''Allah azze ve celle İzzet ve Azemetini sebeb perdeleri arkasında gizler''
sanırsın ki veren ahmed ağa'dır, alan mehmed dayı'dır. halbuki alan da veren de O'dur. O'nu görmek gerek... O'nu görmek için, alana verene iltifat etmemek gerek.
hastalık bahanedir, cana elemi O verir. sen hastalıktan sanırsın düşkünlüğün; halbuki düşkünlüğünde izzet için yönün O'na dönmek gerek...
bulutu yağmura perde kılar, sanırsın buluttur yağmurun hamisi. bulut görmezsen yağmurdan ümid kesersin. gölgesiz gökte yerdeki kıymetlisinin başına bulut koyana teslim olanın gölgesi yere düşmez demek...
Sebeplerin perde olması mahlukata, yani şuur sahiplerine bakan tarafıyladır.
Yoksa hakikat'ta herşeyi yaratan ve yaşatan bizzat Allah'tır.
Perdenin olmsının hikmeti ise:
Zahiri çirkin gibi görünen eşya ve hadiselerin Allah'a isnad edilmemesi içindir.
Allah'ın ilminin, kudretinin, rahmetinin ve diğer esmanının büyüklüğüne nakise gelmesin dlye.
Mesela, herşeyi Allah, bizzat yapsaydı ve bizler de öyle bilseydik,
depremle değil de, bizzat kendisi evlerimizi tahrip etseydi,
acaba bizim Allah'ın rahmetine olan bakışımz nasıl olacaktı.
Elbette ki, olayın perde arkasını bilmediğimiz için,
menfi bir yaklaşım sergileyebilirdik.
İşte böyle bir durumun ortaya çıkmaması için Allah sebepleri devreye sokmuştur.
Bu fıtrat kanununa insanlar da uyarlar.
Büyük zatların huzuruna herkesin çıkmasına müsaade etmezler.
Ayrıca büyükler, yardım edecekleri vakit, bizzat kendileri yapmazlar vesileleri devreye sokarlar gibi...