğunu da özellikle belirtmektedir. “Hazret-i Ali'ye (r.a) iki cihetle bakılmak gerektir. Bir ciheti; şahsî kemalât ve mertebesi noktasından. İkinci cihet: Âl-i Beytin şahs-ı manevîsini temsil ettiği noktasındandır. Âl-i Beytin şahs-ı manevîsi ise, Resul-i Ekrem (a.s.m) bir nevi mahiyetini gösteriyor. İşte birinci nokta itibariyle Hazret-i Ali (r.a) başta olarak bütün ehl-i hakikat, Hazret-i Ebubekir ve Hazret-i Ömer'i (r.a) takdim ediyorlar. Hizmet-i İslâmiyet'te ve kurbiyet-i İlahiyede makamlarını daha yüksek görmüşler. İkinci nokta cihetinde Hazret-i Ali (r.a) Âl-i Beytin şahs-ı manevisinin mümessili ve Âl-i Beytin şahs-ı manevisi ise, Muhammed (a.s.m)'ın hakikatini temsil ettiği cihetle, muvazeneye gelmez. İşte Hazret-i Ali (r.a) hakkında söylenen fevkalâde methedici hadisler, bu ikinci noktaya bakıyorlar. Bu hakikati teyit eden sahih bir hadis var ki; Resul-i Ekrem (a.s.m) ferman etmiş: "Her Nebinin nesli kendindendir. Benim neslim, Ali'nin (r.a) neslidir." ( Lem'alar, 23) 2- Bediüzzaman'a göre, Peygamberimiz (a.s.m)'ın Hz. Ali (r.a) hakkında söylediği methedici hadislerin ümmet içerisinde çokça yayılmasının sebebi, Hz. Ali (r.a)'ın diğer büyük sahabelerden büyük olduğu için değil, diğer başka hikmetler içindir. “Hazret-i Ali'nin (r.a) şahsı hakkında sair halifelerden ziyade methedici hadislerin çoklukla yayılmasının sırrı şudur ki: Emevîler ile Haricîler, ona haksız hücum ve tenkit ettiklerine mukabil Ehl-i Sünnet Ve Cemaat olan ehl-i hak, onun hakkında rivayetleri çok neşrettiler. Diğer üç halife ise, öyle tenkit ve hücuma çok maruz kalmadıkları için, onlar hakkındaki hadislerin yayılmasına ihtiyaç görülmedi. Hem istikbalde Hazret-i Ali (r.a) elîm hadiselere ve dâhilî fitnelere maruz kalacağını nazar-ı nübüvvetle görmüş, Hazret-i Ali'yi (r.a) ümitsizlikten ve ümmetini onun hakkında sû'-i zandan kurtarmak için “ben kimin dostu isem Ali'de onun dostudur” gibi mühim hadîslerle Ali'yi (r.a) teselli ve ümmeti irşat etmiştir.” ( Lem'alar, 24) 3- Bediüzzaman, hayatı boyunca toptancılıktan hep kaçınmıştır. O'na göre, yanlış fikir taşıyan bir gurubun tüm fertleri aynı oranda mesul değildir. Bediüzzaman hazretleri, Şiileri ve Alevileri de ikiye ayırmaktadır. Hz. Ali'yi (r.a) “Velilerin Şahı” olarak kabul eden Şia-i velayet ile “Halifelik Hz. Ali'nin hakkı idi ve O'ndan gasp edildi” diyen Şia-i hilafet'in aynı hissi taşımadığını ve aynı mesuliyette olmadığını şu ifadelerle ortaya koymaktadır: “Hazret-i Ali'ye (r.a) karşı şîa-i velayetin aşırı muhabbetleri ve tarîkat cihetinden gelen tafdilleri (makamını büyük göstermeleri), kendilerini şîa-i hilafet derecesinde mesul etmez. Çünkü ehl-i velayet meslek itibariyle, muhabbet ile mürşitlerine bakarlar. Muhabbet ifratı gerektirir. Mahbubunu (sevdiğini) makamından fazla görmek arzu ediyor ve öyle de görüyor. Muhabbetin fazlalığından ehl-i hal mazur olabilirler. Fakat onların muhabbetten gelen tafdili, diğer üç halifenin gıybetine ve düşmanlıklarına gitmemek şartıyla ve İslâmi esasların haricine çıkmamak kaydıyla mazur olabilirler. Şîa-i hilafet ise; siyasetin acımasız çarkına girdikleri için, düşmanlıktan, garazdan, tecavüzden kurtulamıyorlar, itizar hakkını kaybediyorlar.” ( Lem'alar, 24) 4- Nurlarda Hz. Ali ( r.a )' ın asıl şiası ve dostlarının , Ehl-i sünnet olduğu da şu ifadelerle ortaya konmaktadır: “Hadîsçe Hazret-i Ali'nin (r.a) şîası hakkındaki Peygamberimizin övgüsü , Ehl-i Sünnete aittir. Çünkü istikametli muhabbetle Hazret-i Ali'nin (r.a) şîaları (dost), ehl-i hak olan Ehl-i Sünnet ve Cemaattir. Çünkü , Şiiler Hazret-i Ali'yi (r.a) fevkalâde sevmek davasında oldukları halde eksik görüyorlar ve kötü ahlâkta bulunduğunu onların mezhepleri iktiza ediyor. Çünkü diyorlar ki: "Hazret-i Sıddık ile Hazret-i Ömer (r.a) haksız oldukları halde Hazret-i Ali (r.a) onlara takiyye etmiş; yani onlardan korkmuş, riyakârlık etmiş. " Acaba böyle İslâm kahramanı ve "Allah'ın Aslanı" unvanını kazanan ve sıddıkların kumandanı ve rehberi olan bir zâtı, riyakâr ve korkaklık ile ve sevmediği zâtlara görünürde muhabbet göstermekle ve yirmi seneden ziyade korku altında takiyye etmekle haksızlara tabi olmayı kabul etmekle vasıflandırmak, ona muhabbet değildir. O çeşit muhabbetten Hazret-i Ali (r.a) uzaktır. İşte Ehl-i hakkın mezhebi hiçbir cihetle Hazret-i Ali'yi (r.a) eksiltmez, kötü ahlâk ile ittiham etmez. Hazret-i İsa (a.s)'a karşı fazla muhabbet, Hıristiyanlar için tehlikeli olduğu gibi; Hazret-i Ali (r.a) hakkında da o tarzdaki aşırı muhabbet, sahih bir hadîste tehlikeli olduğu beyan edilmiş.” ( Lem'alar, 25) 5- Bediüzzaman Said Nursi, Şiilerin Hz. Ali (r.a)'ı aşırı sevmekten dolayı tehlikede olduklarını aşağıdaki hadis-i şerife dayandırmaktadır: “Hz. Peygamber (a.s.m) İmam-ı Ali'ye (r.a) demiş: Sende Hazret-i İsa (a.s) gibi iki kısım insan helâke gider. Birisi, aşırı muhabbetle; diğeri, aşırı düşmanlıkla. Hıristiyanlar Hazret-i İsa'ya muhabbetlerinden dolayı, meşru çizgi aşmak ile hâşâ "Allah'ın oğlu" dediler. Yahudiler ise, düşmanlıklarından çok sıkıntı verdiler, nübüvvetini ve kemalini inkâr ettiler. Senin hakkında da bir kısım insanlar, meşru olan muhabbet sınırı aşacak, seni sevmekten helâke gidecektir. “Onların bir lakabı var ki, onlara Rafızi denilir” demiş.
Bir kısım insanlar ise, sana düşmanlıkta çok ileri gidecekler, onlar da Haricilerdir ve Emevîlerin ileri gelen bir kısım taraftarlarıdır ki, onlara Nasibe denilir.” (Mektubat, 107; Müsned, 1:160; Müstedrek, 3:103) 6- Şiiler ve Aleviler, Ehl-i sünneti “Yezidin zulmüne taraftardırlar” diye suçlamalarına karşı, Bediüzzaman şunları söylemektedir: “Haccac-ı Zâlim , Yezid ve Velid gibi heriflere, İlm-i Kelâmın büyük allâmesi olan Sâdeddin-i Teftezanî "Yezid'e lânet caizdir" demiş; fakat, "Lânet vacibdir" dememiş; hayırdır ve sevabı vardır dememiş.” ( Tarihçe-i Hayat, 502 ) Bu ifadelerden de anlaşılacağı gibi, Ehl-i Sünnet ve Cemaat bu gibi zalim insanların yaptıklarına değil taraftar olmak, bazı alimler onlara laneti bile caiz görmüşlerdir. Bu nedenle, Alevilerin bu noktadan da Ehl-i sünneti tenkit etmelerinde hakları yoktur. 7- Bediüzzaman , Şiilerin kabul etmedikleri ve tenkit ettikleri ilk üç halifeye, Hz. Ali (r.a )'ın kendi iradesi ve isteği ile tabi olduğunu ve onları haklı gördüğünü şu tespitlerle ortaya koymaktadır. “Ehl-i hak olan Ehl-i Sünnetin mezhebi derler ki: "Hazret-i Ali (r.a), ilk üç halifeyi hak görmeseydi, bir dakika tanımaz ve itaat etmezdi. Demek ki onları haklı ve üstün gördüğü için, gayret ve şecaatini hakperestlik yoluna teslim etmiş." ( Lem'alar, 26) 8- Said Nursi, bazı Harici ve Vehhabî zihniyetli insanların Hz. Ali ( r.a)'ı tenkit etmelerinden, Ehl-i sünnetin mesul tutulmamaları gerektiğini de aşağıdaki ifadelerle savunmaktadır: “Herşeyin ifrat ve tefriti iyi değildir. İstikamet ise orta yoldur ki Ehl-i Sünnet Ve Cemaat onu ihtiyar etmiş. Fakat maatteessüf Ehl-i Sünnet Ve Cemaat perdesi altına Vehhabîlik ve Haricîlik fikri kısmen girdiği gibi, siyasi düşünenler ve bir kısım mülhidler, Hazret-i Ali'yi (r.a) tenkid ediyorlar. Hâşâ, siyaseti bilmediğinden hilafete tam liyakat göstermemiş, idare edememiş diyorlar. İşte bunların bu haksız ithamlarından Alevîler, Ehl-i Sünnete karşı küsmek vaziyetini alıyorlar. Halbuki Ehl-i Sünnetin düsturları ve esas mezhepleri, bu fikirleri iktiza etmediği gibi aksini ispat ediyorlar. Haricîlerin tarafından gelen böyle fikirler ile Ehl-i Sünnet mahkûm olamaz. Belki Ehl-i Sünnet, Alevîlerden ziyade Hazret-i Ali'nin (r.a) taraftarıdırlar. Bütün hutbelerinde, dualarında Hazret-i Ali'yi (r.a) lâyık olduğu sena ile zikrediyorlar. Özellikle çoğunluğu Ehl-i Sünnet Ve Cemaat mezhebinde olan evliya ve asfiya, O'nu mürşit ve şah-ı velayet biliyorlar.” ( Lem'alar, 26) 9- Bediüzzaman Said Nursi, Alevilerin kendilerini kurtarmaları için ne yapmaları gerektiği hususunda şunları kaydeder: “Hazret-i Ali (r.a)'ın yirmi sene hürmet ettiği ve onlara şeyhülislâm mertebesinde onların hükmünü kabul ettiği Ebu Bekir , Ömer, Osman (Radıyallahü Anhüm)e ilişmeseler, Hazret-i Ali (r.a) o üç halifeye hürmet ettiği gibi, onlar da hürmet etseler, farz namazını kılsalar yeter.” ( Emirdağ Lahikası I, 80) 10- Risale-i Nur'da, Ehl-i sünnetin ve Alevilerin aynı dinin mensupları, aynı ağacın dalları ve aynı vücudun azaları hükmünde olduklarını ve birbirlerine sıkıntı vermeleri değil, birbirlerine yardım etmeleri gerektiğini, şu ifadelerle yer verilmiştir. “Ey Ehl-i hak olan Ehl-i Sünnet ve Cemaat! Ve ey Âl-i Beytin muhabbetini meslek ittihaz eden Alevîler! Çabuk bu manasız ve hakikatsiz, haksız, zararlı olan anlaşmazlığı aranızdan kaldırınız. Yoksa şimdiki kuvvetli bir surette hükmeden dinsizlik cereyanı, birinizi diğeri aleyhinde âlet edip ezmesinde istimal edecek.
Bunu mağlup ettikten sonra, o âleti de kıracak. Siz bir tek İlahı kabul ettiğinizden kardeşliği ve birliği emreden yüzer esaslı kudsi bağlar aranızda varken, ayrılığa sebebiyet veren ehemmiyetsiz meseleleri bırakmak elzemdir.” ( Lem'alar, 27)
(Burhan Sabaz)
__________________ bin bıçak var sırtımda.. biniyle de adaşsın.. her biri hayran sana.. | 
06.05.2008, 21:10
| |
leys isimli üye'ye teşekkür eden 4 üye:
| | | Şeref Üyesi
Üyelik tarihi: 02.03.2008
Mesajlar: 1.777
3 Albümü var
Yarışma Puanı: 610 Teşekkür etti: 1.912
Teşekkür aldı: 1.617 konuda 5.259 kere
| şiiler le aleviler neden ayrılmış?  alevilik bir mezhep değildir.sadece anadoluda var değil mi.yoksa aleviler irandan göçmüş şiiler mi.?  | 
06.05.2008, 21:46
| |
mutasyon isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
| | | Super Moderator (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 1.483
3 Albümü var
Yarışma Puanı: 310 Teşekkür etti: 3.218
Teşekkür aldı: 1.261 konuda 4.619 kere
| Anadolu Aleviliği, büyük ölçüde Şiilikten etkilenmiş olmakla beraber, Şiilikle arasında hayli farklar da vardır.
Alevîlik düşüncesi, bildiğimiz gibi açık veya gizli surette
Hz. Ali’ye (r.a.) uyup onun Kur’ân’daki nâsla ve Resulullahın (a.s.m.) vasiyetiyle imamlığa tayin edildiğini ileri süren;
halifeliğin onun soyundan dışarı çıkmayacağına inanan zümrelerin başlattığı hareketin genel adı oluyor..
İslâm tarihinde Hz. Peygamberden (a.s.m.) sonra halîfe olarak Hz. Ali’yi (r.a.) tanıyanlara, “Ali’ye mensup, Ali taraflısı” anlamında “Alevî” tâbiri kullanılmış...
Alevîlik, halifelikte Hz. Ali’nin (r.a.) hakkının yendiği, Sahâbenin Hz. Peygamberden (a.s.m.) sonra Hz. Ebû Bekir’e (r.a.) biat etmekle...
İslâma aykırı hareket ettiği iddiasını yansıtır.
Hz. Ali’nin (r.a.) hilâfette hak sahibi olmasını şu sebeplere bağlarlar:
Hz. Ali (r.a.), Hz. Peygamberin (a.s.m.) tabiî olarak varisiydi...
O, İslâmı ilk kabul eden kimseydi...
Hz. Muhammed’in (a.s.m.) amcasının oğlu ve damadıydı...
İslâm için yapılan savaşların kahramanıydı...
Yaşadığı sürece Hz. Muhammed’in (a.s.m.) yakın yardımcısıydı...
Onun bütün işlerine bakardı...
Hz. Muhammed (a.s.m.) Hz. Ali’ye (r.a.) olan sevgisini ve güvenini bildirerek, onun kendisinden sonra halife olacağına işaret etmişti...
Bu ve benzeri sebepler yüzünden, bu görüşe sahip kişiler, Hz. Ebû Bekir (r.a.), Hz. Ömer (r.a.) ve Hz. Osman’ın (r.a.) Halifeliklerini bâtıl saymışlar bunu İslâm kurallarına ve Hz. Peygamberin (a.s.m.) sünnetine aykırı görmüşler...
__________________ bin bıçak var sırtımda.. biniyle de adaşsın.. her biri hayran sana.. | 
08.05.2008, 11:05
| |
leys isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
| | | Super Moderator (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 1.483
3 Albümü var
Yarışma Puanı: 310 Teşekkür etti: 3.218
Teşekkür aldı: 1.261 konuda 4.619 kere
| mühim sual vardır ki, denilir ki:
"Hazret-i Ali, o derece hilâfete liyakati olduğu
ve Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma karabeti(yakınlığı)
ve harikulâde cesaret ve ilmiyle beraber, neden hilâfette tekaddüm ettirilmedi(neden halife olmakta ilk hak kendisine verimedi?)? Ve neden onun hilâfeti zamanında İslâm çok keşmekeşe mazhar oldu?" Elcevap:
Âl-i Beytten bir kutb-u âzam demiş ki: "Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Hazret-i Ali'nin (r.a.) hilâfetini arzu etmiş. Fakat gaipten ona bildirilmiş ki, murad-ı İlâhî başkadır. O da arzusunu bırakıp murad-ı İlâhîye tâbi olmuş." (Fiten:17; Sünen:1. ) Murad-ı İlâhînin hikmetlerinden birisi şu olmak gerektir ki:
Vefat-ı Nebevîden sonra, en ziyade ittifak ve ittihada gelmeye muhtaç olan Sahabeler, eğer Hazret-i Ali başa geçseydi,
Hazret-i Ali'nin hilâfeti zamanında zuhura gelen hâdisâtın şehadetiyle
ve Hazret-i Ali'nin mümâşatsız, pervâsız, zâhidâne, kahramanâne, müstağniyâne tavrı ve şöhretgir-i âlem şecaati itibarıyla,
çok zatlarda ve kabilelerde rekabet damarını harekete getirip tefrikaya sebep olmak kaviyen muhtemeldi. Hem Hazret-i Ali'nin hilâfetinin teahhur etmesinin bir sırrı da şudur ki:
Gayet muhtelif akvâmın birbirine karışmasıyla,
Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmın haber verdiği gibi sonra inkişaf eden yetmiş üç fırka efkârının esaslarını taşıyan o akvam içinde,
fitne-engiz hâdisâtın zuhuru zamanında,
Hazret-i Ali gibi harikulâde bir cesaret ve feraset sahibi,
Hâşimî ve Âl-i Beyt gibi kuvvetli,
hürmetli bir kuvvet lâzımdı ki dayanabilsin. Evet, dayandı.
Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın haber verdiği gibi, "Ben Kur'ân'ın tenzili için harb ettim. Sen de tevili için harb edeceksin." Hem eğer Hazret-i Ali olmasaydı,
dünya saltanatı, mülûk-u Emeviyeyi bütün bütün yoldan çıkarmak muhtemeldi.
Halbuki, karşılarında Hazret-i Ali ve Âl-i Beyti gördükleri için,
onlara karşı muvazeneye gelmek
ve ehl-i İslâm nazarında mevkilerini muhafaza etmek için,
ister istemez, Emeviye devleti reislerinin umumu,
kendileri olmasa da, herhalde teşvik ve tasvipleriyle, etbâları ve taraftarları, bütün kuvvetleriyle hakaik-i İslâmiyeyi ve hakaik-i imaniyeyi ve ahkâm-ı Kur'âniyeyi muhafazaya ve neşre çalıştılar.
Yüz binlerle müçtehidîn-i muhakkikîn ve muhaddisîn-i kâmilîn ve evliyalar ve asfiyalar yetiştirdiler.
Eğer karşılarında Âl-i Beytin gayet kuvvetli velâyet ve diyanet ve kemâlâtı olmasaydı, Abbasîlerin ve Emevîlerin âhirlerindeki gibi, bütün bütün çığırdan çıkmak muhtemeldi.
denilmiştir... akıllardaki suallere inşalah kafi gelmiştir.
__________________ bin bıçak var sırtımda.. biniyle de adaşsın.. her biri hayran sana.. | 
08.05.2008, 11:19
| |
leys isimli üye'ye teşekkür eden 4 üye:
| |  | Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 08:40 .
Powered by: vBulletin Version 3.7.2 (Türkçe) Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0 RC5 Bazaar Desings |