Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.
Hucurat-12
Kim ki yanında Müslüman kardeşinin gıybeti yapıldığı halde, gücü yeterken ona yardım etmezse, Allah onu dünya ve ahirette zelil kılar.
Camiu’s-Sağîr
GİrİŞ Yap
Online Üye
Şuan Forumda: 57 (16 Kayıtlı ve 41 Misafir) bulunmaktadır.
Admin ::
S.Mod ::
Mod ::
Yazarlar ::
İmtiyazlı Üye
Aişe radtyallahtı anhâ şöyle diyor:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem bazı aylarda o kadar çok oruç tutardı ki, "Artık bu ay hiç iftar etmeyecek" derdik.
Bazı aylarda da oruç tutmazdı;
biz de "Artık bu ay hiç oruç tutmayacak" derdik.
Ben onun Ramazan dışında hiçbir ayı tamamen oruçlu geçirdiğini bilmem.
Şaban ayından daha fazla oruç tuttuğu bir ay da görmedim.
Şöyle buyururdu:
Gücünüzün yettiği kadar ibadet ediniz. Çünkü siz usanmadıkça, Allah usanmaz.
Resûl-i Ekrem, nafile namazın,
az da olsa devamlı kılınmasını arzu ederdi.
Kendisi bir nafile namaza başlayınca onu devamlı kılardı.
Enes ibni Mâlik radtyallahu anh anlatıyor:
Ben Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'in
ellerinden daha yumuşak
ne bir atlasa, ne de bir ipeğe dokundum.
Hayatımda onun kokusundan
daha hoş bir râyiha koklamadım.
Enes ibni Mâlik radıyallahu anh anlatıyor:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Medine'ye geldiğinde bir hizmetçisi yoktu.
Üvey babam Ebû Talha elimden tuttu, beni Hz. Peygambere götürdü ve ona, "Ey Allah'ın Elçisi!" dedi. "Enes zeki bir çocuktur, sana hizmet etsin!"
Resûl-i Ekrem sefere gittiği zaman da,
gitmediği zaman da,
tam on yıl süreyle hizmet ettim.
Bana bir defa bile "ÖP." demedi.
Yaptığım birşeyden dolayı
"Niye böyle yaptın?" demediği gibi,
yapmadığım birşey sebebiyle
"Şöyle yapsan olmaz mıydı?" da demedi.
Abdullah ibni Mes'tîd radıyallahu anh şöyle diyor:
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem
hastalanıp da vücudu sıtmanın ateşiyle yanarken
huzuruna vardım.
Elimle vücuduna dokunarak,
"Ey Allah'ın Resulü!
Sıtma nöbetinden dolayı çok ıztırap çekiyorsunuz"
dedim.
"Evet, sizden iki kişinin çekebileceği kadar
ıztırap çekiyorum" buyurdu.
"Herhalde bu, iki kat sevap kazanmanız içindir" dedim.
Evet, öyle.
Allah, Müslümanın ayağına batan bir diken
veya başına gelen daha büyük bir sıkıntıdan dolayı
onun günahlarını bağışlar.
O Müslümanın günahları
ağaç yaprakları gibi dökülür
buyurdu.
Ebû Hüreyre radıyallahu anh şöyle diyor:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem bir adamdan deve satın almıştı.
O adam, alacağını istemek üzere Hz. Peygambere geldi ve ona ağır bir söz söyledi.
Bunu duyan Sahâbîler
o adama haddini bildirmek istediler.
Allah'ın Elçisi,
"Ona dokunmayınız!
Çünkü alacaklının söz söylemeye hakkı vardır"
buyurdu. Sonra da,
"Ona devesinin yaşında bir deve veriniz"
diye emretti.
Sahâbîler,
"Ey Allah'ın Elçisi!
Onun devesinin yaşında deve bulamıyoruz;
ama elimizde ondan daha değerlisi var" dediler.
Peygamber Efendimiz, O halde onu veriniz;
elbette sizin hayırlınız, borcunu en güzel şekilde ödeyendir
buyurdu.
Tank ibni Eşyem radtyallahu anh şöyle diyor:
Bir kimse Müslüman olduğu zaman,
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem ona önce
namaz kılmayı öğretirdi;
sonra şöyle dua etmesini tavsiye ederdi:
Allahım,
beni bağışla,
bana merhamet et,
rızânı kazandıracak işler yaptır,
bana afiyet ve hayırlı rızık ver.
Kum ibni İyâs radıyallahu anh şöyle diyor:
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir yere oturunca, arkadaşları etrafını çepeçevre kuşatırlardı.
O Sahâbîlerden biri,
nereye gitse arkasından gelen küçük oğlunu
önüne oturtarak Resûl-i Ekrem'i dinlerdi.
Birgün bu çocuk öldü.
Babası, "Oğlumu hatırlayarak
üzülüp etrafı rahatsız ederim" diye
Hz. Peygamberin meclisine gelmez oldu.
Resûl-i Ekrem onun yokluğunu hissedince, "Falanı aranızda niçin göremiyorum?" diye sordu.
"Ey Allah'ın Elçisi!
Her zaman onun yanında gördüğünüz oğlu öldü" dediler.
Hz. Peygamber o Sahâbîyi bulup çocuğunu sordu.
Dertli baba yavrusunun öldüğünü söyleyince, Resûl-i Ekrem ona başsağlığı diledi, sonra da kendisini şöyle teselli etti:
"Söyle bakalım!
Vefat eden çocuğunun,
yaşadığın sürece hep senin yanında bulunmasını mı;
yoksa yarın Cennetin hangi kapısına gidersen,
onun senden önce koşup kapıyı açarak
'Buyur babacığım!' demesini mi isterdin?"
O Sahâbî,
"Ey Allah'ın Elçisi!
Elbette onun benden önce koşup Cennetin kapısını
açmasını isterdim" deyince,
Resûl-i Ekrem,
"Öyleyse istediğin olacak" buyurdu.
Aişe radıyallahu aııhâ şöyle diyor:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem benim yanımda kaldığı gecelerin sonuna doğru Bakî Mezarlığına giderek şöyle derdi:
Selâm size, ey mü'minler diyarı! Başınıza geleceği söylenen şeylerle nihayet karşılaştınız. Hesabınız daha sonra görüleceği için ' ...şimdilik ileri bir tarihe bırakıldınız. İnşallah yakında biz de aranıza katılacağız. Allahım! Bakî Mezarlığında yatanları bağışla!
Câbir ibni Semüre radıyattahu anh şöyle diyor:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem, sabah namazını kıldıktan sonra güneş iyice doğuncaya kadar, çoğu zaman yerinde bağdaş kurarak otururdu. Bu sırada Sahâbîler, Câhiliye devrinde yaptıkları şeylerden söz edip gülerlerdi. Resûl-i Ekrem ise sadece tebessüm ederdi. Güneş doğunca da kalkıp evine giderdi.
Câbir ibni Abdullah radıyallahu anhümâ anlatıyor:
Mekke fethinde
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem ile beraberdim.
Pek yavaş giden devem, Medine'ye dönerken
iyice yürümez oldu.
İşte o sırada Hz. Peygamber yanıma geldi:
"Sen misin Câbir?" diye sordu.
"Evet, benim" diye cevap verdim.
"Niye ordudan geri kaldın?"
"Devem sakatlandığı için geri kaldım."
Resûl-i Ekrem devesinden indi,
elindeki ucu eğri sopayla devemi çekti,
yürümesi için dua etti ve bana,
"Haydi, şimdi bin!" dedi; bindim.
Devem her zamankinden daha iyi yürümeye başladı.
"Deveni nasıl buluyorsun?" diye sordu.
"Senin bereketin sayesinde çok iyi" dedim.
Devem o kadar hızlı gidiyordu ki,
Hz. Peygamberin devesini geçmesine engel oluyordum.
Allah'ın Elçisi bana,
"Cabir! Evlendin mi?" diye sordu.
"Evet, evlendim" dedim.
"Kızla mı, dulla mı?"
"Dul bir kadınla."
"Bârı bakire biriyle evlenseydin,
birbirinizle hoşça vakit geçirirdiniz."
"Yâ Resûlallah! Bildiğiniz gibi
babam Uhud Gazvesinde şehid düşünce,
dokuz kız kardeşime bakmak zorunda kaldım.
Onların yaşında tecrübesiz biriyle evlenmektense,
kendileriyle meşgul olacak, saçlarını, başlarım tarayacak,
evi çekip çevirecek biriyle evlenmeyi
daha uygun gördüm."
Bunun üzerine Resûl-i Ekrem,
"Artık Medine'ye geliyorsun.
Çocuk sahibi olmaya bak!" buyurdu.
Daha sonra bana,
"Şu deveyi bana satar mısın?" diye sordu.
Utandım; su taşımak için başka bir devemiz yoktu.
"Evet, satarım" dedim.
Medine'ye varınca parasını ödemek üzere
deveyi kırk dirheme satın aldı.
Sonra Resûl-i Ekrem benden önce Medine'ye gitti.
Ben de kuşluk vakti vardım
ve arkadaşlarla birlikte Mescid-i Nebevî'ye gittim.
Resûl-i Ekrem mescidin önündeydi. Bana,
"Şimdi mi geldin?" diye sordu.
"Evet, şimdi geldim" dedim.
"Deveni bırak, mescide girip iki rekât namaz kıl"
buyurdu.
Ben de içeri girip iki rekât namaz kıldım.
Sonra Bilâl'e, bana kırk dirhem vermesini söyledi.
Bilâl de fazlasıyla verdi.
Paramı aldıktan sonra eve doğru yürürken,
Resûl-i Ekrem Bilâl'e,
"Bana Câbir'i çağır" buyurdu.
Ben içimden
"Deveyi almaktan vazgeçti, geri verecek" dedim.
Artık o deveden nefret ediyordum.
Allah'ın Elçisi,
"Câbir!" buyurdu. "Haydi deve de senin, parası da."
Tabiîn neslinden Ebû Bürde el-Eş'ari anlatıyor.
Âişe radıyallahu anhâ
bize giyile giyile yıpranmış yamalı bir elbise gösterdi
ve şunu söyledi:
"Vallahi Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem
ruhunu işte bunların içinde teslim etti."
Mâlik ihni Huve)>ris radıyallahu anh anlatıyor:
Biz aynı yaşlarda bir grup genç
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'e gelmiş
ve yirmi gün boyunca yanında kalmıştık.
Allah'ın Resulü çok merhametli ve şefkat dolu bir kimseydi.
Yakınlarımızı özlediğimizi anlayınca,
geride ailemizden kimleri bıraktığımızı sordu.
Biz de söyledik.
O zaman şöyle buyuruu.
"Haydi artık ailenizin yanına dönünüz,
ve onların yanında kalarak kendilerini bilgilendiriniz.
Onlara şu namazı şu vakitte,
bu namazı bu vakitte kılmalarını söyleyiniz."
Bir kısmını hatırladığım, bir kısmını unuttuğum daha başka şeyler de söyledi.
Sözüne şunları da ekledi:
Benim namazı nasıl kıldığımı görüyorsanız,
siz de öyle kılınız.
Namaz vakti geldiğinde içinizden biri ezan okusun,
en yaşlınız da namazı kıldırsın.
Âişe radıyallahu mıha şöyle diyor:
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, rüzgâr şiddetli estiğinde şöyle dua ederdi:
Allahım!
Senden bu rüzgârın,
onun içinde bulunanın
ve onunla gönderilenin hayrını isterim.
Bu rüzgârın şerrinden,
içinde bulunanın
ve onunla gönderilenin şerrinden Sana sığınırım.
Ben Hz. Peygamberin,
küçük dili görünecek şekilde kahkahayla güldüğünü
hiç görmedim;
o sadece tebessüm ederdi.
Ancak yağmur yüklü olduğu sanılan bir bulut görünce,
veya rüzgâr şiddetli esince,
bir aşağı bir yukarı yürür,
eve girer çıkar,
ve yüzünün rengi değişirdi.
Yağmur yağınca rahatlar, tedirginliği de giderdi.
Birgün kendisine,
"Ey Allah'ın Elçisi!
Bildiğim kadarıyla insanlar bulutu görünce,,
yağmur yüklü olduğu ümidiyle sevinirler. Ama sen bulutu görünce tedirgin oluyorsun. Bunun sebebi nedir?" dedim.
Şöyle buyurdu:
Âişe!
Bu kara bulutun içinde azap bulunmadığını
bana kim garanti edebilir?
Bazı milletler rüzgârla cezalandırılmışlardır.
Ben de o kara bulutun ümmetimin başına gelecek bir
azap olmasından korkarım.
Ne bileyim, belki de o bulut
Ad Kavminin sandığı gibi bir bulut olabilir.
Sonra şu âyeti okudu:
"O azabın bir bulut şeklinde vadilerine doğru yaklaştığını görünce,
'Bu bize yağmur getiren bir buluttur' dediler. Hûd Peygamber ise şöyle dedi:
'Hayır, o, sizin bir an önce gelmesini istediğiniz şeydir; acı bir azap getiren buluttur.'"
Peygamber Efendimizin hanımı Sajî]>ye radıyallahu anha anlatıyor:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Ramazan'm son on gününde mescitte itikâfa1 girmişti. Bir gece onu ziyarete gidip kendisiyle sohbet ettim. Uzakta bulunan evime dönmek üzere kalktığım zaman, o da beni eve götürmek üzere kalktı. Yolda giderken Ensardan iki kişiyle karşılaştık.
Onlar Hz. Peygamberi görünce selâm verdiler,
ve oradan çabucak uzaklaşmak istediler.
Resûl-i Ekrem onlara,
"Biraz yavaş olun.
Yanımdaki Huyey kızı Safıyye'dir" buyurdu.
Hz. Peygamberin bu açıklaması onlara pek ağır geldi:
"Ey Allah'ın Elçisi!
Size yakışmayan birşeyi nasıl düşünebiliriz?" dediler.
Bunun üzerine Resûl-i Ekrem şöyle buyurdu: Şeytan insanın vücudunda kan gibi dolaşır. Onun sizin temiz kalbinize bir şüphe atmasından korktum.
1. İtikâfa girmek: Ramazan ayının son on gününde camide kalarak ibadet etmek
demektir.
Ebû Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellenı'e,
borçlu ölen birinin cenazesi getirildiğinde,
"Borcunu ödeyecek birşey bıraktı mı?" diye sorardı.
Borcuna yetecek bir mal bıraktığı söylenirse,
onun cenaze namazını kılardı.
Borcunu karşılayacak birşey bırakmadığı söylenirse,
o zaman Müslümanlara,
"Arkadaşınızın cenaze namazını siz kılınız" derdi.
Fetihler yapılıp da maddî bakımdan rahatlayınca,
Allah'ın Elçisi şöyle demeye başladı:
Ben mü'minlere kendilerinden daha ileriyim. Geride borç bırakarak ölen mü'minin borcunu ödemek bana aittir; bıraktığı mallar ise vârislerinindir.
Eııes ibni Mâlik mâıyallahu anlı şöyle diyor:
Bir defasında Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem
evimize gelmiş,
biraz oturduktan sonra su içmek istemişti. Biz de evde beslediğimiz koyunu sağdık, süte, kuyumuzun suyundan karıştırıp Hz. Peygambere bir bardakla sunduk. Allah'ın Elçisi sütü içti.
O sırada solunda Hz. Ebû Bekir,
karşısında Hz. Ömer,
sağ tarafında da bir bedevi oturuyordu.
Resûl-i Ekrem'in bardağı önce bedeviye vermesini
istemeyen Hz. Ömer,
"Ey Allah'ın Elçisi!
Onu yanında oturan Ebû Bekir'e ver" dedi.
Hz. Peygamber bardağı sağında oturan bedeviye uzattı ve
"Önce sağdakine, sonra onun sağmdakine!" buyurdu.
Ebû Hiireyre radıyallcılnı anlı anlatıyor: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle dua ederdi:
Allahım!
Bütün işlerimin başı olan dinim konusunda hatâya düşmekten beni koru! Yaşadığım şu dünyadaki işlerimin yolunda gitmesini sağla!
Dönüp varacağım âhiretimi kazanmama yardım et!
Hayatım boyunca daha çok hayır yapmama
imkân ver!
Her türlü kötülükten kurtulmamı
sağlayacak bir ölüm nasip et!
Abdullah ibni Ömer
radıyaUahu anhümâ anlatıyor.
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem yolculuğa çıkacak biriyle vedalaşırken onun elini tutar, o adam elini çekmedikçe Hz. Peygamber de çekmez ve ona şöyle dua ederdi:
Dinini koruman,
emanetlerini ifa etmen,
ve amellerini hayırla sonuçlandırman için
seni Allah'a emanet ediyorum.1
EbCı
Saîd el-Hudn
rachyallahuanh gediyor:
"elbise, göm §öyle dua ederdi:
ve amacına u Sana sığınırını.
Ebfi Saîd cl-Hudn ra>
dıyallahıt anh şöyle diyor:
Hoşlanmadığı bir§ey gördüğünde, bunu yüzüne bakınca anlardık.
Câbir ibni
i Abdullah radıyaUah
anhümâ anlatıyor
Babam Abdullah ibni Haram Uhud Savaşında şehid düştüğünde
geride dokuz kız,
bir hayli de borç bırakmıştı.
Alacaklılar haklarım almak için pek anlayışsız davrandılar.
Ben de Resûl-i Ekrem
sallallahu aleyhi ve sellem'e başvurdum;
alacaklılarla konuşmasını söyledim.
Hurma bahçesinin o yıl verdiği ürünü kabul etmeleri
ve borcun geri kalan kısmından vazgeçmeleri konusunda
onları ikna etmesini istedim.
Resûl-i Ekrem alacaklılardan bunu istedi,
fakat hiçbiri kabul etmedi.
O zaman Allah'ın Elçisi bana,
"Yarın sana geleceğim" buyurdu.
Ertesi sabah Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer ile
birlikte geldi, hurma bahçesini dolaştı,
hurmanın bereketlenmesi için dua etti. Bana da,
"Hurmalarım toplayıp cins cins ayır,
iyi hurmaları (acve hurmasını) bir boy,
kalitesiz hurmaları bir boy yap.
Sonra durumu bana bildir" dedi.
Dediklerini yapıp durumu ona bildirdim.
Hz. Peygamber geldi, hurmaların başına oturdu ve bana,
"Haydi herkese alacağım ölçüp ver!" buyurdu.
Ben de hurmaları ölçerek herkese alacağını verdim,1
Hurmalar hiç eksilmemiş gibi öylece duruyordu.
1. Hurmaları Resûl-i Ekrem'in kendi elleriyle ölçüp alacaklılara verdiği de rivayet edilmektedir
Berâ
ibtıi Âzib radıyallahu anhiimâ anlatıyor:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem bana şöyle buyurdu:
Yatağına yatmak istediğin zaman namaz abdesti gibi abdest al. Sonra sağ yanına yat ve şöyle dua et:
Allahım!
Kendimi Sana teslim ettim.
Yüzümü Sana çevirdim.
İşimi Sana ısmarladım.
Sırtımı Sana dayadım.
Ümit bağladığım Sen, korktuğum yine Sensin.
Senden kaçıp sığınacak
ve Senin elinden kurtulacak bir yer varsa
yine Sensin.
İndirdiğin kitabına,
gönderdiğin peygamberine iman ettim.
Resûl-i Ekrem sözüne şöyle devam etti:
Eğer o gece ölürsen imanlı olarak ölürsün; ölmez de yaşarsan, büyük sevap kazanırsın. Yalnız bu dua, senin o geceki son sözlerin olsun.
Ben hadisi ezberlemeye çalışırken,
"gönderdiğin nebîne" diyecek yerde,
"gönderdiğin resulüne" deyince,
Resûl-i Ekrem, eliyle göğsüme vurarak,
"Hayır, 'gönderdiğin nebîne' diyeceksin" diye düzeltti.
Ebû Hüreyre
radıyallahu anh anlatıyor:
Abdullah ibni Mes'ûd radıyallahu anh şöyle diyor:
Birgün Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem
bir hasırın üzerinde yatıp uyumuştu;
uyandığında hasır vücudunun yan tarafında iz bırakmıştı.
O sırada Hz. Ömer geldi ve, "Ey Allah'ın Elçisi!" dedi.
"Daha yumuşak bir yatak üzerinde yatsan ne olur!" Bunun üzerine Resûl-i Ekrem şöyle buyurdu: Benim dünya ile ne kadar ilgim var?
Ben bu dünyada,
ir günde yolculuk ederken
—*\ dinlenen, sonra da ı~--"»n k.»..^ giden bir yolcu gibiyit
im.
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem
aksırdığı zaman
elini veya mendilini ağzına tutardı;
böylece sesini azaltmaya çalışırdı.
Ve şöyle buyururdu:
Biriniz aksırdığı zaman "Elhamdülillah" desin;
yanında bulunan Müslüman kardeşi de ona,
"Allah sana rahmetiyle muamele etsin"
diye karşılık versin.
Eğer yanında bulunan kimse böyle söylemişse ona,
"Allah sizi doğru yola iletsin ve halinizi düzeltsin"
diye dua etsin.
Huzeyfe radtyailahıı mıh şöyle diyor.
Resûl-i Ekrem sallallabu aleyhi ve sellem
geceleyin uyumak istediği zaman
elini sağ yanağının altına koyar, sonra da,
Allahım! Senin ismini an
Senin ismini
arak ölür, "illini anarak dirilirim
derdi.
Uykudan uyandığı zaman
da
Kıyamet günü-derdi.
Allah'a hamd olsun.
Âişe radıyallahu anhâ anlatıyor:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem, Ramazan ayının son on günü girince
rirdi.
kendisini büsbütün ibadete ver
Bütün gece ibadet eder,
ailesi* de ibadet etmeleri ıçm uyandınrdı.
Berâ ibnı Aztb radıyaliahu anhümâ anlatıyor:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem
yüzü en güzel,
huyu en güzel insandı.
Ne çok uzun, ne de kısaydı; orta boyluydu.
İki omzunun arası genişti.
Kulak memesine kadar uzanan (bazan omuzlarını döven)
gür saçları vardı.
Ben onu kırmızı bir elbise içinde gördüm; hayatımda kırmızı elbise giymiş ondan daha güzel bir kimse görmedim.
Zeyd ibııi Erkam radıyallahu anh anlatıyor:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle dua ederdi:
Allahım!
Acizlikten,
tembellikten,
korkaklıktan,
cimrilikten,
ihtiyarlayıp ele güne muhtaç olmaktan
ve kabir azabından Sana sığınırım.
Allahım!
Nefsime, Allah'a karşı gelmekten sakınma
duygusu kazandır,
onu günahlardan arındır;
çünkü onu en iyi arındıracak Sensin.
Nefsimin sahibi ve efendisi Sensin.
Allahım!
Faydasız ilimden,
ürpermeyen gönülden,
doyma bilmeyen nefisten
ve kabul olmayacak duadan Sana sığınırım.
Âişe radtyallahu aııhâ şöyle diyor:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem,
hediye kabul eder,
ona karşılık kendisi de hediye verirdi.
Âişe ra dıyallahu anhâ anlatıyor:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem bir sefere gideceği zaman
eşleri arasında kur'a çekerdi.
Kur'a kime çıkmışsa, sefere onunla birlikte giderdi.
Allah'ın Elçisi eşlerinin yanma
hangi gün, hangi gece gideceğini de belirlerdi.
Yalnız hanımı Şevde binti Zem'a,
Hz. Peygamberin gönlünü hoş etmek için,
kendisine ayrılan günü ve geceyi bana bağışlamıştı.
Enes radıyallahtı anh şöyle diyor:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'den
İslâmiyet adına birşey istendiğinde onu mutlaka verirdi.
Birgün bir adam geldi,
Allah'ın Elçisi ona,
iki dağ arasında otlayan bir koyun sürüsü verdi.
O adam kavminin yanına gidince şöyle dedi:
"Ey milletim!
Hemen Müslüman olun!
Çünkü Muhammed fakirlikten korkmadan
elinde olanı veriyor."
Âi^e radıyaüahu anhâ şöyle diyor:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem, savaş hali dışında, bir kadına,
bir hizmetçiye,
kısacası bir kimseye eliyle vurmadı.
Câbir radiyallahu anha anlatıyor:
Birgün evde oturuyordum.
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem
bize uğrayıp beni çağırdı.
Kalkıp yanına vardım.
Elimden tuttu, yürümeye başladık.
Hanımlarından birinin evine geldik.
İçeri girdi, sonra beni çağırdı.
Eşinin bulunduğu odaya girdim.
Hz. Peygamber, "Yiyecek birşey var mı?" diye sordu.
"Evet, var" dediler
ve üç parça ekmek getirip sofraya koydular.
Resûl-i Ekrem ekmeğin birini kendi önüne,
diğerini benim önüme koydu.
Üçüncü ekmeği alıp ikiye böldü,
yarısını kendi önüne,
öteki yarısını da benim önüme koydu.
"Ekmekle yiyecek bir katık yok mu?" diye sordu.
"Hayır, ama biraz sirke var" dediler.
"Sirke ne güzel katıktır!" diyerek yemeye başladı.
Resûl-i Ekrem'den bu sözü duyduğum günden beri
ben de sirkeyi severim.
Abdullah ibnl Abbas radıyallahu anhümâ anlatıyor:
Birgün Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem hasta bir bedeviyi ziyaret etti. Bir hastayı ziyaret ettiğinde ona,
"Geçmiş olsun,
hastalığın günahlarına keffâret olur inşallah"
derdi.
Bu bedeviye de aynı şekilde,
"Geçmiş olsun,
hastalığın günahlarına keffâret olur inşallah"
deyince, adam
Sen, 'Hastalık günahlarına kefarettir, geçmiş olsun'
diyorsun,
ama o hiç de öyle gelip geçici bir hastalık değil;
tam aksine yaşlı bir adam üzerinde
iyice coşup köpürdükten sonra,
onu kabirleri ziyarete gönderen bir sıtmadır" dedi.
O zaman Resûl-i Ekrem (duasını kabul etmeyen)
bu adama:
"Pekâlâ, öyle olsun" dedi.
Berâ ibni Âzib radıyallahu anhtinıâ Resûl-i Ekrem sallallahıı aleyhi ve sellem'in Mekke fethinden bir yıl önce yaptığı kaza umresindeki bir olayı şöyle anlatıyor:
Allah'ın Elçisi umresini tamamlayıp Mekke'den çıktı. İşte o sırada Hz. Hamza'nm kızı Ümâme, "Amcacığım! Amcacığım!" diye bağırarak arkalarından gelmeye başladı.
Hz. Ali onu kucaklayıp,
devenin üzerinde bulunan eşi Fâtvma'ya,
"Amcanın kızını al!" diye uzattı.
Medine'ye varınca,
bu çocuğun kimde kalacağı konusunda Ali, ağabeyi Cafer ve Zeyd ibni Harise arasında anlaşmazlık çıktı.
Hz. Ali,
"O benim amcamın kızıdır.
Onun terbiyesini ve bakımım üstlenmek
herkesten çok benim hakkımdır" dedi.
Câfer-i Tayyar,
"O benim de amcamın kızıdır;
üstelik eşim onun teyzesidir" dedi.
Zeyd ibni Harise de
"Onun babasıyla beni Resûl-i Ekrem kardeş yaptı.
O benim kardeşimin kızıdır" dedi.
Allah'ın Elçisi,
"Teyze anne sayılır" diyerek
çocuğu Câfer-i Tayyâr'm eşine verdi.
Sonra çocuğu himayesine almak isteyenlerin
ayrı ayrı gönlünü aldı:
Hz. Ali'ye,
"Sen bana muhabbetle bağlısın, ben de sana" buyurdu.
Câfer-i Tayyar'a,
"Senin hem görünüşün,
hem de huyun bana benzer" dedi.
Zeyd ibni Hârise'ye de
"Sen bizim kardeşimiz, dostumuzsun" buyurdu.
Huzeyfe ibni Yeınân radıyallahu anh anlatıyor:
Bir gece Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in
arkasında namazı kıldım.
Bakara Sûresini okumaya başladı.
Ben içimden "Yüz âyet okuyunca
herhalde rükû eder" dedim.
O yüz âyetten sonra da okumaya devam etti.
"İki yüz âyet okuyunca rükû eder" dedim,
yine okumaya devam etti.
Ben içimden "Galiba bu sûreyi
bir rekâtta okuyacak" dedim,
o yine okumaya devam etti.
Ben "Artık bu sûre ile rüktıa varır" dedim, varmadı.
Nisa Sûresine başladı, onu da okudu.
Sonra Al-i İmrân Sûresine başladı, onu da okudu.
Ağır ağır okuyor, teşbih âyeti gelince Allah'ı teşbih ediyor,
dilek âyeti gelince dilekte bulunuyor,
Allah'a sığınmaya dair âyet gelince Allah'a sığınıyordu.
Sonra rükûa vardı,
"Sübhâne Rabbiye'1-azîm" demeye başladı.
Rükûu da aşağı yukarı kıyamı kadar uzun oldu.
Sonra "Semiallahü limen hamideh, Rabbena leke'1-hamd"
diyerek doğruldu.
Hemen hemen rükûuna yakın
uzunca bir süre ayakta durdu.
Sonra secdeye vardı ve
"Sübhâne Rabbiye'1-a'lâ" demeye başladı.
Secdesi de aşağı yukarı kıyamı kadar uzundu.
Aqe radıyallahu anhâ şöyle diyor:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem
eve girince,
ilk önce misvakla dişlerini temizlerdi.
Yatmadan önce de
onun misvakını ve abdest suyunu hazırlardık.
Allah onu, geceleyin ne zaman uyandırmak dilerse uyandırır, o da hemen misvakla dişlerini temizler, abdest alıp dokuz rekât namaz kılardı.
Enes ibni Mâlik anlatıyor:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem, akşam namazını kılmadan önce birkaç taze hurma ile orucunu açardı. Taze hurma yoksa birkaç kuru hurmayla, o da yoksa birkaç yudum suyla iftar ederdi.
Aişe radıyallahu anhâ şöyle diyor:
Bir gece Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'in
yatakta olmadığını fark ettim.
Eşlerinden birinin yanma gittiğini sandım.
Karanlıkta el yordamıyla namaz kıldığı yeri araştırırken
elim ayağının tabanına değdi.
Secde vaziyetinde iki ayağını da dikmiş, şöyle diyordu:
Allahım!
Senin gazabından rızâna,
azabından affına sığınırım.
Ben Senden Sana sığınırım.
Ben Seni lâyık olduğun şekilde övemem.
Sen kendini nasıl övmüşsen, öylesin.
Âişe radıyallahu anhâ şöyle diyor:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem
her gece yatağına girince
avuçlarını birleştirir,
Kul hüvallahü ahad,
Kul eûzü birabbi'l-felak
ve Kul eûzü birabbi'n-nâs sûrelerini
okuyup avuçlarına üfler,
başından, yüzünden
ve vücudunun ön tarafından başlayarak
ulaşabildiği yerlere kadar ellerini bütün bedenine sürer
ve bunu üç defa yapardı.
Tabiîn âlimlerinden Şehr ibni Havşeb anlatıyor:
Ummü Seleme radıyallahu anhâ'ya,
"Ey mü'minlerin annesi!
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem
senin yanmdayken
en çok nasıl dua ederdi?" diye sordum.
Şöyle cevap verdi:
"Resûl-i Ekrem çoğu zaman
Ey kalpleri halden hale çeviren Allah! Benim kalbimi dininden ayırma!
diye dua ederdi.
Birgün "Ey Allah'ın Elçisi," dedim. " 'Ey kalpleri halden hale çeviren Allah! Benim kalbimi dininden ayırma!' duasını niçin bu kadar çok okuyorsun?' Bana şu cevabı verdi:
Ummü Seleme!
Her insanın kalbi Allah'ın iki parmağı arasındadır;
dilediğinin kalbini dininde tutar,
dilediğinin kalbini dininden ayırır.1
1. Peygamber Efendimizin bu duasının, Kur'ân-ı Kerîmdeki 5u duanın bir başka ifadesi olduğu görülmektedir: "Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi bir daha oradan ayırma! Bize rahmetini bağışla. Bize istediklerimizi bağışlayan Sensin." (Âl-i İmrân 3/8).
Câblr ibni Abdullah radıyallahu anh şöyle diyor:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'in
bulunduğu yerden
yüzüne damga vurulmuş bir eşek geçti.
Onu gören Allah'ın Elçisi,
Hayvanların yüzünü damgalayan veya onların yüzüne vuran kimselere lanet ettiğimi duymadınız mı?
diye çıkıştı.
Peygamber Efendimiz yüze vurmayı,
hayvanı yüzünden dağlamayı yasakladı.
Abdullah ibni Mes'ûd radıyallahu anh anlatıyor:
Birgün Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem bana,
"İbni Mes'ûd!
Haydi bana Kur'an oku!" buyurdu.
Ben de
"Kur'an sana indirilmişken,
ben mi sana Kur'an okuyacağım?" dedim.
"Kur'ân-ı Kerîmi başkasından dinlemeyi pek severim"
buyurdu.
Bunun üzerine kendilerine
Nisa Sûresini okumaya başladım.
"Ey Muhammedi
Kıyamet günü her ümmetin içinden bir şahit
çıkardığımız, seni de bunların aleyhine
şahit tuttuğumuz zaman
bakalım halleri nasıl olacak!" (4/41)
âyetine gelince,
"Şimdilik yeter!" buyurdu.
Başımı kaldırıp baktım,
iki gözü iki çeşme ağlıyordu!
Ebû Mûsâ d-Eş'arî radıyaüahu anh anlatıyor:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle dua ederdi:
Allahım!
Günahlarımı,
bilgisizlik yüzünden yaptıklarımı,
haddimi aşarak işlediğim kusurlarımı,
benden daha iyi bildiğin bütün suçlarımı bağışla!
Allahım!
Ciddî ve şaka yollu yaptıklarımı,
yanlışlıkla ve bilerek işlediğim günahlarımı affeyle!
Bütün bu kusurların bende bulunduğunu
itiraf ederim.
Allahım!
Şimdiye kadar yaptığım,
bundan sonra yapacağım,
gizlediğim ve açığa vurduğum,
benden daha iyi bildiğin günahlarımı affeyle!
ve
Öne geçiren de Sen, geride bırakan da Sensin. Senin gücün herşeye yeter.
Abdullah ibni Mcs'ûd radıyallahtı at ıh anlatıyor:
Bir yolculukta Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem
ile beraber bulunuyorduk.
Allah'ın Elçisi abdest bozmak için yanımızdan ayrıldı.
O sırada iki yavrulu küçük bir kaya kuşu gördük
ve yavruları aldık.
Ana kuş yavrularını kurtarmak için
tepemizde çırpınmaya başladı.
Derken Hz. Peygamber geldi ve
"Yavrularını alıp da bu kuşu kim tedirgin etti?
Verin ona yavrularını!" buyurdu.
Resûl-i Ekrem, bir defasında da
yaktığımız karınca yuvasını gördü ve
"Bunu kim yaktı?" diye sordu.
"Biz yaktık" dedik.
"Şunu iyi biliniz!" buyurdu.
"Ateşle azâb etmek,
sadece ateşi yaratanın yapacağı şeydir."
Abdullah ibni
Büsr mdıyallahu aııh şöyle diyor:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellcm
birinin evine gittiğinde
kapının tam karşısında durmaz,
kapının sağma veya soluna çekilerek,
"Esselâmü aleyküm, esselâmü aleyküm" diye izin isterdi.
O zamanlar evlerin kapısında perde yoktu.
Âişe radıyallahıı anhâ anlatıyor:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem
yanıma geldiğinde,
"Evde yiyecek birşey var mı?" diye sorardı.
"Hayır, yok" dersek,
"Öyleyse ben bugün oruçluyum" buyururdu.
Yine birgün eve geldiğinde,
"Yiyecek birşey var mı?" diye sordu.
"Ey Allah'ın Elçisi! Evde yiyecek birşey yok" dedim.
"Öyleyse ben oruçluyum" buyurdu ve dışarı çıktı.
Derken birileri bize yemek ikram ettiler.
Peygamber aleyhisselâm eve geldiğinde,
"Yâ Resûlallah! Bize yemek ikram ettiler;
Ben de bir kısmını sana sakladım" dedim.
"Ne yemeği?" diye sordu.
"Hays"1 dedim.
"Oruca niyet etmiştim, ama getir,
bugün orucu bozayım" buyurdu,
yemeği getirdim, yedi.2
1. Hays, hurmayla yağ ve çökeleği karıştırarak yapılan bir tür yemektir.
2. Bu hadis, nafile oruca gündüz (zevalden önce) niyet edilebileceğini ve nafile orucun akşam olmadan bozulabileceğini göstermektedir.