Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.
Hucurat-12
Kim ki yanında Müslüman kardeşinin gıybeti yapıldığı halde, gücü yeterken ona yardım etmezse, Allah onu dünya ve ahirette zelil kılar.
Camiu’s-Sağîr
GİrİŞ Yap
Online Üye
Şuan Forumda: 42 (4 Kayıtlı ve 38 Misafir) bulunmaktadır.
Admin ::
S.Mod ::
Mod ::
Yazarlar ::
İmtiyazlı Üye
Allah boy vermiş; gerisini koyvermiş(!)
Rabbimin kudretinin yetmediği ve de yetmeyeceği bir küçük cirm bile olabilir mi?
Bu söz ile edilen kasıt sanki O'nu kusurlu ve hatta nakıs göstermez mi haşa?
Halbuki Allah Sanii Hakimdir..
Hem kusursuz ve noksansız en büyük sanatkar..
Hem de her işinde tüm maslahat ve inayetini gösteren .. hikmetlice iş görendir..
Bu söz ile gafilane O'nun isim ve sıfatlarını tahkir ediyoruz bilmeden bile olsa..
Konu hakkında epeydir aklımda dönenler vardı..
Benden önce Mafrak kardeşim el atmış.. iyi de olmuş..
Allah razı ola.
Aslında kendi düşer ağlar hem nasıl ama KENDİ KENDİNE bu kasdediliyor
Evet, bence de... 2-3 yaşlarında bir afacan yavru düşünün.. yapma etme, düşersin dersin anlamaz..elinizi bırakır, koşar..düştüğü zaman canı yansa da hemen kalkar bir şey olmamış havasına girer..
Fakat birde onu kardeşi düşürmüş olsa, nasıl feryat figan eder ki; kardeşine kızsınlar .....
Yani hayatta "yapma" denir birine, ama inat eder karşıdaki o iş yapılır, sonrasına "yapma" diyenler karışmazlar, kendi haline bırakırlar ya "Kendin ettin kendin buldun" gibi
Ve bu sözü söyleyerek kendilerini haklı bir yargıçlık hem de umursamazlık konumuna koyarlar
__________________ “Bir mum diğer bir mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez"
BUNLA ALAKALI BIR KONU VAR ONUDA AKTARAYIM INSALLAH...BELKI O ZAMAN KONUSTUKLARIMIZI BIRAZ DAHA ÖLÇÜP BİÇEREK KONUSMAK GAYRETINE GIRERIZ..
Müslüman'ı küfre götüren sözler üzerine
Efendim, İslâm ilmi emreder, cehli değil.Bu konuda verdiği misalde ilimle cehlin mukayesesini çarpıcı şekilde de ortaya koyar. Şu hadis ne kadar düşündürücüdür: Cahillerin arasında bir alimin bulunması, ölülerin arasında bir dirinin dolaşması gibidir! Demek cehalet ölümdür, ilim de hayattır. Yaşarken ölü gibi olmak istemeyenler ilme koşsun, ölü gibi yaşamaktan kurtulsunlar.
Nitekim cahil kimselerin ağızlarından çıkan öylesine sakat sözler duyuyoruz ki, bunların her biri o adamı sanki manen öldürüyor, imanını tehlikeye atıyor. Ama o bilgisiz adam bunun farkında bile değil. Asla tereddüt ve rahatsızlık duymuyor. Yine de bu gibi sakat sözleri söylemekten geri kalmıyor. Bu tehlikeli sözlerden birinin şöyle söylendiğini görmekteyiz.
Parmaklarıyla gökyüzüne işaret eden adam:
Yukarıda Allah vardır!.. diyerek sözünü kuvvetlendirmek istiyor.
Bu söz (hâşâ) Allah'a mekan isnad etmektir. Allah'ı mekanda yer tutan bir cisim olarak kabul ettiğini ifade etmektir. Bu ise küfürden başkası değildir. Çünkü Allah (c.c) mekandan münezzehtir. Cisim olmaktan da uzaktır.
Daha doğrusu: Allah (c.c.) bizim hayalimize gelenin başkasıdır. Ne var ki bunu bilmek için ilim gerekir. Bilgisiz adamın bunu idrak edip de ona göre sözünü, sohbetini ayarlaması mümkün olmaz. * * * Durum böyle olunca bilgisiz adamın sözü ne olacak? "Yukarıda Allah var" sözünü nasıl izah edeceğiz?
Bu adam bu sözüyle küfre mi girdi? Yoksa açıkça küfür gerektiren sözü söylediği halde kastı küfür olmadığı için bir çıkış yolu sözkonusu mu?
Bize göre sözü küfrü gerektirdiği halde kastı küfür olmadığından inşaallah bir kurtuluş yolu sözkonusudur. İsterseniz söylediği bu sözün manasını kendisine izah edin ve arkasından da sorun:
-Senin bu söylediğin seni imandan çıkarıyor. Gerçekten de Allah'ın gökte olduğunu mu söylemek istiyorsun? Vereceği cevap şundan ibarettir: -Haşa! Yukarı yücelik manasına geldiğinden yukarıda dedim. Yoksa Allah'ın orada olduğunu ifade etmek için değil... Ne var ki sözü buna delâlet etmediği halde ancak niyeti ve maksadı bunu ima etmektedir.
Öyle ise insanı küfre yaklaştıran bu gibi sözlerden, ifade ve üsluptan uzak kalmak için ilme koşmalı, bilgi sahibi olmalıdır.
Hem Allah'ın mekândan münezzeh olduğuna inanacaksın, hem de şehadet parmağıyla gökyüzünü göstererek; Yukarıda Allah vardır!.. diye işarette bulunacaksın. Bu nasıl iman ve nasıl işaret? İşaretinle imanını tekzip etmiş oluyor, sonra da (hâşâ) diye düzeltmeye çalışıyorsun.
Bilgisizlikten doğan küfür sözleri elbette bundan ibaret değildir. Çocuğunu terbiye etmek isteyen bazı ana babaların ifadeleri de benzeri şekilde tehlikelidir:
-Yapma evladım, Allah baba çarpar seni. Yukarıda Allah baba görüyor!
Bu sözün neresini düzelteceksin? Hem yukarıda diyor, Allah'a mekân gösteriyor, hem de Hıristiyanlar gibi Allah'ın babalığından söz ediyor, hatta Hıristiyan inancına işarette bulunuyor. Allah'ın babalık sıfatının varlığını ifade etmiş oluyor.
Ama bunların izahını yapıp da sorsanız: -Kastın bu mu, diye. Hemen irkilecek ve: -Hâşâ! Ben Müslüman bir insanım. Hıristiyan gibi inanır mıyım? diye karşılık verecektir. Evet, cahil insanlar mezarlıktaki ölüye, âlim insanlar da bu ölülerin arasında dolaşan diriye benzerler. Öyle ise ölüye değil diriye benzemeye çalışmalı, inancıyla sözleri birbirini (tekzip değil) teyidde bulunmalıdır. Şayet cahillikle doğru inandığı halde yanlış sözler söyler de inancını teyid değil bilmeden tekzipte bulunursa durumu ne olur? Bediüzzaman'ın kurtarıcı cümlesi şöyledir: -Bazan kelam küfür görünür, sahibi kâfir olmaz!
__________________
Eğer Çekemezsen Gülün Nazını Ne Dikene Dokun Ne Gülü İncit,Sahrada Mecnun Değilsen,Ne Leyla`yı Çağır,Ne Çölü İncit..
Bir öfke sonucu, bir kızgınlık anında, düşünmeden bu sözü söyleyen kişinin Allah’ın gücü ve kudreti konusunda en ufak bir bilgisinin olmadığı anlaşılır.
Bir kere Allah’ın gücünün ve kudretinin ne bir sınırı vardır, ne bir hududu... Çünkü Allah’ın kudreti sonsuzdur, sınırsızdır.
"Ve hüve alâ külli şey’in kadîr", yani "Allah’ın her şeye gücü yeter" ifadesi, Kur’an’da 40-50 yerde geçiyor.
"Her şey" derken, bu ifadenin içine girmeyen kalmıyor. Allah’ın kendi zatı dışında, varlık âleminde bulunan, Allah tarafından yaratılmış olan, aklımıza gelen gelmeyen bütün yaratıklar bu “her şey”in içindedir.
"Allah’ın şuna gücü yeter, buna yetmez; şunu yapar, bunu yapamaz; şu kişiyle baş eder, bu kimseyle baş edemez" diye bir şey söz konusu olamaz.
Bu ifadeler bir insan olarak, bizim için söylenebilir. Mesela, ben 10 kiloyu çok rahat kaldırırım, 20-30 kiloda biraz zorlanırım, 50 kiloda çok zorlanırım, ama 100 kiloyu asla kaldıramam.
Neden? Çünkü benim gücüm ve kudretim bellidir.
Nasıl bellidir? Çünkü benim gücüm ve kudretimde mertebeler vardır. Az önce verdiğimiz örnekte olduğu gibi…
Ama Cenab-ı Hak için, ağır-hafif, büyük-küçük, az-çok, aşağı-yukarı gibi kavramlardan söz edilmez.
Allah’ın kudreti karşısında bir sinekle dünyamızdan 1 milyon 300 bin defa büyük olan güneş aynıdır.
Minnacık bir sineği aynı kolaylıkla havada tuttuğu ve uçurduğu gibi, koca güneşi aynı kolaylıkla uzayda tutar ve seyrettirir. İçinde milyarlarca yıldızın yer aldığı galaksiyi de aynı kolaylıkla uzayda gezdirir.
Yine bir insanı yaratmasıyla bütün insanları yaratması Allah’ın gücü açısından aynıdır. Âhirette bir insanı diriltmesiyle aynı anda bütün insanları diriltmesi arasında bir fark yoktur.
Kur’an bu konuda diyor ki:
"Sizin yaratılmanız da, tekrar diriltilmeniz de, tek bir kişinin yaratılıp diriltilmesi gibidir". (Lokman, 31:28)
Yine İlahî kudreti bize anlatırken Kur’an şu âyeti hatırlatır:
Kur’an özetle diyor ki: "Allah, her şey üzerinde dilediğini yapmaya kadirdir." (Kehf, 18:45)
Her şey Allah’ın elinde, her canlı Allah’ın idaresi ve iradesi altındadır.
"Hiçbir canlı yoktur ki, Allah onun alnından yakalamış olmasın" (Hud, 11:56) âyetinde ifade edildiği gibi, bütün canlılar, sürekli olarak Yüce Allah’ın kudretiyle ayakta ve hayatta kalmaktadır.
"Ahalisi zalim olan beldeyi Rabbin yakaladığı zaman işte böyle yakalar. O’nun yakalayışı gerçekten pek acı ve pek şiddetlidir” (Hud, 11:102) âyeti ise, âsi kavimleri, peygamberlerin davetine karşı gelen, azaptan başka bir yolla düzelmeleri mümkün olmayan zalim toplumları Cenab-ı Hakkın, tarihin çeşitli dönemlerinde helak ettiğini, ülkelerini yerin dibine geçirdiğini, onları günahlar içindeyken yakaladığını ve en şiddetli azaba çarptırdığını anlatıyor.
İsrailoğullarını Firavun’un elinden, İbrahim Aleyhisselama inananları Nemrut’un zulmünden, Mekke halkını Ebrehe’nin hücumundan ve İslam’ın ilk yıllarında Müslümanları Ebu Cehil’in işkencesinden kurtardığı gibi, her zaman ve her dönemde mazlumları zalimlerin zulmünden kurtarmış ve kurtarıyor.
Bu açıdan bilir bilmez biçimde, olur olmaz yerde, anlamlı anlamsız durumlarda ileri geri konuşup, "Allah gelse, seni elimden alamaz" gibi sözlerin hiçbir değeri, kıymeti ve anlamı yoktur.
Bu sözler söylenecek sözler olmadığı gibi, şu veya bu şekilde söyleyen kimselerin, söylediğine bin pişman olup bundan dolayı Allah’tan af dilemesi gerekir.
Mehmet Paksu
__________________ bin bıçak var sırtımda.. biniyle de adaşsın.. her biri hayran sana..
Hay' dan gelen Hu'ya gider.... Bu söz son derece güzeldir... Anlamı: ( Allah'tan gelen yine Allah'a döner ) şeklindedir..
Doğru değil mi?
Fakat bu söz zamanımızda yanlış anlamda kullanılmaktadır... Zıt anlamda kullanılmaktadır...
Hay' dan gelen Hu'ya gider.... Diyerek kötü yoldan gelenin kötü yola gideceğini belirtiyorlar... Allah'ın iki ayrı ismini buna alet ederek yanlış yerde kullanıyorlar..
velhasılı kelam; Hay' dan gelen Hu'ya gider.... sözünü yanlış manalarda kullanmak çok çirkindir...