Muhakkak O (kur’ân), arşın sâhibi (Allah katında) yüksek mevkiye sâhip, çok şerefli, güçlü bir elçinin (Cebrâil’in, Allah’tan) getirdiği sözdür.
(Tekvir 19-20 )
Resullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse sıla-i rahim yapsın.
(Buhari, Edeb 12)
GİrİŞ Yap
Online Üye
Şuan Forumda: 25 (0 Kayıtlı ve 25 Misafir) bulunmaktadır.
Haramdan azami sakınan mütedeyyin müslümanların evine dahi haram ihtiva eden mamuller rahatlıkla girmektedir. Bunları salam, sosis, sucuk, jambon, kavurma, ayakkabı, fırça, sabun gibi maddelere direkt katılarak, margarin, helva, şekerlemeler, çikolata, bisküvi, peynir, maya gibi mamullere kimyasal katkılarla ve alkolsüz meşrubatlara etil alkol (çözücü) katılarak tüketmekteyiz.
Hatta beslenme kültürünün mühim bir unsuru haline gelmişlerdir.
Helale-harama dikkat eden insanlar piyasadaki birçok ürünü araştırmak zorunda kalmaktadır. Güvendiği insanlara “bu caiz mi” sorusunu sık sık sormaktadır.
Meseleyi bir nebze zihinlerde netleştirmek için bu yazı kaleme alınmıştır. Bu makalede dünyevi (sıhhi) sebepler değil, dini (uhrevi) endişeler gözetilmiştir. Meselenin sağlık ciheti dikkate alınmamıştır.
Domuz, tarım ve hayvancılıkta ekonomik verimliliği en yüksek canlıdır. Dişinden bağırsağına, derisinden kıllarına kadar bütün vücudu kullanılır. Gıdadan sanayiye, deri mamullerinden kozmetiğe kadar her alanda kullanılması onu cazip bir hale getirmiştir.
Domuz, yılda ortalama 1-3 kez doğum yapabilir. Her batında cinsine göre 5-20 arası yavrulayabilir. Birkaç ayda 90-100 kg’a ve yetişkinliğinde 150 kg’a ulaşabilir. Yetişkin bir domuzun ağırlığının %30-%50’si arası yağdır. Bu hayvan çöp dahil hemen hemen her şeyi yiyebilir. Direncinin fazla olmasından dolayı yaşayacağı ortamların çok itinalı ve sıhhi olmasına gerek yoktur. Bu avantajlar dini endişesi olmayanları domuz çiftlikleri kurmaya teşvik etmiştir.
Domuzdan elde edilen başlıca mamuller; jelatin, lipidler, (yağ asitleri) deri, fırça kılı vesairedir.
Jelatinler: Mamul içinde stabilizör vazifesi yaparlar. Domuz derisinden ve kemiklerinden asidik yada alkali bir işlem uygulayarak elde edilirler. Katıldıkları mamule göre kremleştirici, bağlayıcı (yapıştırma), köpürtücü, stabilizatör (sabitleyici), kıvam arttırıcı ve emülgatör olarak kullanılırlar. Jelatinler sığır gibi diğer hayvanlardan elde edilse de domuza göre pahalıdırlar. Jelleştirici olan pektin ise elmadan yapıldığından sakıncalı değildir.
Emülgatörler: Farklı maddelerin birbirine homojen karışımlarını sağlar ve karışımı sabit (stabil) tutarlar. Bunların kıvam arttırıcı, kavrayıcı, form verici, kremleştirici, yumuşatıcı gibi vazifeleri vardır. En yaygın kullanılanları monogliserid (monoaçilgliserol) ve digliserid (diaçilgliserol)dir. Özellikle margarine formunu ve yumuşaklığını veren bu maddedir. Genellikle margarin yoluyla gıdalara girmekte ise de son zamanlarda artık direkt olarak katılmaktadırlar. E471, E472 (E472a,b,c,d,e,f), E473,…E479 arası kodlar bu lipidlere girer. Zannedildiği gibi burada ki E işareti emülgatörün E’si değil Europe (Avrupa) kelimesinin baş harfidir. Lesitinler (E322) ise mamül içinde emülsiyonu sağlar. Diğer bir deyişle maddelerin birbiri içinde dengeli (homojen) karışmasını sağlarlar. Hayvani olanları ve bitkisel olanları vardır. Soya, kolza, yerfıstığı ve mısır gibi bitkisel oldukları belirtilmezse kesinlikle sakınılmalıdır.
Hidrojene nebati (trans) yağlar; bitkisel yağların hidrojenli ortamda ısıtılmasıyla elde edilirler. Bunda amaç margarine form ve yumuşaklık vermek, donma derecelerini yükseltmektir (ne kadar hidrojene edilirse o kadar sertleşir) ve en önemlisi de standart bir lezzet verip tüketici bağımlılığını arttırmaktır. Trans (hidrojene) yağların yanma derecesi yükseldiğinden defalarca kullanılabilirler ve yüksek ısılara dayanabilirler. Hidrojene margarinde istenilen yumuşaklığı elde etmek için mamul içerisine mono ve digliseridler kat ılmaktadır.
Yukarıda bahsedilmemekle beraber tadlandırıcılar, mineleyiciler, lezzetlendiriciler, incelticiler, antioksidanlar, asitlik düzenleyiciler, koruyucu ve renklendiricilerin bazıları hem domuz hem diğer kaynaklardan elde edilebilirler. Bu maddelerde tam ayırım yapmak zorlaşmaktadır. Üretici firmaya göre hammadde değişmektedir.
Meşrubatlardaki mahsurlar: İmalatcı kanunen formülünün %5’ini gizleme hakkına sahiptir. Batıda ise bu %2’dir. Alkolsüz içecekler içerisine (formüle) direkt alkol katılmamaktadır. Ancak imalat esnasında yardımcı unsur (çözücü) olarak etil alkol kullanılmaktadır. Bilhassa meşrubatlarda kullanılan tat ve koku verici esansları çözmek için alkol kullanılır.
Endüstriyel kimyada alkol tahtını kurmuş ve tecrübeler alkol üzerinde yoğunlaşmıştır. Helal bir çözücü arayışı pek olmamıştır. Oysa alkole alternatif olarak su bazlı aromalarda propylen glykol (petrolden üretilir, domuz kökenli olanları vardır), yağ bazlı olanlarda ise triacetin kullanılabilir.
Domuz türevi mamullerin ve alkolün tüketilmesi haram olduğu gibi bu maddeler sosyal hayata bakan yönüyle de tahribat yapar. Şu bilinen bir gerçektir ki; dinin, iklimin, coğrafyanın sosyolojik yapıyı etkilemesi gibi beslenme kültürünün toplumlar üzerindeki tesiride fazladır. Güzel hasletleri kaybedip yerine kötü huyların ikamesinde domuzun ihmal edilmeyecek bir hissesi vardır.
Haram gıdaların bilinçsiz tüketiciye kanuni boşluklar yada birtakım hileler kullanılarak yedirilmesi doğru değildir. Bu ihmale (ya da kasda) karşı alınacak önlemler şöyle sıralanabilir.
Birincisi: Vatandaşının ruh ve beden sağlığını korumakla vazifeli olan devletin alacağı tedbirlerdir. Mamulde kullanılan maddelerin sadece kodlarını ya da adını değil, menşeini yazma mecburiyeti getirilebilir ve bunlar denetlenebilir. Yahudi dininde helal anlamına gelen koşer (Türkiye Hahambaşılığı koşer sertifikası vermektedir) gibi bir denetleme Diyanet’e verilebilir. Bir üniversite bünyesinde her türlü mamulü tahlil edebilecek laboratuarın kurulup dileyen vatandaş şahsi müracatıyla tahlil yaptırabilmelidir.
İkincisi: Devlet, domuz mamullerine alternatif olabilecek ürün ve teknolojiler destekleyebilir. Ar-ge çalışmalarını destekleyebilir ve birtakım muafiyetler getirip helal ürünlerin önünü açıcı tedbirler alabilir. Domuz yağlarına alternatif olabilecek palm yağı (palmiye yada hurma yağı), Hindistan cevizi yağı ve kakao yağı gibi doymuş yağlar ve alkole alternatif olarak mevzu edilen kimyasallar sübvanse edilebilir.
Üçüncüsü: Sivil örgütlenmeler artabilir ve bilinçlenip bu konuları yakın takibe alabilir. Hukuki hak arama talepleri formalitelerden kurtarılıp kolaylaştırılabilir. Manevi tahribatı fazla olan bu mamuller hakkındaki tazminat taleplerinin tavanı yükseltilebilir.
Dördüncüsü: Tarihimizdeki en eski sosyal-sivil örgütlenme olan cemaatler bu konuya ciddi olarak eğilip bu ürünleri protesto edebilir. İnternet, medya ve şahsi ilişkiler kullanılarak belli periyotlarla mesele gündemde tutularak teyakkuz sağlanabilir.
Beşincisi: Sosyal hayatın en küçük topluluğu olan ailede alınabilecek tedbirlerdir ki, bunlar; fertlerin bilinçlendirilmesi, fenni (kimyevi muameleden geçmiş) mamullerin tüketiminin azaltılması olabilir. Hazır gıdalara alternatif olarak evde hazırlanmış tatlı, şekerleme, konserve ve kurutulmuş gıdalar tüketilebilir. Bu tarz bir beslenmeye yemek kültürümüz ve Türkiye’deki tarım çeşitliliği çok müsaittir. Tabii gıdalarla beslenmenin hem sıhhi hem dini faydaları elbette inkar edilemez.
Yukarıda geçen kimyevi maddelerin haricinde domuzdan mütevellit başka maddeler varsa da kullanımlarının az olması ve yazının uzamaması için bunlardan bahsedilmemiştir. E kodlu 362 madde içerisinde 103 maddenin domuz kaynaklı olabileceğini tespit ettik. Bunlardan (monogliserid ve digliserid gibi) bazı maddeler kesinlikle domuz menşelidir. Oysa bu maddelerin tamamı domuz harici kaynaklardan elde edilebilirler. Buna teknoloji müsaittir.
gerekli bir konu..
dikkat etmemiz lazım eline sağlık kardeşim....
__________________ Bir gözyaşı, bir cevherdir ateşten kaynayan ve alev gibi yanan.
Özü sudur ama avuçta bir yalım, gönülde bir yangın olur.
Bir ateş düşünün,
dumanı âh ile çıkar da külleri göz yaşına karışır ya…
Hayat bir mum alegorisidir hani, mumun başındaki yanış gözde yaş olur da gözyaşı alevle barışır ya…
Alev can ipliğini yakınca, acıdır ki, bedenini eritir de mumun, su ile alev birbiriyle yarışır ya…
(Haram olmayan, fakat şüpheli olan şeylerden de sakınmalıdır! Hadis-i şeriflerde, (Şüpheli şeyi terk et, şüphesiz şeyi al), (Şüphelilerden sakınan; dinini, ırzını korumuş olur. Şüpheli etrafında dolaşan, harama düşebilir) buyuruldu. Fakat yiyecek ve içeceklerde şüphe edip yememek, takva değil, vesvesedir. Mesela dinimiz, “Haram olduğu bilinmeyen şeyleri yiyin” der. Resulullah efendimiz, müşrikin; Hazret-i Ömer Hıristiyanın testisinden abdest almıştır. Eshab-ı kiram, gayrı müslimlerin verdiği suyu içerdi. Halbuki pis, necis olan şeyleri yemek haramdır. Kâfirler ise ekseriya pis olur. Elleri, kapları şaraplı olur. Hayvanı Besmelesiz keserler. Eshab-ı kiram, bunlara rağmen, necis olduğunu kesin bilmedikleri için, vesvese etmeyip; et, peynir gibi gıdaları alıp yerlerdi.) [İhya]
Resulullah efendimiz, bir Yahudinin ekmeğini ve tereyağlı yemeğini temiz mi diye sormadan yedi. Bu domuz yağı mı, koyun yağı mı, ekmeğin hamuru su ile mi, yoksa şarap ile mi yoğruldu diye sormadı. Müşrik kadının su kabından abdest aldı. Bunlar, araştırmanın gerekmediğine birer delildir. (Berika)
İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki:
(Kâfirlerin vücutları değil, inançları pistir. Kur’an-ı kerimde, (Ehl-i kitabın [Yahudi ve Hıristiyanın] pişirdiklerini [ve kestiklerini] yemek helaldir) buyuruldu. (Maide 5)
Kâfirlerle alış-veriş eden Müslümanları pis bilmemeli, bunların yiyecek ve içeceklerinden sakınmamalı! Bu hâl, ihtiyat değil, bu halden kurtulmak ihtiyattır.) [Mektubat 3/22]
Margarin, sucuk, meşrubat ve diğer gıdaların içine necaset katılsa, fakat katıldığı bilinmese yemek caiz olur. Bilmek, ya bizzat görmekle veya adil Müslümanların necaset katıldığını biz gördük demeleriyle anlaşılır. Katılıyormuş demekle haram olmaz. (Eşbah)
Gıda maddelerine hile yapılabilir. Fabrikada içine çeşitli necasetler katılabilir. Yahut ihmal yüzünden necaset karışabilir. Reçelin, pekmezin içine fare düşüp ölebilir. İmalatçı, kazanı dökmeyebilir. Meşrubatlara konan esans, alkolde eritilebilir. Bunun gibi çeşitli necaset karışabilir. Fakat içinde necaset olduğu kesin olarak bilinmeyen bütün gıda maddeleri temiz kabul edilir, yenmesi günah olmaz. (Tahrir)
Bununla alakalı aklıma gelen bir misal var:
Müddeı iddiasını ispat etmelidir..
ispat ne ile olur?
Biri dese, "süt konserveleri olan gayet hârika bir bahçe yeryüzü üzerinde vardır";
diğeri dese, "Yoktur."
İspat eden, yalnız onun yerini veyâhut bâzı meyvelerini göstermekle kolayca dâvâsını ispat eder.
İnkâr eden adam, nefyini ispat etmek için küre-i arzı bütün görmek ve göstermekle dâvâsını ispat edebilir.
Muhterem kardeşim burada mevzu ehli kitabın yemeklerinin yenip yenemediği değildir. Ben bir müslüman olarak yahudilerin koşer belgesi olan bütün mamulleri gönül rahatlığıyla tüketebilirim. Çünkü yahudiler bizden çok daha fazla yediklerine dikkat etmektedirler. Ve bizde haram olan herşey onlarda da haramdır. Mevzumuz Müslümanlara farkında olmadan yedirilen şeylerdir. Hadis-i şerif de vardır ki Helal bellidir, haram bellidir. Bu ikisinin arasında bir çok kişinin bilmediği şüpheli şeyler vardır. Kişi bunlardan sakınırsa dinini, onur ve haysiyetini korumuş olur. Şüpheli şeylerden kaçınmayanlar, koruluğun kenarında hayvanlarını otlatan kimse gibidir. Kolladığı hayvanların her an koruluğa dalması mümkündür. Dikkat edin her hükümdarın bir koruluğu vardır, Allah’ın koruluğu da haram kıldığı şeylerdir...”Buhârî, İman, 39. Bugün biliyoruz ki Türkiye'de normal et imalatına yakın miktarda hınzır eti üretilmektedir. Ve Türkiye'nin yurtdışına hınzır eti ihracatı yoktur. Ve bu etlerin piyasaya normal et olarak sürülmesi imkansızdır. Çünkü çok bariz belli olmaktadır. Peki bu kadar hınzır eti nerede tüketilmektedir. Tabii ki başka şekilde yani sucuk salam sosis vs şeklinde milletimize sunulmaktadır. Bugün müslümanların itimat ettiği en Türkiye'nin en büyük gıda firmasının yahudi ortağı vardır. Ve gıda firmalarının tamamı, yiyeceklerde E maddesi olarak bilinen katkı maddelerinin tamamına yakınını yurt dışından, çok büyük çoğunluğunu da Avrupa'dan ithal etmektedir. Bilindiği üzere hıristiyanlarda hınzır yenmesi sakıncalı bir hayvan değildir. Müslüman bir ülkeye satılan katkı maddelerinde bu hassasiyeti göstermeleri beklenemez. Dikkat edildiği zaman firmaların ambalajlarında bir teferruat vardır. Mamulerimizde domuz yağı ve katkıları yoktur diye yazar. Bazılarında da domuz yağı ve domuzdan elde edilmiş hiç bir katkı maddesi yoktur diye yazar. Dileyen ambalajları kontrol edebilir. Bu küçük teferruat çok kimsenin dikkatini çekmez. Bu teferruatta dehşetli bir gerçek yatmaktadır. O da domuz yağı ve katkıları yoktur denilen üründe söylenen doğrudur fakat tevil yapılıp insanlar aldatılmaktadır. Doğrudur domuz yağı ve domuz yağından elde edilmiş katkı maddesi yoktur. Fakat domuz kemiğinden ve iliklerinden elde edilen jelatin, monodigliserid vs. maddeler vardır. Bu katkı maddeleri gıdalara girdiği zaman da caiz olması beklenemez. Meşrubatlar da ise zaten alkol olduğu Tübitak raporuyla sabittir. Şu halde Hadis-i Şerif ışığında şüphelilerden ne kadar sakınabiliyoruz takdir sizindir.
Konu mütekellim tarafından (26.06.2008 Saat 08:15 ) değiştirilmiştir..