Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.
Hucurat-12
Kim ki yanında Müslüman kardeşinin gıybeti yapıldığı halde, gücü yeterken ona yardım etmezse, Allah onu dünya ve ahirette zelil kılar.
Camiu’s-Sağîr
GİrİŞ Yap
Online Üye
Şuan Forumda: 61 (17 Kayıtlı ve 44 Misafir) bulunmaktadır.
Admin ::
S.Mod ::
Mod ::
Yazarlar ::
İmtiyazlı Üye
Bir kadının nârası Dikkatlice gözlenirse, görünür: dürüstlük, sahibine iki hak kazandırır. Birincisi: kabalık yapma, huysuz ve aksi davranma hakkı. İkincisi: kolayca incinme hakkı. Demek ki dürüst olanın en az iki hakkı var: 1) nârâ atma hakkı, 2) çığlık atma hakkı. Oysa insan, yapılanı ve söylenileni ciddiye almazsa kolay kolay sinirlenmez, üzülmez. Evet, kendisinin yaptığını ve söylediğini, hem de kendisine yapılan ve söyleneni ciddiye almayan insan, rahattır, geniştir, gevşektir, bağışlayıcıdır. Amaan sendecidir. Keyfi yerindedir. Canını sıkmaz. Kendi canını da, başkasınınkini de. Niçin can sıksın? Canı sıkılmaz ki! Hani bir tartışma sırasında hemencecik uçların arasına kurulan tatsız-tutsuz vıcık tipler vardır ya, aynen öyle. Filan taraf bir uçta, filan grup da diğer uçta. Bu gerilim sırasında ortayı bulmak, sıradan zekâlara ey iyi çözümmüş gibi gelir. Yani en kârlı çözümmüş gibi. Hiçbir şeyi tamamen kabul etmezler. Hiçbir şeyi tamamen reddetmezler. Tabiri caizse, ölümüne reddettikleri, ölümüne kabul ettikleri hiçbir değerleri, hiçbir ilkeleri yoktur. Kabulleri vardır. Onlardan vazgeçebilirler. İtirazları vardır. Bir çırpıda onlardan da vazgeçebilirler. İnkârları vardır. Yanılmışlardır, o hâlde pekâlâ bunlardan da vazgeçebilirler. "Katiyyen, bunu yapamam! diyecekleri bir meseleleri yoktur. "Muhakkak yapmak zorundayım" dedikleri, diyecekleri bir vecibeleri de. Yunus gibi "Ya ben öleyim mi söylemeyince!" demezler, diyemezler. Söylemezler ve ölmezler. Ciddiyetsizdirler. Meselesizdirler. Heyecansızdırlar. Bu yüzden öfkesizdirler. Kendileriyle başları belâda değildir böylelerinin. Helva gibidirler; şişkin ve oburlara aslâ bir zararları olmaz. Aç adamı ise hastahanelik ederler. Ciddi adamı yani. *** Günah çıkarması için ölüm döşeğinde can çekişen adamın başında dikilen papaz, "Haydi evlâdım" demiş; "şimdi Şeytanı lânetlemenin tam sırası, lânetle şu Şeytanı!" Adam sesini çıkarmamış. Durumu da ciddileşiyormuş. Papaz sözünü tekrarlamış. Nafile! Adam yine bir şey dememiş. Papaz ısrar edince, bizim ki çaresiz şu cevabı vermiş: — "Papaz efendi, ben nereye gideceğimden emin değilim. Bu yüzden bu aşamada kimseyi kızdırmak, karşıma almak istemem!" Gidecekleri yerden emin olanlar, akibetlerine razı olanlar ancak, söyleyeceklerini söyleme cesaretine sahiptirler. Umarsızdırlar çünkü. Bütün olumlu anlamlarıyla söylüyorum: densiz, dengesiz ve patavatsızdırlar. İyi ki öyledirler. Kendi ruh dengelerini korumak için başkalarının dengelerini bozmaktan kaçınmazlar. Dürüstlüğün kendilerine kazandırdıkları hakkı kullanırlar. Doya doya. Doyura doyura. Nâra da atmak haklarıdır, çığlık atmak da. Eh bir de kıskanılası bir üslûb yetenekleri varsa, böylelerinin kabalaşmaya hakları vardır. Birileri medhiye yazar. Uyumludur. Birileri hiciv yazar. Uyumsuzdur. *** Dücane Cündioğlu
Oysa insan, yapılanı ve söylenileni ciddiye almazsa kolay kolay sinirlenmez, üzülmez. Evet, kendisinin yaptığını ve söylediğini, hem de kendisine yapılan ve söyleneni ciddiye almayan insan, rahattır, geniştir, gevşektir, bağışlayıcıdır. Amaan sendecidir. Keyfi yerindedir. Canını sıkmaz. Kendi canını da, başkasınınkini de. Niçin can sıksın? Canı sıkılmaz ki! Hani bir tartışma sırasında hemencecik uçların arasına kurulan tatsız-tutsuz vıcık tipler vardır ya, aynen öyle. Filan taraf bir uçta, filan grup da diğer uçta. Bu gerilim sırasında ortayı bulmak, sıradan zekâlara ey iyi çözümmüş gibi gelir. Yani en kârlı çözümmüş gibi. Hiçbir şeyi tamamen kabul etmezler. Hiçbir şeyi tamamen reddetmezler. Tabiri caizse, ölümüne reddettikleri, ölümüne kabul ettikleri hiçbir değerleri, hiçbir ilkeleri yoktur. Kabulleri vardır. Onlardan vazgeçebilirler. İtirazları vardır. Bir çırpıda onlardan da vazgeçebilirler. İnkârları vardır. Yanılmışlardır, o hâlde pekâlâ bunlardan da vazgeçebilirler. "Katiyyen, bunu yapamam! diyecekleri bir meseleleri yoktur. "Muhakkak yapmak zorundayım" dedikleri, diyecekleri bir vecibeleri de. Yunus gibi "Ya ben öleyim mi söylemeyince!" demezler, diyemezler. Söylemezler ve ölmezler.
Ben de böylesi tipleri hiç sevmiyorum.Fikirsizliği uyumluluk diye pazarlayan bu insanların münafıklık belirtisi taşıdıklarına inanırım.Gel de burada Hz. Ömer'i hatırlama.