Kadınlar,oğullar,yük yük altın ve gümüş,salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi.Bunlar dünya hayatının geçimliğidir.Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah’ın katındadır.
Âl-i İmrân-14
Akrabaların gösterdiği yakınlığa karşılık veren kimse,tam anlamıyla akrabalık haklarını gözetiyor sayılmaz.Akrabalık haklarını tam anlamıyla gözeten kimse;yakınları akrabalık bağlarını ondan kestikleri halde,o onlardan alaka ve yardımını kesmeyen kimsedir.
Muslim
GİrİŞ Yap
Online Üye
Şuan Forumda: 42 (1 Kayıtlı ve 41 Misafir) bulunmaktadır.
Admin ::
S.Mod ::
Mod ::
Yazarlar ::
İmtiyazlı Üye
Üye Albümlerinden
Üye albümlerinden en son eklenen resimler:
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
Korkunun, imanın semeresi ve Allah´ın celâlinden hâsıl olan yakînin
neticesi olduğunu bilmek gerekir. Kime iman ile yakîn ihsân
edilmişse, o gerek namazda, gerekse de namazın dışında daima; hatta
tek başına hicran zâviyesinde ve def-i hacet için tuvalette iken dahi
korkar.
Çünkü Allah´ın kuluna daima muttali olduğunu bilmek, O´nun celâlini
anlamak ve kendi nefsinin kusurlarını idrâk etmek korkuyu
gerektirmektedir. İşte bütün bu bilgilerden korku doğar. Bu bilgiler,
sadece namaza mahsus değildir. Bu sırra binaen rivayet edildiğine
göre selef-i sâlihînden bir zat Allah´tan utanıp korktuğu için kırk
sene başını kaldırıp göklere bakmamıştır.
Rebî b. Hayseme başını ziyadesiyle önüne eğdiği ve gözlerini
kapattığı için, bazı kimseler onun kör olduğunu zannederlerdi. Rebî
yirmi yıl boyunca İbn Mes´ud´un evine gidip gelmiştir. İbn Mes´ud´un
cariyesi, Rebî´yi gördüğü zaman efendisine koşar ve ´Kör dostun
geldi´ derdi. İbn Mes´ud da câriyesinin bu sözüne gülerdi. Cariye
kapıyı çalan Rebî´yi daima başı eğik ve gözü kapalı olarak görürdü.
İbn Mes´ud, Rebî´ye her baktığında ´Ey Rasûlüm! İtaatkâr ve mütevazi
olanları cennetle müjdele!´ (Hac/34) ayetini okuyarak ´Allah´a "yemin
ederim ki eğer Allah Rasûlü seni görseydi, sevinirdi´ derdi. Başka
bir rivayette ´Seni severdi´, diğer bir rivayette ´Gülerdi´ şeklinde
gelmiştir.
Rebî, birgün İbn Mes´ud´la birlikte demirciler çarşısından geçiyordu,
Demirci körüklerinin üfürdüğü, kıvılcımlar saçan ateşi görünce içten
gelen bir nâra atarak düşüp bayıldı. İbn Mes´ud (radıyallahu anh) namaz zamanına
kadar onun başucunda oturdu. Fakat Rebî bir türlü ayılmadı. İbn
Mes´ud daha sonra onu sırtlayarak evine götürdü, fakat o ertesi gün
aynı saata kadar ayılmadı ve bu arada beş vakit namazı da kaçırdı.
Onun başı ucunda oturan İbn Mes´ud (radıyallahu anh) ´Allah´a yemin ederim ki
işte korku diye buna denir´ buyurmuştur.
Rebî şöyle demiştir: ´Hangi namaza durmuşsam, mutlaka kendi
diyeceklerimi ve bana denilecek olanları düşünmüş ve bu sahada
tefekküre dalmışımdır´.
Bu tür kimselerden biri de Amr b. Abdullah´tır.98 Bu zat namaza
durduğu zaman, kızı arasıra def çalar; kadınlar da ev dahilinde
istedikleri gibi, yüksek sesle konuşurlardı. Fakat o bunları ne duyar
ve ne de konuştuklarını anlardı. Günün birinde kendisine ´Namaz
dahilinde nefsin sana birşey söylüyor mu?´ diye soruldu. ´Evet; bana,
Allah´ın huzurunda bulunduğumu ve yarın iki evden (cennet ve
cehennemden) birine gideceğimi söylüyor´ cevabını verdi.
Yine birgün kendisine şöyle sorulmuştu: ´Bizim namaz içinde
hissettiğimiz dünya hadiselerini duyuyor musunuz?´ Buna şöyle cevap
verdi: ´Bedenime mızrakların saplanması, bana sizin namaz içinde
hissettiğiniz dünya hâdiselerini duymaktan daha sevimli gelir´.
Amr hazretleri şöyle der: ´Eğer Allah ile kul arasındaki perde
gözlerimin önünden kalksaydı, yakînimden zerre kadar artma
olmayacaktı´.
Müslim b. Yesar da bu kimselerdendi. Basra câmiînde namaz kılarken,
câmi duvarının yıkılmasından haberi olmadığını daha önce söylemiştik.
Böyle kimselerden birinde, önlenmesi ancak hastalığa yakalanan
parçanın kesilmesiyle mümkün olabilecek bir hastalık belirdi. Ancak o
sözkonusu parçanın kesilmesine razı olmadı. Kendisini tanıyanlardan
biri tedbir olarak şöyle dedi: ´Namaza durduğu zaman başına
gelenlerden haberi olmaz. Bu nedenle, onu namazda iken ameliyat
edin´. Bunun üzerine, kesilmesi gereken beden parçası kendisi namazda
iken yerinden alındı ve böylece tedâvisi yapıldı.
Seleften biri şöyle demiştir: ´Namaz, âhiret hâdiselerindendir. Bu
bakımdan namaza girdiğin zaman, dünyadan çıkmış olursun´.
Seleften birine ´Namazda iken, dünya hâdiselerinden birşey düşünür
müsün?´ diye sorulduğunda şöyle cevap: vermiştir: ´Ne namazda, ne de
dışında böyle birşey düşünmem´.
Yine bir zâta ´Namazda birşey hatırlar mısın?´ diye sorulduğunda,
´Bence namazdan daha sevimli birşey yoktur ki onu hatırlayayım´
buyurmuştur.
Ebu Derdâ (radıyallahu anh) şöyle buyurur: Kılmaya başlamadan önce her türlü
ihtiyacını görüp, namaza sade bir kalple başlamayı başarmak, kişinin
fakih olmasına delâlet eder´.
Seleften bazıları, vesvese korkusundan, namazlarını acele kılarlardı.
Rivayet ediliyor ki, Ammar b. Yâsir (radıyallahu anh) bir keresinde namazını
acele olarak kıldı. Orada bulunanlardan biri ´Ey Ebu Yekzan! Namazını
çok acele kılmadın mı?´ diye sordu. O da cevaben şöyle buyurdu:
´Namazın hududlarından herhangi birine riayet etmediğimi ve herhangi
bir unsurunu eksik yaptığımı gördün mü?´. Adam görmediğini söyleyince
de şöyle dedi: ´Şeytanın unutkanlığını acele olarak geçeyim diye
namazı bu şekilde kıldım´.
Çünkü Hz. Peygamber şöyle buyurmuştu:
Kul, namaz kılar; fakat kendisi için, bu namazın yarısı, üçte biri,
dörtte biri, beşte biri, altıda biri ve hatta onda birisi dahi
yazılmaz.
Ammar b. Yâsir sözlerine şöyle devam etti: "Kişi namazından neyi, ne
kadarını anlarsa, kendisi için o kadarı yazılır, buyurulmuştur".
Ashabdan Hz. Talha, Hz. Zübeyr ve bir grup, namazlarını herkesten
daha acele ve hafif olarak edâ ederlerdi. Böylece şeytanın
vesvesesinden bir an evvel kurtulmayı temin ettiklerini söylerlerdi.
Hz. Ömer birgün minberde şöyle buyurmuştur: ´Kişi, sakalı
İslâmiyet´te bembeyaz kesildiği halde, Allah Teâlâ için kâmil ve tam
bir namaz kılmamış olabilir´. Sahabîlerden biri ´Bu nasıl olur?´ diye
sorunca da şöyle buyurmuştur: ´Bununla namazda gereken huşû, tevâzu
ve Allah Teâlâ´nın huzuruna yönelmeyi tamamlamadığını söylemek
istiyorum´.
Ebu Âliye´ye" ´Onlar ki, namazlarından gafildirler´ (Mâûn/5) ayetinin
kimin hakkında nâzil olduğu sorulunca, ´Namazında kaç rek´at
kıldığını bilmeyen kimseler hakkında nâzil olmuştur´ cevabını
vermiştir.
Hasan Basrî (radıyallahu anh) bu ayetin, namaz vaktini unutmak suretiyle,
vakitten çıkaran kimse hakkında nâzil olduğunu söylemiştir.
Seleften biri şöyle demiştir: ´Bu ayet-i celîle, namazını vaktinde
kıldığı zaman sevinmeyen, vaktinde kılmadığı zaman da üzülmeyen;
ta´cilinde hayır görmediği gibi, tehirinde de günâh telâkki etmeyen
kimse hakkında nâzil olmuştur´.
Bilmelisin ki, kişinin kıldığı namazın bir kısmı aleyhinde ve bir
kısmı da lehinde yazılmaktadır. Nitekim hadîsler de bu keyfiyete
delâlet etmektedirler; her ne kadar fakihler ´Bir namaz ya doğru olur
veya olmaz; bir kısmı doğru, bir kısmı da eğri olmak suretiyle
parçalanmayı kabul etmez´ deseler de... Fakat fakihlerin de biraz
önce söylediğimiz gibi hükmü doğrudur. (Çünkü zâhire göre verilen bir
hükümdür). Birçok hadîs, bizim söylediğimiz bu mânâya da delâlet
etmektedir.´Farzların eksikliği nâfilelerle giderilir´100 diye bir
hadîs-i şerif vârid olmuştur.
Bir hadîs-i şerifte Hz. İsâ Allah Teâlâ´dan farz ibadetlerle kulum
azabımdan kurtuldu. Nâfile ibadetlerle de kulum bana yaklaştı´
sözlerini naklettiği haber verilmektedir.
Hz. Peygamber de Allah Teâlâ´nın ´Kulum, benim azabımdan, ancak
kendisine farz kıldığım ibâdetleri edâ etmek suretiyle kurtulur´101
buyurduğunu nakleder.
Hz. Peygamber, bir namazda okuduğu sûrenin bir ayetini atlar. Namazı
bitirdikten sonra arkasındaki cemaata: ´Ben ne okudum?´ diye sorar
Cemaat susar... Bunun üzerine aynı suali Übey b. Ka´b´a sorar. Übey
´Filân sureyi okuyup, falân ayetini terkettin. Bu ayetin neshedilip
edilmediğini bilmiyoruz´ deyince Hz. Peygamber ´Sen bu işin ehlisin
ey Übey?´ buyurduktan sonra diğerlerine dönerek şöyle der: "Namaza
gelip de saflarını tamamlayarak duran ve peygamberleri aralarında
bulunan sizlere ne oluyor ki, Allah´ın Kitabı´ndaki size hangi
sûrenin okunduğunu bilmiyorsunuz? İyi bilin ki, İsrâiloğulları da
sizin yaptığınız gibi yapmıştı. Allah Teâlâ peygamberlerine ´Kavmine
söyle! Bedenleriyle huzuruma geliyor ve dillerini bana veriyorlar;
fakat kalpleriyle benden uzaklaşıyorlar. Yaptıklarının bâtıl olduğunu
bilsinler, diye vahyetmiştir".102
Bu hadîs-i şerîf. Fâtiha´dan sonra imamın okuduğu zammı sûrenin
dinlenip anlaşılmasının, cemaat için bu zammı sûrenin bedeli olduğuna
delâlet eder.
Seleften biri şöyle der: Kişi kendisini Allah´a yaklaştırdığı
inancıyla secdeye varır. Oysa secdede yaptığı günâhlar, bulunduğu
şehrin sâkinlerine taksim edilmiş olsaydı hepsi helâk olurdu´. Bu
sözü dinleyenlerden biri ´Bu iş nasıl oluyor?´ diye sorunca, o zât
şöyle karşılığını verir:
Kendisi Allah huzurunda secdeye varmaktadır. Kalbi ise, nefsin
hevasına kulak veriyor ve kendisini kaplamış olan bâtılı görüyor´.
İşte namazlarında huşû duyanların özellikleri bunlardır!
Bu anlattıklarımız, daha önce vermiş olduğumuz hükümlerle
birleştikleri zaman, namazda huşû ve kalp huzurunun esas olduğu
açıkça ortaya çıkmaktadır. Yine gafletle kılınan namazın mücerred
hareketlerinin âhirette pek az fayda verici olduğu da sarahaten
anlaşılmaktadır. En doğrusunu Allah bilir. Allah´tan bizi muvaffak
kılmasını niyaz ederiz!
98) Zübeyr b. Avvam´ın torunu vc Abdullah b. Zübeyr´in oğludur.
99) Adı Refi b. Mehram´dır. Riyâhî kabilesine mensup olup Basralıdır.
Resûlullah´ın vefatından iki sene sonra müslüman olmuş ve H. 90
senesinde vefat etmiştir.
100) Sünen shipleri ve Hâkim, (Ebu Hüreyre´den); Hâkim senedinin
sahih olduğunu söylemiştir.
101) İmam Irâkî, böyle bir hadîse rastlamadığını kaydeder. Ebu Tâlib
el Mekkî ise Kut´ul-Kulûb adlı eserinde bu hadîsi değişik bir ibare
ile rivayet etmektedir.
102) Muhammed b. Nasr, Kitab ´us-Salât, (mürsel olarak); Deylemî,
(Übey b. Ka´b´dan); Nesâî, (Abdurrahman b. Ebzî´deıı sahih olarak)
iktibas; Ihya Ulumuddin
__________________
Gam değildir, gide dünya kala Din.Gam odur ki; kala dünya gide Din.
çok güzel şeyler yazmışsınız..Ben de bunlara bişeyler eklemek istiyorum.namazda okuduğumuz sure ve duaların anlamlarını bilirsek,dünya hayatından biraz da olsun kopup namazımızı huşu içinde kılabiliriz...
necib fazıl'ın dikkat ettiği yıkama keyfiyeti şöyledir: su abdest azalarına yukardan gelir ve azaları süzerek aşağı akar. mesela yüze suyu çarpmak yoktur! suyu, avuçlarla, alından dökerek ovuşturup, sıvazlayarak akmasını temin etmek şeklinde olmalıdır.
Bugünkü tasavvuf ve aşkla ilgili yazıda bu bölüm çok dikkatimi çekmişti... Huşu duyup zevk alarak ibadet edebilmemiz için bakış açımızın boyutunu değiştirmemiz gerekiyor biraz da.Bakın üstad en ufak bir detayda dahi ne şekilde yaklaşıyor ibadete...Biz ise bir an önce bitirip diğer işlerimize dönelim telaşında nasıl kıldığımızın dahi farkına varamıyoruz çoğu kez.Bunun önüne geçmemizin bir yolu da ibadetimizi yani namazımızı en önemli amacımız haline getirebilmek... O zaman telaşa da gerek kalmayıp insanın yaratanını düşündükçe ona daha da yakınlaşacağını hissederek kılması huşuyu da beraberinde getirir diye düşünüyorum.
__________________
"Kalpler ancak Allah'ın zikri ile tatmin olur."
---------------------------------------- http://mesutizm.blogcu.com
Osman b.Ebi'l As, Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem'e gelerek;
- "Ya Rasulallah, şeytan namazda ve Kur'an okurken bana musallat olup ibadetimi engelliyor," dedi.
Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem de ;
- "O şeytandır. Ona 'Hinzeb' denir. Onun sana geldiğini hissettiğin zaman , ondan Allah'a sığın ve (namazın haricinde) sol tarafına üç defa tükür." buyurdu.
Osman radıyallahu anh der ki;
-"Rasulullah'ın söylediği gibi yaptım, Allah Teala onu benden defetti."
(Müslim, Selam, 68; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV,216)
Düşün ki kıbleye yöneldiğin anda, şarteli açıp o Merkez'e odaklanıyorsun, dünya ve içindekiler hep arkanda kaldı..
Ve düşün ki Kabe kocaman bir mıktanıstır..
Kainatın her tarafından, o an ona yönelen yürek ve akılları büyük bir hızla kendine doğru çekmekte..
"Allahuekber!" dediğin an, sen de bu çekim alanına girdin..
Yani etki alanındasın tüm bedeninle, çekiliyorsun..
Zaten abdest sürecinde bu çekilme ve korunma başlamıştı..
Sana o an, bu çekim alanındayken hiçbir mahlukat asla ilişemez! Bunu bil..
Kişi Namaz’a niyet edip, kıbleye döndüğü anda, onun farkedemediği içsel boyutları itibarıyla harekete geçen bir enerji ağı (sistem) söz konusudur.
Ehli tarafından “Kişi namaza durduğunda ona hizmetle görevli melekler de onun arkasında namaza durur” denir.
Yani kişi namaz kılarken, kendine hizmet eden koruyucu melekleri, yazıcı melekleri vs. gibi tüm meleklere imam olur bir bakıma...
Ve yatay olarak kıble yönündeki Kabe’ye ve içsel olarak da özdeki evrensel pozitif enerjilere (yüksek vibrasyonlu enerjilere) bağlanan muhteşem bir enerji ağı kurulur.
Bu sebeple namaz’ın göremediğimiz ve farkına varamadığımız boyutlarda seyreden bir yönü vardır.
Kişi namaz’a yeterince konsantre olmasa da bunlar otomatik olarak gerçekleşir.
Örneğin önceki gün bir arkadaş, Kabe’de el sürülen veya uzaktan selamlanan Hacer-ül Esved’in anlamını sormuştu. Ona Hacer-ül Esved’i farklı bir boyut itibarıyla adeta küçük çapta bir karadelik gibi düşününebileceğini söyledim.
Çünkü uzaktan veya yakında kişideki tüm negatif enerjiyi emer.
Tabii bugünkü bilimsel araçlarla ve verilerle farklı bir boyut itibarıyla kurulan bu enerji ağını ve bağını tespit ve ispat edemiyoruz. Ama olay bu..
Tıpkı bunun gibi, kıbleye (Kâbe’ye) dönüp niyet ederek namaz’a başladığınız anda, bu işlemin bir benzeri gerçekleşiyor ve algılayamadığımız o ışınsal boyut itibarıyla ruhumuzdaki negatif enerjiden kısmen kurtuluyoruz.
Namaz’a ne kadar konsantre olduğunuza, namaz’ın süresine oranla (ki burada uzun süren Tesbih namazının önemine de dikkat!) bu sıfırlanma olayının miktarı da değişebilir.
Ama en kısa ve “farkındalıktan yoksun” diye kılınan namaz’da dahi bu işlem kısmen gerçekleşir.
Çünkü namaz,Nebi’ye iman edip kılanlar için otomatik olarak getirisi yaşanan sistemle bağları çok kuvvetli bir ibadet ve çalışmadır.
Çünkü Nebi’ye iman edenlere, bizzat Nebi kefil olur.
Kabirde “Nebin kim?” diye sorulması da bu sebepledir.
İman ettiğin Nebi’yi söyle (ki bu şekilde O’nun açıkladığı şeriatler, ibadetlere göre yargılan) ve senin için O Nebi’nin hatırına Allah ve melekleri tarafından sağlanan imtiyazlardan faydalan, gibi..
Nebi’ye iman edip, uyan kazanır!
Namaz da Nebi’nin hatırına Allah tarafından ümmetine bağışalanan özel bir ikramdır. Nasıl kılarsan kıl, mutlaka olumlu getirisi olacaktır, derece derece de olsa..
Özetle kıldığımız namaz, son NebiHz. Muhammed aleyhisselâm’ın miraç esnasından Allah’tan “ümmetim, ümmetim!” diyerek bizim için talep ettiği özel bir imtiyazdır.
A.S
__________________ “Dilin salavat getiriyor durmadan..Ama, Mustafa’nın temizliğinden ne haber?"
ibadetin en güzel olanı devamlılıgıdır degil mi?
Zman öyle hızlı geçiyorki zamanı yakalayamıyorum.Dünya dertleri sırtımızda bir kambur, fani hayat için cebelleşiyor , üzülüyor kırıyor kırılıyoruz.
dünya sevgisini bırakmadıkça ibadetlerimizi kemale erdiremeyiz.Dünyayı elimizn tersiyle itelim önce, huzrla(namaz) aramızdaki engelleri kaldıralım. son huzura çıkışımız, son yakarışımız, son secdemiz oldugunu düşünelim.
biz namazı kılarız namaz bizi insan kılar...
Allah, şu kâinat sarayını kendisini tanıttırmak için inşâ etmiştir. Namaz, O’nu tanımaktır.
Allah, âlemi kendisini sevdirmek için nihâyetsiz zînetler ile süslemiştir. Namaz, O’nu sevmektir.
Allah, gördüğümüz hârika ihsanlarıyla bize olan muhabbetini gösterir. Namaz, O’na muhabbet ve itaattir.
Allah, görünen nîmet ve ikramlarıyla bize olan şefkatini ilân eder. Nihâyetsiz bir şefkat ise elbette nihâyetsiz bir hürmete layıktır. Namaz, O’na hürmettir.
Allah, yaptığı mükemmel san’atlarla bize gizli güzelliğini gösterir. Namaz, O güzele iştiyaktır.
Allah, benzersiz san’atlarıyla her şeyin kendisine has oluşunu ve kendi kudret eseri olduğunu i’lan eder. Namaz, O’nu tek, benzersiz ve ortağının olmayışını kabul etmektir.
Namaz, yaratılışın asıl vazifesi ve kulluğun esasıdır.
Namaz insanı yokluk karanlılarından varlık âlemlerine getiren ve onu câmit bir taş, ruhsuz bir ot veya şuursuz bir hayvan değil de eşref-i mahlûkat ve halîfe-i zemin olarak yaratan Allah’a, şükür ve O’nu en üstün bir şekilde övmektir.
Namaz, bütün mahlûkatın ibâdetlerine işâret eden kudsî bir haritadır.
Namaz, yaratılmış olmayı, abd oluşu, âciz, fakir, kusurlu ve fâni oluşu ve elbette ki yaratana muhtaç oluşu kabul ve izhardır. Yani namaz, kulluğun ilânıdır.
Namaz, haddini bilmektir.
Namaz, ibâdetlerin her çeşidini içeren nûrânî bir fihristedir.
Namaz, Allah’ın belirli vakitlerde manevî huzuruna yapılan davettir.
Namaz, mi’raçtır. Her Allahu Ekber bir basamağıdır.
Namaz, Allah’ın kullarına hediyesidir.
Namaz, kul ile Allah arasında yüksek bir bağlılık ve yakınlık, ulvî bir münâsebettir.
Namaz sevgiliyle yapılan kudsî bir sohbettir.
Namaz, her bir ruh ve vicdanın lakayt kalamayıp iştiyak ile yapmak istediği ulvî ve nezih bir hizmettir.
Namaz, fânilere tenezzül ve minnet zilletinden kurtulup Bâki’ye müteveccih olmaktır.
Namaz, bizi unutan ve elimize geçmeyen dünyayı, “Allâhu Ekber” diyerek elimizle arkamıza atıp vefasız dünyaya onu unutmakla ceza vermek ve dertlerimizi kalbin ağlamasıyla rahmet dergâhına döküp, Allah’ın Rahmet kucağına sığınmaktır.
Namaz, Kalp, ruh ve duyguların gıdasıdır.
Namaz, kabrin arkasında devam etmekte olan beşer yolculuğunda bir bilettir.
Namaz, dünyada manevî kuvvet, kabirde gıda ve ziya, mahşerde kurtuluş senedi, sırat köprüsünde Burak’tır.
Namaz, îmanı ışıklandırıp inkişaf ettirendir.
Namaz, Allah’ın büyüklüğünü kalplere yerleştirendir.
Namaz, akılları Allah’a yönelten ve ilahî adalet kanunlarına itaat ettirendir.
Namaz, kâinattaki Allah’a âit nizamı i’landır.
Namaz, kâinat ile ahenktir.
Namazsızlık ise; ilahî düzenden çıkmak, ahengi bozmak ve Allah’ın va’dini ve rahmetini suçlamaktır.
__________________ bençokayrılıklaryaşadımoyüzdenherşeyibitişikyazıyo rum