| Dondurucu kar ve soğuk kış günleri.. ihtiyaçlarını temin etmiş varlıklı bir insan elbette böyle seyrek karşılaştığı kış manzaraları karşısında kayak zevkini düşünecek, hangi yüksek tepelerde nasıl kayak yapıp eğlenebileceğini hayal edecektir.
Ama daha ısınmasını bile sağlayamayanlar elbette yağan karı büyük bir endişe içinde izleyecek, 'Acaba çoluk çocuk ısınamayarak hasta olma tehlikesiyle mi karşılaşacağız?' telaşı içinde esen rüzgârın soğuğunu içinde hissedecektir.
Anlaşılan odur ki, böylesine farklı dönemlerde imkân sahipleri de imkândan mahrum olanlar da imtihan içindeler. Varlıklı insanlar hep kendi zevklerini mi düşünüyorlar? Yoksa ihtiyaç sahiplerinin ısınma sıkıntılarını da hatırlayıp yardımda mı bulunuyorlar?
İhtiyaçlılar da hemen paniğe kapılıp isyana mı yöneliyorlar? Yoksa 'Her günümüz geçmiştir, bu da sıkıntısız geçer inşallah' diyerek tevekkül içinde mi karşılıyorlar?
İrşat kitaplarında bu konu zihinlerde netleşecek misallerle anlatılmaktadır. İsterseniz mesajının çarpıcılığından dolayı günümüze ait şu misali birlikte okuyalım.
Lapa lapa yağan karlar kara karganın zevkini coşturmuştu. Çünkü sırtındaki sağlam tüyler onu iyi koruyor, soğuklar bedenine nüfuz etmeden kalın tüylerinin üzerinden akıp gidiyordu. Bu yüzden konduğu ağacın tepesinden keyifle çevreyi seyrederken ötmesini de sürdürüyordu:
- Yağ yağ, konduğum dala çıkıncaya kadar yağ!
Halbuki aşağıdaki dalda zavallı serçe titriyor, o da sızlanıyordu:
- Yağma, yağma! Zayıflar var, zavallılar var! Bu sızlanış kara kargayı hiç mi hiç etkilemiyor, yine devam ediyordu:
- Yağ yağ, konduğum dala çıkıncaya kadar yağ!
Kara karganın sadece kendini düşünüp, zayıfları, zavallıları hesaba katmayışına Rabbimiz razı olmadı. Zayıfların halini düşünecek duruma getirmek istediğinden, yaramaz bir çocuğu ona musallat etti. Çocuk karganın dalında bağıra çağıra öttüğü ağacın dibine gelerek yukarı doğru tırmanmaya başladı. Yine bağırmaya başladığı bir sırada da aşağıdan elini uzatarak kuyruğundan yakalayıp tutmaya çalıştı. Bu sırada kurtulmak için çırpınan kargada ne tüy kaldı ne de telek. Hepsini de çocuğun elinde bıraktığından güç bela karşı binanın çatısına konabildi. Artık yağan karlar çıplak vücuduna yağıyor, düşünmediği zayıfların halini bizzat yaşıyordu.
İşte bundan sonra ötüşünü değiştiren karganın cılız sesi duyuldu.
- Yağma, yağma! Açık var, çıplak var!
Ne yazık ki karganın istediği hemen yerine gelmedi. Yağış bir müddet devam etti. O da önceden hiç düşünmediği zayıfların hayatını, sıkıntısını yaşamayı sürdürdü. Ne kadar duygusuz, bencil davrandığını iyice hissetti, dersini almış oldu. Âlimlerimiz der ki:
- İnsanlar varlıklı halde iken yoksulların halini düşünmeli, kendi bencilliklerinde kaybolmamalıdırlar. Şayet böyle bir bencillikte kalırlar da yoksulun, açın, zayıfın halini düşünmezlerse bir gün olur onlar da halini düşünmediklerinin haline düşer, aynı elem ve ıstırabı yaşarlar. Bundan sonra ne kadar yanlış yaptıklarını anlayıp pişmanlık duyarlar. Ancak bu pişmanlık düştükleri durumdan hemen kurtarmaz onları. İyisi mi varlıklı günlerimizde yokluk çekenleri düşünmeli, ısındığımız zamanlarda da ısınmayanları hatırlayıp dertlerine deva olmaya gayret göstermeliyiz ki, aynı akıbete müstahak olmayalım. Bilmem siz nasıl bakarsınız kış soğuklarının hatırlattığı bu misallere?
30 Ocak 2008, Çarşamba
Ahmet Şahin...zaman.
__________________
__________________ Görelim Mevlam neyler neylerse güzel eyler.. |