Kadınlar,oğullar,yük yük altın ve gümüş,salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi.Bunlar dünya hayatının geçimliğidir.Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah’ın katındadır.
Âl-i İmrân-14
Akrabaların gösterdiği yakınlığa karşılık veren kimse,tam anlamıyla akrabalık haklarını gözetiyor sayılmaz.Akrabalık haklarını tam anlamıyla gözeten kimse;yakınları akrabalık bağlarını ondan kestikleri halde,o onlardan alaka ve yardımını kesmeyen kimsedir.
Muslim
GİrİŞ Yap
Online Üye
Şuan Forumda: 25 (1 Kayıtlı ve 24 Misafir) bulunmaktadır.
Admin ::
S.Mod ::
Mod ::
Yazarlar ::
İmtiyazlı Üye
Eğer o çocuk bunu sadece Filistin vatanı için yapıyorsa karşılığını da vatanından beklemeli, yok eğer bunu Allah için yapıyorsa karşılığını da Allah verecektir.
Kendi adıma önceliğimi böyle sıralamayı tercih ederim, herkesin dini kendine
Türkiye'de yaşıyor olmam diğer müslümanların haklarını gözetmemem anlamına gelmemeli, dolayısıyla Filistine ağıt yakıp o çocuğu ideolojiye dönüştürürken yanıbaşımdaki Kürt çocuklarını da görmezden gelmemek için başımı kuma gömmemeye gayret ederim...
Ayrıca Filistinli çocuk eğer bunu toprak için yapıyorsa gözümdeki yerini kaybeder, halbuki ben onun bu savunmayı İslamın kutsal beldesi için yaptığını sanıyordum.
Sual: Vatan sevgisi imandandır hadisi uydurma mıdır?
CEVAP
Art niyetli kimseler İslam âlimlerine olan itimadı sarsmak için, iyi niyetli kimseler de buradaki maksadı anlamadıklarından dolayı böyle hadisleri uydurma sanıyorlar. Halbuki her dilde, çok zaman zarf söylenir, mazruf anlaşılır. Mazruf, zarfın içindeki demektir. Mesela soba yanıyor dediğimiz zaman, sobanın kendisi değil içindeki odun, kömür, gaz yanıyor demektir. Yoksa sobanın kendisi değildir. Bu sınıf tembel dendiği zaman, sınıftaki öğrencilerin tembel olduğu anlaşılır. Böyle örnekler Kur'an-ı kerimde de vardır:
(Köy halkına sor) yerine, (vese’lil karye = köye sor) ifadesi kullanılmıştır. (Yusuf 82)
Zalim köylüler manasına (Karye-tiz-zalim = zalim köy) ifadesi kullanılmıştır. (Nisa 75)
Temizlik imandandır buyuruluyor. Yani müminin alametlerinden biri de temiz olmaktır. Fakat her temiz olana mümin denmez. Kâfirlerden de temiz olanlar çıkar.
Haya imandandır buyuruluyor. Yani, imanlı olmanın alametlerinden biri de hayalı olmaktır. Fakat her hayalı olana mümin denmez.
Arabı sevmek imandandır buyuruluyor. Her Arabı değil, Müslüman olan Arabı sevmek gerekir. Ebu Cehil de, Ebu Leheb de Arab idi. Halbuki bu Arapları seven kâfir olur. Vatan sevgisi de böyledir. Müslüman olan vatan sevilir. Vatanın Müslümanlığı, halkının Müslümanlığı demektir. Vatanını sevmek, taşını, toprağını değil, oradaki Müslümanları, yakınlarını, akrabalarını sevmek demektir.
(Vatan sevgisi imandandır) hadis-i şerifi, İslam âlimlerinin en büyüklerinden ve ikinci bin yılın müceddidi olan imam-ı Rabbani hazretlerinin, Mektubat kitabının 155. mektubunda ve hümanistlerin bile sevdiği Evliyanın büyüklerinden Mevlana Celaleddin Rumi hazretlerinin Mesnevi’sinde vardır.
İkinci Bin yılın müceddidi denmiş bir Alimin, Kitabına uydurma bir söz alacağını söylemek garabet olmaz mı? Bugün biz neredeyse İslam Alimlerinin parmakla sayılacak derecede azaldığı, ak ile karanın birbirine karıştığı, kürsüleri ehliyetsiz insanların doldurduğu bir zamanda yaşıyorken ne doğru ne yanlış bilebiliyoruzda İmamı Rabbani Hazretleri mi bilemiyor? Yada ona büyük diyen diğer alimler mi yanlıştalar?İslam aleminin icması ile büyüklüğü tescillenmiş İmam-ı Rabbaninin Kuddisesirruh uydurma bir sözü Hadisi Şeriftir diye söyledi demek o büyük alime, o büyük veliye iftira olmayacak mıdır?
İftira etmekten hele de İslam alimine iftira etmekten Allahu Tealaya sığınmak gerektir.
Arka sayfa da karaşahin kardeşimiz bu konuda bilgilendirmede bulunmuştur. Hadis ilmi açısından mevzu bahis söz hadis olarak kabul edilmemektedir.
Bir sözü "hadis olma" yönünden ele almak başkadır "muhtevasının doğru olması" yönünden ele almak başkadır. Bir sözün hadis olmaması muhtevasının yanlış olduğuna, muhtevasının doğru olmasıda hadis olduğuna delil olamaz.
Arka sayfa da karaşahin kardeşimiz bu konuda bilgilendirmede bulunmuştur. Hadis ilmi açısından mevzu bahis söz hadis olarak kabul edilmemektedir.
Bir sözü "hadis olma" yönünden ele almak başkadır "muhtevasının doğru olması" yönünden ele almak başkadır. Bir sözün hadis olmaması muhtevasının yanlış olduğuna, muhtevasının doğru olmasıda hadis olduğuna delil olamaz.
vesselam
Bir islam alimi uydurma bir sözü( velevki doğru olsa bile) hadis diye kitabına alıp yalan söyleyebilir mi? Bunu bir İlam Alimi yapar mı?
Bu İslam Alimine iftira mıdır değil midir?
Resulullah Aleyhisselam Hadis olmadığı halde bir sözü Kendisine hadis diye isnad edenlere karşı lanet etmişken bir alimin hadis diye kitabına yazması mumkun mudur?
imam rabbani rahimehullah'a bu rivayet nasıl ulaştı bilmiyoruz; lakin elbette bir kanaldan ulaşmıştır.
'bu hadis değildir' sözünün manası şudur:
biz bu lafzın hadis ilminde makbul sayılan ölçeklerdeki kaynağına ulaşamadık...
nitekim imam gazali rahimehullah'ın ihya'sında muhaddislerin tespitlerine göre kaynağı bilinen kaynaklarda tespit edilmemiş veya reddedilmiş 900 civarı rivayet vardır.
bu işin arası şu:
bu zatları, hadis olarak aktardıkları lafızlar için bunlar hadis değil, peygamber aleyhisselama -haşa- iftira etmişler töhmeti ile itham etmek caiz olmadığı gibi, muhaddislerin beyanlarınca hadis kritik esaslarına göre tespiti bizce malum olmayanlara da bizim hadis dememiz uygun değildir. hadis hususunda hadis ulemasının sözü esastır.
buna rağmen hatırlatayım:
bizim bazı araştırmacı arkadaşlarımız, bugün dahi almanya'nın, ingiltere'nin küçük kasabalarında şahsi kütüphanelerde tek yazım, el yazması ilk dönem hadis kitaplarına ulaşabiliyorlar... dolayısıyla mesela imam rabbani rahimehullah görmüştür de rivayeti, sonra kaybolmuş rivayetin zinciri gibi de olabilir.
kesin konuşmaya luzum yok. hadiste mevduat umumen ictihadidir.
mesela namaz mü'minin miracıdır lafzı hiçbir kaynak hadis kitabında geçmez!
veya
ilim çinde de olsa gidip alın'ı da bulamazsınız hadis eserlerinde...
bir büyüğümüz faraza bu ibareleri eserlerinde hadis diye naklederlerse, bu onların ictihadi tespitidir diye inanarak, bu konuda ciddi araştırma yapmaya gücü yetmeyenlerin bu söze, o zatın eserindeki vechile inanmaklıkları onlara bir zarar vermeyecektir.
lakin araştırma kudretine sahip olanın araştırmaması vebaldir.
sevgilerimle
__________________ İslam Su İnsan Balık; Suya Gir, Kurtul!
bir büyüğümüz faraza bu ibareleri eserlerinde hadis diye naklederlerse, bu onların ictihadi tespitidir diye inanarak, bu konuda ciddi araştırma yapmaya gücü yetmeyenlerin bu söze, o zatın eserindeki vechile inanmaklıkları onlara bir zarar vermeyecektir.
lakin araştırma kudretine sahip olanın araştırmaması vebaldir.
sevgilerimle
Bu cümlenin üzerinde dikkatle durmak gerektiği inancındayım. Önemli ve doğru bir tesbit. Hadis değildir diyen arkadaşlar muctehid midir? Yahut Muhaddis midir? Hadis İlmi konusunda ne derece yetiye sahiptirler? Bırakınız muhaddis yada muctehid olmayı kaç tane hadisi şerifi ravileri ile birlikte ezbere bilmektedirler?
Dikkatli olunması gerektiği helede, bir İslam Aliminin hemde büyük bir İslam Aliminin sözlerini tartma gibi bir şeye tevessül edilmemesi gerektiği kanaatindeyim. 5 kilo kapasiteli terazi ile tonları tartmak akıl karı değildir.
Meseleyi farklı yönlere çekmek bize bir şey kazandırmaz,sadece birbirimize kırgınlık kazandırır.Bundan dolayı bir müslüman meselelere bakarken tek taraflı bakarsa hata eder.Zira meseleleri tek taraflı incelemek insanı ön yargılı olmaya sevk eder.
Şimdi bundan sonra:
حب الوطن من الإمان
Sözü hadis kriterleri açısından sabit değildir.
Şurası unutulmamalıdır ki bir ilim dalında istenildiği kadar ilim otoritesi olunsa dahi her ilim hususunda otoriter olmak mümkün değildir.Dolayısı ile İmam-ı Rabbani (kuddise sırruhu) tasavvuf hususunda otoriterlerden birisidir.Ancak kendisi dahil hadis hususunda kendisine gelen rivayetlerin sıhhatini araştıracak durumda değildir.Zira bir rivayetin değerini anlaya bilmek için cerh ve tadil ilmi gereklidir.
Ayrıca İmam-ı Rabbani (kuddise sırruhu) (eğer dikkat ederseniz) rivayet ettiği hadisler hususunda '' hadis'' ifadesini kullanmaktadır.Ama söz konusu rivayeti ederken ''bir eser'' demektedir.Burası dahi anlayan için büyük bir ifadedir.
Zira hadis kriterleri açısında ''eser'' demek ? demektir.
İkincisi Bir Alimin kitabında uydurma hadis rivayet etmesi demek ona iftira demek değildir.Sadece o alimin o rivayeti hadis diye duymuş olabileceği demektir.
Zira hadis usulun de bir kaide vardır.
''Alim hadisi anladığı manada rivayet eder''
Yani bir fıkıh üstadı fıkıh kitabında bir hadis rivayet ediyorsa o kelimelerle/cümlelerle aradıgınız zaman o kitabta yazıldığı gibi hadis kitablarında bulamazsınız.
Bunun en güzel misali,İmam-ı Merginani'nin (rahmetullahi aleyh) ''Hidaye''sinde rivayet ettiği bir rivayettir.
''Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) hayvanları haps etmeyi yasakladı''
rivayetidir.Eğer siz bu rivayeti hadis kitablarında bu lafızlar ile ararsanız bulamazsınız.Ama:
''Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) hayvanlara eziyet edilmesini yasakladı'' Şimdi İmam-ı Merginani (rahmetullahi aleyh) bu rivayeti yukarıda rivayet ettiği manada anladığı için o lafızlar ile rivayet etmiştir.
Kaldı ki uydurma hadisler o kadar kitablarımız arasına girmiştir ki,(mesela Aliyul Kari'nin <rahmetullahi aleyh> İmam-ı Azam'ın <rahmetullahi aleyh) ''fıkhu'l ekber'ine yapmış olduğu şerhte dahi uydurma rivayetler bulunduğu ifade edilmektedir) bunları tashih etmek cidden müşkildir.
Kaldı ki bizim bunları söylememiz onların değerine bir noksanlık getirmez.
Son bir nokta olarak şunu ifade edebilirim:
(Hiç değilse kendim) Bütün bunları söylerken bir müçtehid olduğumu ifade etmedim/etmem de.Zira bu fakir İtikad'ta Maturidi,amelde Hanefi mezhebi'ne tabi bir müslümandır.
Ve mevzu hadis hususunda yüzlerce eser varken,Kalkıp ''bu sözü söyleyenler müçtehid mi'' gibi ifadeler takdir edersin ki usule uygun değildir.
Zira eğer her hangi bir uydurma hadis ile ilğili bir eseri elinize aldığınız zaman bu rivayetin uydurma olduğunu görebilirsin.
Kaldı ki uydurma hadisler o kadar kitablarımız arasına girmiştir ki,(mesela Aliyul Kari'nin <rahmetullahi aleyh> İmam-ı Azam'ın <rahmetullahi aleyh) ''fıkhu'l ekber'ine yapmış olduğu şerhte dahi uydurma rivayetler bulunduğu ifade edilmektedir) bunları tashih etmek cidden müşkildir.
.........................................
(Hiç değilse kendim) Bütün bunları söylerken bir müçtehid olduğumu ifade etmedim/etmem de.Zira bu fakir İtikad'ta Maturidi,amelde Hanefi mezhebi'ne tabi bir müslümandır.
Ve mevzu hadis hususunda yüzlerce eser varken,Kalkıp ''bu sözü söyleyenler müçtehid mi'' gibi ifadeler takdir edersin ki usule uygun değildir.
Zira eğer her hangi bir uydurma hadis ile ilğili bir eseri elinize aldığınız zaman bu rivayetin uydurma olduğunu görebilirsin.[/left]
Muhterem kardeşim;
Yazı ve eleştirimizi yazarken kastımız siz değildiniz. Bunu açıklıkla ifade edelim. Zannederim dün forumdaki arkadaşlardan biri ile de bu konuda özelden konuşmuştuk. Sizin yaptığınız izah gayet akıl karıdır. Ve hatta sizin gördüğünüz Arabi baskıda yada Hadistir diyenlerin gördüğü baskılarda farklılıklar olabilecektir. Konu bu şekilde ele alınabilir. Buna itirazımız yok. Biz hak-dilaram kardeşimizin dediği gibi İmam-ı Rabbani Kuddisesirruh Hazretlerinin Hadistir diye belirttiklerini Hadis olarak kabul etmekte ve onların içtihatlarına boyun eğmekteyiz. Siz farklı bir allemeden farklı bir nakile inanabilirsiniz. Bunuda yadırgamıyoruz. Bunları belirterek yanlış anlaşılmaya sebebiyet verdiğimiz için özür dileriz. Bizim kastımız herhangi bir nakle dayanmadan Muhaddislerden nakiller yapmadan bu söz uydurmadır, bu söz ci-cülüğü körüklemektedir diyen kardeşlerimize idi. hak-dilaram kardeşimizin son iletileri de konuya güzel bir izahat olarak karşımızda....
Aliyyül kari ise Ehli Sunnet akaidi dışı bir takım beyanları olan(Resulullah Aleyhisselamın mübarek anne ve babaları için kafir idiler diyen) bir Alimdir. Ancak onu tartacak ilme sahip olmadıgımız için onu yargılamıyor ancak, kendimize kaynak olarakta onu görmüyoruz. Hakeza Tefsir konusunda büyük Alim olan Zemahşeriyide kaynak olarak görmediğimiz gibi...( Zira malumunuzdur zemahşeri de mutezile mezhebine mensup idi)
Velhasıl, İzahatınız için teşekkür ediyor, yanlış anlaşılmaya meydan verdiğimiz için de hakkınızı helal edin diyoruz
İmam-ı Rabbani Kuddisesirruh Hazretlerinin Hadistir diye belirttiklerini Hadis olarak kabul etmekte ve onların içtihatlarına boyun eğmekteyiz.
BİSMİHİ TEALA
Meseleyi içtihad olarak ele almak işi daha fazla vahim bir duruma sokmak demektir.Zira ortada içtihadlık bir hadise yoktur.Sadece bir rivayeti hadis kabul edip etmemekle alakalıdır.
İmam-ı Rabbani (kuddise sırruhu) burada içtihad yaptı demek,meseleyi çıkmaz sokaga sokmak demektir.
Aliyyül kari ise Ehli Sunnet akaidi dışı bir takım beyanları olan(Resulullah Aleyhisselamın mübarek anne ve babaları için kafir idiler diyen) bir Alimdir. Ancak onu tartacak ilme sahip olmadıgımız için onu yargılamıyor ancak, kendimize kaynak olarakta onu görmüyoruz
Peygamberimizin (Sallallahu aleyhi ve sellem) annesi ve babasının dini hakkında ulema ihtilaf etmiştir.bu konu da zamanımızın alimlerinde Ebu bekir sifil hocamızın yazısını okumanızı tavsiye ederim.Buraya o yazının sonundan bir paragraf ekliyorum:
Son söz olarak Abdülhayy el-Leknevî merhumun, "Bu meselede en sağlam yol, tevakkuf etmek ve Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem)'in ruhunu incitecek tavırlardan kesinlikle sakınmaktır" şeklindeki tavsiyesini hatırlatmak yerinde olacaktır.
es-Sehâvî de el-Ecvibetu'l-Mardıyye'sinde bu mesele hakkındaki bir soruya verdiği 15 sayfalık detaylı cevabın sonunda (III, 969 vd.) aynı noktaya parmak basar.
Zira Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem)'in ebeveyninin ateşte olduğunu ifade eden rivayetler neticede birer "haber-i vahid"dir ve ancak "zan" ifade ederler. Dolayısıyla zannî bir delilden hareket ederek Hz. Peygamber ( Sallallahu aleyhi ve sellem)'i incitecek tutum ve sözlerden uzak durmak gerekir.
Hakeza Tefsir konusunda büyük Alim olan Zemahşeriyide kaynak olarak görmediğimiz gibi...( Zira malumunuzdur zemahşeri de mutezile mezhebine mensup idi)
Bu konuda da yanlış malumat sahibi olduğunuz aşikar.Zira imam-ı Zemahşeri (rahmetullahi aleyh) vefat etmeden bir müddet önce mutezile mezhebinden rucü edip itikad'ta Maturidi amel de Hanefi mezhebine tabi olmuştur.
Tabi hangi alimleri referans kabul edip etmemeyi siz tayin edersiniz.
Bu fakir bütün ehl-i sünnet alimlerini referans kabul etmiştir.