Üye Albümlerinden |
Üye albümlerinden en son eklenen resimler:
mutasyon isimli üyenin,
MUTASYON Albümünden
mutasyon isimli üyenin,
MUTASYON Albümünden
mutasyon isimli üyenin,
MUTASYON Albümünden
mutasyon isimli üyenin,
MUTASYON Albümünden
mutasyon isimli üyenin,
MUTASYON Albümünden
mutasyon isimli üyenin,
MUTASYON Albümünden
mutasyon isimli üyenin,
MUTASYON Albümünden
mutasyon isimli üyenin,
MUTASYON Albümünden
|
|
|
 |
|
|
Gast
Mesajlar: n/a
|
"Vatan sevgisi imandandır.."
Zerkeşi, bunu hadis olarak bulamadığını söyledi.
Seyyid Muinü'd-Din es-Safuri, sabit değildir dedi.
Eskilerin sözü olduğunu söyliyenler de vardır.
Sehavi de; aslını bulamadım, fakat ma'nası sahihdir, dedi.
Menufi de, ma'nasının doğruluğunu iddia etmek şaşılacak bir şeydir, çünkü vatan sevgisi ile iman arasında bir münasebet yoktur. Hatta bunu, "Eğer biz onlar üzerine kendinizi öldürün veya diyarlarınızdan çıkın diye hükmetsek, çokları bunu kabul etmezdi." Görülüyor ki, bunların imanı olmadığı halde vatanlarını severler. İşte bu ayet-i celile bu iddiayı çürütüyor.
Bazıları; bu söz "Vatanını ancak mü'min sever" anlamında değil ki, bu şekilde i'tiraz edilsin. Belki hadisin ma'nası "Vatan sevgisi imana münafi değil" demekti, dedilerse de hadisde vatan sevgisinin iman alemetinden sayıldığı meydandadır.
Bu sevgi de ancak mü'minde olduğu vakit bu hükmü alır, yani iki mü'minden biri vatanına bağlı olmayıp vatanını sevmiyor, diğeri seviyorsa, vatanını sevenin imanı daha kuvvetli olduğuna delildir.
Yoksa imanı olmayanların vatanlarını sevmelerinin iman ile bir münasebeti yoktur. "Bize ne oldu ki Allah yolunda savaşmıyalım? Halbuki biz evlerimizden ve memleketlerimizden çıkarıldık." mealindeki ayet-i celilesine nazaran hadis ma'na bakımından sahihdir.
Sonra şayet hadisdeki "Vatan" kelimesinden maksat, babamız Hazret-i Adem'in de ilk meskeni olan Cennet'tir veya "Ümmü'l-Kura" ve kıblegah olan Mekke'dir veya Sofilerin asıl vatan kabul ettikleri ve Kur'an-ı Kerim'de "Nihayet Rabbine varacaksın" buyurulduğu gibi Allah'a rücu veya memleketine de doğup büyüdüğü vatan murad edilirse, hadis lafzı bakımından da sahih olur.
Sonra bir şeyin bir şeye alamet olması, ona ihtisasını gerektirmez. Mesela "Ahde vefa, imandandır.", Arabı sevmek imandandır." buyurulmuştur. Halbuki bu vasıflar yalnız iman edenlerde değil, iman etmiyenlerde de görülür.
alıntı
|

15.04.2007, 17:44
|
|
isimli üye'ye teşekkür edenler
|
|
|
Gast
Mesajlar: n/a
|
mektubat-ı rabbani 155.mektup
Bu mektûb, yine meyân şeyh Müzzemmile yazılmışdır. Kendi aslına dönmesini dilemekdedir:
Hak teâlâ, kendi ile bulundursun! Fârisî beyt tercemesi:
Allahdan başka her neye tapılsa, hepsi hiçdir!
Yazıklar olsun ol kimseye ki, bir hiç iledir!
Cemâzil-evvel ayının birinci Cum’a günü Dehli şehrini dolaşmakla şereflendik. Muhammed Sâdık da birlikdedir. Allahü teâlâ dilerse, birkaç gün burada kalıp, vatanımıza çabuk döneceğiz. (Vatan sevgisi îmândandır) hadîsi sahîhdir.
Zevallı nereye gidecek? Alnı, Allahü teâlânın irâdesine bağlıdır. Hûd sûresinin ellialtıncı âyetinde meâlen, (Yeryüzünde yürüyenlerin hepsinin alnından tutucudur) buyuruldu. Nereye kaçılabilir? Zâriyât sûresinin ellinci âyetinde meâlen, (Allahü teâlâya koşunuz!) buyuruldu.
Ondan, yine Ona kaçınız demekdir. Her ne olursa olsun, aslı temel olarak bilmeli, ondan çıkan dalları, ona bağlı bilmeli, asla sarılmalıdır. Fârisî beyt tercemesi:
Her ne ki güzeldir, Allah sevgisinden başka,
Hepsi câna zehrdir, şeker gibi de olsa!
Allah-u Alem..
|

15.04.2007, 17:46
|
|
isimli üye'ye teşekkür edenler
|
|
|
Yasaklı
Üyelik tarihi: 27.11.2007
Mesajlar: 27
Teşekkür etti: 15
Teşekkür aldı: 20 konuda 55 kere
|
Foruma bu sayfaya cevap yazabilmek için üye oldum, bir araştırma için arama yaparken sitenin bu sayfasına da rastladım.
Öncelikle "vatan sevgisi imandandır" sözü hadis olarak yıllarca yazılıp çizildi ve peygamberimize maledilerek kullanılmaya çalışıldı ancak bu söz hadis değildir, yani peygamberimize ait değildir. Hadistir diyenlerin kaynak olarak gösterdikleri isim ise İmam-ı Rabbani'dir ancak ihmal edilen bir şey vardır ki İmam-ı Rabbani bir hadis alimi değildir.
Bir ilahiyatçı olmama ve konuya dair elimizdeki bilgilere rağmen konuyu bir kez daha diyanet işlerine soru olarak iletip tekrar hadis olmadığını cevabını aldım...
Görülüyorki yıllardır ülkemizde uydurma bir söz peygamberimize aitmiş gibi gösterilerek insanlara milliyetçilik duygusu dini bir maske ile aşılanmaktadır, bu konuda müslümanların daha dikkatli olmaları ve bu tuzaklara karşı uyanık olmaları için bu açıklamayı yapmak istedim...
|

27.11.2007, 14:17
|
|
münevver isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
|
|
|
Üye-tul Mırmıriye
Üyelik tarihi: 10.08.2007
Mesajlar: 490
Yarışma Puanı: 230
Teşekkür etti: 40
Teşekkür aldı: 389 konuda 1.324 kere
|
Bismillah...
Mevzu bahis söz hadis kriterleri çerçevesinde ele alındığında asla kabul edilemez. Dolaysı ile hadis ilmi çerçevesinde bu söz hadis değildir. Bir sözün hadis olmaması anlamının yanlışlığına delil teşkil etmez. Hadis olan her söz doğrudur fakat her doğru hadislerde sarahaten mevcut değildir. Bir söz hadis olmayabilir fakat anlamı doğru olabilir.
Mesela "evlake...." hadisi de hadis kriterleri açısından hadis olarak kabul edilmez. Fakat anlamı oldukça doğrudur.Keza bu söz....Menfi bir milliyetçiliğin çağrışımı yoktur...
vesselam
|

27.11.2007, 15:25
|
|
Ninja Kedi isimli üye'ye teşekkür edenler
|
|
|
Hakkperest
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 4.873
Teşekkür etti: 10.549
Teşekkür aldı: 4.038 konuda 18.103 kere
|
münevver hoşgeldiniz, gelişiniz sadece bu izahat dahlinde olmasın lütfen. sizden istifade etmek isteriz. burayı biraz kurcalarsanız beğeneceğinizi umuyoruz.
selametle
|

27.11.2007, 15:56
|
|
Hak-dilaram isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
|
|
|
Tecrübeli Üye
Üyelik tarihi: 13.01.2007
Mesajlar: 185
Teşekkür etti: 64
Teşekkür aldı: 153 konuda 502 kere
|
münevver´isimli üyeden Alıntı
. Hadistir diyenlerin kaynak olarak gösterdikleri isim ise İmam-ı Rabbani'dir ancak ihmal edilen bir şey vardır ki İmam-ı Rabbani bir hadis alimi değildir.
BİSMİHİ TEALA
Muhterem kardeşim evet dediğiniz gibi İmam-i Rabbani (kuddise sırruhu) muhaddis değildir.Ancak mektubat-ı rabbani'nin arapça nüshalarının yanında içerisindeki hadislerin tashihi yapılmaktadır.Ve burada bu sözün hadis olmadığı izah edilmiştir.
Dolayısı ile konuyu açan kardeşim büyük bir ihtimalle tercüme den faydalandığı için bu ayrıntıya dikkat etmemiştir.
|

28.11.2007, 13:22
|
|
karaşahin isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
|
|
|
Yasaklı
Üyelik tarihi: 27.11.2007
Mesajlar: 27
Teşekkür etti: 15
Teşekkür aldı: 20 konuda 55 kere
|
Teşekkür ederim Hak-dilaram, fırsatım olduğunca katılmaya ve ben de konulardan faydalanmaya çalışacağım...
Bir teşekkür de Karaşahin nikli arkadaşa... Mektubat'ın Arapça nüshalarında bu açıklamaya dikkat edildiğini bilmiyordum vesilenizle öğrenmiş oldum... Aslında bu bilgi de bana göre, ülkemizde bu cümlenin milliyetçilik adına bunca değer gördüğünün teyiti olarak görünüyor.
Ayrıca eğer bu cümleyi içeriği doğrudur diye değerlendirirsek, o zaman "vatan" derken bir müslüman için sınırlar neresidir bunu irdelemek lazımdır... Oysa ki Allah müslümanlara "yeryüzünü mescit kıldığını" haber veriyor. Allah'ın yeryüzü mülkünün tamamını müslümanlara sunduğunu gösteren bu delilden yola çıkarsak kendimizi zorunlu bir takım siyasi sınırlara bölerek içine hapsetmek ne derece doğrudur? Ya da şöyle diyebiliriz, İslamda bahsedilen "vatan" kavramı gerçekten günümüzdeki bu siyasi ülke sınırları mıdır?
|

19.12.2007, 22:45
|
|
münevver isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
|
|
|
İslamın Kölesi
Üyelik tarihi: 23.12.2007
Mesajlar: 136
Teşekkür etti: 327
Teşekkür aldı: 126 konuda 491 kere
|
Unutma altında binlerce kefensiz yatanı!
Cenabı Hak En'am Suresinin 2. Ayetinde şöyle buyuruyor:
"Sizi bir çamurdan yaratan, sonra ölüm zamanını takdir eden ancak O'dur."
Ve yine Hazreti Allah Abase Suresinin 24-25-26-27-28-29-30-31 ve 32. Ayet-i Celilelerinde şöyle buyuruyor:İnsan yediğine bir baksın! Şöyle ki; Yağmurlar yağdırdık, sonra toprağı göz göz yedirdik oradan ekinler, üzüm bağları, sebzeler, zeytin ve hurma ağaçları, iri sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik. Bütün bunlar sizi ve hayvanlarınızı yararlandırmak, faydalandırmak içindir.
İnsanın ilk maddesi ve mayası toprak; avdet ve intikal edeceği yer yine topraktır. Topraksız insan anasız evlat gibidir. Başka bir ifade ile topraksız insanlar ve milletler sahili olmayan bir denizde yüzen ve bir yere tutunamayan sahipsiz bir sandal gibidir. Onun için vatan ve millet kavramları çok önemlidir.
Vatansız millet, milletsiz vatan düşünülemez. Bundan dolayıdır ki "Hubbul Vatanı Minel İman" buyurulmuştur. Yani vatanını sevmek imandandır. Bazı kimseler bu ibarenin Hadis olmadığını iddia etmektedir. Hadis olmasa bile alınması gereken gerçek payları vardır. Bir millet veya insan; doğup büyüdüğü toprağından, suyundan yiyip içtiği faydalandığı, ev bark apartman, camii ve mescit yapıp ibadet ettiği ve barındığı tarla, bağ bahçe edindiği yurdunu sevmesi, müdafaa ve muhafaza etmesi gayet normal ve tabidir.
Vatanı olmayan nerede barınacağı ve nerede ikamet edeceği belli olmayan bir kimse ve bir toplum; gereği gibi dinini de icra edemez. İbadetlerini yapamaz veya yapmakta güçlük çeker... Hiçbir zaman huzur içinde değildir. Tarih boyunca savaşlar, göçler, kavga ve münakaşalar hep vatan, din, mukaddesat, namus, can ve mal uğruna yapılmıştır.
İslam'dan önceki devreleri ve o dönemdeki ümmet ve milletlerin ve hatta Peygamberlerin yaşadıkları hadiseleri gerçek, İslam tarihinde büyük bir bölüm ve sahne teşkil eden MekkeMedine devri ve Hicret hadiseleri hep mal, mülk, makam, vatan ve din uğruna oluşmuştur. Mekke devrinde Müslümanlarca, toplu olarak kılınması gereken Cuma ve Bayram namazları hükmen emrolunduğu halde, huzur ve emniyet olmadığından fiilen ifa edilmemekteydi. Ancak Medine-i Münevvere'ye Hicret ettikten sonra bu namazlar kılınabildi. Mekke devrinde kafir ve müşrikler Müslümanlara huzur vermiyorlardı. Hicretten sonra Mekke'nin fethine kadar Peygamberimiz de dahil olmak üzere Müslümanlar Mekke'ye gelip Hac vazifelerini huzur ve emniyetle ifa edemiyorlardı. Yani; vatan, can, mal ve namus emniyeti olmadan huzur ve sükun olmaz. Huzur ve sükun olmayınca da bütün dini faaliyetler huzur içinde tam olarak ifa ve icra edilemez. Onun için vatan ve toprak bizim en güzel ve en iyi dostumuzdur. Ölümüze de dirimize de sahip çıkan, sarılıp kucaklayan, bağrına basan bir ana gibidir toprak...
Aşık Veysel'in şu sözleri de vatanın ve toprağın dostluğunu çok güzel vurgulamaktadır. "Dost dost diye nicesine sarıldım benim sadık yarim kara topraktır"..
Peygamberimiz (SAV) Mekke'den ayrılacağı zaman, Kabe'ye sarılıp ağlayarak; Ey Kabe, seni ve doğup büyüdüğüm bu vatanımı çok seviyorum, lakin ne var ki senin yaramaz evlatların (yaramaz insanların) beni rahat bırakmıyorlar, diyerek firak ve hasret duygularını ifade etmiştir. Toprak ve insan kavramının bize hatırlattığı bir çok cihetleri vardır. Zira şehirler, kasabalar, beldeler, köyler, binalar, mabetler, meskenler, hep toprak üzerinde kurulmaktadır. Ambarlarımızı ve karınlarımızı dolduran ve doyuran topraktır. Bizlere; Allah (Celle Celalühu)'ın emri ve iradesiyle ekmek veren, su veren topraktır. Eğer toprak olmasa yağan yağmur ve kar suları olmaz, kuyular pınarlar kururdu...
Eğer toprak suları tutmazsa, ağaçlar, ormanlar, yaşamaz. İnsanların ve hayvanların yiyeceği tohumlar ve bitkiler yetişmez. Yağmur ve yeraltı sularını saklayan toprak olduğu gibi, Kur'an'ı Kerimde Müteaddit Ayet-i Kerimelerde beyan buyurduğu vechile toprak, yani Arz, altımıza serilmiş bir döşek, gök de üzerimizde bir kubbe veya tavan gibidir.
Toprak bize her türlü güzellikleri ikram eden; güller, sümbüller, laleler ve sayılamayacak kadar rengarenk çiçekler, çeşit çeşit meyveler sunan ve her türlü eza ve cefamıza mülevvesatımıza katılan çok cömert, olduğu kadar da merhametli olan toprak, yine sonunda dostluğunu göstererek şefkatli ve merhametli bir ana gibi ruhsuz cesedimizi kucaklar. Irkı, cinsi, Dini ve Milliyeti ne olursa olsun hoş geldin dercesine kollarını açıp bağrına basar ve kimseden nefret etmez. Bu yerin adı mezar ya da kabirdir. Mezar ya da kabir dünya hayatında, topraktan maldan paradan gözü doymayan ve her tarafı kucaklamak isteyen ve hak hukuk tanımayan insanlara; İşte benden alacağın yer, pay, bu kadardır, kendi boyun kadardır. Der. Ve kendi boyu kadar bir çukura uzatılır.
Toprağın insanlara verdiği hizmet bu kadarla kalmaz. Evlerimiz duvar ve sıvaları, çatılarımızı örten kiremitler, mabet ve meskenlerimizi ördüğümüz tuğlalar, camii ve mescitlerimizi süsleyen çiniler, evlerimizi ve mutfaklarımızı tezyin eden rengarenk seramik çanaklar tabaklar, çömlekler, vazolar ve saksılar toprağın insanlara sunduğu hizmet ve nimetlerdir.
Özetle; Toprak, Hz.Adem (Aleyhisselam)'den bu yana yüzbinlerce Embiya ve Evliyayı, yine yüzbinlerce Şühedayı ve milyonlarca insanları bağrında saklayan ve kıyamete kadar saklayacak olan, bol merhametli bir anadır. İşte toprak ve insan alakası... Şunu ifade beyan edeyim ki, insanın bedeni topraktan, ruhu Allah (Celle Celalühu)'tan dır. Onun için beden dünyaya, ruh da uhraya bakar. Her nesne ilk var olduğu asıl madde ve meya tarafına meyyalıdır.
Ey yolcu bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı!
Unutma altında binlerce kefensiz yatanı...!"
Bu nimetlerin kıymetini bilenlere ne mutlu...!
|

23.12.2007, 21:46
|
|
korgun isimli üye'ye teşekkür edenler
|
|
|
Yasaklı
Üyelik tarihi: 27.11.2007
Mesajlar: 27
Teşekkür etti: 15
Teşekkür aldı: 20 konuda 55 kere
|
Özetle şöyle diyebilir miyiz; müslüman için "vatan" dinini hakkınca yaşayabildiği bir toprak parçasıdır.
Çünkü peygamberimiz doğup büyüdüğü, hayatını kazandığı ve çok sevdiği vatanı olan Mekke'yi terketmiş ve dini yaşayabilmek için kendisine başka bir coğrafyayı "vatan" kılmıştır. Hatta öyle ki, Mekke'yi fethettikten sonra bile anavatanında kalmamış, dini yaşayabilmek için kurduğu yeni vatanı Medine'yi tercih etmiştir.
Bence peygamberin her davranışında bizler için bir örneklik varsa bunda da olmalıdır, peygamberin bizzat davranışına bakmak varken "vatan sevgisi imandandır sözü hadis olmasa bile doğru bir sözdür" diye tevil etmeye gerek duymamak gerektiğini düşünüyorum.
Tabiki insan kendi doğup büyüdüğü, alıştığı ya da genetik olaran bağlı olduğu anavatanını sever ancak bir müslüman için oraya bağlı olup kalmak diye bir şey yoktur, çünkü peygamber bizzat kendisi anavatanını terketmiştir.
Öyleyse "vatan" derken neyi kastettiğimizi islama göre yeniden düşünmek daha doğru olur sanıyorum.
|

24.12.2007, 18:53
|
|
münevver isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
|
|
|
İslamın Kölesi
Üyelik tarihi: 23.12.2007
Mesajlar: 136
Teşekkür etti: 327
Teşekkür aldı: 126 konuda 491 kere
|
Yaşıtları sokakta koşup, oynarken her an kahpe bir yahudi kurşunuyla ölebileceğini bilerek ve üzerine gelen İsrail tankına karşı elindeki sapanıyla taş atarak direnen çocuk bunu Filistin vatanı olduğu için yapıyor ve o minicik yüreğinden volkan gibi püsküren imanıyla yapıyor! Yani ille de Türkiye'den örnek vermek şart değil diye bunu yazdım.
Ayrıca "vatan sevgisi imandandır" sözü benim çok hoşuma gidiyor.
|

24.12.2007, 23:25
|
|
korgun isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
|
|
 |
|
Yetkileriniz
|
Es ist Ihnen nicht erlaubt, neue Themen zu verfassen.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, auf Beiträge zu antworten.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, Anhänge hochzuladen.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, Ihre Beiträge zu bearbeiten.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
|