Bazan öyle demler olur ki:
Hissetmek istercesine Senin yalnızlığını
Hatice’den ve Ali’den önceki,
Bir tenha aradığımda yerkürede;
Kainat yalnızca ikimizin ikâmet ettiği küçük bir
Kulübeciğe dönüşüverir;
Ellerimi “sanki gelmişsin/gelecekmişsin” gibi şuursuzca ufka uzatırken ben,
Ruhumu kurtarmaya çırpınırım
Fenâyla zehirlenmiş zamanın ve mekanın mengenesinden.
Dilim salavata dururken gözlerim tüllenen her şafağı senden sanıp ağlar
Halbuki bu gelen yine bir naçar seraptır:
Hülyalarıma yağar.
Sen bırakıp ta şehri ve içindekileri kendi hallerine
Bir yol tutarken belki
Kimi zaman bir patikadan,
kimi zaman dikenler ve kayalar arasından kudsi halvetine;
Mevcelendirip içimde Hira’ya doğru bereketlendirdiğin seyahatını
Soluklarım/anarım/yanarım/kanarım...
İnsanlar siyahın muhtelif tonlarıyla yorarken
Senin aklardan ak ruh dünyanı,
Havsalam idrake yol arar başlattığın işteki kararını...
Belki ağlamaklı, belki kırgın, belki zedelenmiş bir gül goncası hüznüyle-
Hira’ya yönlenen muhterem ayaklarına değen bir çakıl taşı,
Veya Onlara bulaşarak kimsesizliğe vedâ eden bir toz zerresi,
Veya gören bir börtü böcek ol Sahib-i Ümmeti,
Bilemem acep ne kadar bilebildi o eşsiz nimeti...
Acaba ne yapardın Hira’ya ulaştığın ilk anlarda?
Araştırır mıydın gölgelik bir mesud mahfil bakabilmek için şehre
Merhametin ta kendisiyle.
Yoksa hasbıhale mi dururdun Mahbûb-u Ezelî’nin Bîzâtihi Kendisi’yle.
Su olur muydu yanında acep cânım Efendim,
Tuz olur muydu, ekmek olur muydu?
Sevip te ünsiyet eder miydin hep aynı kutlu köşeciği ihtiyar,
Yoksa her gelişinde başka bir mekân mı seçerdin pâk özüne,
Kılabilmek için her taşı her kayayı ayrı ayrı bahtiyar.
Birikir miydi Hira’nın çıkınca sarp yokuş yolunu mübârek alnında ter;
Siler miydi bu teri bir pâk mendil ki derece-i şerefi bütün beşeriyete yeter?
İçine mi yönelirdin Hira’dayken efendim en çok,
Yoksa tebessüm mü buyururdun şerefine halk edilmiş kainata
Bir nazar-ı rahmeti yerleştirerek gayb-bin karagözlerine;
Benliğini salar mıydın bir sırlı husûsî münâcâta?
İmdi bir kekre “Hira’sızlık” kezzapsı yakarken genzimi tek tesellim:
Hira’nın rahminde yudumladığın muazzez yalnızlığın bir çeşm-i ilhâm, ayn-ı ilm,
Gerekse meğer tutmak elde topuz yerine nur cehâlete karşı, ben de derim:
İşte ol mübarek Numûne, işte Misâfir-i Şerif, işte Rehber-i Selim…
Yine geldim ya Rasûlallah.. aşk kapında köpeğim
Kabul kıl bendeni.. n'olur ayak tozunu öpeyim
Sana ermek için ölmekse çâre, şu an öleyim
Ahdetmişim dönmemeye.. azletme, öksüz köleyim.
Bir sırlı perde ki aralayıp bakmıştın hüzünle
'Gayri daha ağlatmayın..' demiştin yaşlı gözünle
Ve ağlamıştın yine.. biz de ağlamıştık ardından
Ölüm yeminleriyle şahlanmıştık hep birden o an.
Işıktan kanatlarla karanlığa açılacaktık,
Kaçmamak için de geriye, nice gemiler yaktık.
Ya şimdi? Yüzüm yok, dilim varmıyor 'affet..' demeye!
Korkuyorum, 'Bu kaçıncı söz verişin !' dersin diye...
Vefâsızım, doğru.. ama vefâ bekledim hep Senden
Yıkılmışım.. şu günahkâr hâlim bilmiyorum neden?
Medet eyle, istemem sensiz ne hil'ât ne de kefen!
İstemem.. illâ sen, illâ sen.. yoksa hâin miyim ben!?
Şefaatine vesîlem, dağ dağ günahlarım iken ;
Tâlihsiz bir benim sanki cemâlini göremeyen.
'Geleceğim, bekle..' buyurmuştun bir zamanlar hani;
Ben hep bekliyorum ya Rasûlallah, n'olur gel gayri!..
Nice âşıklar gördüm, nicedir görürlermiş Seni
Sâdık vezirlerinle dolaşırmışsın ümmetini
Yaralıları ziyarete gelirmişsin Efendim...
Nerdesin, öldürücü yokuşlarda kaldım; ben yetim.
Ruhânî değilim, nasıl varam huzûr-u yakîne?
Kader geçit verir mi acep ol Ravza-i Pâkine?
Ne kadar isterdim, şöyle sancılı bir 'off..' diyeyim;
Ya Sen gelesin imdada, ya da ben göçüp gideyim.
'Hû..' söyler her nefesim; sen ki damarlarımda kansın
Ciğerlerim kebab olmuş ne gâm!. varsın dünyam yansın!
Bir başka cânân istemez gönlüm; bağlandım gamzene!
Vurulmuşum sevda özümden, tutulmuşum Sidre'ne...
Sesini özledim kimsesiz gecelerde; .......................
Hep ağladım için için; ..........................................
Bekledim seneler boyu eşiklerde; .........................
Başımı koydum kurbanlık için; .............................
Ağlıyorsam, sanma ki kırılmışım; kör olur gözüm
Ofluyorsam, hiç bıkmadım bekçilikten; yanar özüm
Kırılası kalem!. dilim kurur böyle sitemimden;
Bîzârım Allah'ım.. benim şikâyetim hep nefsimden.
Acı yazdım, bir yüz bularak mihnetli şefkatinden
İncinme, uykusuz gecelerime ver; Raûfsun sen.
Ne desem ki; çok seviyorum Seni, çok.. sevgime ver
Himmetin olmazsa, kabul etmez beni gökler ve yer.
Âh bir sarılsaydım boynuna kucak kucak aşkımla!
Âh bir tutsaydım ellerinden; öpseydim doya doya!
Öpseydim kadem-i şerîfinden çatlak dudağımla!
Çökseydim dize ve eriseydim sohbet ocağında!..
İlk aşkım diyemem, lakin aşılmaz aşkımsın inan!
Çatlarsa bir gün kalbim; 'Ahmedim..' yazsın her damla kan!
Kesilirken veda sözüm; 'Habîbim..' desin tükensin!
Zira Sen, ölmüş hissiyâtımda açan kardelensin...
Alıver ipimi eline..çek, sür beni ardın sıra!.
Koşmazsam hâinim; tek, 'Sahibim' Sen olduktan sonra.
Beklerim susuz ekmeksiz, bu kapı Senin kapınsa.
Buyursun Azrâil, varılacak yer senin yanınsa...
Bir Kutlu'nun seccâdesine yüz sürdüm, öyle geldim
Cennet köyünün toprağını öptüm öptüm de geldim
Şiir şiir aşkımı kabul eder misin Efendim ?
Bir kerecik olsun bana da 'Gel!' der misin Efendim?
Canım, Cânânım, Cinânım, Melceim, Mededresânım!
Lutfet elini Bîçâreye ki sensiz perişânım...-Rûhum Efendim-
Andım yine Sen'i her şey yâdımdan silindi,
Hayalin gönlümün tepelerinde gezindi;
Bu bir serap olsa da hafakanlarım dindi..
Andım yine Sen'i her şey yâdımdan silindi.
Keşke her an aşkınla oturup aşkınla kalksam,
Ruhlar gibi yükselip de ufkunda dolaşsam;
Bir yolunu bulup gönlünden içeri aksam..
Keşke her an aşkınla oturup aşkınla kalksam.
Anladım vaslına ermek için artık çok geç,
Hicranla yanan gönlüm durmadan inleyecek;
İnleyip en taze hislerle hep bekleyecek..
Anladım vaslına ermek için artık çok geç...
Kalbim bir güvercin kalbi gibi titrerken adından,
Ne olur Sana ulaşmam için kanadından;
Bana bir tüy ver pervaz edeyim hep ardından..
Kalbim bir güvercin kalbi gibi titrerken adından.
Ey kupkuru çölleri cennete çeviren gül;
Gel o bayıltan renklerinle gönlüme dökül!
Vaktidir ağlayan gözlerimin içine gül!.
Ey kupkuru çölleri cennete çeviren gül!
Mecnûn gibi arkanda koşan kulun olayım,
Bir kor saç içime ocaklar gibi yanayım;
Sensiz geçen bu acı rüyadan kurtulayım..
Mecnûn gibi arkanda koşan kulun olayım..
Aklım uzakta kaldığı günleri saymakta,
Ruhuma sisli-dumanlı bir kasvet yaymakta;
Göster çehreni ki güneş gurûba kaymakta..
Aklım uzakta kaldığı günleri saymakta...
Son demde hiç olmazsa gurûbum tulû olsun,
Gönlüm ufkunun en taze renkleriyle dolsun;
Her yanda tamburlar çalınsın; neyler duyulsun..
Ne olur hiç olmazsa gurûbum tulû olsun..!
Nûrdan çehrendeki bu nikâp da ne?
Güneşlere taç giydiren ışıkken.
Hep hicranla bunca yıl bunca sene
Geçmiş gidiyor.. baharlar beklerken...
Doğ rûhlara arştan gelen bürhanla!
İnlet dört bir yanı altın sadânla!
Hayat üfle sihirli râyihanla!
Hak adına üfül üfül eserken.
Konuş ki hatipler haddini bilsin!
İlâhi nefhanla rûhlar dirilsin..
Erilecek zirvelere erilsin
Başlamış gökler de bunu dilerken..
Ey mukaddes Kitap, ey ezelî nûr,
Ey iklimi ziyâ, etrafı huzûr;
Son demde bir kere daha ne olur,
Ağar, ışık karanlığı boğarken.!
Bahar olmasa da sonbahar olsun,
Cihanlar tekmil âvâzınla dolsun;
Yeniden nâmın her yanda duyulsun!
Şu fâni ömürlerimiz biterken...
M.Fethullah Gülen
Ey Nebi
Hicranla yandı gönlüm hâlimi sormaz mısın?
Dil ucuyla olsun melâlimi sormaz mısın?
Bilmem ki yoksa, dost vefâsından şüphen mi var..!
Lütfedip bir kere hayâlimi sormaz mısın?
Dostlara ülfet yağdı, bize iltifat yok mu?
Kebap oldu sînem âhıma itimat yok mu?
Yüz sürüp izine bekledim bilmem kaç eyyâm.!
Yoksa bende Senin sevgine istidat yok mu..?
Gözlerim yolunu sînemdeki tepelerde,
Gönlümde belirdin de daldım kaldığım yerde;
Hayalin ağarırken rûhumda perde perde,
Gözlerim yolunu sînemdeki tepelerde...
Sen, o ışıktan ikliminle en tatlı rüyâ,
Sen, mor, pembe renklerle rûhumu saran hülyâ..
Kararır, Seni duyup Seni anmazsam dünyâ,
Dostlarınla elele gezdiğin tepelerde...
Gönül Seni sevmiş ise,
Visâline ermiş ise,
Harîmine girmiş ise,
Mâl u menâli neylesin?
Fakirler lûtfunla ganî,
Âcizlerin tek güveni;
Şevk ile ananlar Seni,
Derd ü melâli neylesin?
M.Fethullah Gülen
Ravza (M.Fethullah Gülen)
Gördüğüm günden beri ey gül-i rânâ seni,
Gözlerim yollarda ol gözleri elâ seni..
İstemem kalsın artık gönlümde gül arzûsu,
Ararım her yerde ey kâmet-i bâlâ seni.
Sarmışdı rûhumu köyünün anber kokusu,
Dolaştığım her yerde duymuştum cânâ seni..
Bahçenin içindeki yemyeşil fistanınla,
Gördüm güzeller arasında müstesnâ seni...
M.Fethullah Gülen
Ravza
Hasret Sana bu gözler, gönlüm yolunu gözler,
Huzûra ersem bir kez, bahara döner güzler...
Erse pâyine başım, hep çağlasa gözyaşım,
"Sen Sen" deyip ağlasam, kalkar bütün pürüzler...
Köyünün pembe rengi, bulunmaz asla dengi;
Temizlenip giderler, günâhla gelen yüzler.
Gelenler erer nûra, her biri bir sürûra,
Rahmet yağar heryana, kalır mahrûm gözsüzler...
Toprağından tozundan, o mübârek izinden
Zulmetli dünyâlara akar gelir gündüzler...
Yine hicranla seni andı gönül,
Tende cânım, rûh-u revânım Cânân..
Andıkça hasretlere yandı gönül;
Ne olur kıl artık vuslata şâyân.!
Hem sevip hem ağlayan bîçâreyim,
Kararsız, derbeder ve âvâreyim,
Yıkılıp dökülmüş bir virâneyim;
Hâl-i hazînim tam mevsimi hazân..
Güller gülse de ağlıyor hep bülbül,
Bir dert küpü âdeta şimdi gönül;
Bilmem mümkün mü bu hale tahammül?
Ruhumda âh-u zâr, dilimde figân.
Yanıp kebap oldum ümidim yıkma!
İtâb et, ama ağyâra bırakma!
Vefasız bir kulum cürmüme bakma!
Vasf-ı hâle ne hacet her şey ayân...
Bilirsin gayri imdat edecek yok;
Gönlümü dertten âzâd edecek yok;
Kıtmîri başka âbâd edecek yok,
Hatırım virâne, gözlerim giryân...
Gel vur mızrabını da kalbimi söylet!
Vur ruhuma nağmelerini dinlet!
Ve gönlüme geleceğini vâdet!
Vâdet ki kalmadı dizimde dermân..!
Nice âşıklar gördüm, nicedir görürlermiş seni
Sâdık vezirlerinle dolaşırmışsın ümmetini
Yaralıları ziyarete gelirmişsin Efendim.
Nerdesin, öldürücü yokuşlarda kaldım; ben yetim.
Ruhanî değilim, nasıl varam huzûr-u yakîne?
Kader geçit verir mi acep ol Ravza-i Pâkine?
Ne kadar isterdim, şöyle sancılı bir 'off..' diyeyim;
Ya sen gelesin imdada, ya da ben göçüp gideyim.
'Hû..' söyler her nefesim; sen ki damarlarımda kansın
Ciğerlerim kebab olmuş ne gam!, varsın dünyam yansın!
Bir başka canan istemez gönlüm; bağlandım gamzene!
Vurulmuşum sevda özümden, tutulmuşum Sidre'ne...
Sesini özledim kimsesiz gecelerde;
Hep ağladım için için;
Bekledim seneler boyu eşiklerde;
Başımı koydum kurbanlık için;
Ağlıyorsam, sanma ki kırılmışım; kör olur gözüm
Ofluyorsam, hiç bıkmadım bekçilikten; yanar özüm
Kırılası kalem!, dilim kurur böyle sitemimden;
Bîzârım Allah'ım., benim şikâyetim hep nefsimden.
Acı yazdım, bir yüz bularak engin şefkatinden
incinme, uykusuz gecelerime ver; Raûfsun sen.
Ne desem ki; çok seviyorum seni, çok.. sevgime ver
Himmetin olmazsa, kabul etmez beni gökler ve yer.
Âh bir sarılsaydım boynuna kucak kucak aşkımla!
Âh bir tutsaydım ellerinden; öpseydim doya doya!
Öpseydim kadem-i şerifinden çatlak dudağımla!
Çökseydim dize ve eriseydim sohbet ocağında!..
ilk aşkım diyemem, lâkin aşılmaz aşkımsın inan!
Çatlarsa bir gün kalbim; 'Ahmedim..' yazsın her damla kan!
Kesilirken veda sözüm; 'Habîbim..' desin tükensin!
Zira sen, ölmüş hissiyatımda açan kardelensin...
Alıver ipimi eline..çek, sür beni ardın sıra!.
Koşmazsam hâinim; tek, 'Sahibim' sen olduktan sonra.
Beklerim susuz ekmeksiz, bu kapı senin kapınsa.
Buyursun Azrâil, varılacak yer senin yanınsa...
Bir Kutlu'nun seccâdesine yüz sürdüm, öyle geldim
Cennet köyünün toprağını öptüm öptüm de geldim
Şiir şiir aşkımı kabul eder misin Efendim ?
Bir kerecik olsun bana da 'Gel!' der misin Efendim?
Canım, Cananım, Cinânım, Melceim, Mededresânım!
Lütfet elini bîçâreye ki sensiz perişanım... Ruhum Efendim.
Adına tutundum, adını andım
Gözümün nuru, sana inandım
Semender akşamlann sümbül yeleli atlanna binip geldiğinde,
Kehkeşanlardan yağan ipek hareli semalara inip geldiğinde,
Refref nasıl beklediyse seni Efendim.
Süvarisini nasıl beklerse bir küheylan,
Seni öyle bekledik hep...
Öyle bekledik ki Efendim,
Hatice'nin beklediği gibi ve Bahira'nın
Çöllerin yağmur yüklü bulutlan,
Yollann sevdâ yüklü atlan beklediği gibi,
Elest bağının gülü ey!
Ey önünde ağaçların, kuşlann
ve dahi vahşîlerin saygıyla eğildiği
Işığıyla birlikte ayın da, güneşin de yandığı
Ey kaderin ser halkası, gül-endâm!
Sen idin esas olan, varlık bahâne idi arada
Gül müjdesi olup, sevgili sesi olup
Sanaydı bütün yönelişler ve bütün selamlar sana
Cüz be cüz, hücre be hücre,
Keskin aşklar ile andı kainat aşkına ortak oldu.
Ezelde bir merhaba sunmuştu gözlerin kalbimize
Hâlâ o aşk idi andımız ve andığımız
Aşkın bizi biz eyledi Efendim!..
Ya aşksız olan neylesin Efendim!..
Aşkını yağmur gibi her bağa, her bahçeye
Sun, sun ki her bahçe, her gönül, her ufuk
Cennet-âsâ bir bahara dönsün
Yalancı ışıklar sönsün
Hem dünsün bize, hem bu gün, hem yarın
Hem pusula, hem rota
Hem de vazgeçilmez ufuk ve yönsün.
Ey en güvenilir insan, el emin
Kurtar bizi bu kaostan
Gel yetiş imdadımıza
Yetiş ey Rahmeten lil âlemîn....
Necip SARAÇOĞLU
Hayallerde Bir Başka Yâr Olmasın
Sultanımdır hayalimin güneşi,
Bir güneş ki dünyalarda yok eşi.
Ahirzaman ümmetinin kardeşi,
Gel ki gözlerde intizâr olmasın,
Hayallerde bir başka yâr olmasın.
Sahipsiz kalmışız, sahip ararız,
Leylâsız aşklara Habib ararız,
Hasta gönüllere tabip ararız,
Gönüller bir lahza bimâr olmasın,
Hayallerde bir başka yâr olmasın.
Maşûkum görmez mi? yanan canımı,
Ne hasret ile bekler Canânımı.
Geliver de dindir bu efgânımı,
Efgânım halka aşikâr olmasın,
Hayallerde bir başka yâr olmasın…