bu başlık altında acaba dünya insanlarının ortak vicdanına dair bir derleme yapılması mümkün olabilir mi?
merak ediyorum:
tibet'in balta görmemiş dağlarında yaşayan insanlarla afrika'nın balta girmemiş ormanlarında yaşayan insanlar ve kutuplarda, avustralyada, arabistanda, endenozyada, sibiryada yaşayan insanlar neye aynı tepkiyi verir, neyden sakınır, neden hoşlanır, neden ikrah eder?
farklılıklar varsa bu farkılılıkların yetişme tarzı ve mekan ilişiksiz insani vasfa dayanan bir gerekçesi var mı?
çok bilinenlerden ziyade
hatta daha da daraltıp, kendi yaşama alanlarımızda bile farklılıklar mesela...
örnek vermeyeceğim, konu eğer anlaşılmışsa kendi akışında sürecektir, yoksa arşive uçar
__________________ İslam Su İnsan Balık; Suya Gir, Kurtul!
zaman ve mekan cok az rol oynuyor kanaatimce zira mantalite hep ayni,insanoglu Adem aleyhisselam'dan beri ayni,
genel olarak bakilirsa insanlar iki taifedir; Iman edenler ve etmeyenler.Farklilik sadece bu iki taife arasinda,
Iman edenler her zaman dunyadan imtina etmislerdir,Allah icin sevmis,Allah icin bugzetmislerdir,Emr-i bin ma'ruf nehyi anil munker etmislerdir ...
etmiyenlerde buyuk bir dalalete sapip,dunya metaina sarilmislardir,dunya icin ahiretlerini satmislardir,dunya icin kardeslerini vurmuslardir.Nefslerini tatmin yollarini aramis ve bu ugurda herseyi yapmislardir ...
Bu hep boyledir,
Turkiyede de,Arabistanda da, Amerikada da,1000 yil oncesinde de ...
__________________
Gam değildir, gide dünya kala Din.Gam odur ki; kala dünya gide Din.
Diyarbekri'nin dediği gibi, Allah'a iman büyük rol oynuyor bence de kişilerin davranışlarında..
Sadece içe doğru yolculukta değil, dıştaki olaylara, başa gelenlere vs bakarken de..
Mesela Arabistan'daki insanlar ölüm karşısında çok kuvvetliler..Yine başa gelen olaylarda da aynı..Güçlü kader inancı, Allah ile irtibatları -içten bile olsa- onları güçlü yapıyor..
Yine dış etkenler, adetler, yaşanılan çevre vs buradan gelen alımlar da var..
Bir de kişinin iç yapısı rol oynuyor zannımca, yüreğini geniş tutan -bu, inançla ilgili değil sadece- daha bir başka oluyor zorluklar karşısında..Bu, canı yanınca "ah" demek ya da dememek gibi olsa bile..
güneydoğuda mezrada yaşamını ot toplayıp, koyun keçi sağıp, tezek yapıp, kocasına on adet evlad verip, onundan beşini çeşitli hastalıklarla kaybedip, kalan beşinin hastalıkları ile cebelleşen fatma ana sanal dünyaya takılsaydı ne derdi bu konuda acaba?
__________________ İslam Su İnsan Balık; Suya Gir, Kurtul!
Fatma ana imanının teslimiyeti ile hala şikayet etmeden bu zor hayat şartları içindeyse Elhamdülillahi ala küllin hal der di sanırsam..
* ama fatma ana yaşının ilerleyişiyle bazı eksiklikleriyle yüzleşmişse ki bunuda şikayet boyutuna getirmeden irdelemişse derdiki;hayatın anlamını yakalamak bu yaşadıklarımın içinde gizli bir şirfe..peki bunca zamanıma rağman nerede yanılmışım ben..hatalarımın yumağında neleri, hangi acıları büyütmüşüm..sebepmiyim ?yoksa vesilemiyim bir diğerlerinin hayatı için...yerim ve konumum itibariyle ben hangi yüreği taşıyorum..anayım ve görevim,sorumluluklarım itibariyle bunun hakkını vermeliyim.böyle derdi sanırsam.. yada fatma ana bir cehaletin bedelini ödüyorda olabilir.cehalet ile evlilikte zordur..cehalet ile büyütmekte.cehalet ile yaşamakta..fatma ana suçlumu o farklı bir konu..ama fatma ana ahlakın kabul gördüğü doğruları ile bir hayatı yaşıyorsa (fatma ana) olması itibariyle suçlanamaz.
yinede fatma ana benim bildiğim doğu kadınıysa(ki tanırım memleketimden)
bilirki zorluklar sabırla aşılır..şükür şükür derdi..
*
vicadanı belirleyen makanizmalar nedir.?
vicdanı yönlendiren ruha yüklenilen duygusal kavramlarmıdır.
vicdanla, yaşanılan yer arasında ve etik kurallar ,ahlaksal oluşumlar ve kabul edilen değerler arasında bir alaka varmıdır.
kim vicdanlıdır.
(kızınına gözleri önünde zarar veren(bunu en kötü hali olarak algılayın) babanın suçluyu öldürmesi vicdanın dayanılmaz acısının sonucumudur..)
bölgesel,yaşamsal,ahlaksal,toplumsal ve evrensel vicdan kavramları vardır.
bu kavramları şekilleyen insanın fıtratında kabul gördüğü ve kendi için en doğrusu bu deyip, sorgulayıp ve kişisel kararlar sonucunda belirlediği iç seslerdir...
vicdanın abd olmakla şekilleneceği ve kendini bilmekle güzelleşeceğinden yanayım..
ah her hali ile ahtır.
acıdır..ama bu acının içine yüklenilen mana değişiklik arz eder..
filistinde taş ile güç arayışında bulunan bir çocuğun, çankayada bir parkta oynayan çocukla arasındaki farı ne belirler. bakış açılarını değiştiren yaşadıklarıyla alakalıdır..iki çocuk ama biri hayatı sorgularıyla,büyümüş yanlarıyla acıları ile tanıklık ederek öğreniyor..bir diğeri çocuk olarak,çocuksu gülüşleriyle.
bu ikisi arasındaki farklılık tabiki ruhlarındaki derinliğide yansıyacaktır..
yani bizler,hayatlarımızlada şekilleniyoruz..bu şeklimizin rengini ise imanımız belirliyor..
bir budist ölüsünü yakıp küllerini savura bilir..çünkü dini vecibe olarak bunu kabul eder..ama bir müslüman toprağa verdiği canı oraya emanet etmeye bile kimi zaman tahammül edemez..
konu aslında çok farklı analizler yaptırır ama bize yansıyan yanı bu..
güneydoğuda mezrada yaşamını ot toplayıp, koyun keçi sağıp, tezek yapıp, kocasına on adet evlad verip, onundan beşini çeşitli hastalıklarla kaybedip, kalan beşinin hastalıkları ile cebelleşen fatma ana sanal dünyaya takılsaydı ne derdi bu konuda acaba?
Iman edenler her zaman dunyadan imtina etmislerdir,Allah icin sevmis,Allah icin bugzetmislerdir,Emr-i bin ma'ruf nehyi anil munker etmislerdir ...
etmiyenlerde buyuk bir dalalete sapip,dunya metaina sarilmislardir,dunya icin ahiretlerini satmislardir,dunya icin kardeslerini vurmuslardir.Nefslerini tatmin yollarini aramis ve bu ugurda herseyi yapmislardir ...
Bu noktada aklıma takılan bir husus mevcuttur. İman etmek nedir ? Her iman eden dünyadan imtina mı etmektedir ? Günümüzde ziyadesiyle mevcut olan ve bir hastalık gibi hertarafımızı sarmış olan, dünya ya karşı olan tamahımız "farz-ı misal" ümmet-i icabet-i büyük bir yekününü iman dairesinin dışına mı çıkarmaktadır ? Eğer çıkarmaz denirse, iktibas etmiş olduğumuz, en üstteki paragrafta mevcut olan iddia, havada askıda kalacaktır. Çıkar denirse asıl sorun burda başlayacaktır!!
Gerçek manada, kâmil bir mü'min, bahis etmiş olduğunuz vasıflarla muttasıf olanlardır...Lakin, müslümanım diyen (akidevi boyutta bir sorunu olmayan, lakin ameli boyutta tembel) ve takva'nın en alt derecesine sahip olan bir müslüman, dünyaya karşı tamahkâr, nefsi için sevip, nefsi için buğz edebilir ve Emr-i bil ma'ruf nehyi an'il münker kurumuna da yabancı olabilir. Zati bu kurum farz-ı kifayedir. (ayn mı evladır , kifaye mi ? buda farklı bir boyutudur) Bu gibi nakısalar iman'a zarar vermese de, koyunlarını koruluğun etrafında otlatmak gibidir..Akıllı kişi koruluktan uzak duran ve durdurandır..
" İçinizden, insanları hayra çağıracak iyiliği emredip kötülükten alıkoyacak bir topluluk bulunsun..." (Al-i İmran Sûresi,104)
Selam ve dua ile..
__________________
Olayları ve düşünceleri kritik etmek için cins kafa ister, fakat taklit etmek için fazla zeki olmaya gerek yok