Kadınlar,oğullar,yük yük altın ve gümüş,salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi.Bunlar dünya hayatının geçimliğidir.Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah’ın katındadır.
Âl-i İmrân-14
Akrabaların gösterdiği yakınlığa karşılık veren kimse,tam anlamıyla akrabalık haklarını gözetiyor sayılmaz.Akrabalık haklarını tam anlamıyla gözeten kimse;yakınları akrabalık bağlarını ondan kestikleri halde,o onlardan alaka ve yardımını kesmeyen kimsedir.
Muslim
GİrİŞ Yap
Online Üye
Şuan Forumda: 20 (0 Kayıtlı ve 20 Misafir) bulunmaktadır.
Admin ::
S.Mod ::
Mod ::
Yazarlar ::
İmtiyazlı Üye
Üye Albümlerinden
Üye albümlerinden en son eklenen resimler:
bir lahza isimli üyenin,
gül bahçesine girenler... Albümünden
bir lahza isimli üyenin,
gül bahçesine girenler... Albümünden
bir lahza isimli üyenin,
gül bahçesine girenler... Albümünden
bir lahza isimli üyenin,
gül bahçesine girenler... Albümünden
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
Bu başlık altında İstiklal Marşı derneği üyelerinin yorumlarını paylaşmak istiyorum izin verilirse.
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Mustafa İrgat’ın ilk mısra için yorumu:
"Yüzen" kelimesi Nuh tufanını hatırlatır bana. Al sancak ta Nuh un gemisini.
Bu dünyada kurtuluşun, helak olmamanın tek yolunun; hiç bir zaman batmayacak olan bu gemiye binmek olduğunu, kalplerinde Allah korkusu olanların bu gemiye binenler olacağını ve helak olmayacaklarını, bu yüzden de korkmamaları gerektiğini vurguluyor bu mısra.
Mustafa İrgat bugün, ilk mısraın birincisi sensin. Yüzen kelimesini aracı kılarak bayrağımızı Nuh’un gemisine nispet etmen bence büyük keşif. Biz de senin yaklaşımının aracılığıyla zımnen İstiklâl Marşı Derneği’ne bir derece ilave edildiği fikrine varıyoruz. Al sancak şafaklarda yüzüyor: Tufan düşüncesinden selamet kararı hasıl eden yolcularla… Bu hatırlatma için sana teşekkür ederim.
İsmet Özel
Konu askinsonhecesi tarafından (20.04.2008 Saat 14:31 ) değiştirilmiştir..
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
Mahmut Özkaya'nın ikinci mısra için yorumu:
Hz. İbrahim tek başına milletti. Bütün insanlar hakikate sırtını dönse bile, tek bir insanın hakikatin farkında olması ve kabullenmesi onun millet olması için yeterlidir. Bu mısra ve Hz. İbrahim’in tek başına millet olması durumundan ben şunu anlıyorum. Biz Müslümanlar son ocak ve son insana kadar hiçbir zaman ümidimizi kaybetmemeliyiz. Bu son ocak ve bu ocağı tek başına da olsa tüttürecek insandan tüm dünya ahalisi bir çıkış yolu bulabilir.
Mahmut Özkaya, bugünün birincisi sensin. Birinciliği sana son ocağın sönmeyişinin sebebini işaret etmen kazandırdı. Yurdumuzun üstünde tüten en son ocak sönmeyişini iyi korunmuş olmasına veya araziye uymasına değil, tütmekte ısrar edişine, bilhassa tütüşüne borçlu olacak. Çünkü, her Türk, varlığını Müslümanların ilk olma duygusundan aldığı güce borçludur.
İsmet Özel
Konu askinsonhecesi tarafından (20.04.2008 Saat 14:38 ) değiştirilmiştir..
Mehmet Sait Ekinci’nin üçüncü mısra için yorumu:
Türk'ün ve Türklüğün bekasına işaret vardır. Yıldız milleti, Hilal İslam’ı temsil eder bayrakta. Yıldız olması Milletin ‘Allah Türk milletini diğer milletlerden üstün yarattı’ hakikatine de denk düşer. İslam’ın son peygamberi gelip göçmüştür. Halbuki kıyamete dek cari şeriat, son Peygamberin getirdiği olacaktır. Va’dedilen budur. Vaad, birileri vasıta ve istihdam edilerek yerine getirilecektir ki Tarih bunun için seçilenin Türk Milleti olduğuna şahitlik eder. Türk Milleti İslam’ın kılıcı ve kalkanı olarak yıldızlaşmış ve yükselmiştir. Türk ve İslam birbirinden ayrılamaz bir bütün ve İslam’ın nurunun da kıyamete dek süreceği bilinen bir gerçekse, Türk Milletinin yıldızı da parlayacaktır kıyamete dek.
Mehmet Sait Ekinci bugünün birincisi sensin. İstiklâl Marşımız doğuşunu istiklâl harbimizin Türkün zaferiyle sonuçlanacağı inancına borçludur. Bu inanç İstiklâl Marşı’nı doğurmakla kalmadı, İstiklâl Marşı’nın bir program şekline girmesine de sebep oldu. Türkün zaferi fikrine olan ihtiyaç o derecede idi ki, o günlerde programa itirazı olanlar seslerini yükseltemediler.
Bayrağın kaderi ile Türk Milleti'nin kaderi birbirine bağlıdır. Bu dizede değişmeyecek olan tek ölçüt, bayrağın milletimizin varlığının teminatı olduğudur. Bu varlık İstiklal Savaşı ile kazanılmış olup, bugün içinde bulunduğumuz sıkıntı, bu durumun bilincinde ve farkında olunmayışı ve değerlerimize yeterince sahip çıkılmamasıdır.
Yasemin Özer bugünün birincisi sensin. Ne türden bir milliyete sahip olduğumuz ancak dinimize bakılarak anlaşılabilen biz Türkler bu özelliğimizi bayrağımızla dünyaya ilân ettik. Niyetimizin bu olduğunu önce İstiklâl Marşı vasıtasıyla haykırdık. Bir haktan vazgeçilmediğinin nişanesi İstiklâl Harbi’nin kazanılmasıyla gerçek oldu ve sözkonusu hakkı dünyada Türkiye’den başka topraklarda yaşayanlar da kullandı. Bayrağına sahip çıkmak kimliğine sahip çıkmaktı. İlk kıtanın son mısraıyla bayrağı kimliğin belirlediği ve değerin buradan doğduğu kayda geçti.
İ.Baydar, F.Özkan, M.Özkaya, A.Özdemir, M.İrgat, M.Karanfil, H.Şahin bugünün birincisi aranızdan birisi değil. İkinci kıtanın ilk mısraına birincilik edecek çıkmadı. Böylece bugün ben de birinci olamadım. Oysa hep şimdiye kadar her birinciyle birinci olduğum hissine sahiptim. Bu hissim bu gün rencide oldu. ‘Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı hilâl’, ne demek? Çehre neden çatık? Şeklen ve ruhen işgal altında bırakılmış bir İstanbul var. O İstanbul ki kubbe ve minareleri olmadığı zaman şeklini, Türklüğün istiklâlini temsil etmediği zaman da ruhunu fark etmek mümkün değildir. İşgal altında sadece şeklen İstanbul kalakalmıştır. İstanbul halkı işgale direnmek şöyle dursun; adalet ve kalkınmayı işgal kuvvetlerinden dilenir haldedir. Gayri-Müslim yerli halk, Müslümanlığını koruyanlara kök söktürüyor. Müslimi, gayri-Müslimiyle İstanbul halkı millî mücadeleye hor bakıyor. Ankara’dakilerde insicam yok, tesanüt yok. Bizim kültürümüzde nazlı demek, iffetli demektir. Şimdiye kadar Türk olarak ne yapabildiysek hilâlin nazını çekmek suretiyle yaptık. O naza katlananlardan biri de benim. Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı hilâl.
İsmet Özel
Neden bir ırktan söz ediliyor? Birincisi, kâfirle çatışmayı göze alan bu insanlar arasında bizzat bu tavırlarından ötürü karabet/akrabalık peyda olmuştur. İkincisi ise, Türkiye'de "kâfirle çatışmayı göze alabilmiş Müslüman" halk 1071 den bu yana kendi arasında kan bağı oluşturmuş, yani yeni bir ırk ortaya çıkarmıştır.
Neden kahraman deniliyor bu ırka? Çünkü bu insanlar çatışmayı her halükârda göze alabilmiştir. Şiddet/şeditlik ve celâllenme kafire karşı gösterilir. Burada şiddet günümüzdeki anlamıyla kaba kuvveti değil, sertliği ifade etmektedir. Aynı şekilde celâllenme de öfkeyi değil, büyüklenmeyi ifade etmektedir. Müslümanlara karşı tavırda ise tevazu ve merhamet esastır. İçimizde yani bu vatanda şiddeti ve celâllenmeyi hakeden insanlar olsa da sonuçta "kahraman bir ırk" söz sahibidir. Söz sahibidir, çünkü hala tüm onca olumsuz şartlara rağmen kâfirle çatışmaya hazırlanmaktadır.
Diğer taraftan bayrağımızdaki şiddet ve celâllenme hep varolacaktır. Ki bu sayede diriliğimizi hep gözden geçirelim. Yine bu sayede "kahraman ırk" söz sahibi midir tekrar tekrar düşünelim. Eğer bu ırka mensup ve söz sahibi isek; bizi gör ve yüzümüze gül diyebiliriz. Doğrusunu Allah bilir.
Âdem Yıldırım bugünün birincisi sensin. Doğrusunu Allah bilir; kuluna da bildirir.İstiklâl Marşı’nın yazıldığı 1921 yılında ırk (fr. Race) denilince karakter türdeşliğine sahip olanlar anlaşılırdı. Hal ü hazırda ırk kelimesinin lugavî manâsı budur. Piyasaya henüz Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi çıkmadığı o günlerde haydi haydi öyleydi. Öylesi bir bağlamın yansıttığı anlamda dünyanın görmezlikten gelemeyeceği bir İslâm ırkı nasıl o zaman da var idiyse; şimdi de vardır. Bu ırkın kahramanlığıyla temayüz ettiği inkâr edilemeyen mensuplarına Türk denmiştir. Türklerin din gününde yüzüne bakılmayanlardan olmamaları onların yüzüne hilâlin gülmesi şartına bağlanmıştır.
Böldüğüm için özür dilerim..
Bunları böyle yorumlamak güzel belki ama gereken vefayı gösteremedik ona.
Ne eserlerine hakkıyla sahip çıktık ne de ardında bıraktıklarına.
Hayatı perişanlık içinde geçen oğlunu, bir çöp bidonunun yanında ölü buldular seneler önce...
__________________
Masiva nakşına iplik kadar olma mail
Ehl-i tecridi yolundan alıkor bir iğne
Şeklen ve ruhen işgal altında bulunan vatan toprakları bu durumdan kurtulmadıkça yani hilâlin iffetini muhafaza etmesi temin edilmedikçe Türk milletinin İlâhi ödevi yerine getirilmiş olmayacaktır.
Bir kez daha verilmesi mümkün olmayan İstiklâl mücadelesi hedefine ulaşmazsa, hesap günündeki sorguda bu uğurda kanımızı dökmüş olmamız dahi Allah katında kabul görmeyecektir.
Murat Ural bugünün birincisi sensin. Seni birincilik katına çıkaran istiklâl mücadelesinin bir kez daha verilemeyeceğini belirtmendir. Bilindiği üzere şeklen ve ruhen işgal altında kalan İstanbul’dur. Vatan topraklarının her parçası kendine mahsus seğirmeler gösteriyor. Bu çok boyutlu, çok sebepli, çok yönlü durum işin vahametini artırıyor. Eğer 1071’de bir defterin açıldığını kabul ediyorsak, bu defter Büyük Taarruz’un istediğimiz sonucu vermemesi halinde sıkı sıkıya kapatılacaktı. Defteri kapatma gayretkeşliğinin sonu gelmiş değildir. Sonu gelmiş olsaydı İstiklâl Marşı Derneği’ne de gerek duyulmazdı.
Durmuş Küçükşakalak'ın sekizinci mısra için yorumu:
İstiklal Marşı'nın ana teması iki defa tekrarlanan bu mısradır. İstiklal; yeryüzünde insan olarak yaşamamızı sağlayacak kadar azığı yüklenip-sırtlanmaktır.Tehlikenin hayatımıza galebe çaldığı zamanlarda, hayati lüzuma sahip değerlerimizi toparlamak ama gitmemektir.İstiklalimiz ve istikbalimiz İslam'ın İstiklali'dir.Dinimize yeltenen ihanet ve gaflet çeteleri İstiklalin, Türk'ün kurtuluşu-bağımsızlığı olduğundan dem vurarak, Türk'ü İslam'dan koparmanın yollarını denemekteler.
Kula kulluğu reddeden, yalnızca Allah'a kulluğu din kabul ederek yüksek karaktere ulaşan Türk'lere; başkasının fikrine ve emrine tabi olmayı reddetme, Allah'tan gayrıya boyun eğmeme hasleti bahşedilmiştir.
(İstiklalin kelime anlamı:Kendi başına olma,kimseye bağlı olmama.) Yaradılışındaki bu üstünlük ve yüksek kültür, Türk milletinin İslam İstiklali'ni (a priori) haketmesi sonucunu doğurur.
Durmuş Küçükşakalak bugünün birincisi sensin. Türk milleti birçok kavmi bünyesinde erittiyse, bunu herhangi bir kavme mahsus kültür içinde erimemiş olmasına borçludur. Türkler ne yaptılar da kültürel erimeye maruz kalmadılar ve bilakis kültürlerin Türklük içine eritilmesini başardılar? Başarıların sırrı Hakk’a tapan millet olmalarındaydı. İmtiyazlarının dayanağı Hakk’a tapan millet olmalarıydı. İstiklâl bu vasıftaki milletin hakkı olmayacaktı da kimin olacaktı?