7 Ramazan 1429
07 Eylül 2008, Pazar
7 Ramazan 1429
07 Eylül 2008, Pazar
Ayet
Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.
Bakara-184
hadis
Ramazan bereket ayıdır. Allah bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder.
Taberani

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap

Online Üye

Şuan Forumda: 31 (8 Kayıtlı ve 23 Misafir) bulunmaktadır.

Online   --sena--, Atmaca, kelimat, sofizade, yusufcan Dagistan,



Hak-dilaram » GENEL » Serbest Kürsü » Futbol Sadece Futbol Değil!


 
Seçenekler
Super Moderator
 
mesutizm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 25.11.2007
Nerden: İzmir - Kahramanmaraş - Ş.Urfa :)
Mesajlar: 3.582




Teşekkür etti: 6.092
Teşekkür aldı: 3.269 konuda 11.442 kere
kucult  büyük
Futbol Sadece Futbol Değil!

Futbol! Nasıl? Bazılarımızı, adını duymak bile heyecanlandırıyor değil mi?
İşte futbolu seven pek çokları gibi sevmeyen pek çokları da var.

resize.aspx.jpg

S. Ragıp Yazıcılar-Sinan Özgenç -Genç-

Sevmeyen veya ilgilenmeyenler, futbolseverlerin bu durumunu garipsiyor.
Hem de çok.
Şöyle bir internetten tarayın; futbol hakkında söylenmeyen söz kalmamış. Mantık gereği insan futbol hakkında konuşulan/yazılanların çoğunun futbolseverler tarafından söylenmiş olması gerektiği beklentisine giriyor.
Ama öyle değil.
Futbolsevmezler hatta hiç ilgilenmezler de futbolseverler kadar çok kafa, kalem, çene yormuşlar bu konuda.
Hani futbolseverler çoğu zaman fanatiklikle suçlanırlar ya...
Futbolsevmezlerin de futbol karşıtlığında onlardan aşağı kalır yanı yok.
Neler söylenmemiş ki futbol hakkında:
“Futbol yığınların afyonudur.”,
"Futbol halkların dinidir."
“Futbol kapitalizmin sömürü araçlarından biridir.”
“Futbol aşktır.”
“Futbol günahtır.”
“Futbol endüstridir.”
“Futbol centilmenliktir, barıştır, kardeşliktir”
“Futbol savaştır.”
“Futbol siyasettir.”...


Kimi Din Diyor Kimi Şeytan

Futbol tartışmaları sadece spor değil; sağlık, bilim, kültür, ekonomi, siyaset, sosyoloji... alanlarında da devam ediyor.
Kimi din ilan ederken kimi şeytan diyor.
İslami kesimde bile futbol oynamak ve seyretmek caiz midir değil midir tartışmaları gırla gidiyor.
Her meşrebe göre türlü türlü fetva var:
Helal, mübah diyenler kadar haram diyenler de var.
Futbol haramdırcıların argümanları: Şort boylarının kısalığından; futbolun gaflet, gafletin caiz olmadığına kadar çeşitli bakış açılarını kapsıyor.
Karşı kamptaysa helaldir, mübahtır diyenlerin yanında; Peygamberimiz de (s.a.v.) ok atmış, güreşmiş, yarış yapmıştır, demek ki spor yapmak sünnettir, futbol da spor olduğuna göre bırakın helali, mübahı; sünnettir hatta diyenler bile var.

Çok Şükür Hakan Şükür Var


Hakan Şükür sayesinde ister laik olsun ister dinci: “Biz bize benzermişiz.” bunu anladık.
İslami kesimde yapılan; dinen caiz/caiz değil tartışmaları laik kesimde de varmış. Bunu gördük.
Versiyon farkıyla ama.
Soru şu:
Bir futbolcunun “Kutlu Doğum Haftasına yaraşır bir derbi olsun.” temennisi laiklik açısından caiz midir değil midir?”
Ağzı olan konuştu; söylemeyen, söylenmeyen kalmadı.
Biz buradan yola çıkarak futbol ve inanç ilişkisini uzmanlara ve ilgililere sorduk; peşinen şunu belirtelim ama:
Bizden “Futbol caiz midir değil midir?” sorusunun cevabını beklemeyin. Biz fetva makamı değiliz.
Yapacağımız sadece yaşanan bir vakıanın farkına var(dır)mak ve en önemlisi de bugüne kadar takındığımız tutumları gözden geçirmemize imkan sağlamak.
Bunu yapmaya başlamadan bir şeyin altını çizmekte fayda var:
Dindarlar ve dindarlığın dışa vurumu; hayatın önceden uzak durduğu alanlarına doğru genişliyor.
Önceden bu alanlardan ekmek yiyenler, oluşan rekabetten rahatsız.
Kolay değil tabi.
Kolay kazanca ortak çıktı.
Pasta değilse bile pastadan kendilerine düşen pay küçüldü.
Aslında mesele doğrudan futbolla bile ilgili değil.
Paylaşım savaşının futbol üzerinden dışavurumu.
Yoksa mücadele her alanda.
Böyle olmasa Mehmet Y. Yılmaz gibi sporla, futbolla sıfır ilgili bir köşe yazarı (Hürriyet) neden “Toplumsal yaşam biçimimizin muhafazakárlaştırılması ve giderek katı İslami kurallara bağlanması çabalarının ne kadar ilerlediğinin örneklerini her gün gazetelerde okuyoruz... Galatasaray’ın "kaptanı" Hakan Şükür, dün Fethullah Hocacıların Zaman Gazetesi’nde, hafta sonundaki maçın "Kutlu Doğum Haftası’na denk gelmiş olmasındaki mutluluğa" işaret ediyordu. Artık, futbol ile ibadetin arasında nasıl bir ilişki varsa! Bir ilişki olmadığını elbette o da biliyor. Ama fırsat bu fırsat, araya bir iki dini mesaj sokuşturmak ve bunu normalleştirmek istiyor...” desin ki.

%100 Allah

Din ve inanç tartışmalarının gündemimizde yer etmesine yol açan tek örnek Hakan Şükür de değil üstelik.
Ankaraspor oyuncularından Tevfik Köse mesela.
2005 yılında Hollanda´da Avrupa şampiyonu olan U 17 millî takımının golcüsüydü.
Hollanda´da attığı bir golün ardından, formasının altındaki “%100 Allah” yazılı tişörtü sergilemesinden ötürü malum kesimlerden çok sert eleştiriler aldı.
Tevfik Köse olayı şöyle anlatıyor:
“Hollanda´yla oynadığımız final maçıydı.
O dönemde Bayer Leverkusen´de oynayan Brezilyalı Lucio´dan görmüştüm.
Gol attıktan sonra formasını çıkardığında göğsünde "100 % Jesus " yazıyordu.
O olay aklımda kaldı.
Kampta oda arkadaşım Nuri´ye final maçından önce "Biz de böyle bir şey yapalım mı?" diye sordum.
"Olur" dedi ve o kendisi bir şey yaptı, ben de bunu yaptım.
Golü attıktan sonra da formamı sıyırdım ve o yazı göründü.
Ama böyle tepkiler alacağımı bilseydim yapmazdım.
Oysa Lucio hiç kimseden tepki görmemişti..."


Futbol Asla Sadece Futbol Değildir


Peki bizde neden böyle oldu?
Futbol asla sadece futbol olmadığı için...
Bu kadar geniş kitleleri ilgilendiren bir alan üzerinde medya, sermaye odakları ve çeşitli çıkar grupları gibi; kitleler üzerinde etkin olma iddia ve ihtiyacında olan farklı oluşumlar ve ideolojiler de olabildiğince söz sahibi olmak için ellerinden geleni yapıyorlar.
Çok çeşitli suretlerde sürdürülegelen bütün bu tartışma ve kapışmaların arkasında yatan asıl neden; -diğer pek çok konuda olduğu gibi- paylaşım mücadelesinden başka birşey değil aslında.
Simon Kuper´in orijinal adı “Football Against the Enemy” olan kitabının Türkçe çevirisi konuyu çok güzel özetliyor: “Futbol Asla Sadece Futbol Değildir.”

Stadyumlar İbadethane mi?

Konunun gündelik hayattaki yansımalarına baktığımızdaysa; taraftarlık ve fanatizm tartışmalarını görüyoruz.
Fanatik dediğimiz kişiler kendilerini takımlarının fedaileri gibi gördüklerinden dolayı, takımlarının galibiyeti halinde kendilerini de başarılı görüp, rakiplerini cezalandırarak kendilerini ödüllendirme yoluna gidiyorlar.
Mağlubiyet halinde de şiddet eylemleriyle takımlarını, intihara teşebbüs ederek de kendilerini cezalandırmaya yöneliyorlar.
Bu davranış kalıpları bazı yorumcular tarafından futbolun dinleştiğinin kanıtı olarak sunuluyor.
Hatta söz konusu iddia; futbol marş ve sloganlarının ilahilere, stadyumların ibadethanelere benzerliği öne sürülerek daha da güçlendirilmeye çalışılıyor. Ancak bunlar zayıf iddialar
Bir kere ritüelleri ve icra edildikleri yapılar itibariyle dini mekan ve uygulamaları hatırlatan en az 10 konu daha sayabiliriz.
Ki dini olmakla uzaktan yakından alakaları yoktur.
Mesela opera.
Aynı mantıkla; eserlerin ilahiye, izlemek ve icra etmek için giyilen özel kıyafetlerin dini kisvelere, opera binalarının kilise veya tapınaklara benzediği tezinden yola çıkarak:
“Opera dindir.” iddiasında bile bulunulabilirdik ve bu da saçma olurdu değil mi?
Futbolda fanatizmin ortaya çıkışı bu sporun felsefesinden -eğer varsa öyle bir şey- kaynaklanmıyor.
Kitleselliğinden, yani insan içermesinden kaynaklanıyor.
Aslında diğer spor dalları arasında da fanatizm sıkça görülen bir durum.
Ama futbol taraftarlığı; taraftar sayısı olarak diğer spor dallarının toplamından bile daha büyük bir rakamsal değer ifade ettiği için sayısal olarak göze batıyor. Oran olarak bakılsa muhtemelen genel ortalamadan çok da fazla olmadığı görülecek.

Bırakınız Oynasınlar...


Bu dosyadan hazır cevap ya da fetva niteliğinde birşeyler ummamanız gerektiğini söylemiştik, değil mi?
Yine de sonuç kabilinden birşeyler söyleyelim ama.
Şöyle düşünüyoruz:
Futbol dediğimiz oyun hayatın diğer küçük zevk ve keyiflerinden çok da farklı değil aslında.
İzlemesi, oynaması, yorumlaması keyif veriyor mu insana?
Veriyor.
Bir keyif olarak özünde roman okumaktan, müzik dinlemekten, sinemaya gitmekten pek de farklı mı?
Değil.
Değil mi ki “Hayatın dengesi hedefin dengesinde.”
Öyleyse hayatımızın anlamı ve hedefi haline getirmediğimiz sürece sorun yok.

Çocuğum Futbolcu Olsun da kurtulsun Demek
Piyango Oynamaktan Farksız

Prof. Dr. Mehmet Tayfun AMMAN

Prof. Dr. Mehmet Tayfun AMMAN, Marmara Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu’nda Türk toplum yapısı, sosyoloji teorileri, sosyal tabakalaşma, kültür ve spor sosyolojisi alanlarında çalışan bir akademisyen.
Amman’ın “Spor Sosyolojisi” isimli bir eseri bulunuyor.
Hakan Şükür´ün sözlerinden sonra gelişen süreci nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce bu tabloyu nasıl okumak gerekiyor?
Hakan Şükür’ün sözlerinde etik açıdan herhangi bir sorun yoktur.
İnançlı bir sporcu kimliğiyle tanıdığımız bu değerli sporcumuz birçok açıdan genç sporculara örnek teşkil edecek niteliklere sahiptir.
Özellikle son yıllarda futbol taraftarları arasında çıkan şiddet olayları ve yükselen holiganizm göz önünde bulundurulacak olursa, Hakan Şükür’ün gerilimli bir maç öncesinde söylediği dini inancını da yansıtan dilek, sporun olimpizm ülküsünde ifadesini bulan -barış ve kardeşlik gibi bugün ulaşmamız güç bir yerlerde duran- sportif ideallere hizmet etmektedir.
Hakan Şükür’ün olumlu mesajını problem yapanların Batı standartlarındaki bir çağdaş laiklik anlayışının gerisinde kaldıklarını düşünüyorum.
Bir sporcunun inançlarını ifade etme özgürlüğünden rahatsız olanların kimi zaman kendi inançlarını topluma dayatma noktasında ne kadar pervasızca davrandıklarını hayretler içinde görüyoruz.
Fenerbahçe Teknik Direktörü Zico, "Türkler futbolu sanki bir din seviyesine çıkarıyor. Bu zaman zaman beni korkutuyor" demişti. Bu açıklamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ülkemizde spor eksenli incelemeler yapan bazı Batılı araştırmacılara göre, Türkiye’de spor “ciddi bir iş” olarak görülmektedir.
Zico’nun, "Türkler futbolu sanki bir din seviyesine çıkarıyor. Bu zaman zaman beni korkutuyor" sözünü, “spor” kavramının kökenindeki “oyun” ve “eğlenceli müsabaka” anlamlarını hatırlatmayı amaçlayan değerli bir uyarı olarak algılıyorum.
Bugün maalesef sporun “sadece spor olmadığını” hepimiz görüyoruz. İnsanî ve ahlâkî açıdan sporun “sadece spor” olmasını sağlamaya yönelik bir sorumluluk içinde olmamız gerekiyor.
Futbolun kitleler üzerindeki en büyük etkisi sizce nedir?
“Futbolun kitleler üzerindeki en büyük etkisi” cevaplanması güç bir soru. Ama ben günümüzde özellikle ülkemiz açısından futbolun –maalesef hiç kimse tarafından vurgulanmayan- önemli bir tehlikesine işaret etmek isterim: Eğitime verdiği zarar.
Bugün daha çok eğitim ve gelir düzeyi düşük geniş toplum kesimlerinde, bizim çocukluğumuzda çok duyduğumuz “top oynama, ders çalış” yaklaşımının gerilerde kaldığı, “okuyup da ne olacak, futbolcu olsun daha iyi” sözleriyle ifade edilen cahilce bir yaklaşımın yaygınlaştığı görülüyor.
Bu düşüncenin gerisinde başarılı futbolcuların yüksek kazançlarına duyulan özlemin yattığı kesin.
Halbuki, çocukların futbol aracılığıyla çok kazanma ihtimali, gelecekle ilgili umutlarını Milli Piyango’nun yılbaşı büyük ikramiyesine bağlamak gibi bir şey. Böyle bir ihtimalden hareketle okul eğitimini ihmal etmek vahim sonuçları olan bir cehalet örneğidir.
Ne yazık ki ülkemizde böyle düşünen yüz binlerce anne-baba var.
Her zaman, ama özellikle günümüzde, toplumsal yükselmenin rakipsiz aracı okul eğitimidir.
Futbolun cazibesiyle okulu boş verenler şunu unutuyorlar:
Futbolla başarıya ulaşmayı hedefleyen yüz binlerce gençten ancak onlarcası yüksek kazançlara ulaşabiliyor.
Sakatlanma ya da başka bir nedenle hedefe ulaşamamak söz konusu olursa, futbola adanan yılların bedeli ise kocaman bir sıfır.
Umutlarını okul başarısına endekslemek ise sonuna kadar ulaşılamasa bile olduğu yere kadarıyla da kârdır.
Üniversiteyi kazanamayan bir gencin diploması hiç olmamaktansa lise mezunu olmasının da bir kazanç olması gibi…

Futbol sevdasındaki abartı yalnızlığımızın ifadesi
Psikolog Maruf Beçene

1977 Bingöl doğumlu.
İstanbul Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık bölümünden mezun.
Şu an Milli Eğitim´e bağlı rehberlik araştırma merkezlerinde ve okullarda psikolojik danışmanlık yapıyor.
Aynı zamanda www.aktuelpsikoloji.com ve www.psikolojikdanisma.net web sitelerinin genel içerik ve yayın sorumluluğunu yürütüyor.


Futbol ile din arasında özel bir bağ kurmanın çok isabetli olduğunu söylemek bence biraz zor.
Din olgusunun futbolda ifade bulmasının temeli, insanların Yaratıcıdan kendilerine yardım etmesinin (duanın) ifadesidir.
Ancak bu sadece sıradan basit bir dua olarak düşünüldüğünde tespit çoğu zaman yetersiz kalabilir.
Örneğin İskoçya’da Celtic ve Glasgow Rangers takımlarının taraftarlarında bir mezhepsel -dinsel- farklılık söz konusudur.
Celtic takımı Katoliklerin, Glasgow Rangers takımı Protestanların takımı olarak bilinmektedir.
Birçok Avrupalı takımın formasında haç işaretini görmek mümkün.
Bu, dinin yaşamın her alanında ifade bulabileceğinin göstergesidir.
Biraz önce özel bağ yok derken söylemek istediğimiz bu ilişkinin parti seçiminden arkadaş ortamına, kişilerin oturacağı semti tercihine kadar yaşamın birçok alanında mevcut.
Sadece futbola özgü değil.
Kejman futbol aracılığıyla İsa’nın öğretilerini yayma amacındaysa, Mısır´daki futbolcular gol sonrası secdeye kapanarak İslam’ın her alanda var olabileceği mesajını verme amacını taşıyorlarsa bu tutum ile model kişinin etkileme gücü arasında bir ilişkiden bahsedilebilir.
Futbol aracı kılınarak düşüncenin propagandası yapılmış olur.
Futbolla yatıp futbolla uyanan azımsanmayacak bir kesim var.
Gündelik işlerini futbola feda eden, hayata futbol ya da tuttuğu takımın penceresinden bakan futbolla ilişkisi varlık nedeniyle özdeşleşebilecek bir kitle var.
Tarih boyunca insan hayatında en büyük etkiyi dinler bırakmıştır.
Dolayısıyla bir insanın tercihlerindeki abartıyı ifade etmek için bu tür bir benzetme yapılabilir.
Zaman zaman çevremizi gözlemlediğimizde taraftarların futbola yüklediği anlam gerçekten çok abartılı ve çoğu zaman yaşam verimliliğini olumsuz etkiliyor.
Düz bir açıdan bakıldığında maç seyredilir ve seyir anında kişi bundan zevk alır. Zico’nun gözlemleri bu ilişkinin dışına taşınmış olan bir taraftar kitlesinin varlığını fark etmesiyle ilişkilidir.
İran - Amerika maçında Müslümanların çoğu İran’ı destekledi.
Yukarıda değindiğimiz örnekte olduğu gibi Avrupa’da bazı takımların dinsel bir kimliği var.
Bunu dinin ve futbolun tabiatının birbiriyle uyumlu olduğu şeklinde yorumlamak yerine dini propaganda için ya da dini inancın daha gür bir şekilde ifade edilmesi için futbol ifade alanıdır.
Din ise ifade edilendir.

Taraftar Psikolojisi

Beşiktaş Forması Altında Ölmek...

Gökhun Gök Kimdir?
Gökhun Gök, 1988 doğumlu bir Beşiktaş fanatiği.
11 yaşından beri Beşiktaş´ın İnönü Stadı´nda oynadığı tüm maçlara, deplasmanda oynadığı maçlara da elinden geldiğince gidiyor.
Beşiktaş´ın Çarşı isimli taraftar grubunda, tüm heyacanı ile tribünleri çoşturmaya devam ediyor.


Futbol senin için ne anlama geliyor?
Benim için futbol her şey daha doğrusu Beşiktaş benim için her şey demek. Öyle günler oldu ki hayatta her şeyi göze alarak maçlara gittim.
Hatta bir seferinde, lise son sınıfta devamsızlığımın son günüydü ve o gün yazılımız vardı.
O gün Beşiktaş-Fenerbahçe maçı vardı ve ben her şeyi bir yana bırakıp o maça gittim.
Kısacası futbol artık bizim için gerçekten de vücudumuza girip yerleşen bir hastalık haline geldi.
Bu hastalıktan asla ve asla kurtulmak istemiyorum.
Fanatik misin? Fanatikliği nasıl değerlendiriyorsun?
Fanatik demek her maça gidip takımını delicesine, ...arcasına desteklemekse evet fanatiğim.
Fanatik artık medya tarafından hep farklı yönlere çekiliyor.
Biz gidip saatler öncesinden toplanıyorsak ve maçın son düdüğüne kadar takımımızı destekliyorsak bu fanatikliktir, fakat medya sürekli olay çıkartan, kavga eden, sağa sola küfürler yayan insanları halkımızın önüne fanatik diye çıkardığı için bugün annemizin babamızın bile bize ayıplar bir şekilde bakmasına neden oluyor.
Futbol ve inanç arasında nasıl bir ilişki var sence? Bu konuda neler söylemek istersin?
Bence futbol saatinde futbol inancın üstüne çıkıyor.
İnsanları bazen öyle bir şekilde görüyoruz ki şaşırıyoruz.
Örneğin iftarını statta yapanlar, tribünlerde namazını kılanlar.
Bir de şu var; her zaman söylediğimiz gibi sadece maça özel olarak insanların dinimizin yasakladığı alkol kullanımı bizi çok üzüyor.
Beşiktaş için neler verirsin? Ölümüne Beşiktaşlı mısın?
Beşiktaş için gerçekten de hayatımda çoğu şeyden vezgeçebilirim.
Çünkü emin olun Beşiktaşlı olmak gerçekten büyük bir ayrıcalıktır.
Her zaman da bunun için Allah´a şükrediyorum.
Ölümüne Beşiktaş ise, evet ölümüne Beşiktaş.
Sence futbolsuz bir dünya nasıl olurdu?
O zaman belki insanlar farklı konulara ilgi gösterirdi ama futbol bence günümüz dünyasının olmazsa olmazı haline gelmiştir.
Afrika´da aç yaşayan bir insan bile ne zaman öleceğini değil de bir futbol maçını düşünüyorsa bu dünyanın bile futbolla yatıp futbolla kalkmasını en iyi şekilde açıklıyordur.
En büyük hayalin nedir bu konuda?
Benim en büyük hayalim tabi her zaman için Beşiktaşımızın şampiyonluklar içerisinde bulunmasıdır.
Kendime özgü hayalim şudur: İnönü Stadı´nda evlenip İnönü Stadı´nda Beşiktaş forması altında ölmek.
Başka söylemek istediğin bir şey var mı?
Hayat biter, ortam biter, her şey biter, Çarşı bitmez!!!


ÇOK SEVDİK BE ABİ!

Cemil Can Çelebi Kimdir?
1984 yılında İstanbul´un Beşiktaş ilçesinde dünyaya geldi.
Ailesinin Fenerli olmasına rağmen babasının Beşiktaş Kulübü´ndeki arkadaşları sayesinde Beşiktaş´lı olmuş, kendi ifadeleriyle Beşiktaşlı doğmuş.
Küçük yaşta tribünlerde maçlara gitmiş ve o ruhu yaşadıktan sonra devamı gelmiş.
Lise yıllarında harçlığından biriktirip forma almış ve o sayede İstanbul´a maçlara gelmeye başlamış.
Üniversiteyi İstanbul´da kazanınca iki sevgilinin birbirine kavuşması gibi o da Beşiktaş´ına kavuşmuş.

Futbol senin için ne anlama geliyor?
Futbolun içine girmeyen futbolu sadece yirmi iki adamın bir topun peşinde koştuğu spor dalı olarak görür ama bizler için bir yaşam biçimidir, hayat tarzıdır. İçine girmeyen, o ruhu yaşamayan bilemez.
Futbol bir kültürdür.
O kültüre sahip olmak da zordur, çocukluktan gelir sonradan kazanmak zordur. Dünyadan, dertlerden uzaklaşırsın, 90 dakika da olsa rahatlarsın, kafan dağılır. Bir nevi huzura erersin.
Futbol ve inanç arasında nasıl bir ilişki var sence? Bu konuda neler söylemek istersin?
İnsanın karakterine ait şeyler.
Kişi istedikten sonra ikisini aynı anda ilerletebilir tabii ki futbolda fazla aşırıya kaçmadan.
Biz yeri geldi stadta abdestimizi aldık, devre arasında namazımızı kıldık, yeri geldi maçtan önce orucumuzu bütün tribün olarak açtık.
O yüzden insan yeterki istesin.
Holiganizm konusunda neler söyleyeceksin?
Holiganizm fanatikliğin abartılmış halidir.
Futboldaki kafatasçılıktır.
Dediğim gibi olan biten 90 dakikayla sınırlı kalmalı abartmamak lazım.
Ama holiganizmi milli boyutta düşünürsek holiganım diyebilirim.
Futbolla yatmak, futbolla kalkmak nasıl bir duygu?
Tek bir örnekle anlatmak gerekirse rüyanda bile maça gidip uyurken tezahürat yapmaktır.
Ölümüne Beşiktaşlı mısın?
Tezahüratlarda söylenir ama bir insanın hayatında kutsal saydığı davalar vardır insan bunlar için ölür ya da öldürür.
Benim için üç kutsal şey vardır.
Din, vatan ve aile.
Yani Beşiktaş için ölmem ama Allah izin verdiği sürece de maçlara gider desteğimi veririm.
En büyük hayalin nedir bu konuda?
Beni yakından tanıyanlar bilirler benim en büyük hayalim İnönü stadında kapalı tribünden bir kombinemin olması.
Başka söylemek istediğin bir şey var mı?
Bizim tribünlerde asılan bir pankartla noktalayayım " ÇOK SEVDİK BE ABİ! "

Şükrü Saraçoğlu İmamı!

Eray Bayram Şahin Kimdir?
Eray Bayram Şahin, şu an İngilizce öğretmeni olarak bir ilköğretim okulunda görev yapıyor.
Önce GrupCK kurucuları içerisinde yer aldı sonra Fenerlist İstanbul Üniversitesi temsilciliğinde bulundu.
Birkaç arkadaşla beraber İSTFEB adı altında İstanbul Üniversitesi Fenerbahçeliler Birliği’ni de kurdu.
Maçlardan bir hafta önce ve maç günü toplantılar yapıp organizasyonları belirliyorlardı ve bunun için maddi ve manevi bütün güçlerini seferber ediyorlardı.
Üniversite yıllarının sonuna doğru bu maddi ve manevi güç sarfetmeyi aşırı bulması sebebiyle önce tribünden çekildi ve sonraları da kahvehane ortamlarında maç izlemeyi sevmediğinden maçları izlemekten de vazgeçti.
Şu an kendi evinde maçları canlı izliyor ve ne kadar çabalasa da tamamiyle terkedemiyor.

Fanatiklik nasıl bir duygu?
İnsan psikolojisinde var olan sevilen şey ile bir olma duygusunun yaşandığı durumdur.
Tuttuğunuz takım ile bir olur, onunla hareket etmeye başlarsınız.
Bir spor yazarının takımınıza yönelttiği eleştiri veya hakareti size gelmiş sayarsınız.
Kazandığınız bir kupa sanki sizin ellerinizdedir.
Bu yüzden sorun çıkma ihtimali çok ama çok yüksektir.
Bu tür bir kabulleniş beraberinde bir çok aşırılıkları da getiriyor.
Futbol ve inanç konusunda neler düşünüyorsunuz?
Maç öncesi ve sonrası dini inançların ön plana çıktığı durumlar olabiliyor.
Artık internet forumlarda dua başlıkları bile açılabiliyor.
Tabiki bu daha çok haksızlık yapıldığı düşünülen ve cezası gerekli mercilerce verilmeyen durumlarda ortaya çıkıyor.
Şahsım adıma konuşacak olursam, benim de maç öncesi dualarım olurdu ama bir yandan da düşünürdüm bunun için de dua edilir mi diye.
Şimdi ise aynı şekilde bir haksızlık olmadığı sürece sırf kazanmak için dua etmiyorum ama edenler de bolca var.
Stadyumda, bu bağlamda hiç unutamadığınız bir hatıranız var mı?
Bu konuda bir kaç şey anlatmak isterim.
Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadı´nda kendi bulunduğum dönemlerde koridorlarda namaz kılmaya çalışanları görür ve üzülürdüm.
Bu kadar modern bir statta niye insanlarımız tozlu ve karma karışık bir koridorda namaz kılmak zorunda diye.
Hatta bunu bir ara gündeme getirip stadımızda mescit yapılmasını istemiştik de, taraftarlarımız birbirine girmişti.
Buranın İran olmadığını söyleyenler bile olmuştu.
Yine İslam’ın zerrece ruhundan ve aksiyonundan habersizler, kazasını yaparsınız deyip ahkam kesmişlerdi.
En çok unutamadığım ve hazmedemediğim hatıram budur.
Bir de çok farklı bir hatıramı anlatmak isterim.
O da stadımızda o zamanlar gördüğüm ve şu an hala var mı bilmediğim biri hakkında.
Altında şalvarı, üstünde çubuklu Fenerbahçe forması ve başında takkesi. Sünnete uygun sakalı ve formasının arkasında “Şükrü Saraçoğlu İmamı” yazısı…
Bunu ilk gördüğümde hangi duyguya kapılacağımı çözemedim.
Hem nükteli bir durum hem de bana manen acı gelen bir durumdu.
O kişi ile konuşma imkanım olmadı.
Belki sohbet etsek bu işin sırrına mazhar olurduk.
Futbol bir din gibi algılanıyor mu?
Futbolu bir mezhep gibi görenler var.
Futbolu aşikar olarak din ile birebir eş tutan birine ben kendim bizzat rastlamadım lakin işin ruhuna bakarsak dini hayatın kişinin hayatına aksetmesi açısından neredeyse din ile eşdeğer etkilerinin görüldüğü taraftarları gördüm ve okudum.
Kuran-ı Kerim’de kişinin kendi heva ve hevesini ilah edinmekten bahseder ya, işte tam burada futbol buraya çok güzel yerleşebilir bazıları açısından.
Hayata bakış, ona yön veriş ve sonunu düşünüş açısından Allah dışında her ne varsa, bu o kişinin kendi ilahı oluyorsa, futbol da taraftarlar farkında olmadan bu kıstasa giriyor.
Tüm bunlar genellemelerden ziyade yer yer görülenlerdir.

Galatasaray´a gönlümüzü vermişiz yetmez mi?

Muhammed Çintaş Kimdir?
Muhammed Çintaş 22 yaşında. Koyu bir Galatasaraylı. Futbolla içli dışlı olması babası vesilesi ile oldu. Babası zamanının iyi bir futbolcusuydu ve ondan özenerek futbola ilgi ve alakası arttı. Zamanla maçlara gitmeye başladı. Şu an tam bir Galatasaray sevdalısı.


Futbol senin için ne anlama geliyor?
Futbol benim için deşarj olma demek.
Evden formamı giyip stadın önüne kadar gittiğimde, maça girdiğimde, o coşkulu kalabalığın hep bir ağızdan cimbom sevdasını dile getirdiğine şahit olduğumda, adeta binlerce insan tek yürek olduğunu gördüğümde anlatamayacağım kadar etkileniyorum.
Bu çok büyük bir tutku.
Futbolla yatmak, futbolla kalkmak nasıl bir duygu?
Aslında bazen acıları bazen de güzellikleri oluyor tabiî ki ama en güzeli de Galatasaray´la beraber olmanın, onu desteklemenin duygusu tarife gelmeyen bir mutluluk.
Bunun için de biz gayet mutluyuz.
Çünkü cimbomluyuz.
Ölümüne Galatasaraylıyım vs denir. Doğru mu bu? Sen öyle misin?
Aslında bu soru birçok kişiye sorulduğunda, benim gibi fanatikler sonuna kadar der.
Bense yaşamak varken, Galatasaray´ımı doya doya izlemek varken ölmeye ne gerek var derim.
Futbol için neler verirsin?
Hiç unutmuyorum, bir gün cebimde sadece dönüş param kalmıştı.
Maça girmek için hepsini oraya verdim.
Bunlar tabiî ki maddi şeyler.
Biz futbola, Galatasaray´a gönlümüzü vermişiz yetmez mi?
Futbolsuz bir dünya nasıl olurdu?
Futbolsuz dünya aslında normal olabilirdi ama hiçbir zaman Galatasaray´sız bir dünya düşünemiyorum.
Çünkü Galatasaray takımdan öte bir şey.
Hakan Şükür´ün derbi öncesi açıklamalarını nasıl buldun?
Şahsım adına Hakan Şükür´ün açıklamasını gayet doğal ve normal buldum. Bizleri onore etti.
Ee ne de olsa o bir kral Hakan Şükür.
Futbol maçında olsan, çok heyecanlı geçiyor olsa, o sırada da namaz vakti çıkacak olsa, ne yapardın?
Güzel soru.
Statta olsam oraya gazete sererim ve kılarım.
Kafede izlemiş olsam zaten yakında bir camii vardır orda kılarım.
Ama aslını sorarsanız harbi Galatasaraylı işi son noktaya bırakmaz öncesinde her şeyini halleder, hayata öyle başlar.

TÜRKİYE VE DÜNYADA FUTBOL ENDÜSTRİSİ

Futbol endüstrisi; barındırdığı işgücü ve yan sanayisiyle birlikte milyar dolarların telaffuz edildiği dev bir endüstri konumunda.
2007 yılı verilerine göre dünya futbol endüstrisinin ulaştığı büyüklük 200 milyarı dolar.
Somut bir örnek vermek gerekirse; sadece 18. dünya kupasına ev sahipliği yapan Almanya´nın organizasyon için tam 1,5 milyar euro (yaklaşık 3 milyar dolar) harcadığını göz önüne getirmek kafi.
Aynı organizasyonun, yapılan devasa harcama karşılığında Almanya´ya getirisi ise 5 milyar euro.
Ayrıca kupanın TV´ler başta olmak üzere dünya ekonomisine 10 milyar dolarlık bir ilave katma değer sağladığını da kaydetmek gerek.
Futbol endüstrisiyle ilgili olarak; oyuncu transferlerinde, küçük bir üçüncü dünya ülkesinin GSMH´sine eş rakamlardan bahsediliyor.
Örneğin şu an dünyanın en iyi 3 futrbolcusu olarak kabul edilen Barcelonalı Messi, Ronaldinho ve Milan´lı Kaka´yı aynı takımda oynatmak isterseniz toplamda 500 milyon euro´yu gözden çıkarmanız gerekiyor.
Ortalama bir stadın maliyetinin 50 milyon doları bulduğu, üçüncü ligde mücadele eden Anadolu kulüplerinin dahi yıllık bütçelerinin milyon dolarlardan başladığını da düşünürsek, Futbolun sadece dünyada değil Türkiye´de de ne kadar büyük bir endüstri haline gelmiş olduğunu daha iyi kavrarız.
80´li yıllara kadar çoğunlukla gişe gelirleriyle ayakta durma mücadelesi veren futbol kulüplerinin önünde, dijital yayıncılığın gelişmesiyle yeni gelir fırsatları doğdu.
Naklen yayın gelirlerinin toplam gelir içindeki paylarına bakıldığında karşımıza %25 gibi oldukça hatırı sayılır bir oran çıkıyor.
Sadece naklen yayın hakkı için yayıncı şirketin Türkiye Futbol Federasyonuna ödediği yıllı miktar yaklaşık olarak 150 milyon dolar.
Genel olarak baktığımızdaysa Avrupa´da 12,5 milyar dolara ulaşan bir futbol pazarı görüyoruz.
Futbol pazar payı 500 milyon dolar olan Türkiye de hızlı ve büyük adımlarla bu dev endüstrideki yerini alıyor.
__________________
Biraz kül,biraz duman... O benim işte!
----------------------------------------
http://mesutizm.blogcu.com
eski 02.06.2008, 21:21 mesutizm isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #1
mesutizm isimli üye'ye teşekkür eden 5 üye:
Super Moderator
(Konuyu Başlatan)
 
mesutizm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 25.11.2007
Nerden: İzmir - Kahramanmaraş - Ş.Urfa :)
Mesajlar: 3.582




Teşekkür etti: 6.092
Teşekkür aldı: 3.269 konuda 11.442 kere
kucult  büyük
Holiganizm Futbol Ve Şiddet Olgusu

Maruf BEÇENE
http://www.aktuelpsikoloji.com



Bu konuyu özellikle seçmedim. Genç Dergisi bu ay ki kapak dosyasında Futbol ve şiddeti konu aldı. Holiganizm ve Futbol terörü hakkında yöneltilen sorulara vermiş oldum cevapları Hazır EURO 2008 devam ederken ve futbol gündemi sıcakken bana ayrılan köşede siz değerli okuyucularla paylaşmak istedim. Umarım yararlı bir paylaşım olur.

Holiganizmi psikolojik açıdan nasıl değerlendirmek gerekiyor?

Önce Holiganizm kavramını tanımlamak daha sonra holiganizmin tarihsel seyrine bakmak psikolojik dayanakların anlaşılmasına katkı sağlar. Holiganizm en yalın ifadeyle spordaki terördür. Seyircilerin maç öncesinde, maç anında ve maç sonrasında güçlü bir kitle psikolojisi eşliğinde çevreye vermiş oldukları sözlü yada fiziki zararların yani taraftar agresyonunun (şiddetçiliğinin) genel bir ifadesidir. Görünürde futbol maçını seyretmek günün ya da haftanın stresini atmaya aracı olan sıradan bir etkinliktir. Ancak sosyal etkinlikler görünürdeki anlamının dışına çıkarak zamanla yeni işlevlere kapı aralayabilir ya da etkinliğin temel misyonunda yön değişikliği söz konusu olabilir. Bu değişikliklere bazen bireysel eğilimler neden olur bazen de siyasal organizasyonların propaganda ihtiyacı sebep olur. Avrupa da spordaki şiddet 19. YY sonlarından 20. yy son çeyreğine kadar ağırlıklı olarak siyasal- ekonomik ve etnik temelli şiddet unsurları barındırıyordu. 20. YY son çeyreğinde bu etkenler hala söz konusu olsa da bireyin düşünce dünyasındaki değişimler, sosyal aidiyet, aile kavramında -yüzyılda kontrolsüz değişime bağlı olarak ortaya çıkan- yapısal farklılaşma holiganizmin genişlemesine neden olmuştur. Artık Holiganizm kişinin iç dünyası tarafından tetiklenebilen bir sorun olarak ortaya çıktığından, psikoloji ve psikiyatrinin de ilgi alanına konu olmuştur.

Futbolun vatanı olarak kabul edilen Britanya Krallığında holiganizm kurumsal ya da örgütlü bir yapı içinde ifade alanı bulmuştur. Britanya Krallığında ki taraftarların kulüp seçimine bakıldığında genel yapı şu: Bir kulübe taraftar olan bireyler sosyo-psikolojik-ekonomik özellikler bakımından birbirine benzemektedirler. İrlanda’nın bağımsızlığını savunan kulüpler var ve taraftarlar aynı savunu etrafında birleşmişler. Bununla beraber Katolik mezhebine aidiyetin ifadesi olarak ön plana çıkan kulüpler olduğu gibi karşıtı olarak Protestan kulüpler de var. Ayrıca varlıklı kişilerin desteklediği kulüplere rastlamakta mümkün. Bu yapı dışarıdan bakıldığında bariz bir şekilde görünmektedir. Hakeza ispanyada ki kulüplerde etnik ve bölgesel aidiyet kulüp taraftarlığı tercihinde önemli bir rol oynamaktadır. Barcelona Katalanlarla, Athletic Bilbao Bask bölgesiyle, Real Madrid ise egemen sistemle paralel olarak değerlendirilmektedir. Ülkemizde de futbol terörünün oluşmasında benzer manzaraları görmek -Avrupa kadar yaygın olmasa da- mümkündür. 1967 deki Kayseri - Sivas maçında Alevi - Sünni çatışmasında 40 kişi hayatını kaybetmiştir. Diyarbakır – Yozgat maçında Kürt - Türk çatışması, Elazığ – Bingöl, Konya - Diyarbakır maçlarında benzer nedenleri görmek mümkün.

Etnisite, ekonomi ve mezhepler tarih boyunca savaşların en güçlü gerekçesi olmuştur. Bu unsurlarda ifade şeklinin en etkilisi şiddettir. Bu nedenler statlara yansıdığında, holiganizmin tarihsel dayanaklarının izahı olarak düşünülebilir. Soruda ifade etmiş olduğunuz psikolojik dayanaklar ise holiganizmin bireysel ve kişilik yapılarıyla ilgili boyutun analiz edilmesiyle açıklanabilir.

Kazanma tutkusu ve üstünlük insanlık tarihi boyunca hep varlığını göstermiştir. Savaşlar ve spor, bir ölçüye kadar, insanlığın insan üzerindeki egemenliğine olan tutkunluğunun kurumlaşmış şeklidir. Birey gücü ölçüsünde üstünlük davranışları sergiler. Gücünün yetmediği durumlarda kitlesel güce dahil olarak egemen ve baskın olma taleplerini sürdürür. Bu talep arayışı bireyin kişiliğine göre farklılık gösterse de normal olan her insanda bu arayış vardır. Aslında hepimiz bir yönüyle üstün olma eğilimi içindeyiz ve bu eğilim birçok davranışımızın temel tetikleyicisidir. Bu üstünlük arayışının spordaki şiddete yansıması konusunda ise şunları söyleyebiliriz. Sporda şiddete yönelen kişi saldırganlığa eğilimdir. Aslında İnsanoğlu saldırganlığa eğilimlidir. Psikanaliz bu güdünün çok güçlü temellere sahip olduğunu ve birçok davranışın ortaya çıkmasında tetikleyici bir işleve sahip olduğunu iddia eder. İnsanın saldırgan eğilimleri tarihsel gerçeklik tarafından da onaylanmaktadır. Tarihin hemen her döneminde insanoğlunun savaş olgusuyla yaşaması bu gerçekliğin en belirgin ispatıdır. Nitekim toplumsal kurumların (Aile, devlet, din, okullar… vb) başat işlevleri arasında bireyin rehabilite edilmesi gelmektedir. Eğitim kavramının tanımında yer alan “Bireyin toplumsallaştırılması süreci” işlev olarak şiddet eğilimli kişiyi topluma kazandırma ve kültürel normlara uymaya hazırlamayı esas alır.

Saldırganlık tabii bir gerçeklik, sosyal kurumların işlevi ise bu gerçeklik karşısında bireye bir normsal anlayış kazandırma ve toplum içinde daha uyumlu olmasını sağlamaktır. Sosyal ve eğitim kurumlarının İşlevi bu olduğuna göre insanlar neden statlarda şiddete başvuruyor? Ya da neden şiddeti bir ifade aracı olarak kullanıyor? Bu soruların yanıtlanması sorunun daha iyi anlaşılmasına katkı sağlar.

Sporda şiddet varsa bu öncelikle bireyin toplumsallaştırılmasını amaç edinmiş kurumların (Aile ve Eğitim kurumlarının) işlevlerinde bir sorun olduğunu göstermektedir. Buda bireye verilenle bireyin ihtiyaç duydukları arasında bir uyumun olmadığını göstermektedir. Bu noktada bireysel rehabilitasyon kadar kurumsal rehabilitasyona ihtiyaç duyulduğunu söylemek mümkündür. Aslında söylenecek çok var. Ancak biz sorunun çerçevesine sadık kalarak psikolojik etkenlere dönecek olursak şunları söylemek mümkün:

- Her sorunda sık sık ifade edilen Ailedeki ilişki biçimi holigan davranışların ortaya çıkmasında da etkilidir. Holiganizm bir şiddet ifadesidir. Ailede şiddet gören dışlanan birey bir taraftar olarak kendini ifade etme yönteminde şiddeti kullanabilir.

- Çağımızın insanı yalnızdır. İç dünyasında bir arayış var. Kendini ifade etme gereksinimi duymakta ve bu ifade şeklini en gür biçimde dillendirebileceği ortamlar aramaktadır. Bu ortamların en ulaşılabilir olanlarının başında spor gelmektedir.

- Kentleşmeyle beraber insanlar daha çabuk yorulmaya başladılar. Kentin gerginliği sürekli insanı stres altında bırakarak olumsuz bir enerjinin birikmesine neden olmaktadır. Biriken bu enerjiye Psiko-sosyal açıdan bakıldığında, bu enerjinin seyircileri günlük hayatlarının dışına çıkartarak taraftarların farklı kimliklerle bu faaliyetlere katılmasına neden olduğunu görmekteyiz.

- Birey taraftar kitlesi içinde kendi kimliğinden sıyrılarak kitle psikolojisiyle hareket etmektedir. Kitle içindeki tahrik edici eylemler bireyin içindeki şiddet olgusunu harekete geçirerek şiddet davranışının sergilenmesine neden olur.

- Şiddet içerikli filmlerin, şiddet araç gereçlerinin ( silah, bıçak… vb ) rağbet gördüğü bir gerçektir. Bunun farkında olan medya grupları (spor medyası) içeriğinde provokasyona ve seyirciği tahrik etmeye dönük ifadelere çok sık ve fazla yer vermektedir. Kitle iletişim araçlarının bireyin davranışlarını etkilediği gerçeğinden yola çıkarak medyanın bu noktada büyük bir etkiye sahip olduğunu görmekteyiz.

- Medyayla beraber son dönemlerde internetin de spordaki şiddeti önemli ölçüde etkilediğini söyleyebiliriz. Örneğin kişisel sitelerde ve mail gruplarında karşıt taraftarların söz düelloları içeriğinde küfürlü ifadeler barındırmakta ve şiddeti özendiren söylemlere sık sık yer verildiği gözlenmektedir.

- Alkol tüketimi holigan davranışların ortaya çıkmasında önemli bir etkiye sahiptir. Bilincini yitiren birey şiddete daha açık olabilir ve şiddeti tetikleyici davranışlar sergileyebilir. Örneğin Alkollü bir Glasgow Rangers taraftarının Katolikleri hedef alan bir pankart açması Celtic taraftarlarının şiddete başvurmasını tahrik edebilir.

- Kezman kendisini İsa'nın misyoneri gibi görüyor. Mısır'da bir takım, gol attıkları zaman topluca secde ediyorlar. Bu tür tutumlar sizce nasıl okunmalı?

Futbol ile din arasında özel bir bağ kurmanın çok isabetli olduğunu söylemek bence biraz zor. Din olgusun futbolda ifade bulmasının temeli insanların Yaratıcıdan kendilerine yardım etmesinin (Duanın) ifadesidir. Ancak bu sadece sıradan basit bir dua olarak düşünüldüğünde tespit çoğu zaman yetersiz kalabilir. Örneğin İskoçyada Celtic ve Glasgow Rangers takımlarının taraftarlarında bir mezhepsel -dinsel farklılık söz konusudur. Celtic takımı Katoliklerin, Glasgow Rangers takımı Protestanların

takımı olarak bilinmektedir. Birçok Avrupalı takımın formasında haç işaretini görmek mümkün. Bu, dinin yaşamın her alanında ifade bulabileceğinin göstergesidir. Biraz önce özel bağ yok derken söylemek istediğimiz bu ilişkinin parti seçiminden arkadaş ortamına, kişilerin oturacağı semti tercihine kadar yaşamın birçok alanında mevcut. Sadece futbola özgü değil.

Kejman futbol aracılığıyla İsa’nın öğretilerini yayma amacındaysa, Mısırda ki futbolcular gol sonrası secdeye kapanarak islam’ın her alanda var olabileceği mesajını verme amacını taşıyorlarsa bu tutum ile model kişinin etkileme gücü arasında bir ilişkiden bahsedilebilir. Futbol aracı kılınarak düşüncenin propagandası yapılmış olur.

- 2007'nin Kasım ayında, Fenerbahçe Teknik Direktörü Zico, "Türkler futbolu sanki bir din seviyesine çıkarıyor. Bu zaman zaman beni korkutuyor" demişti. Bu açıklamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Futbolla yatıp futbolla uyanan ve azımsanmayacak bir kesim var. Gündelik işlerini futbola feda eden, hayata futbol yada tuttuğu takımın penceresinden bakan futbolla ilişkisi varlık nedeniyle özdeşleşebilecek bir kitle var. Tarih boyunca insan hayatında en büyük etkiyi dinler bırakmıştır. Dolayısıyla bir insanın tercihlerindeki abartıyı ifade etmek için bu tür bir benzetme yapılabilir. Zaman zaman çevremizi gözlemlediğimizde taraftarların futbola yüklediği anlam gerçekten çok abartılı ve çoğu zaman yaşam verimliliğini olumsuz etkiliyor. Düz bir açıdan bakıldığında maç seyredilir ve seyir anında kişi bunan zevk alır. Zico’nun gözlemleri bu ilişkinin dışına taşınmış olan bir taraftar kitlesinin varlığını fark etmesiyle ilişkilidir.

- Hakan Şükür'ün sözlerinden sonra gelişen süreci nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce bu tabloyu nasıl okumak gerekiyor?

Hakan Şükür olayı bir medya grubunun tamamen çarpıtmasıdır. Bu grup Mahalle baskısını, Türkiye Malezyalaşıyor mu? Tartışmasını başlatırken neyi amaçladıysa Hakan ŞÜKÜR olayında da aynı şeyi amaçlamıştır. Hakan ŞÜKÜR’ün Kutlu doğum etkinlikleri çerçevesindeki dilek ve temennilerini futbolun siyalaşması olarak yorumlamanın mantıklı bir izahı yok. Çünkü şiddetin önlenmesine dönük ve mutlak surette desteklenmesi gerek bir düşünceyi böyle bir noktada yorumlamak olsa olsa kastidir.

— Taraftarlık ve dindarlık arasında bir bağ olabilir mi?

Elbette bağ vardır. İran - Amerika maçında Müslümanların çoğu İran’ı destekledi. Yukarıda değindiğimiz örnekte olduğu gibi Avrupa’da bazı takımların dinsel bir kimliği var. Bunu dinin ve futbolun tabiatının birbiriyle uyumlu olduğu şeklinde yorumlamak yerine dini propaganda için ya da dini inancın daha gür bir şekilde ifade edilmesi için futbol ifade alanıdır. Din ise ifade edilendir.


— Ölümüne futbol gibi sloganlar var. Futbol sevdası modern dünyada herhangi bir boşluğa tekabül ediyor mu?


Ölümüne Futbol sloganı heyecan ve kitlesel ruh halinin abartılı ifadesidir. İfade düzeyinde kalmasında sorun yok. Annelerin çocuklarına “Sana kurban olurum” derken bir sevgi abartısından bahs edildiğini görürüz. Anneler kurbanda olabilir. Ancak o anki ifadenin temel amacı kurban olmak değil. Ancak futbol ölüm gibi sonuçları oluşturma potansiyelini her zaman taşıdığından tedbirli olmak gerekir. Futbol sevdası ise çok değişkenlidir. Bunu stres ve gerginliğin boşaltımı olarak düşünebileceğimiz gibi, yaşamımızda derin bir anlam boşluğunu doldurmanın arayışı olarak da düşünülebiliriz. Futbol sevdasında ki abartı yalnızlığımızın ifadesi, gerginliği deşarj etmenin yoludur.
__________________
Biraz kül,biraz duman... O benim işte!
----------------------------------------
http://mesutizm.blogcu.com
eski 13.06.2008, 01:07 mesutizm isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #2
mesutizm isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:


Seçenekler




Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 17:50 .


Page generated in 0,58792 seconds with 15 queries