Üye Albümlerinden |
Üye albümlerinden en son eklenen resimler:
bir lahza isimli üyenin,
bizim yaramazlar... Albümünden
bir lahza isimli üyenin,
bizim yaramazlar... Albümünden
bir lahza isimli üyenin,
bizim yaramazlar... Albümünden
bir lahza isimli üyenin,
bizim yaramazlar... Albümünden
bir lahza isimli üyenin,
bizim yaramazlar... Albümünden
bir lahza isimli üyenin,
bizim yaramazlar... Albümünden
|
|
|
 |
|
|
Yeni Üye
Üyelik tarihi: 13.01.2008
Mesajlar: 7
Teşekkür etti: 0
Teşekkür aldı: 3 konuda 9 kere
|
Nasibinin üstünde adın yazılı
Ömrün, nasip aramakla geçtiğini söyleriz; acaba bu doğru mu? Biz uğrun uğrun onu ararken, o da gizliden gizliye bizi takip ediyor olmasın...
Sıcak yaz günlerindeyiz. Kahvaltı sofrasında hafif yiyecekler var... “Bismillah” deyip elimi sofraya uzatacağım sırada, mahmur yüzünden gülücükler saçılan oğlum beliriyor karşımda... Teklifsiz oturduğu sofrada, buz gibi kirazlara uzanıyor ilk önce... “Hayrola oğlum!” diyorum. “Bu saatte seni tatlı uykularından kim uyandırdı, yoksa bu kirazlar mı çağırdı seni sofraya? Nasip bazen ayağına gelir, bazen ayağına çağırırmış insanı... Anlaşılan bu gün nasibin gür olacak. Bir nasibin de şu hikaye olsun:
Eski zamanlardı... İmkanların kıt olduğu vakitlerdi. Herkes her şeyi uzun uzadıya sorgulamazdı; anlatılana kolayca inanırdı. İnsânî ilişkilerde güvensizlik değil, güven hakimdi çünkü... “Bu iş nasip meselesi” deyince akan sular dururdu.
Hekimlik hizmetleri günümüzdeki kadar yaygınlaşmamıştı. İnsanlar başı daraldığında en yakınındaki hoca efendiye giderdi.
İşlerin böyle yürüdüğü günlerde... Bir derviş kişi evinde pilav yemekte iken, genizine bir pirinç tanesi kaçtı. Zavallı derviş uğraştı, didindi: fakat onu çıkarmaya muvaffak olamadı. Komşuları başına toplandılar. Ne yaptılarsa inatçı pirinç tanesini yerinden oynatamadılar. Sanki oraya çakılmıştı; ne ileri gidiyor, ne de geri...
Sonunda o da herkes gibi yaptı; tanıyıp güvendiği hoca efendiye başvurdu... Hoca efendi kendisine arz edilen meseleyi sükûnetle dinledikten sonra; başını öne eğip bir müddet sessizce bekledi. Ve sonra; “Sizin işinizin halledileceği yer, burası değil” dedi... Bağdat'a gitmeniz gerekiyor. Oradaki filan hoca efendiyi bulup; onun dediğini yapacaksınız.
Derdine çare arayan kişi, bu sözleri hiç tereddütsüz kabul etti. Ve derhal Bağdat'ın yollarına revân oldu. Günler süren yorucu bir yolculuktan sonra menzil-i maksûduna vasıl oldu. Sorup, soruşturdu; tarif edilen hoca efendiyi buldu. Varıp karşısına diz çökünce, ziyaretinin sebebini anlattı.
O salih kişi, anlatılanları huşu ile dinledi... Bir müddet sustu. Sonra, başını kaldırıp aydınlık yüzünü dervişe gösterdi. Gözlerinin içine muhabbetle baktı....
“Bak evlat!” dedi misafirine. “Zahmet edip buralara kadar geldiniz. Gelişinizle bizleri mesrûr ettiniz. Lakin sizin daha gidilecek yolunuz var... Biliyorum; sizi bize gönderdiler. Ve çok uzaklardan geldiniz buraya... Ne çare ki derdinizin dermanını değil; çarenin yerini söyleyebileceğim sadece... Tez vakitte Semerkant'a gitmelisiniz; oraya varıp, filanca zatı bulmanız gerekiyor.
Bu sözler, muhatabını tekrar yollara düşürdü. Ve meşakkatli bir yolculuğun ardından Semerkant’a varıldı... Çare, o şehirde, filanca zatın meclisinde denilmişti çünkü...
Derviş, tarif edilen zatın meclisine katılmak üzere destur aldı. Buyur edilince baktı ki, söylenen kişi kapının karşısında bir kürsü üzerinde oturmakta; etrafını saran talebeleri ile sohbet etmekte... Sohbetin insicamını bozmamak için kapı girişine yakın bir yere çöküverdi. Mevzu bitince maruzatını söyleyecekti... Hoca efendi konuşmasını sürdürmekte...
Çok geçmeden yol yorgununda bastırılamaz bir aksırma isteği belirdi. Aylardır gelmesini beklediği bir şey, oracıkta ortaya çıkıverdi. Öyle şiddetli bir hapşırma isteği ki... “Hapşuuu!” demesiyle boğazında takılı duran pirinç tanesi dışarı fırlayıverdi... Kapı ağzında duran bir kedicik, sanki onu bekliyordu. Hemen gelip o pirinç tanesini yedi.
Hatip o sırada tam da şöyle diyordu: “Yiyeceğin lokmanın üzerinde mânen adın yazılıdır. Kimse kimsenin nasibini yiyemez...”
Bunu derken, kapı ağzında olup bitenler nazar-ı dikkatinden kaçmamıştı. Misafire dönerek; “Bak işte azizim!” dedi. Nasip hususundaki esrarengiz tecellîyi görmüş oldun!... Başından geçenleri anlat ki, burada bulunanlar da hissedar olsunlar...”
Şimdi oğlumun ne diyeceğini gayet iyi biliyorum: “Ama baba, bu kirazların üstünde yazı yok ki!”
Evet, o yazı kolaylıkla görünmüyor. Çünkü gördüğü yazıları satır satır okuyan insan göremediğini, yazgıyı bilemez. Belki de bu günkü insanın yüzeysel bakışı, çocuklarınkinden farklı değil...
|

02.05.2008, 20:15
|
|
sır_ isimli üye'ye teşekkür edenler
|
|
|
. . . . . . . .
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 12.446
Yarışma Puanı: 380
Teşekkür etti: 19.843
Teşekkür aldı: 8.754 konuda 27.326 kere
|
Allah razı olsun sır, ama bu var forumda ablam
Konu eklemeden önce arama yaparsak iyi olur
Oku da silelim olur mu
http://hak-dilaram.com/islami_yazila...im_yazili.html
|

02.05.2008, 20:26
|
|
|
Yeni Üye
(Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 13.01.2008
Mesajlar: 7
Teşekkür etti: 0
Teşekkür aldı: 3 konuda 9 kere
|
ben görmedim ama gecen okudum tüm yazıları
sanırım bunuda sen atmıştın bana yanılmıyosam
|

02.05.2008, 20:29
|
|
|
. . . . . . . .
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 12.446
Yarışma Puanı: 380
Teşekkür etti: 19.843
Teşekkür aldı: 8.754 konuda 27.326 kere
|
Nereye atmıştım 
|

02.05.2008, 20:32
|
|
|
Şeref Üyesi
Üyelik tarihi: 02.03.2008
Mesajlar: 821
Yarışma Puanı: 360
Teşekkür etti: 977
Teşekkür aldı: 695 konuda 1.860 kere
|
afedersin
|

02.05.2008, 20:56
|
|
|
. . . . . . . .
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 12.446
Yarışma Puanı: 380
Teşekkür etti: 19.843
Teşekkür aldı: 8.754 konuda 27.326 kere
|
|

02.05.2008, 20:59
|
|
monaroza isimli üye'ye teşekkür edenler
|
|
 |
Yetkileriniz
|
Es ist Ihnen nicht erlaubt, neue Themen zu verfassen.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, auf Beiträge zu antworten.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, Anhänge hochzuladen.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, Ihre Beiträge zu bearbeiten.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
|