|
Üstad elde ettiği bütün birikimini Kur’an’ın hakikatlerine çıkmak için bir basamak yapmıştır. Sonra da bu birikimini de Kur’an’ın mihenkine vurmuş bakır çıkanları atmış, altın çıkanları almıştır.
Yani öncelikle Kur’an’ı doğru anlamak için sair kitaplara ve üstadlara itibar etmiş.
Kur’an’a muhatab olacak seviyeye geldiğinde ise artık kılavuza ve pusulaya ihtiyacı kalmadığından doğrudan Kur’an’a yönelmiştir.
Kur’an Güneşiyle tanışan birinin mum ışığına ihtiyacı kalmaz.
Üstad Kur’an’ın üstadlığında en derin meseleleri halletmiş, Kur’an’a muarız akılca meşhur dahilerin fikirlerinin ne kadar çürük olduğunu ayan beyan ortaya koymuştur.
Yani Üstad başka kaynağa başvurmuyor muydu?
19. mektuptaki 300’den fazla mucizeyi anlatan hadisleri bir kaynağa müracaat etmeden yazmak mümkün mü? dense...
Üstad bir kütüphane hükmündeki hafızasına müracaat ediyordu.
Felsefe ve hikmetin sahasına girecek kainatın muammasını ve sırlarını beyan ederken mutlak isabetle fikir beyan etmesi ise doğrudan kur’an’ın üstadlığındandır.
Mutlak doğru olan Allah kelamına sırtını dayadığından Kurana muarız felsefecilerin zan mahsülü fikirleri kolaylıkla çürütüyordu.
“ Elde Kur'ân gibi bir mucize-i bâki varken, Başka burhan aramak aklıma zâid görünür.
Elde Kur'ân gibi bir burhan-ı hakikat varken, Münkirleri ilzam için gönlüme sıklet mi gelir?”
|