Bayrak
3 Recep 1429
06 Temmuz 2008, Pazar
3 Recep 1429
06 Temmuz 2008, Pazar
Ayet
Şüphesiz Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısına göre ayların sayısı on ikidir.Bunlardan dördü haram aylardır.İşte bu, Allah’ın dosdoğru kanunudur.Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin.
Tevbe-36
hadis
Recebin 1.gününde oruç tutmak üç senelik, 2.günü oruçlu olmak iki senelik ve yine 3.günü oruçlu bulunmak bir senelik küçük günahlara kefaret olur. Bunlardan sonra her günü bir aylık küçük günahların af ve mağfiretine vesile olur.
Camiu-s sağir

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Online Üye

Şuan Forumda: 55 (8 Kayıtlı ve 47 Misafir) bulunmaktadır.

Online  Almula, DeRCan, mutasyon, siyahsancaktar, tere root


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye
eee



Hak-dilaram » DİNİ KONULAR » RİSALE-İ NUR » Risale-i Nur ile Alakalı soru - cevaplar...


Cevapla
 
Seçenekler
Tecrübeli Üye
(Konuyu Başlatan)
 
DuaLar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 03.04.2008
Mesajlar: 418


 
Yarışma Puanı: 510
Teşekkür etti: 1.552
Teşekkür aldı: 386 konuda 1.362 kere
Selamun Aleykum
“Birinci Dünya Savaşı’nda bizimle savaşmış da olsa, bir Hristiyan ölmüşse şehit sayılır, ahirette mükafatı vardır.” (Kastamonu Lahikası,s.45)

“Ne dinden olursa olsun bir nevi şehit hükmündedir. Mükafatı büyüktür, belki onu cehennemden kurtarır. Elbette şimdi fetret gibi karanlıkta kalan ve Hz. İsa’ya mensup Hristiyanların mazlumlarının çektikleri felaketler, onlar hakkında bir nevi şehadet denebilir.” (Kastamonu Lahikası,s.75)

“Hatta o mazlumlar kafir de olsa, ahirette kendilerine göre o dünyevi afattan çektikleri belalara mukabil rahmet–i ilahiyenin hazinesinden öyle mükafatları var ki, eğer perde–i gayb açılsa o mazlumlar haklarında büyük bir tezahürü rahmet görünüp, “Ya Rabbi şükür elhamdü lillah diyeceklerini bildim ve kati surette kanaat getirdim.” (Kastamonu Lahikası,s.45)

bunlar var mıdır risalede gerçekten
__________________
SesizLigim ÇıgLıgımdı. Hepiniz mi Sagırdınız?
eski 07.05.2008, 14:45 DuaLar isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #11
DuaLar isimli üye'ye teşekkür eden 4 üye:
Kayıp Yolcunun Şehri:)
 
Üyelik tarihi: 10.08.2007
Mesajlar: 595


 
Yarışma Puanı: 300
Teşekkür etti: 41
Teşekkür aldı: 496 konuda 1.727 kere
Bismillah..

İlk verdiğiniz alıntı uydurmadır.Bu şekil bir ifade yoktur.

Üçüncü verdiğiniz alıntının geçtiği yazının orjinali aşağıdadır:

......................................
Şefkat-i insaniye, merhamet-i Rabbaniyenin bir cilvesi olduğundan, elbette rahmetin derecesinden aşmamak ve Rahmetenli’l-Âlemîn zâtın (a.s.m.) mertebe-i şefkatinden taşmamak gerektir. Eğer aşsa ve taşsa, o şefkat, elbette merhamet ve şefkat değildir; belki dalâlete ve ilhada sirayet eden bir maraz-ı ruhî ve bir sakam-ı kalbîdir.

Meselâ, kâfir ve münafıkların Cehennemde yanmalarını ve azap ve cihad gibi hadiseleri kendi şefkatine sığıştırmamak ve tevile sapmak, Kur’an’ın ve edyân-ı semâviyenin bir kısm-ı azimini inkâr ve tekzip olduğu gibi, bir zulm-ü azim ve gayet derecede bir merhametsizliktir. Çünkü masum hayvanları parçalayan canavarlara himayetkârâne şefkat etmek, o biçare hayvanlara şedit bir gadr ve vahşi bir vicdansızlıktır. ve binler Müslümanların hayat-ı ebediyelerini mahveden ve yüzer ehl-i imanın su-i âkıbetine ve müthiş günahlara sevk eden adamlara şefkatkârâne taraftar olmak ve merhametkârâne cezadan kurtulmalarına dua etmek, elbette o mazlum ehl-i imana dehşetli bir merhametsizlik ve şenî bir gadirdir.

Risale-i Nur’da kat’iyetle ispat edilmiş ki, küfür ve dalâlet, kâinata büyük bir tahkir ve mevcudata bir zulm-ü azimdir ve rahmetin ref’ine ve âfâtın nüzulüne vesiledir. Hatta, deniz dibinde balıklar, cânilerden şekva ederler ki, "İstirahatimizin selbine sebep oldular" diye rivayet-i sahiha vardır.

O halde kâfirin azap çekmesine acıyıp şefkat eden adam, şefkata lâyık hadsiz masumlara acımıyor ve şefkat etmeyip ve hadsiz merhametsizlik ediyor demektir. Yalnız bu var ki, müstehaklara âfât geldiği zaman masumlar da yanarlar; onlara acımak olmuyor.
...............................
Buraya kadar olan bölümde Allah'ın merhametinden fazla merhamet göstermenin dalalet ve ilhad olduğu...Zalime acımanın,merhamet etmenin mazluma karşı merhametsizlik olduğu...Küfrün büyük bir cinayet olduğu ve kafirin azap çekmesine acınamayacağı,şefkat gösterilemeyeceği, çünkü bunun masumlara karşı büyük bir merhametsizlik olacağı ifade edilmektedir.
...............................

Fakat, cânilerin cezalarından zarar gören mazlumların hakkında gizli bir merhamet var.

Bir zaman, eski Harb-i Umumîde, düşmanların ehl-i İslama ve bilhassa çoluk ve çocuklara ettikleri katl ve zulümlerinden pek çok müteellim oluyordum. Fıtratımda şefkat ve rikkat ziyade olduğundan, tahammülüm haricinde azap çekerdim.

Birden kalbime geldi ki, o maktul masumlar şehîd olup veli olurlar; fâni hayatları, bâki bir hayata tebdil ediliyor. Ve zâyi olan malları sadaka hükmünde olup bâki bir malla mübadele olur.
.......................
İlk verdiğiniz alıntı muhtemelen bu paragrafa binaen uydurulmuştur. Koyu fontta belirtildiği gibi "şehid" olarak nitelendirilen düşmanların katlettiği "ehl-i islam ve çoluk çocuklardır"
.........................

Hatta o mazlumlar kâfir de olsa, ahirette kendilerine göre o dünyevî âfâttan çektikleri belalara mukabil rahmet-i İlahiyenin hazinesinden öyle mükâfâtları var ki, eğer perde-i gayb açılsa, o mazlumlar haklarında büyük bir tezahür-ü rahmet görüp, "Ya Rabbi, şükür elhamdü lillâh" diyeceklerini bildim ve kat’î bir surette kanaat getirdim. Ve ifrat-ı şefkatten gelen şiddetli teessür ve elemden kurtuldum.
..............................

Doğal felaketler,hastalıklar vs insanlar hakkında rahmettir."Kefaret-us Zünub" olarak isimlendirilirler.Bir felaket geldiğinde imtihan gereği zalimlerle beraber masumlarıda vurur.Mesela bir savaş olduğunda yada bir sel felaketi olduğunda felaketin olduğu yerde bu afeti hak edenlerle birlikte masum insanlarda vardır.Bu imtihanın gereğidir.İşte bu masum insanların maruz kaldıkları bu felaketler kendileri için ahiret hayatında bir rahmettir. Cennet hayatının olduğu gibi cehennem hayatınında mertebeleri vardır.Küfrün,karşılığı cehennemdir. Kafir hakkında ukba alemine dair rahmet, cennet olamaz. Ancak cehennemde ki durumuna aittir.100 kilo yükü olan birisinin yükünden 5 kilo almak onu o yükten kurtarmaz.Fakat 5 kilo yükünü hafifletmek te bir merhamettir.

İkinci alıntınız başka bir mevzudur.Mesele akaid ile ilgili olup inşaallah uygun bir zamanda izah edilecektir.

vesselam
__________________
Gel PC PC...
eski 08.05.2008, 09:42 Ninja Kedi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #12
Ninja Kedi isimli üye'ye teşekkür eden 6 üye:
Tecrübeli Üye
(Konuyu Başlatan)
 
DuaLar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 03.04.2008
Mesajlar: 418


 
Yarışma Puanı: 510
Teşekkür etti: 1.552
Teşekkür aldı: 386 konuda 1.362 kere
Allah razı olsun
Sabırsızlıkla bekliycem diger açıklamanızı çünkü
müsadenizle cevaplanması gereken bir kaç sorum daha var
__________________
SesizLigim ÇıgLıgımdı. Hepiniz mi Sagırdınız?
eski 08.05.2008, 10:44 DuaLar isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #13
DuaLar isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
Kayıp Yolcunun Şehri:)
 
Üyelik tarihi: 10.08.2007
Mesajlar: 595


 
Yarışma Puanı: 300
Teşekkür etti: 41
Teşekkür aldı: 496 konuda 1.727 kere
Bismillah...

“Ne dinden olursa olsun bir nevi şehit hükmündedir. Mükafatı büyüktür, belki onu cehennemden kurtarır. Elbette şimdi fetret gibi karanlıkta kalan ve Hz. İsa’ya mensup Hristiyanların mazlumlarının çektikleri felaketler, onlar hakkında bir nevi şehadet denebilir.” (Kastamonu Lahikası,s.75) "
.....................

Alıntıladığınız bu ikinci ifade çarpıtmadır. Yazının orjinali aşağıdadır.

..........................
Şiddet-i şefkat ve rikkatten, bu kışın şiddetli soğuğuyla beraber manevi ve şiddetli bir soğuk ve musibet-i beşeriyeden biçarelere gelen felâketler, helâketler, sefaletler, açlıklar şiddetle rikkatime dokundu.

Birden ihtar edildi ki:
Böyle musibetlerde kâfir de olsa hakkında bir nevi merhamet ve mükâfât vardır ki, o musibet ona nispeten çok ucuz düşer. Böyle musibet-i semaviye masumlar hakkında bir nevi şehadet hükmüne geçiyor.

Üç dört aydır ki, dünyanın vaziyetinden ve harbinden hiçbir haberim yokken, Avrupa’da, Rusya’daki çoluk çocuğa acıyarak tahattur ettim. O manevi ihtarın beyan ettiği taksimat bu elîm şefkate bir merhem oldu.

Şöyle ki:
O musibet-i semaviyeden ve beşerin zalim kısmının cinayetinin neticesi olarak gelen felâketten vefat eden ve perişan olanlar, eğer on beş yaşına kadar olanlar ise, ne dinde olursa olsun şehit hükmündedir. Müslümanlar gibi büyük mükâfât-ı maneviyeleri, o musibeti hiçe indirir.
.......................
Koyulaştırılan yerde belirtildiği gibi "bluğ çağına erme" yani tabir-i diğerle "mükellef olabilme çağına gelme" şartı söz konusudur. Bluğ çağına gelmeden ölen kişi dini ne olursa olsun mükellef olmadığından masumdur,cennetliktir. Hasatlıktan,doğal afetlerden vs ölen ise şehittir.
.....................

On beşinden yukarı olanlar, eğer masum ve mazlum ise, mükâfâtı büyüktür, belki onu Cehennemden kurtarır. Çünkü ahirzamanda madem fetret derecesinde din ve din-i Muhammedîye (a.s.m.) bir lâkaytlık perdesi gelmiş. Ve madem ahirzamanda Hazret-i İsâ’nın (a.s.) din-i hakikîsi hükmedecek, İslamiyetle omuz omuza gelecek. Elbette şimdi, fetret gibi karanlıkta kalan ve Hazret-i İsa’ya (a.s.) mensup Hıristiyanların mazlumları, çektikleri felâketler onlar hakkında bir nevi şehadet denilebilir. Hususan ihtiyarlar ve musibetzedeler, fakir ve zayıflar, müstebit büyük zalimlerin cebir ve şiddetleri altında musibet çekiyorlar. Elbette o musibet onlar hakkında medeniyetin sefahetinden ve küfranından ve felsefenin dalâletinden ve küfründen gelen günahlara keffaret olmakla beraber, yüz derece onlara kârdır diye hakikatten haber aldım, Cenab-ı Erhamürrâhîmine hadsiz şükrettim. Ve o elîm elem ve şefkatten teselli buldum.
..................

Mükellef olanlar için ise yaşadığı çağı fetret devrine benzetip insanların belki ehl-i necat olabileceğini,ehl-i necat olmaz ise mükafatının büyük olacağını ifade etmektedir.Ki mükafat mevzusu yukarıda ifade edilen "rahmet" babındandır. "Fetret devri" Hz.İsa'dan Hz.Peygamber sallahu aleyhi veselleme kadar peygamber gönderilmeyen 4-5 asırlık devredir. Bu devrede yaşayan ve tevhid inancında olan insanlara fıkhen ehl-i necat olarak bakılır. Ki Efendimizin anne ve babaları bunlardandır.

Üstad hzleri itikad olarak Eş'aridir. Burada beyan edilen Eş'ariyye ile Maturidiyye arasındaki temel farklardan biridir. Maturidiler "insan aklı ile Allah'ı bulabilir" diyerek kişiye ilahi davet ulaşmasa da ehl-i necat olamayacağını ifade etmekteler.Eş'ariler ise İsra suresinin 15.ayetini "Biz peygamber göndermedikçe azap edici değiliz" baz alarak "eğer kişiye ilahi davet ulaşmamış ise ehl-i necat olacağını ifade etmekteler. İtikaden Eş'ari olan İmam Gazali,Alusi,İbrahim Lekkani gibi alimlerde bunu ifade etmişlerdir.

vesselam
__________________
Gel PC PC...

Konu Ninja Kedi tarafından (08.05.2008 Saat 11:16 ) değiştirilmiştir..
eski 08.05.2008, 11:14 Ninja Kedi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #14
Ninja Kedi isimli üye'ye teşekkür eden 5 üye:
Tecrübeli Üye
(Konuyu Başlatan)
 
DuaLar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 03.04.2008
Mesajlar: 418


 
Yarışma Puanı: 510
Teşekkür etti: 1.552
Teşekkür aldı: 386 konuda 1.362 kere
(On beşinden yukarı olanlar, eğer masum ve mazlum ise, mükâfâtı büyüktür, belki onu Cehennemden kurtarır) burda bahsedilen ahir zamnda hz. İsa ya inananlar mıdır
__________________
SesizLigim ÇıgLıgımdı. Hepiniz mi Sagırdınız?
eski 08.05.2008, 11:36 DuaLar isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #15
DuaLar isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
Kayıp Yolcunun Şehri:)
 
Üyelik tarihi: 10.08.2007
Mesajlar: 595


 
Yarışma Puanı: 300
Teşekkür etti: 41
Teşekkür aldı: 496 konuda 1.727 kere
Bismillah...

Bu mektub 2.dünya savaşı sıralarında yazılmıştır. 2.dünya savaşında Hristiyan devletler birbiri ile savaşmıştır. Bir tarafta Almanya ve Japonya diğer tarafta İngiltere,Fransa,Rusya,ABD vs...Bu nedenle Hristiyanlar belirtilmiştir.

vesselam
__________________
Gel PC PC...
eski 08.05.2008, 15:37 Ninja Kedi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #16
Ninja Kedi isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
Tecrübeli Üye
(Konuyu Başlatan)
 
DuaLar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 03.04.2008
Mesajlar: 418


 
Yarışma Puanı: 510
Teşekkür etti: 1.552
Teşekkür aldı: 386 konuda 1.362 kere
selamun aleykum
hakkınızı helal edin aklıma takıldı mükafatı büyük deniyorya hristiyanlar için

Kafir hakkında ukba alemine dair rahmet, cennet olamaz. Ancak cehennemde ki durumuna aittir.100 kilo yükü olan birisinin yükünden 5 kilo almak onu o yükten kurtarmaz.Fakat 5 kilo yükünü hafifletmek te bir merhamettir.

böyle bir mükafat degil midir o yani kafirin mükafatı cennet degil misalde verdiginiz gibi
__________________
SesizLigim ÇıgLıgımdı. Hepiniz mi Sagırdınız?
eski 09.05.2008, 11:37 DuaLar isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #17
DuaLar isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
Kayıp Yolcunun Şehri:)
 
Üyelik tarihi: 10.08.2007
Mesajlar: 595


 
Yarışma Puanı: 300
Teşekkür etti: 41
Teşekkür aldı: 496 konuda 1.727 kere
Bismillah...

Evet muhterem...Mükafat budur...Yukarıdaki "belki" edatı kalın fontta belirtilmiş.Önceki cümlede kalın fontta belirtildiğinden zannedersek oradaki nüans fark edilmemiş...Üstad burada devrin şartlarını göz önünde bulundurarak zamanın "fetret devri" olabileceğini bu nedenle "belki" bunların ehl-i necat sayılabileceğini ifade etmiş...

"Cehennemden kurtulurlar" şeklinde kati bir hüküm değil devrin şartları göz önünde bulundurularak Eş'arilerin nazarı belirtilmiş.

vesselam
__________________
Gel PC PC...
eski 09.05.2008, 13:39 Ninja Kedi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #18
Ninja Kedi isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
Tecrübeli Üye
(Konuyu Başlatan)
 
DuaLar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 03.04.2008
Mesajlar: 418


 
Yarışma Puanı: 510
Teşekkür etti: 1.552
Teşekkür aldı: 386 konuda 1.362 kere
teşekkür ediyorum Rabbim razı olsun inşALLAH sorularıma içtenlikle bıkmadan cevap verdiginiz için.
Son bir sorum daha var
Risaleler ilham yoluyla yazılmıştır yani rüyasında görmüş ve yazmış diyorlar
Aldıgı egitimlerin bir etkisi yokmudur bunların meydana gelmesinde .
Kısacası risaleler nasıl meydana gelmiştir?
__________________
SesizLigim ÇıgLıgımdı. Hepiniz mi Sagırdınız?
eski 09.05.2008, 16:14 DuaLar isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #19
DuaLar isimli üye'ye teşekkür edenler
Super Moderator
 
leys - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 1.318


3 Albümü var
Yarışma Puanı: 310
Teşekkür etti: 2.960
Teşekkür aldı: 1.099 konuda 4.035 kere
leys - MSN üzeri Mesaj gönder
İlham rüya ile gelmiştir dememiz doğru olmaz...

Üstad Hazretlerinin ilim hayatına baktığımızda kısa süre içerisinde 90 kitabı ezberlemiş ve bunları kendi aleminde mezcedilmesi neticesinde,
hakikatın değişik nüanslarla kalbe geldiğini ifade etmektedir.

" Elli altmış risaleler öyle bir tarzda ihsan edilmiş ki,
değil benim gibi az düşünen ve zuhurata tebaiyet eden ve tetkike vakit bulamayan bir insanın, belki büyük zekâlardan mürekkep bir ehl-i tetkikin sa'y ve gayretiyle yapılmayan bir tarzda telifleri, doğrudan doğruya bir eser-i inâyet olduklarını gösteriyor. Çünkü bütün bu risalelerde bütün derin hakaik, temsilât vasıtasıyla, en âmi ve ümmî olanlara kadar ders veriliyor. Halbuki o hakaikin çoğunu, büyük Âlimler "Tefhim edilmez" deyip, değil avâma, belki havassa da bildiremiyorlar.

İşte, en uzak hakikatleri en yakın bir tarzda, en âmi bir adama ders verecek derecede, benim gibi Türkçesi az, sözleri muğlâk, çoğu anlaşılmaz ve "Zâhir hakikatleri dahi müşkülleştiriyor" diye eskiden beri iştihar bulmuş ve eski eserleri o sû-i iştiharı tasdik etmiş bir şahsın elinde bu harika teshilât ve suhulet-i beyan, elbette, bilâşüphe, bir eser-i inâyettir ve onun hüneri olamaz ve Kur'ân-ı Kerîmin i'câz-ı mânevîsinin bir cilvesidir ve temsilât-ı Kur'âniyenin bir temessülüdür ve in'ikâsıdır." (28 mektup)

" Bir bahçeye girsem iyisini intihab ederim. Koparmasından zahmet çeksem hoşlanırım. Çürüğünü, yetişmemişini görsem "Huz ma safa" derim. Muhataplarımı da öyle arzu ederim. Derler:
"Sözlerin iyi anlaşılmıyor?"
Bilirim ki, kah minare başında, kah kuyu dibinde konuşuyorum. Neyleyeyim, zuhurat öyle. şuaat ve şu kitapta mütekellim, aciz kalbimdir. Muhatap, asi nefsimdir. Müstemi, müteharri-i hakikat bir Japondur. Temaşa eden bunu düşünmeli. Gayetü'l-gayat olan marifetullahın bir bürhanı olan marifetü'n-Nebiyi şuaat'ta bir nebze beyan ettik. Şu risalede maksud-u bizzat olan tevhidin layühad berahininden yalnız dört muazzam bürhanına işaret edeceğiz. Hem nazar-ı akliyi hads-i kalbiyle birleştirmek için, melaike ve haşrin bir kısım delailine ima ederek, imanın altı rüknünden dördünün birer lem'asını, fehm-i kasırımla göstermek isterim.(mesnevii nuriye)

Burada kendi kalbini bir ayine gibi göstermekte kalbe mana nasıl gelmişse o şekilde aksettirfiğini ifade etmektedir.

" Risale-i Nur'un mesâili, ilimle, fikirle, niyetle ve kastî bir ihtiyarla değil; ekseriyet-i mutlakayla sünuhat, zuhurat, ihtarât ile oluyor. Bu dokuz berahine şimdi ihtiyac-ı hakikî kalmamış ki, telife sevk olunmuyoruz."(kastamonu lahikası)
Bir insan kasden bir makale veya bir mektup yazsa ilmi kariyeri yüksekte olsa yine -şurası olmamış ,şurayı düzelteyim,şunu ilave edeyim -diye bir takım düşüncelere girer.Halbuki Risalei nurların kalbe nasıl gelmişse hiç değiştirilmeden yazıldığını son şahitler kitabında bir çok risaleinur katibi söylemektedir.

Cumhûru, bürhandan ziyade, mehazdeki kudsiyet imtisale sevk eder. Müçtehidînin kitapları vesile gibi, cam gibi Kur'ân'ı göstermeli; yoksa vekil, gölge olmamalı.
Mantıkça mukarrerdir ki, zihin, melzumdan tebeî olarak lâzıma intikal eder ve lâzımın lâzımına tabiî olarak etmez. Etse de, ikinci bir teveccüh ve kasıtla eder. Bu ise gayr-ı tabiîdir.
Meselâ, hükmün me'hazı olan şeriat kitapları melzum gibidir. Delili olan Kur'ân ise, lâzımdır. Muharrik-i vicdan olan kudsiyet, lâzımın lâzımıdır. Cumhurun nazarı kitaplara temerküz ettiğinden, yalnız hayal meyal lâzımı tahattur eder. Lâzımın lâzımını nâdiren tasavvur eder. Bu cihetle, vicdan lâkaytlığa alışır, cumudet peyda eder.
Eğer zaruriyat-ı diniyede doğrudan doğruya Kur'ân gösterilseydi, zihin tabiî olarak müşevvik-i imtisal ve mûkız-ı vicdan ve lâzım-ı zâtî olan kudsiyete intikal ederdi. Ve bu suretle kalbe meleke-i hassasiyet gelerek, imanın ihtaratına karşı asamm kalmazdı.(sunuhat)

Yukarıda Risalei Nurların muhtelif yerlerinden alınmış pasajlarına dikkatle baktığımızda Gerek ilhamat gerek sunuhat ve zuhurat gerekse de ihtaratın birbirlerinin mütemmimi olan manalar olduğunu görürüz.İlham direk cenabı hakkın sebeb tahtında herhangi bir şey olmaksızın sevdiği kulun kalbine ikram ettiği manalardan müteşekkildir.Allah tarafından feyiz yoluyla kalbe gelen mânâ. Düşünmeye dayanmaksızın kalbe doğan ilimden ibarettir.
Bediüzzaman hazretlerinin zuhurat olarak ifade ettiği mana ise ;ikiye ayrılmaktadır

- Herhangi bir kasd veya düzen ve intizama tabi olmaksızın kendisinin hareket ettiğini (tabi bunu abdiyet makamında söylediğinden, bu bir hakikattır.Ama bizim nazarımıza yansıyan ,üstadın ilim hayatı buyunca ilmi istif ederken ne kadar intizamlı olduğunu emirdağ lahikasındaki şu parağraftan anlamaktayız.

"Mânevî nurun, ilim sûretinde beşerin kafasında cilvesinin bir cüz'îsi, tırnak kadar kuvve-i hafızaya malik bir adamın kafasında, doksan kitabın kelimatı yazılmış. Ve üç ayda, her günde üç saat meşgul olarak, hafızasının sayfasının yalnız o kısmını ancak tamam edebilmiş. Aynı adam, seksen sene ömründe gördüğü ve işittiği ve merakını tahrik eden ve ona hoş gelen mânâları ve kelimeleri ve suretleri ve savtları, o tırnak kadar kuvve-i hafızanın sayfasında, istediği vakitte müracaat edip bir büyük kütüphane kadar bütün mahfuzatının aynı şeylerini orada bütün istediklerini mevcut ve muntazam yazılmış ve dizilmiş görüyor."

- Zuhurat birden oluveren,şeyler.hesapta olmayan umulmadık hadiseler anlamına gelmektedir.

İhtarat ise,Hatılatmak,dikkati çekmek,tenbih anlamına gelmektedir.Yine kalbe gelen doğuş ve ilhamı da içine almaktadır.Lemalarda geçen şu ifade;

"Nasılki çoban gayrın tarlasına tecavüz eden koyunlarına taş atıp,onlar o taştan hissederler mki zararlı işten kurtarmak için bir ihtardır."ihtarata güzel bir örnektir.

Netice olarak;ilhamat,sunuhat ,zuhurat ve ihtarat tabirleri bir şirketin dört ortağı gibi aralarında çok büyük bir mana farkı olmayıp Risalei nur hakikatlarının ehli imana ulaştırılmasında ,bediüzzaman hazretlerinin kalbine gelen manaların birbirine yakın tabirlerle ifade edildiği kelimeler toplamıdır diyebiliriz.
eski 09.05.2008, 21:02 leys isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #20
leys isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
Cevapla



Yer imleri
Seçenekler




Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:45 .