Ey iman edenler!Cuma gunu namaz icin cagrildiginizda her turlu dunyevi alisverisi birakip Allah'i anmaya yani hutbeyi dinleyip namazi kilmaya kosun.Eger bilirseniz bu sizin icin daha hayirlidir.
Cuma-9
Cuma gününde öyle bir an vardır ki, günah veya akrabalarla ilişkiyi kesme konularında olmamak şartıyla kul Allahü teâlâdan bir şey isterse Allahü teâlâ mutlaka onu verir.
Buhari
GİrİŞ Yap
Online Üye
Şuan Forumda: 18 (2 Kayıtlı ve 16 Misafir) bulunmaktadır.
Admin ::
S.Mod ::
Mod ::
Yazarlar ::
İmtiyazlı Üye
Üye Albümlerinden
Üye albümlerinden en son eklenen resimler:
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
Mısraının 'ben' ile başlamasının hikmeti ne olabilir?
Şöyle düşünebiliriz: Biz, inananların oluşturduğu bütünlüğün harikuladeliğine başka herhangi bir ideoloji, bir sistem, bir inanç etrafında oluşturulmuş hiçbir bütünlük yaklaşamaz bile. Ben, biziz. İstiklal Marşı'mızın tamamının aynı ruhta birleşmiş insanlardan oluşan Türk Milleti tarafından yazıldığını düşünürüz; buna inanırız. 'Ben', milletimizin ta kendisidir.
'Ben', sadece İstiklal Harbi zamanında görülmüş değildir. Geçmişte de, ezelden beri hür yaşamamızı sağlayan bir ideolojik bütünlük olarak kudretini devam ettirmiştir. Aynı zamanda da hep hür yaşamamızı sağlayacak bir bütünlük olarak varlığını sürdürecektir.
Hürriyete yönelik derin sevdamız biz inananların oluşturduğu bütünlüğün özüdür. Bu öz bizi istiklale sıkı sıkıya bağlar. Biz özümüzü gürleştirmek'ten yana duranlardanız. Bu özü kanımızın derinliklerinde taşıdığımız için ezelden beridir hür yaşadık, daima taşıyacağımız için de hep hür yaşarız.
'Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.' demek Türklüğü vurgulamaktır. Burada yüce bir özgüven, kesin bir teslimiyet sergilenmektedir. Bu mısraımızda, kafirle çatışmayı göze alarak, doğrudan çatışarak ezelden beri hür yaşamış ve hep de hür yaşayacak bir 'ben' dile gelmektedir.
Ali Özdemir bugünün birincisi sensin. Zorlu rakiplerin vardı; ama seni birinci yapan yazdıklarınla bizde milletin milletle konuşması fikrini canlandırmış olmandır. Özü hürriyet olan biri istiklâle kıskançlıkla bağlı olan arkadaşına “Ben ezelden beridir hür yaşadım hür yaşarım” diyor ve arkadaşı onu aynı sözlerle karşılıyor. Bu vakıayı gören dışımızdakilerden bazıları “Ne yaptınız da Türklerin eski dini İslâm’a yakındı” diyen şizofrenik şamana hürriyet izafe ettiniz diye soruyor. Diğer bazıları da kapıkulluğu ile hürriyeti nasıl bağdaştırıyorsunuz diye soruyor. Oysa millet milletle konuşuyor ve dışardakilerin hiçbir sorusuna cevap vermiyor.
Bugünün birincisi sen değilsin; benim. Ey İstiklâl Marşı Derneği üyesi arkadaş durumun vahametini sen kavramadıysan, kim kavrayacak? Ortada, ne höt deyince kaçıverecek bir düşman, ne de onu yüksek sesiyle def edebilme yeterliğine erişmiş cesamet var. 1921’de yoktu. 2007’de yok. Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım demek, şu demektir: Hele vurmaya yeltenilen zincir bize gösterilsin; o vakit görelim Mevlâm n’eyler. Kaderime razıyım, yani esarete razı değilim.
İsmet Özel
Konu askinsonhecesi tarafından (09.05.2008 Saat 22:48 ) değiştirilmiştir..
Bu mısranın en calib-i dikkat ifadesi "bent" kelimesidir.Şairin "bendimi çiğner,aşarım" deyişi,Allah(C.C.)'ın çizdiği sınır ve çektiği bentten başkasının ölçü kabul edilemeyeceğinin ve böyle bir sınır çekme hevesinde olanların "kükremiş bir sel"de boğulmak zorunda kalacaklarının ilanıdır.Kükremiş sel,Firavun'u ve askerlerini Kızıldeniz'de boğduğu gibi, İslam'ı yeryüzünden kazımak isteyenleri de hiç şüphesiz boğacaktır.Zira bu millet,yine Mehmed Akif'in ifadesiyle rüku haricinde,yani Allah'a kulluk beyanının dışında hiçbir şahıs,ordu ya da düşünce karşısında eğilmemektedir,eğilmemelidir.Bu ifade,anlamını Enfal Suresi 17.Ayeti'nde bulmaktadır:"Onları siz öldürmediniz. Fakat Allah öldürdü. Attığın zaman sen atmadın. Fakat Allah attı. Böylece mü'minleri güzel bir şekilde imtihan etmek istedi."Buradan da anlaşılacağı üzre,Alemlerin Rabbine iman eden ve milliyeti ile hürriyeti bu itikatta mündemiç olan Türk milleti,atacağı her adımda Allah(C.C.)'ın inayetinin kendi üzerinde olacağından kuşku duymamaktadır.
Salih Karaduman bugünün birincisi sensin. Haddi aşmama titiziliği gösteremeyenlerin önüne engel olarak konan bendi asla aşamayacaklarını bize hatırlatışının kıymetini biliyoruz. M.Akif’in İstiklâl Marşı metnine emek sarf ederken neye taşıyıcılık yaptığını akıldan çıkarmamız tamiri imkânsız bir hata olurdu.
İsmet Özel
Konu askinsonhecesi tarafından (09.05.2008 Saat 22:48 ) değiştirilmiştir..
Durmuş Küçükşakalak'ın on ikinci mısra için yorumu:
Bu mısra, Türklüğün niçin ve nasıl olupta diğer müslümanlara teşmil edilebileceğine işaret eder. Taşan, fazlalıktır.Kaynamanın olduğu yer kaynak-menbadır. Kaynayanın, fazlalığı taşar. Kaynaklar yükseklerde olur.Oradan taşan alçaklara (enginlere) akar. İnsanların madenler gibi olduğunu söyleyen hadisten, milletlerinde madenler gibi olduğunu anlıyoruz. Türk milletinin rüçhaniyyet kaynağı Allah'a kulluktur. Bu kaynaktan beslenerek engindeki kültürleri eritip yüksek bir kültür, yüksek bir dil vücuda getirdiler. (Enginlere sığmam, taşarım)Taşan köpüğü bile dost-düşman komşu kültürlerin işine yaradı.
Durmuş Küçükşakalak bugünün birincisi sensin. Senin sözlerinden İstiklâl Marşı’nın milletin gücünü dile getirirken “Var mı bana yan bakan?” sorusuna benzer bir ifadeye yer vermediğini; Türklüğün gücünü kan bağından veya kültür gelişkinliğinden almadığını; hem bütün insanların, hem de bütün Müslümanların onsuz edemeyeceği bir şeyden bahsedildiğini anlıyoruz. Fark etmemiz gereken bir böbürlenmenin değil bir işlevin dışa vurulduğudur. Biz Türkler neyin nesi olduğumuzu hareket halindeyken bilebiliriz.
Burada ‘‘Garp’’ derken aslında hâkim küfür medeniyetini anlıyoruz. Garp dediğimiz bu âlemin bütün tasavvuru gözle görülenden ibaret. Onun maddiyatın ötesini görebilme gibi bir kabiliyeti yok.Bize dayatılmaya çalışılan veya bizimle çatışmaya çalışan bu medeniyetin, Ahiret’e inanan ve hesabın burada bitmediğini bilen biz Türklere verebileceği hiçbir şey yok. Yararlı bir şey veremeyeceği gibi zarar da veremez. Yeter ki biz kendi elimizdeki potansiyelin ve de hazinenin kıymetini bilelim. İnanıp iman ediyorsak üstün ve aziz olan biziz.
Mustafa Karanfil bugünün birincisi sensin. Garbın bir cihet değil bir vaziyet olduğunu belirtmenle kendi vaziyetimiz hususunda bilincimizin beslenmesine yoğunlaşıyoruz. Çelik zırhlı duvar bir emniyet sahasını değil, bir yadırgatıcı alanı işaret ediyor. Batılının kendinden batılı olarak söz etmesi merkez olma hakkını kendinde görmeyen bir tuhaflık. Garbın yararlı bir şey veremeyeceği gibi bize zarar da veremeyişi, insanların edindikleri putların yaratılıp duran nesneler oluşlarıyla kıyaslanabilir.
İsmet Özel
Mehmet Sait Ekinci’nin on dördüncü mısra için yorumu:
Bir yerde Hak diri ise Batıl’ın payına düşen, hepimizin malumudur.Mesele, Batıl’ın karşısına Hakk’ı çıkarabilmektir. Zehiri bertaraf, panzehirle mümkündür. Putları devirecek, vesvese imparatorluğunu yıkacak güç, Yakin’in berraklığından kotarılır ancak. Niceliği alt edecek olan niteliktir. ’20 kişinin 200 kişiye, 100 kişinin 1000 kişiye galebe etmesi’* edebilmesi bunun ispatıdır. ’Abdullah olalım bu yeterli’ diyen Batıl’ın canına okumanın yolunu göstermekte ve yönüne işaret etmektedir. Güneşe yol açan, kar ve buzulu eritmek isteyenin ta kendisidir çünkü. *El Enfal/65
Mehmet Sait Ekinci bugünün birincisi sensin. Türkçe bir İslâm dilidir. Yani güzel bir Türkçe ile dediğimiz zaman ihlâsla, sadakatle, vakar ile demiş oluruz. Türkçede göğüs dediğimiz şeyin bir adı da “iman tahtası”dır. Biz Türkler bir şeye göğüs gerdiğimiz zaman zulmün, cehaletin, küfrün rağmına bir duruşu seçmiş oluruz. Göğsümüzün berisi dâr-ül-İslâm, ötesi dâr-ül-harb sayılır.
Ulumak, köpek başta olmak üzere köpekgillerin diğer türleri olan kurt, çakal ve tilkinin ortak özelliğidir. Köpek, kurt, çakal ve tilki gibi uluyor garp.
Garp niye ve nasıl uluyor peki?
Niye? sorusunu korkutup sindirmek ya da şamata çıkararak planlarını gözden kaçırmak için diye cevaplandırabiliriz. Nasıl uluyor? Kendince realist, cahilller için gözalıcı tanım ve yorumlarla. Millet, din, bilim, teknoloji, medeniyet, ortaçağ, ekonomi, demokrasi gibi kavramlarla ilgili tanım ve yorumlarını oldukça etkileyici ama hakikatten uzak bir içerikle yayıyorlar. Bölgesel, küresel "öngörüleri" hiç bitmiyor. Dünyanın merkezinde "beyaz adam" oturmuş herkesi kendi değer yargılarıyla "bilimsel" ölçekte yargılayıp duruyor. Hangi iktidarin legal, hangilerinin illegal olduğuna onlar karar veriyor.Kimlerin barbar, kimlerin medenî olduğunu onlar tespit ediyor.Tüm bu yaptıklarını, "ulumak" olarak nitelendirdiğimizde büyüleri bozuluyor. Bu mısradan elde ettiğim sonuç onların tüm bu şamatalarına imanın vermiş olduğu firaset ve güç ile karşı durabileceğimizdir. Önemli olan bizim "böyle bir iman" diyebilecek kadar iman etmiş olmamızdır. Vesselâm.
Adem Yıldırım bugünün birincisi sensin. Hasmı küçümsemek akıl kârı değil ve fakat kendi güç kaynağından bihaber kalanlar felâketin büyüğüne uğrayacaktır. Türk’ün aklı nahoş durumlarda geliyor. Böyle de olsa, nihayet Türk’ün aklı başına geliyor. Oysa ulumak aklı başında olmanın bir belirtisi sayılmaz. İmandaki sekinet gulguleye pabuç bırakmayanların uhdesindeki şeydir.
İsmet Özel