8 Şevval 1429
08 Ekim 2008, Çarşamba
8 Şevval 1429
08 Ekim 2008, Çarşamba
Ayet
Muhakkak O (kur’ân), arşın sâhibi (Allah katında) yüksek mevkiye sâhip, çok şerefli, güçlü bir elçinin (Cebrâil’in, Allah’tan) getirdiği sözdür.
(Tekvir 19-20 )
hadis
Resullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse sıla-i rahim yapsın.
(Buhari, Edeb 12)

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap

Online Üye

Şuan Forumda: 23 (1 Kayıtlı ve 22 Misafir) bulunmaktadır.

Online   okyanus



Hak-dilaram » GENEL » Serbest Kürsü » Yalancının mumu sönmüyor!


 
Seçenekler
.
 
izdüşüm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 1.640




Teşekkür etti: 589
Teşekkür aldı: 622 konuda 1.415 kere
kucult  büyük
Beitrag Yalancının mumu sönmüyor!

Hayatınız alışıldık bir biçimde akıp gidiyor. Sabah kalktınız ve günlük meşgalenizle ilgilendiniz. Akşam eve geldiniz, başınızı yastığınıza koydunuz şimdi soruyu soruyoruz: "Bugün kaç defa yalan söylediniz?" Muhtemelen sayısını sizde bilmiyorsunuz, "Aman canım, ufak tefek şeyler bunlar" diyorsunuz galiba, haklısınız ne büyük güçlüklerden, ne sıkıntılardan kurtardı o büyülü kelime sizi. Bu konu üzerine biraz eğilelim diyoruz, bilmem nefsimize eza mı ediyoruz?

Doğru üzerine birkaç kelam

Aldatmak amacıyla bilerek ve gerçeğe aykırı olarak söylenen söz olarak tanımlıyor Türk Dil Kurumu yalanı. Kuranî bir kelime olarak baktığımızda ise kizb ile karşılaşıyoruz.
"Doğru nedir?" sorusunun cevabı çokta uzak olmayan bir tarihte, yalan olmayandan başka bir mana taşımayacak. Sadece bir karşıtlık o kadar. Hâlbuki biz "O diyorsa doğrudur" diyen bir medeniyetin evlatlarıyız. Doğruyu bu kadar çabuk kaybedemeyiz. "Yılandan korkmam, yalandan korktuğum kadar" Anadolumuzun güzel deyişlerinden bir tanesidir. Doğruyu kelamının merkezine oturtmuş bir medeniyetin ipuçlarını verir bizlere.

Şu güzel hikâyeyi naklederek doğru üzerine kalem oynatmaya bir son verelim. Abdülkadir Geylâni hazretleri küçük yaşta ilim öğrenmek üzere Bağdata gidiyordu. Yola çıkmadan evvel annesi Geylâni hazretlerine bazı tavsiyelerde bulunmuş ve yalan söylememesi için kendisinden söz almıştı. Yolda eşkıyalar Abdülkadir Geylâni hazretlerinin bulunduğu kervana saldırdılar. Eşyalar yağma edilmeye başlandı. Eşkıyalar, kervandakilere birer birer sual edip, üzerlerinde her ne buldularsa aldılar. Sıra Abdülkâdir Geylâni hazretlerine geldi. Eşkıyalardan biri latife olsun diye Abdülkadir Geylâni hazretlerini önüne çekip sordu: "Fakir çocuk, söyle bakalım senin neyin var?" "Üzerimde yanlız 40 altınım var" Eşkıya inanmamıştı. Bırakıp gitti. İkinci bir haramî sual edip, o da aynı cevabı alınca vaziyeti reislerine bildirdiler. "Bu çocuk 40 altınım var" diyor dediler. Bu defa da reisleri sordu: "Senin üzerinde ne var?" "Hırkamda dikili 40 altınım var" Reisleri adamlarına dönerek dedi ki: "Açın bakın, bakalım!" Adamları üstünü aradılar, içinde 40 altın bulunan keseyi bulup reislerine verdiler. Eşkıya reisi hayretle sordu: "Peki evlât, sen neden üzerinde altın olduğunu söyledin? Geylâni hazretleri cevap verdi: "Ben evden ayrılırken anneme asla yalan söylemeyeceğime söz vermiştim. 40 altın için sözümü bozar mıyım?"

Her yer yalan

Yalanın her yanımızı işgal ettiği bir toplumda, daha doğrusu bir çağda yaşıyoruz. Her yerde, her şeyde bir yalan var.
Televizyonu açıyoruz yalanla karşılaşıyoruz, gazetelerde yalan, evde yalan, işte yalan, okulda yalan… Parti kurmaya hazırlanan bir zat açıklama yapıyor "Kadromda şunlar var" diyor saydığı ekipten kim varsa hepsi o zatı yalanlıyor. Yani iki taraftan bir tanesi mutlaka yalan söylüyor. Gazete bir haber yapıyor, ertesi gün hemen yiyor tekzibi.
Kendi kendine bile yalan söyleyen bir toplum için önce yalan makinalarını icat ettiler bilim adamları. Sonra bu makinayı nimet sayan bazı gazeteciler, konuklarını yalan makinalarına bağlayıp televizyonda program yaptılar, konuklarının söylediklerine güvenebilmek için.
Şaşılacak bir başka konu ise koca koca profesörlerin, araştırmacıların yalan üzerine yaptıkları çalışmalar var olması. Yalan söyleyen insan şöyle yapar, gözleri böyle olur, beyni şu şekle girer gibi. Sonuna da o her gün onlarca kişiye yalan söyleyen insanlara büyülü vaadi ekliyorlar: artık sizi kimse kandıramaz.

Halkımızın dilinde günümüz anlayışını güzelce yansıtan bir söz var "Yalandan kim ölmüş?" Bu söz ortaya nasıl çıkmış, yalandan kim ölmüş, yada tarihi süreç içerisinde ölen var mıdır bilinmez ama öldükten sonra söyledikleri yalanların başlarına epeyce bir iş açacağı kesin.
Yalan dediğin çeşit çeşit olmuş. Renklere bulanmış, pembe yada beyaz olarak adlandırılıyor bir kısmı mesela. Neymiş efendim bu yalanlar küçük yalanlarmış, hayat bunlarsız olmazmış, bunlar hayata renk katarmış mış mış mış.

Medyanın ilk yalanı


Bu konu biraz daha bizim ilgimizi celp ediyor sanki. Günümüzden yaklaşık 3300 yıl öncesinde Mısırlılar ile Hititler arasında "Kadeş Savaşı"na ilişkin duvar yazıtlarında bu yalan. Tapınak ve kamu binalarının uzun ve pürüzsüz duvarlarını bir tür "gazete" olarak kullanan Mısırlı taş ustaları, gerçekte savaşta büyük bir hezimete uğrayan Firavun 2. Ramsesin emriyle Karnakta medya tarihinin bilinen ilk "yalan haber"ine imza atıyorlar.

İslam ne diyor?

Yalan Kuran-ı Kerimde farklı vurgularla da olsa yüzlerce yerde geçmekte Bakara suresi 10. ayette ise şöyle denmektedir: "Kalplerinde bir hastalık vardır. Allah hastalıklarını artırmıştır ve yalancılık ettikleri için bunlara pek acı bir azap vardır"

Yine Buhari ve Müslimde geçen bir hadise ise şöyledir: "Allah Rasûlü (s.a.v) "Size büyük günahların en büyüğünü haber vereyim mi?" buyurmuş ve bunu üç kere tekrar etmişlerdi. "Evet" deyince: "Allaha şirk koşmak, anne-baba haklarına riayetsizlik, cana kıymak!" buyurdular. Bu sırada dayanmış durumda idi, yere oturup: "Haberiniz olsun! Yalan söz, yalan şahitlik." dedi ve bunu o kadar tekrar etti ki, "Keşke kesse artık!" temennisinde bulunduk.
Abdullah İbn Amir başka hadiseyi ise şöyle anlatıyor:
"Bir gün, Rasulullah (s.a.v), evimizde otururken, annem beni çağırdı ve: "Hele bir gel sana ne vereceğim!" dedi. Aleyhissalatu vesselam anneme: "Çocuğa ne vermek istemişim?" diye sordu. "Ona bir hurma vermek istemiştim" deyince, Efendimiz (s.a.v): "Dikkat et! Eğer ona bir şey vermeyecek olursan üzerine bir yalan yazılacak!" buyurdular.
Yalan dinimizce kesin olarak yasaklanmış olmasına karşın bazı konularda küçük bir ruhsatta vermiştir. Bu konuları Efendimiz bir hadis-i şerifinde şöyle açıklıyor: "Rasulullah (s.a.v) buyurdular ki: "Ey insanlar! Pervanenin ateşe atılması gibi sizi yalanın peşine düşmeye sevk eden şey nedir? Hâlbuki üç yer hariç yalanın her çeşidi âdemoğluna haramdır: Bu üç yere gelince: 1) Erkeğin, rızasını sağlamak için hanımına yalanı, 2) Harpte söylenecek yalan. Çünkü harp bir hileden ibarettir. 3) İki Müslümanın arasında sulhu sağlamak kastıyla söylenen yalan." (Tirmizi)
Bir kez daha belirtmekte fayda var ki bunların dışında yalan söylemek kesinlikle caiz değildir. En doğru insan kâmil manada iman etmiş, kulluk şuuruna ermiş olan kişidir. Bu teslimiyetteki bir müminin her zaman doğruluktan ayrılmaması tabii ki daha faziletli olandır.

Meşhur Yalanlar
ıBen hiç yalan söylemem
ıBu son sigaram
ıSen birde beni gençliğimde görecektin
ıAğlamıyorum gözüme bir şey kaçtı
ıİşim bitsin ben seni ararım
ıBen de tam seni arayacaktım
ıBenim için önemli olan ruh güzelliği
ıOnun için bir şeyler yapmayı çok isterdim, ama elimden bir şey gelmez
ıKuru ekmek bana yeter, yeter ki huzurum yerinde olsun
ıFailleri en kısa zamanda yakalanacak
ıBu kış komünizm gelecek.
ıMemuru enflasyona ezdirmeyeceğiz
ıBen zaten anlamıştım
ıArkasından değil, burada olsun yüzüne de söylerim
ıDers çalışıyorum
ı70 milyon bizi izliyor
ıKalsaydınız birşeyler yerdik
ıSarıda geçtim memur bey
ıO elinizdeki tek kaldı
ıValla bu size çok yakıştı
ıEvi boşaltın! Almanya`dan oğlum geliyor
ıFormu doldurun biz sizi ararız
ıÜşüyorsan ceketimi alabilirsin
ıHediye olmasa inan verirdim.
ıBelki biraz sıktı ama hiç merak etmeyin kullandıkça açılır
ıAkşam elektrikler kesildi, dersimi yapamadım
ıBunun garantisi biziz abi
ıTelefon şehirlerarasına kapalı
ıAdem Bey şu an toplantıda... Kim arıyordu?
ıAradım... Çaldı çaldı açan olmadı
ıBu konuda elimizden geleni yapıyoruz
ıBu kızı ne avukatlar mühendisler istedi de vermedik
ıKurtarmıyor abla
ıOlsa dükkan senin
ıE-mail´i az önce gönderdim, almadınız mı?


Talha KOLCU
eski 11.12.2006, 19:29 izdüşüm isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #1
Kayıp Şehrin Yolcusu !...
 
alem-i ervah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 10.11.2006
Nerden: Ervah'tan ...
Mesajlar: 1.997




Teşekkür etti: 2.217
Teşekkür aldı: 1.633 konuda 5.416 kere
kucult  büyük
Meşhur yalanlar gerçektende Meşhur

Düşündüm bugün hiç yalan söyledim mi ben diye de ?
Şükür ki yalan söylememişim....

teşekürler izdüşüm...

V'esSelam
__________________
Aşığım dersen belayı aşktan ah eyleme !

Âh! edip âhından ağyarı agah eyleme


http://ervah.blogcu.com/
eski 11.12.2006, 19:33 alem-i ervah isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #2
.
(Konuyu Başlatan)
 
izdüşüm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 1.640




Teşekkür etti: 589
Teşekkür aldı: 622 konuda 1.415 kere
kucult  büyük
En meşhurları

Rica ederim,alem-i ervah.
eski 11.12.2006, 21:47 izdüşüm isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #3


Seçenekler




Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:19 .