Bayrak
3 Recep 1429
06 Temmuz 2008, Pazar
3 Recep 1429
06 Temmuz 2008, Pazar
Ayet
Şüphesiz Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısına göre ayların sayısı on ikidir.Bunlardan dördü haram aylardır.İşte bu, Allah’ın dosdoğru kanunudur.Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin.
Tevbe-36
hadis
Recebin 1.gününde oruç tutmak üç senelik, 2.günü oruçlu olmak iki senelik ve yine 3.günü oruçlu bulunmak bir senelik küçük günahlara kefaret olur. Bunlardan sonra her günü bir aylık küçük günahların af ve mağfiretine vesile olur.
Camiu-s sağir

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Online Üye

Şuan Forumda: 66 (7 Kayıtlı ve 59 Misafir) bulunmaktadır.

Online  Almula, azadeyim, DeRCan, muhakematçı, siyahsancaktar, tere


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye
eee



Hak-dilaram » DİNİ KONULAR » Sorular Araştırmalar » Dinler Arasi Diyalog


Konu Kapatılmıştır
 
Seçenekler
Tecrübeli Üye
 
yaralıyurek - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 22.07.2007
Mesajlar: 150


 
Yarışma Puanı: 90
Teşekkür etti: 29
Teşekkür aldı: 91 konuda 232 kere
yaralıyurek - MSN üzeri Mesaj gönder
Frage Dinler Arasi Diyalog

Arkadaşlar Dinler Arasi Diyalog Ile Ilgili Düşüncelerinizi Yazabilirmisiniz
__________________
Tohum saç sen ,

Bitmezse toprak utansın ,

Hedefe varmayan mızrak utansın ,

Hey gidi küheylan ,

Koşmaya bak sen ,

Çatlarsa doğuran kısrak utansın,

Ustada kalırsa bu öksüz yapı.

Onu sürdürmeyen çırak utansın......
eski 22.07.2007, 14:01 yaralıyurek isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
  #1
Super Moderator
 
leys - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 1.318


3 Albümü var
Yarışma Puanı: 310
Teşekkür etti: 2.960
Teşekkür aldı: 1.099 konuda 4.035 kere
leys - MSN üzeri Mesaj gönder
Dikkat edilmesi gereken nokta zannediyorum,
Diyaloğun mahiyeti, hususiyetleridir..
Bu mevzu yeni değildir ki, asırlardır bu vardı zaten.

Asr-ı saadette.. sonraki zamanlarda..
Müslümanlar Ehl-i kitap ile iç içe yaşadılar..
Birbirlerinden borç aldılar, borç verdiler.. Ticari alışverişte bulundular.
Kimse kimsenin yaşayışına ve ibadetine karşmıyor..
İsteyen Kilisesine.. isteyen Havrasına gidiyordu.
Dini vecibeleri neyi gerektiriyor ise.. yerine getiriyorlardı.

Bu zaten İslam dininin bir emri değil midir?
eski 22.07.2007, 14:28 leys isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
  #2
.
 
izdüşüm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 1.650


 
 
Teşekkür etti: 583
Teşekkür aldı: 580 konuda 1.192 kere
Dinler arası diyalog diye birşey yoktur.Bu bir tuzaktır,misyonerlik faaliyetleri için...
eski 22.07.2007, 16:16 izdüşüm isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
  #3
izdüşüm isimli üye'ye teşekkür edenler
Tecrübeli Üye
(Konuyu Başlatan)
 
yaralıyurek - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 22.07.2007
Mesajlar: 150


 
Yarışma Puanı: 90
Teşekkür etti: 29
Teşekkür aldı: 91 konuda 232 kere
yaralıyurek - MSN üzeri Mesaj gönder
misyonerlik faaliyetleri olduğunu nerden öğrendiniz?
__________________
Tohum saç sen ,

Bitmezse toprak utansın ,

Hedefe varmayan mızrak utansın ,

Hey gidi küheylan ,

Koşmaya bak sen ,

Çatlarsa doğuran kısrak utansın,

Ustada kalırsa bu öksüz yapı.

Onu sürdürmeyen çırak utansın......
eski 22.07.2007, 16:25 yaralıyurek isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
  #4
.........
 
iklimya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 24.09.2006
Mesajlar: 1.983


 
Yarışma Puanı: 640
Teşekkür etti: 3.042
Teşekkür aldı: 1.406 konuda 4.341 kere
Çok sinsice kurulan bir tuzak hem de...üstüne üstlük çokta güzel yayılıyor ve uygulanıyor islam adına güya..."dinler arası diyalog"kavramının yanına "ibrahimi dinler" kavramıda konularak sunuluyor...DİKKAT EDELİM...
__________________
Canını sıkma zorluğun arkası kolaylıktır
Herşeyin bir vakti ve takdiri vardır
Takdir sahibi halimizi biliyor
Bizim tedbirimizin üstünde
Allah'ın(cc)tedbiri vardır...
eski 22.07.2007, 16:28 iklimya isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
  #5
iklimya isimli üye'ye teşekkür edenler
arıza
 
tÜrkÜ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 21.06.2007
Mesajlar: 835


 
Yarışma Puanı: 650
Teşekkür etti: 1.470
Teşekkür aldı: 747 konuda 2.252 kere
"müslümanlararası" diyalog olmalı diyorum bende..
var mı bu hayali gerçekleştirecek lider,önder,babayigit?
pehh..
eski 22.07.2007, 21:52 tÜrkÜ isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
  #6
tÜrkÜ isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
ıııooıoııoııııııoıııııııo
 
Üyelik tarihi: 26.08.2006
Mesajlar: 2.115


1 Albümü var
Yarışma Puanı: 330
Teşekkür etti: 1.777
Teşekkür aldı: 1.047 konuda 2.874 kere
dinler arası diyaloğu samimi bulmuyorum..
__________________
Profesyonellik, % 20 yetenek ve % 80 alıştırma ile elde edilir; eğer disiplin yoksa ikisinin de değeri yoktur.

eski 22.07.2007, 22:04 root isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
  #7
Super Moderator
 
leys - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 1.318


3 Albümü var
Yarışma Puanı: 310
Teşekkür etti: 2.960
Teşekkür aldı: 1.099 konuda 4.035 kere
leys - MSN üzeri Mesaj gönder
"Sen milletlerine (dinlerine) tabi oluncaya kadar Yahudiler ve Hıristiyanlar asla senden razı olmazlar." Bakara suresi 120.ayet

Diyalog, kelime olarak pozitif bir anlam taşımaktadır,
Grekçe “dialogos” Latinceye “dialogus” sohbet etme anlamında geçmiştir
ve nihayet diyalog,
bireyler ve toplumlar arasında ya ekonomik, ya psiko-sosyal,
ya da kültürel, ekonomik ve politik düzeyde olur.
Diyaloğun mutlaka çıkar gözetmemesi ön şart değildir.
Zira, diyalogda bulunan kesimlerin elbette bir birilerinden bekleyecekleri,
bir takım çıkarları, taktik ve stratejik hedefleri söz konusu olacaktır.
Yani diyalog sadece tanımaya yönelik bir anlam taşımamaktadır.

İşte bu nedenledir ki, 1962-1965 tarihleri arasında
141 ülkeden 2860 kadar temsilcinin katılımı ile gerçekleşen
İkinci Vatikan Konsili, üç yıl içerisinde önemli kararlar aldı.

Bu kararların en önemlisi şüphesiz “Hıristiyan Olmayanlar Sekreteryasının” kurulması idi.
Artık Papa 23. John, Asya kıtasının hıristiyanlaştırılması zamanının gelip geçmekte olduğuna inanıyordu. Fakat bu nasıl yapılmalıydı,
zira daha önce denenen metodlar esas olarak misyonerliği içinde barındıran bilim kisveli yöntemlerdi;
çok büyük çabalara rağmen istenilen sonuçlar alınamamıştı.
Örneğin
Oryantalism, (Doğu bilimcilik, özelde İslam dünyası),
Evangelion (müjdeyi, yani İncil’i yayma),
Proclomation (İsa Mesih’in Tanrılığını ve Kutsal Ruh olduğunu açığa vurma, davet),
Witness (İsa’nın Tanrı oğlu olduğuna şehadet etme)

tüm bu metod ve kavramsallaştırmaların misyonerlik faaliyetinden,
yine sömürgeciliğin ve emperyalizmin keşif kolu olarak çalışmaktan başka bir şey olmadığını anlamak, Hristiyan olmayanlar için zor olmadı.
Durumu iyi analiz eden Vatikan, artık diyalog yolu ile hırıstiyanlaştırma faaliyetine girecekti.
Zira, diyaloğa kapı aralayan İkinci Vatikan Konsili’nin kilise ile ilgili olan
Üçüncü Bölümünde (Lumen Gentium, İnsanların ışığı) şöyle denilmektedir ki,
bu diyalogdan Vatikan’ın ve hıristiyanların ne anladığının en büyük delilidir:

“Nihayet İncil’i henüz kabul etmemiş olanların,
çeşitli biçim ve şekillerde Tanrı’nın Halkı’na katılmaları için
yola koyulmaları öngörülmüştür.
Ancak Tanrının Kurtuluş Yasası Yaratıcıyı tanıyanların hepsini
İbrahim peygambere inanıp, bizimle beraber tek tanrıya inanan
Müslümanları da kapsamaktadır.
Kilise, Tanrının şerefini yükseltmek ve bütün bu umutsuz (hıristiyan olmayanların, Müslümanlar gibi) insanların kurtuluşunu gerçekleştirmek için Efendimizin Tanrının oğlu İsa’nın “her yaratığa İncil’i vaaz edin” (Markos, 16-16) şeklindeki buyruğunu daima hatırlayarak,
özenle İncil’in yayılmasını amaçlayan misyonlarını kalkındırmakta
ve sonuna kadar desteklemektedir.”“Extra ecclesiam nulla salus”

Diğer taraftan, diyaloğun başlatıcılarından 5. Paul da
İkinci Vatikan Konsili’nde, diyaloğun gerçek amacı konusunda,
konsil üyelerine şöyle seslenir:

“İncil, her yaratığa İncil’i vaaz için tüm dünyaya yayılın der;
ben ise buna şunları da ilave ediyorum:
Misyonerlik için yeni yollar hazırlamak, yeni yöntem ve vasıtaları gözden geçirmek, yeni aksiyonlar, enerjiler meydana getirmek gerekir.”

Ve sonunda diyalog ekibi hemen göreve başladı,
önce Kardinal Marella, sonra sırası ile Kardinal Pignodelli, M. Jadot,
Kardinal Arinze diyalog şemsiyesi altında misyon faaliyetlerine başladılar
Evet, Vatikan’ın diyalogdan anladığı kelimenin tam anlamı ile budur.
Öyle ki, evliliklerde bile artık Papalar devreye girmektedir.
Zaten Benedictus’tan önce Mardin’de diyalog toplantısı yapılırken,
tam da o gün Papa İkinci Jean Paul, tüm hıristiyanları Müslümanlarla evlenmemeye, eğer evlenmek zorunda kalırlarsa çocukları mutlaka hıristiyan yapmaya çağırdı.
Biz de hıristiyanlarla evlenmeye özendirilmesinin aksine.
Aslında hristiyan diyalogcular bir bakıma haklılar, çünkü kilise dogmasına göre, “extra ecclesiam nulla salus.” (Kilise dışında hiçbir hakikat yoktur.!)
Öyleyse Mesih İsa’dan sonra gelen tüm dinler rafizi, yani sapkındır.
Hiçbir diyalogcu kilise mensubları direkt söylemezler
ama asla İslam’ı hak bir din, Hz. Muhammed’i Allah’ın Peygamberi olarak kabul etmezler.
Zira kabul ettiğinde, tanrı oğlu Mesih’in bir anlamı kalmaz.
Zaten İslam gibi bir din, Hz Muhammed gibi bir peygamber gönderilseydi,
Baba Oğul’a, Oğul Havarilere, Havariler de Kiliseye bildirirdi.
Bundan dolayı dikkat edilirse, hiçbir diyalog toplantısının sonunda,
Kur’an’a, İslam’a, Hz. Muhammed’e atıf yoktur.
Çünkü bu hıristiyan inancına aykırıdır.
Bırakın İslam’ı, Vatikan, hıristiyanlık içindeki Metodisler, Mormonlar, Albililer, Üniteryenler, Presbiteryenler, Ebionitler gibi mezhebleri bile kafir ilan etmiştir. Yani ne kadar diyalogda olsak bile,
bir hıristiyan yüzümüze maslahat gereği söylemese bile,
her zaman bilinç altında sapkın bir dine inandığımızı asla unutmayacaktır.
Onlar için İslam vahyi değil, sadece sosyolojik anlamda bir dindir.
Düşünün, sapkın birisi ile hakikati temsil ettiğine inanan birisinin diyaloğu
ne derece sağlıklı olur?
Ama bir Müslüman için burada hiçbir takiyye yoktur.
Çünkü İslam, hıristiyan ve yahudileri Ehli Kitap kategorisine koyar,
yani onlar Teslis inancında ısrar etmedikleri sürece kafir değildirler.
Ama Müslümanlar, Hz. İsa’nın “logos” olarak yeryüzünde Baba’nın (Tanrı) İsa’nın bedenine bürünmüş ilah olduğunu reddettikleri için,
kesinlikle kilise inancına göre sapkındırlar, yani kafirdirler.

Örneğin oryantalistlerin en ılımlısı olan M. Watt bile, İslam’ın gerçek bir din olduğunu tam olarak itirafa yanaşmamıştır.
Hatta Watt’a göre, hıristiyanlar arasında peygamberimizin en yaygın ismi şeytanla özdeş olarak kullanılan “Mahound” kavramıdır.
Yani Hz. Peygamber, hıristiyanlara, özellikle Luther ve Evangelistlere göre anti-christtir. Yani, haşa, şeytandır.
Bundan dolayıdır ki, Bush’un dini konulardaki en yakın danışmanları olan Pet Robertson ve papaz Jerry Falwel Graham İslam’ı sapık bir din,
Peygamberimizi de gözü dönmüş fanatik olarak nitelendirmektedirler.

Burada denilebilir ki, efendim, biz diyaloğu işte bunun için yapıyoruz.
Yani bizim amacımız İslam’ın Batı’daki bu imajını düzeltmek,
barışı sağlamak ve Batılılara İslam’ı öğretmektir.
Hemen belirtelim ki, bu saf niyetli yaklaşımlar,
dış gerçekliği olmayan farazi bir iddiadan başka bir şey değildir.
Neden?
Birincisi; diyaloğun Vatikan tarafından resmen yürürlüğe koyulmasından itibaren yapılan araştırmalara göre,
İslam’ın imajı daha da kötüleşmiştir.
Ve bizzat fanatik hıristiyanlar tarafından kasıtlı olarak terörle özdeşleştirilmiştir. İşin ilginç yanı, diyalog kararına rağmen İslam aleyhine olan kampanyalar da papazlar, piskoposlar ve kardinaller daha da etkin rol oynamaktadırlar.

İkincisi; “biz onlara İslam’ı öğretiyoruz” koca bir yalandır.
Zira Batılılar, İslam’ı bizden daha iyi bilmektedirler.
Özellikle hıristiyan diyalogcular.
Örneğin hiçbir diyalogcu arkadaşımızın tasavvuf bilgisi L. Masignon, Titus Buchart’tan iyi değildir.
Yine İslam felsefesi bilgileri H. Corbin’den,
İslam medeniyeti araştırmaları H. Gibb’den,
Kur’an Çalışmaları T. Nöldeke ve İ. Goldziher’den,
Ortadoğu Ve İslam Tarihi çalışmaları B. Lewis’ten,
İslam Bilim çalışmaları, Helmut Ritter’den daha iyi değildir.

Denilebilir ki, bunların bir çoğu vefat etti, bu iddia da yersizdir.
Hayır, onların yetiştirdiği yüzlerce öğrenci ve akademisyen,
İslamic Research Center (İslam Araştırmaları Merkezi) şemsiyesi altında
İslam’a ve Müslümanlara ilişkin eserler vücuda getirmektedirler.
Yani bizden İslam’ı öğrenmeye ihtiyaçları yok.
Dinler arası diyalog, saf ve temiz bir proje değildir

Üçüncüsü, barışı korumak, bu da sureti haktan bir iddia.
Hangi diyalog toplantısının Batı’nın, dolayısı ile hıristiyanların,
Irak, Bosna, Sudan, Çeçenistan, Kosova, Telafer ve hakeza Filipinler ve Filistin’deki katliamları önlemede etkisi olmuştur?
Madem ki diyalog var önce müslümanlara yapılan katliamlar engellensin de görelim ne kadar diyalog yanlıları olduklarını.

Hangi diyalog toplantısında Kur’an’ın tuvaletlere atılması,
bizzat Bush’un danışmanlarının İslam’a ve Efendimize yönelik hakaretleri kınanmıştır.
Bu ne biçim bir diyalogdur Allah aşkına!

Neden özellikle diyalog toplantılarında Peygamberimiz ve Kur’an dışlanır?
Zaten bu bir diyalog değil,
kelimenin tam anlamı ile hıristiyanlığın ve Greko-Romen değerlerin propogandasının yapıldığı bir monologdan başka bir şey değildir.
Müslüman katılımcılar da “figüran” olarak yerlerini almaktadırlar, o kadar.
Zaten diyaloğun “teorisyeni” kardinal Arinze bu konuda şöyle der:

“Kutsal yolcu olarak kilise, öteki dinlere mensup insanlarla sürdürdüğü diyaloğun, kurtuluş diyaloğu olduğunun bilincinde olmalıdır.” [Yani sapkın kabul edilen Müslümanları son kurtuluşa erdirmek.]

Demek ki, diyalog, kendisine değer verdiğimiz Hayrettin Karaman hocamızın zannettiği gibi saf ve temiz bir proje değildir.
Olamaz da.
Özellikle teoloji-ilahiyat alanında hiç olamaz.
Zira hıristiyanlar “teslis”(üç tanrı) inancından vazgeçemeyeceklerine göre
ve yine Kur’an’ın “Allah üçün üçüdür diyenler kafir olmuşlardır” ayeti değişmeyeceğine göre,
bütün bu diyalog toplantıları samimiyetten uzak kalmaya mahkum olacaklardır.

Zaten Arinze ve Karl Barth gibi zevat
diyaloğun mutlak anlamda “misyon” ve “davet” (mission and proclamations) temeli üzerinde olması gerektiğini açıkça yazmakta ve konuşmaktadırlar.

Müslümanların diyalogu, tevhid ve tebliğ merkezli olmalıdır.

İslam tarihinde elbette Peygamberimizin, Sahabilerin, halifelerin ve Müslüman alimlerin hıristiyan, yahudi, mecusi vs. gibi din mensupları ile diyalogları olmuştur.
Ancak bu diyaloglarda İslam’ın özellikle “tevhid” noktasında kendilerine yönelttiği eleştiriler gizlenmediği gibi,
İslam’ın bütünsel anlamından ve “tebliğ” faaliyetinden asla taviz verilmemiştir.

Örneğin, Peygamber Efendimizin, dönemin en büyük imparatorluğunun reisi olan Heraklius’a yazdığı mektuptaki uslup ve azamet;
bizim diyalogcuların kullandığı üslup ve retoriğe benziyor mu?

“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla, Allah’ın kulu ve Resulü olan Muhammed’den Rumların büyük reisi Heraklius’a... Hidayet’e ve hakka ittiba edenlere selam olsun. İlan ederim ki; seni tam bir İslami davetle İslam’a çağırıyorum. Müslüman ol, selamet bulursun. Müslüman ol ve Allah sana iki kat ecrini verir. Eğer yüz çevirirsen, tebaanın günahı senindir.”

Dikkat edilirse, Peygamberimiz bu mektubu kaleme aldırırken,
İslam Arap Yarımadasının dışına çıkmadığı gibi,
Müslümanların sayısı da milyarın üstünde değildir.

Şimdi diyaloğun neden samimi olamayacağına ilişkin bir örnek daha verelim:

Bir Müslümanın, bir Bahai yahut Kadiyani ile diyalogu samimi olabilir mi?
Eğer Kur’an’a tam bağlıysa, asla samimi olmaz.
Çünkü samimi olabilmesi için,
Hz. Muhammed’den sonra Hüseyin Mirza Ali’nin, yahut Gulam Ahmed’in Allah tarafından gönderilen Peygamber olduğunu kabul etmesi veyahut en azından ima etmesi gerekir.
Peki bu mümkün mü? Kesinlikle mümkün değil,
çünkü, İslam ortodoksisine göre (Ehli Sünnet) onların statüsü,
tıpkı yalancı peygamberlerden biri olan Müseylemetül Kezzab,
Esved el Ansi ve Tüleyha gibidir.
Aynı yargı bir yahudi ve hıristiyan arasındaki diyalogda da geçerlidir.
Zira Ortodoks-Rabbinik bir yahudi için henüz Mesih gelmemiştir,
son Peygamber de Malakidir.

Öyleyse İsa, tıpkı Sabatay Sevi gibi, en büyük sahte Mesihtir
ve bundan dolayıdır ki, özellikle katolikler için kahudiler “teosid” dir.
( Yani Tanrı katilidir)
Sinsi planlar ve etnik kimliklerin öne çıkarılması
Peki bütün bu olgulara gerçeklere rağmen, diyalogun samimi olmayacağı açığa çıkmış olmuyor mu?
Zaten samimi olmadıkları, yaptıkları beyanlardan da anlaşılmaktadır.

Papa İkinci Jean Paul, Ermeni Patriği İkinci Karakin ile görüşmesinde, Türkiye’yi yirminci yüzyılda en büyük soykırımlardan birisini yapmakla suçlamış ve yine Med Tv’nin yayınları için, yer ve frekans temininde yardımlarını esirgememiştir.
Bizim aklı evvel bazı gazeteciler ve diyalogcular dediler ki,
efendim Papa yanıldı veyahut yanıltıldı.
Tabii bu bir cehaletten başka bir şey değildir.
Çünkü Hıristiyan inancına göre, Papa yanılmaz da, yanıltılamaz da.
Zira Papa’nın infallible [Yanılmaz] sıfatı vardır.

Nerede diyalogdaki samimiyet?
Sonuç olarak, Dinler arası diyalog toplantıları,
sinsi hıristiyanlaştırma, etnik kimlikleri ön plana çıkarma,
İslam’ı bir nevi protestanlaştırma ve alinasyon (yabancılaştırma) planlarını bünyesinde taşıyan postmodern bir misyon hareketidir.

-iktibas-

Konu monaroza tarafından (25.07.2007 Saat 01:05 ) değiştirilmiştir.. Sebep: Lütfen genel fikirleri yazalım! Bir bölüm silinmiştir!
eski 24.07.2007, 18:21 leys isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
  #8
leys isimli üye'ye teşekkür edenler
محمد ديار بكري
 
diyarbekrî - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 20.08.2007
Mesajlar: 1.759


 
Yarışma Puanı: 210
Teşekkür etti: 3.923
Teşekkür aldı: 1.598 konuda 6.326 kere
diyarbekrî - MSN üzeri Mesaj gönder
s.Diyalog Islamdab baska bir dini taleb etmek midir?Eger baska bir dini taleb etmekse,Islam Dinini ondan temizlemek gerekir degil mi?

c.Diyalog kelimesi bildigim Arabca,Farsaca,Osmanlica,Kurtce, dogrusu Islami bir deyim degildir.Islami bir deyim olmayinca, Muslumanin sorusu degildir.Diyalogu konu eden kimse, diyalog kelimesinden, Muslumanin, Hristiyanin, Yahudinin bir birleriyle konusmalarini,birbirleriyle alisveris yapmalarini, birlikte calismalarini, kasdediyorsa, zaten birbirleriye konusmakta, alisveris yapmakta,dusup kalkmakta, birlikte calismaktadirlar; bu takdirde diyalogun konu edilmesi, tahsîl-i hâsil kabilesinden olup hicbir faidesi olmaz; olmakta olan bir seye davet ekmek demektir.

Hayir,diyalog kelimesinden, bugun maddeyi tercih etmeleri sebebiyle dinlerini birakan Yahudi ve Nasârânin = Hristiyanlarin giyim ve kusamlarini,fuhus,kumar ve bozuk ahlaklarini Muslumanlarin hosgormelerini ve birlikte yasamalarini kasdediyorlarsa; buna HAYIR! Zira hosgormeleri, uymalari, Islam Dininin birakilmasi demektir, bu ise imkansizdir. Zira Musluman, hicbir zaman gayrini razi etmek icin dinini birakmaz, Rabbini kizdiramaz. Ayni zamanda Kur’an’i Kerim’in, Tevrat ve Incil’in hukumlerini neshetmesi sebebiyle Musluman, Yahudilere ve Hristiyanlara uyarak domuz etini hosgoremez, yiyemez.

Yahud Tevrat ve Incil’de bulunan,Kur’an’nin beyan etmedigi bir hukmun,Allah Teala’nin hukmu mu, degistirip tahrif edenin hukmu mu oldugunu birbirinden ayirt edememesi sebebiyle Musluman, Tevrat ve Incil’de bulunan hukmu –inkar etmese de-tatbik de edemez.
.
Ayni zamanda diyalog,uc Kitabdan secme,mutefik hukumleri cikartip tatbikte Musluman,YAhudi ve Nasârâyi birlestirmek ise, bu da imkansizdir

Neshin vukûu sebebiyle,Kur’an’nin acikladigi bir hukmun,Tevrat ve Incil’e muvafik olmasi soz konusu olamaz.

Olmayinca, Kur’an’in, Sunnet yani hadislerin dini ve ser’i hukmunu degistirene yahud tashih edene vahyin gelmesi sarttir.Vahiy gelmedigine gore Kur’an ve hadisten muttefik olan hukmu secmekle muttefik olmayanlari ilga edemez.

Yahudilere gore Musa aleyhiselam’dan sonra , Nasârâya gore Isa aleyhiselam’dan sonra,Muslumanlara gore Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’den sonra kendisine vahiy gelen nebi ve rasul olmayinca, Tevrat, Incil ve Kur’an’nin hukumlerinin birlestirilmesi imkansizdir,

Yahudi ve Nasârâ, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in nubuvvetini inkar da etseler, Arab alemine tahsis de etseler, imkansizlik hukmu ittifakidir. Hayir, Muhammed sallallahu aleyhi vesellem’in nubuvvet ve risaletinin umum oldugunu kabul etseler, Nasârâ ve Yahudiligi Kur’an’dan ogrenmeleri gerekir.

“Habibim, ne Yahudiler, ne Nasrâniler, Sen onlarin milletine uyuncaya kadar aslâ Senden razi olmazlar.De ki: Hic subhesiz Allah’in hidayeti = yolu olan islam, o,dogru yolun ta kendisidir.Eger Sana gelen ilimden = vahiyden sonra (faraza) onlarin heva heveslerine uyacak olursan, andolsun Allah Sana hakîki bir dost ve hakikî bir yardimci olmaz”(El-Bakara Suresi ayet 120)diye buyuruldugu uzere butun bu suretlerde “Gercekte Allah’a ve ahiret gunune inaniyorum.” Demek bahanesiyle Muslumanlar , YAhudi ve Nasârâya uysalar, taat e ibadeti biraksalar, Yahudi ve Nasrâniligi kabul etmedikleri muddetce Yahudi ve Nasârâ onlardan asla razi olmaz, kabul etmezler demektir. Bundan, diyalog kelimesinin, Muslumani, Islam Dinini yikici, cihaddan uyusturan, taat ve ibadeti icra etmekten uyutucu bir telkin,hipnotizma oldugunu anladik.

“...Hic subhesiz Allah’in hidayeti = yolu olan Islam, o ,dogru yolun ta kendisidir...”yani Allah Teala’nin Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’i onunla gonderdigi Islam Dini haktir,Tevrat ve Incil’e inaniriz, demek bahanesiyle Yahudi ve Nasârânin edindikleri yol ise batil bir iddiadir.

Allah Teala’nin Peygamber’e hitabla tum Muslumanlara,yahudi ve Nasârâraya uymayi yasaklayarak” ... Sayed Onlarin heva heveslerine uyacak olursan...” diye buyurdugu cumlesi,Kur’an’in nuzulunden cok once bile Tevrat ve Incil’in degistirildigini bildirmektir.

Atesle kizisan bir comlegin
Ozunden maden cikamaz
Zaman zaman degisen bir kitabin
Mevla’ya isnadi olunmaz

Tecsîm,teslîsle baslayan dinin
Tevhidle ilgisi olmaz
Vahiyle sereflenmeyen insanin
Dinleri asla birlestiremez

Sel olursa ilmi, herifin
Olugu saf suyu aktirmaz
Diyalog dedikleri sozun
Muslumana olcu olamaz

Gercek ruyayi hayal bilince
Ihtilamdan ayirt edemez
Hissi ilham zannedince
Vahyi ilhamdan ayirt edemez

Ilham icten,vahiy distan gelince
Nebiden baskasi vahyi bilemez
Insan kudsi huzura cekilmeyince
Vahiyden hicbirsey kapamaz

“el-Yevme ekmeltu lekum Dinekum”
Bugun Dininizi ikmal buyurdum
Uzerinize nimetim tamamladim
Kur’an’dan baskasi Din olamaz

Diyalogun kurucusudur Yahudi
Musterik Hristiyan gorundu
Muslumana tuzak olundu
Ismail,Mu’min Dinini degistiremez
Dilara Yayinlari Mu’minim
eski 05.09.2007, 01:57 diyarbekrî isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
  #9
diyarbekrî isimli üye'ye teşekkür edenler
Kayıp Yolcunun Şehri:)
 
Üyelik tarihi: 10.08.2007
Mesajlar: 595


 
Yarışma Puanı: 300
Teşekkür etti: 41
Teşekkür aldı: 496 konuda 1.727 kere
Bismillah...

"Dinler arası diyalog diye bir şey yoktur"...

Bu sözün zahirine göre bu ifade oğrudur...Zira din mefhumu konuşacak,iletişim kuracak somut bir mefhum değildir. Lakin bu müteşabih bir sözdür. Anlamı ise din müntesipleri arasındaki diyalog yani iletişimdir.

"İbrahimi dinler" kavramı...

Bu kavram Hz.İsa,Hz.Musa ve Rasulullah'ın aynı atadan yani Hz.İbrahimden gelmelerine atfen kullanılmaktadır. Birilerinin iddia ettiği gibi "dinleri birleştirme" gibi sapıkça bir girişim değildir. Zira böyle bir durum ne islam perspektifinden ne de diğer dinlerin müntesipleri perspektifinden kabul edilebilir birşey değildir.

"müslümanlar arası diyalog kurulmalı"...

Doğru bir sözdür. Lakin hedefi yanlıştır. Acaba müslümanlar arasında diyalog yok mudur? Acaba dinine,diline,ırkına bakmaksıznın insanları kendi konumunda kabul edip, onlarla iletişim kuran insanlar müslümanlardan kaçıyor mu? Acaba bu insanlar hangi islami cemaati,tarikatı,topluluğu tenkit ve tahkir ederek müslümanlar arası diyalogtan uzaklaşmışlar? Kendilerini en ağır şekilde eleştiren, hatta eleştiri buudunun ötesinde tahkir ve tekfir eden insanlara dahi takındıkları üslub nedir? Hal ve ahval böyle iken müslümanlar arası diyalogun istenilen seviyede olmamasının sebebi kimlerdir? İslam adına yapılan en ufak bir şeyi -kim yaparsa yapsın- alkışlayan destek veren bu insanlar mı yoksa "bizim elimizle olmadıysa hiç olmasın" düşüncesinde cenneti tekellerine alıp cehennem postacılığı yapan müslümanlar(!) mı???

"müslümanlar arası diyalog" nasıl olmalı?Bu ne demektir?

Müslümanlar arası diyalog ferdlerin cemaat,tarikat vs gibi local isimleri ikinci plana atmaları ile mümkündür. Her ferde öncelikle "müslüman" sıfatı ile bakması ile mümkündür. Her ferdin kendi takip ettiği çerçevede islama hizmet için cehd gösterip, diğer cemaatlere, tarikatlere ilişmeyerek onlarında hizmetlerinde muvaffak olmaları için dua etmesi ile mümkündür. Üstad'ın 15 günde bir okunsun dediği "İhlas risalesindeki" kaideler ile mümkündür. Evet, her ferdin mesleğini,meşrebini beğenmesi ve "mesleğim haktır" demesi hakkıdır. Lakin başka mesleklerin batıllığını ifade eden "hak olan benim mesleğimdir" şeklinde bir düşünce hakkı değildir. Hak,hiçbir cemaatin hiçbir tarikatın hiçbir zümrenin tekeli altında değildir.

"dinlerarası diyalog samimi midir?"

Bu ve benzeri görüşmelerde,iletişimde her zümrenin kendisine göre çıkarları,beklentileri,amaçları,hedefleri vardır. "samimiyet" mefhumu ile sorgulanmak istenen kimdir?Müslümanlar mı?Hristiyanlar mı?Veya diğer din mensupları mı? "Diyalog" ve bu isim çerçevesinde gerçekleşen görüşmeler ferdlerin birbirlerine dinlerini teşri etme çabaları değildir. Herkesi kendi konumunda kabul edip dinine,diline,inancına,ibadetine saygı göstermektir. Bu çerçevede herkesin dinini anlatma özgürlüğü vardır.

Meselenin laf kalabalığına boğulan kısmı es geçilerek alıntılanan yazılara değinilicek olunursa....

vesselam
eski 05.09.2007, 09:26 Ninja Kedi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
  #10
Konu Kapatılmıştır



Yer imleri
Seçenekler




Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:35 .