11 Cemaziye'l-Evvel 1429
16 Mayıs 2008, Cuma
11 Cemaziye'l-Evvel 1429
16 Mayıs 2008, Cuma
Ayet
Ey iman edenler!Cuma gunu namaz icin cagrildiginizda her turlu dunyevi alisverisi birakip Allah'i anmaya yani hutbeyi dinleyip namazi kilmaya kosun.Eger bilirseniz bu sizin icin daha hayirlidir.
Cuma-9
hadis
Cuma gününde öyle bir an vardır ki, günah veya akrabalarla ilişkiyi kesme konularında olmamak şartıyla kul Allahü teâlâdan bir şey isterse Allahü teâlâ mutlaka onu verir.
Buhari

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:



...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Anket

hangi mevsimi seviyorsunuz????
ilkbahar: 50,43%
yaz: 15,38%
sonbahar: 23,93%
kış: 10,26%
Katılımcı sayısı: 117. Sizin bu Ankette oy kullanma yetkiniz bulunmuyor

Online Üye

Şuan Forumda: 71 (10 Kayıtlı ve 61 Misafir) bulunmaktadır.

Online  Almula, canane, mültefit, mutasyon, Sakallı, tayyibe, zeyn-eb mesutizm, root


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye

Üye Albümlerinden

Üye albümlerinden en son eklenen resimler:

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

İncİler Maİl Grubu





Hak-dilaram » DİNİ KONULAR » Sünnet-i Nebevi ve Siyer » Senin İçin Ya Rasulallah.. Mevlidin Evvelinden..
Cevapla
 
Seçenekler
TECRÜBELİ ÜYE
(Konuyu Başlatan)
 
leys - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 976


Yarışma Puanı: 310
Teşekkür etti: 2.145
Teşekkür aldı: 759 konuda 2.617 kere
leys - MSN üzeri Mesaj gönder
Rabbimizi bize tarif eden üç büyük küllî muarrif var.

Birisi:
şu kitâb-ı kâinattır (...)
birisi :
şu kitâb-ı kebîrin âyet-i kübrâsı olan Hâtemü’l-Enbiyâ Aleyhissalâtü Vesselâmdır;

biri de Kur’ân-ı Azîmüşşandır.

Şimdi, şu ikinci bürhan-ı nâtıkî olan
Hâtemü’l-Enbiyâ Aleyhissalâtü Vesselâmı
tanımalıyız, dinlemeliyiz.

Evet,
o bürhanın şahs-ı mânevîsine bak:

Sath-ı arz bir mescid,

Mekke bir mihrab,

Medîne bir minber;

o bürhan-ı bâhir olan Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm bütün ehl-i imâna imam,

bütün insanlara hatip,

bütün enbiyâya reis,

bütün evliyâya seyyid,

bütün enbiyâ ve evliyâdan mürekkeb bir halka-i zikrin serzakiri;

bütün enbiyâ hayattar kökleri,

bütün evliyâ tarâvettar semereleri

bir şecere-i nurâniyedir ki,
herbir dâvâsını,
mu’cizâtlarına istinad eden
bütün enbiyâ ve kerâmetlerine itimad eden
bütün evliyâ tasdik edip imza ediyorlar.
Zîrâ, o " La İlahe İllallah der ", dâvâ eder.
Bütün sağ ve sol,
yani mâzi ve müstakbel taraflarında
saf tutan o nurânî zâkirler,
aynı kelimeyi tekrar ederek, icmâ ile mânen "Sadakte ve bil haggı natakte" derler.
__________________
http://leys.blogcu.com/
eski 20.03.2007, 16:20 leys isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #11
leys isimli üye'ye teşekkür edenler
TECRÜBELİ ÜYE
(Konuyu Başlatan)
 
leys - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 976


Yarışma Puanı: 310
Teşekkür etti: 2.145
Teşekkür aldı: 759 konuda 2.617 kere
leys - MSN üzeri Mesaj gönder
Efendimiz'in kainata gelişi ile..::

O nurânî bürhan-ı tevhid,
nasıl ki iki cenâhın icmâ ve tevâtürüyle
teyid ediliyor;
öyle de,
Tevrat ve İncil gibi kütüb-ü semâviyenin
yüzler işârâtı
ve irhâsâtın binler rumuzâtı
ve hâtiflerin meşhur beşârâtı
ve kâhinlerin mütevâtir şehâdâtı
ve Şakk-ı Kamer gibi binler mu'cizâtının delâlâtı
ve Şeriatın hakkâniyeti ile teyid ve tasdik ettikleri gibi,

zâtında gayet kemâldeki ahlâk-ı hamîdesi
ve vazifesinde nihayet hüsnündeki secâyâ-i gâliyesi
ve kemâl-i emniyeti ve
kuvvet-i imânını
ve gayet itminânını

ve nihayet vüsûkunu gösteren fevkalâde takvâsı,
fevkalâde ubûdiyeti,
fevkalâde ciddiyeti,
fevkalâde metâneti;
dâvâsında nihayet derecede sâdık olduğunu güneş gibi âşikâre gösteriyor.


Eğer istersen gel,
Asr-ı Saadete,
Cezîretü'l-Araba gideriz.
Hayalen olsun onu vazife başında görüp ziyâret ederiz.
İşte bak:

Hüsn-ü sîret ve cemâl-i sûret ile
mümtaz bir zâtı görüyoruz ki,

elinde mu'ciznümâ bir kitap,
lisânında hakâikâşinâ bir hitâb,
bütün benîâdem'e,
belki cin ve inse ve meleğe,
belki bütün mevcudâta karşı bir hutbe-i ezeliyeyi tebliğ ediyor.

Sırr-ı hilkat-i âlem olan
muammâ-i acîbânesini hall ve şerh edip
ve sırr-ı kâinat olan tılsım-ı muğlâkını
feth ve keşfederek,
bütün mevcudâttan sorulan,
bütün ukûlü hayret içinde meşgul eden
üç müşkül ve müthiş suâl-i azîm olan

"Necisin? Nereden geliyorsun? Nereye gidiyorsun?"

suâllerine muknî, makbul cevap verir.


Bak,
öyle bir ziyâ-i hakikat neşreder ki,
eğer onun o nurânî daire-i hakikat-i irşâdından
hariç bir sûrette kâinata baksan,
elbette kâinatın şeklini
bir mâtemhâne-i umumi hükmünde
ve mevcudâtı birbirine ecnebî,
belki düşman ve câmidâtı dehşetli cenazeler
ve bütün zevi'l-hayatı zevâl ve firâkın sillesiyle
ağlayan yetimler hükmünde görürsün.

Şimdi bak,
onun neşrettiği nur ile,
mâtemhâne-i umumi,
şevk u cezbe içinde bir zikirhâneye inkılâb etti.
O ecnebî,
düşman mevcudât,
birer dost ve kardeş şekline girdi.
O câmidât-ı meyyite-i sâmite,
birer mûnis memur,
birer musahhar hizmetkâr vaziyetini aldı.
Ve o ağlayıcı ve şekvâ edici,
kimsesiz yetimler,
birer tesbih içinde zâkir
veya vazife paydosundan şâkir sûretine girdi.


Hem o nur ile;
kâinattaki harekât, tenevvüât, tebeddülât, tegayyürât, mânâsızlıktan ve abesiyetten
ve tesadüf oyuncaklığından çıkıp,

birer mektubât-ı Rabbâniye,
birer sahife-i âyât-ı tekviniye,
birer merâyâ-i esmâ-i İlâhiye
ve âlem dahi birer kitâb-ı hikmet-i Samedâniye
mertebesine çıktılar.

Hem,
insanı bütün hayvanâtın mâdununa düşüren
hadsiz zaaf ve aczi,
fakr ve ihtiyacâtı
ve bütün hayvanlardan daha bedbaht eden,
vâsıta-i nakl-i hüzün ve elem ve gam olan aklı
o nur ile nurlandığı vakit,

insan bütün hayvanât,
bütün mahlûkat üstüne çıkar.
O nurlanmış acz, fakr,
akılla niyaz ile nâzenin bir sultan
ve fîzâr ile nazdar bir halîfe-i zemin olur.

Demek, o nur olmazsa,
kâinat da, insan da, hattâ herşey dahi hiçe iner.
Evet, elbette böyle bedî bir kâinatta,
böyle bir zât lâzımdır;
yoksa, kâinat ve eflâk olmamalıdır.
__________________
http://leys.blogcu.com/
eski 24.03.2007, 11:41 leys isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #12
leys isimli üye'ye teşekkür edenler
TECRÜBELİ ÜYE
(Konuyu Başlatan)
 
leys - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 976


Yarışma Puanı: 310
Teşekkür etti: 2.145
Teşekkür aldı: 759 konuda 2.617 kere
leys - MSN üzeri Mesaj gönder
İşte, bak:
Şu cezîre-i vâsiada
vahşî ve âdetlerine mutaassıb
ve inadcı muhtelif akvâmı,
ne çabuk âdât ve ahlâk-ı seyyie-i vahşiyânelerini
def'aten kal' ve ref' ederek
bütün ahlâk-ı hasene ile teçhiz edip
bütün âleme muallim
ve medenî ümeme üstad eyledi.


Bak, değil zâhirî bir tasallut,
belki akılları, ruhları, kalbleri, nefisleri feth ve teshîr ediyor. Mahbub-u kulûb,
muallim-i ukûl,
mürebbî-i nüfûs,
sultan-ı ervâh oldu.

Bilirsin ki sigara gibi küçük bir âdeti,
küçük bir kavimde büyük bir hâkim,
büyük bir himmetle ancak dâimî kaldırabilir.

Halbuki, bak, bu zât büyük ve çok âdetleri,
hem inadcı, mutaassıb büyük kavimlerden
zâhirî küçük bir kuvvetle,
küçük bir himmetle,
az bir zamanda ref' edip,
yerlerine öyle secâyâ-i âliyeyi ki,
dem ve damarlarına karışmış derecede sabit olarak
-vaz' ve tespit eyliyor.

Bunun gibi daha pek hârika icraatı yapıyor.

İşte, şu Asr-ı Saadeti görmeyenlere
Cezîretü'l-Arabı gözlerine sokuyoruz.
Haydi yüzer feylesofu alsınlar,
oraya gitsinler, yüz sene çalışsınlar.
O zâtın, o zamana nispeten
bir senede yaptığının yüzden birisini,
acaba yapabilirler mi?


Hem, bilirsin,
küçük bir adam,
küçük bir haysiyetle,
küçük bir cemaatte,
küçük bir meselede,
münâzaralı bir dâvâda
hicabsız, pervâsız, küçük fakat hacâletâver bir yalanı,
düşmanları yanında,
hilesini hissettirmeyecek derecede
teessür ve telâş göstermeden söyleyemez.

Şimdi bak bu zâta:

Pek büyük bir vazifede,
pek büyük bir vazifedar;
pek büyük bir haysiyetle,
pek büyük emniyete muhtaç bir halde,
pek büyük bir cemaatte,
pek büyük husûmet karşısında,
pek büyük meselelerde,
pek büyük dâvâda,
pek büyük bir serbestiyetle,
bilâpervâ, bilâtereddüt, bilâhicab, telâşsız, samimi bir safvetle, büyük bir ciddiyetle,
hasımlarının damarlarına dokunduracak
şedid, ulvî bir sûrette söylediği sözlerinde
hiç hilâf bulunabilir mi?
Hiç hile karışması mümkün müdür? Kellâ!


" O Ancak kendisine vahyolunanı söyler. (Necm Sûresi: 4) "
Evet, hak aldatmaz,
hakikatbîn aldanmaz.


Hak olan mesleği hileden müstağnîdir;
hakikatbînin gözüne hayalin ne haddi var ki hakikat görünsün, aldatsın.
__________________
http://leys.blogcu.com/
eski 26.03.2007, 08:25 leys isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #13
leys isimli üye'ye teşekkür edenler
.
 
monaroza - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 12.308


Yarışma Puanı: 380
Teşekkür etti: 19.509
Teşekkür aldı: 8.571 konuda 26.758 kere


O’NU ANLATMAYA GÜÇ YETER Mİ?..


O, iki cihanın Güneşi, insanlığa rahmet olarak gönderilen, Nebiler Nebisi...

Örnek insan, ahlâk ve fazilet timsali, ÇÖLE inen NURU bütün cihana yayarak, gerçek inkılabı meydana getiren, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Sallallahu Aleyhi Vesellemi anlatmaya güç yeter mi?..

Kalemler O’nu yazabilir mi?..

Denizler mürekkep olsa, O’nu anlatmaya kifayet eder mi?..


“Âlemlere Rahmet diye geldi O,

Aşkı ile gönülleri deldi O,

Cennet bile cemaline âşıktı,

Allah’ın sevdiği bir güzeldi O..” diyen Şâiri’in de gücü yetmez..


Gönlündeki iman balını, aşk peteğine damla damla akıtarak, gözyaşlarını O’nun için sel haline getiren gönül sultanları ile, bütün âşıkların da gücü yetmez..


Gönüller Sultanı Hz. Mevlânâ’nın:

“O’nun vasıflarının şerhini, eğer ben devamlı, durmadan söylesem yüzlerce kıyamet geçer de O yine bitmez..” dediği gibi;

“Ben lûtuf kevserinden su bekleyen kuzuyum

Hz. Muhammed’in ayağının tozuyum..” diyebilenlerin de gücü yetmez..


O’nu, O Varlık güzelliğini, Allah sevgilisini hakkıyla anlatmak; insan diline nasip olmamıştır..

Bugünün şaşkın insanı; O’nu bilememenin, sünnetine sarılamamanın ve layıkınca sevememenin ızdırabı içinde kıvranıyor..

İnsanlık âlemi ve dünya;

O’nu tanımadıkça,

O’nun izinden gitmedikçe,

O’nun hadis ve sünnetlerine sarılmadıkça selâmete eremez, kurtulamaz..

O’nun lütufla baktığı gönüllerde açan irfan çiçekleri, nuruna pervane olanlar, ruhuyla arşa uçanlar, Risaleti ile gönülleri aydınlananlar müstesna..


O, Cenab-ı Muhammed varlığın birtanesi,

İşte güneş, ay- yıldız; Nurunun pervanesi...


O, Kevser çeşmelerinin mâliki ve ilâhî hitabın mazharı..


O, Varlığın sebebi olan tek Peygamber.. Ahirzaman Peygamberi..

O, Her derdin, dertlinin dermanı.. Her hastalığın ve hastanın gönlüne merhem..


O, “Ki o yüzden varız.” Saadetler alemine, ebediyet mutluluğuna gerçek teslimiyete, Hakk’a giden tek yolun müjdecisi Rahmet Kapısı..


O, Hayat ağacının keremiyle yeşerdiği iki cihan güneşi..


O, Hakta, adalette, merhamette, insanlıkta, yemede, içmede, oturup kalkmada, işte, güçte, devlet başında, vazifede, liderlikte ve hayatın akla gelen her şûbesinde TEK ÖNDER VE TEK İNSAN..




O, İlmin yaptığı tarifle;

“Beşerdir, fakat bütün yartılmışların EN HAYIRLISI VE EN EFDALİDİR”

mazhariyetine nail olmuş ÖRNEK İNSAN..


O, Küfür ve vahşet zindanlarında körleşen kalpleri aydınlatan NUR..

O, Güzelliklerde, sevgilerde, ilimlerde, şefkat ve merhametlerde

ÖRNEK ALINACAK TEK İNSAN.. TEK BİR NEFES..


O, Sadece bir istasyon durağı mesafesindeki dünya hayatı için yegâne halâskar, ahirette en büyük şefaatçimiz..


O, Âlemlerin Rabbi’nin EN SEVGİLİSİ..

O, Tek kurtarıcımız..


O, “Âyinedir bu âlem, herşey Hakk ile kâim,

Mir’atı Muhammed’den Allah görünür dâim.” Diyen âşıkların muhabbet saltanatı aynası olmuştur..


“O öyle bir insan ki, ondan daha keremlisini yaratmadım ve gökleri yerleri halketmeden O’nun adını kendi ismimle yanyana arş üstüne yazdım.. O’nun ümmeti cennete girmeden, cenneti başka ümmetlere haram kıldım..”

İşte O..

Bizim Peygamberimiz.. Ahmed-i Muhtar Efendimiz..

Balıkların suyu sevdiği gibi, biz de O’nu seviyor muyuz acaba?..


Yaratılmışların en hayırlısı, Peygamber Efendimiz Hazeti Muhammed Sallallahu Aleyhi Vesellem için duygularımızı dile geitrdiğimiz şu âciz yazımızda salat ve selam O’na olsun...

Gül vadinde bir diken, aşkınla ve sevginle yanan gönüllerde bir ışık, hakikat elmaslarında küçük bir taş parçası, kapında bir dilenci olabilme pâyesi verirsen razı olurum..


“Sevdim seni ben âleme Rahmet diye sevdim,

Bir benzeri yok, Cenab-ı Ahmed diye sevdim.”


Yalvarışımı kabul eyle!..

Şefaat mumunu yak Ya Resûlullah!..

Yak ki, aciz kalemimi aradan kaldırarak o muma atılayım..

Ömür ırmağımı senin saadet havuzuna akıtayım..

Beni kabul eder misin Ya Resûlullah?..

SEN OLMADAN O’NA (CC) VARILIR MI YA RESULLULLAH?..

İLHAN YARDIMCI
__________________
“Dilin salavat getiriyor durmadan..Ama, Mustafa’nın temizliğinden ne haber?"


http://yurekyanginlari.blogcu.com/
eski 27.03.2007, 00:44 monaroza isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #14
monaroza isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
.
 
monaroza - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 12.308


Yarışma Puanı: 380
Teşekkür etti: 19.509
Teşekkür aldı: 8.571 konuda 26.758 kere


“Yağmur; seni bekleyen bir taş da ben olsaydım

Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım

Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım

Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım

Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım

Bahira’da süzülen bir yaş da ben olsaydım

Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım

Senin için görülen bir düş de ben olsaydım

Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım

Senin visâlinle bir gülmüş de ben olsaydım

Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım

Damar damar seninle, hep seninle olsaydım

Bâtılı yıkmak için kuşandığın kılıcın

Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım.”

Nurullah Genç
__________________
“Dilin salavat getiriyor durmadan..Ama, Mustafa’nın temizliğinden ne haber?"


http://yurekyanginlari.blogcu.com/
eski 27.03.2007, 00:47 monaroza isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #15
monaroza isimli üye'ye teşekkür edenler
TECRÜBELİ ÜYE
(Konuyu Başlatan)
 
leys - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 976


Yarışma Puanı: 310
Teşekkür etti: 2.145
Teşekkür aldı: 759 konuda 2.617 kere
leys - MSN üzeri Mesaj gönder
İşte, bak:
O zât öyle bir salât-ı kübrâda duâ ediyor ki,
güyâ şu cezîre, belki arz,
onun azametli namazıyla namaz kılar, niyaz eder.

Bak, hem öyle bir cemaat-i uzmâda niyaz ediyor ki,
güyâ benîâdem'in zaman-ı Âdem'den asrımıza,
Kıyâmete kadar bütün nurânî kâmil insanlar,
ona ittibâ ile iktidâ edip duâsına âmin diyorlar.

Hem bak,
öyle bir hâcet-i âmme için duâ ediyor ki,
değil ehl-i arz,
belki ehl-i semâvât,
belki bütün mevcudât,
niyazına, "Evet, yâ Rabbenâ, ver, biz dahi istiyoruz" deyip iştirak ediyorlar.

Hem öyle fakirâne,
öyle hazinâne,
öyle mahbubâne,
öyle müştâkâne,
öyle tazarrûkârâne niyaz ediyor ki,
bütün kâinatı ağlattırıyor, duâsına iştirak ettiriyor.

Bak,
hem öyle bir maksad,
öyle bir gâye için duâ ediyor ki,
insanı ve âlemi,
belki bütün mahlûkatı
esfel-i sâfilînden, sukuttan, kıymetsizlikten, faydasızlıktan
âlâ-yı illiyyîne, yani kıymete, bekâya, ulvî vazifeye çıkarıyor.

Bak,
hem öyle yüksek bir fîzâr-ı istimdâdkârâne
ve öyle tatlı bir niyaz-ı istirhamkârâne ile istiyor, yalvarıyor ki, güyâ bütün mevcudâta ve semâvâta ve Arşa işittirip,
vecde getirip, duâsına "Âmin, Allahümme âmin" dedirtiyor.

Bak,
hem öyle Semî, Kerîm bir Kadîr'den,
öyle Basîr, Rahîm bir Alîm'den hâcetini istiyor ki,
bilmüşâhede en hafî bir zîhayatın en hafî bir hâcetini,
bir niyazını görür, işitir, kabul eder, merhamet eder.
Çünkü,
istediğini-velev lisân-ı hal ile olsun-verir
ve öyle bir sûret-i Hakîmâne, Basîrâne, Rahîmânede verir ki, şüphe bırakmaz,
bu terbiye ve tedbîr, öyle bir Semî ve Basîr ve öyle bir Kerîm ve Rahîm'e hastır.

Acaba
bütün efâzıl-ı benî Âdem'i arkasına alıp,
arz üstünde durup,
Arş-ı Âzama müteveccihen el kaldırıp
duâ eden şu şeref-i nev-i insan
ve ferîd-i kevn ü zaman
ve bihakkın Fahr-i Kâinat ne istiyor?

Bak, dinle;
saadet-i ebediye istiyor,
bekâ istiyor,
likâ istiyor,
Cennet istiyor.
Hem, merayâ-i mevcudâtta ahkâmını
ve cemâllerini gösteren
bütün esmâ-i kudsiye-i İlâhiye ile beraber istiyor.

Hattâ,
eğer rahmet, inâyet, hikmet, adâlet gibi,
hesabsız o matlûbun esbâb-ı mûcibesi olmasa idi,
şu zâtın tek duâsı,
baharımızın icadı kadar kudretine hafif gelen
şu Cennetin binâsına sebebiyet verecekti.

Evet,
nasıl ki onun risâleti
şu dâr-ı imtihanın açılmasına sebebiyet verdi;
öyle de,
onun ubûdiyeti dahi,
öteki dârın açılmasına sebeptir.
Acaba ehl-i akıl ve tahkike

"İmkân dairesi dahilinde, şu andaki durumdan daha güzel yoktur."

dediren şu meşhud intizam-ı fâik,
şu rahmet içinde kusursuz hüsn-ü san'at
ve misilsiz cemâl-i Rubûbiyet,
hiç böyle bir çirkinliği,
böyle bir merhametsizliği,
böyle bir intizamsızlığı kabul eder mi ki,
en cüz'î, en ehemmiyetsiz arzuları, sesleri ehemmiyetle işitip
ifâ etsin,
en ehemmiyetli, en lüzumlu arzuları ehemmiyetsiz görüp işitmesin, anlamasın, yapmasın?
Hâşâ ve kellâ, yüz bin defa hâşâ;

böyle bir cemâl, böyle bir çirkinliği kabul etmez, çirkin olmaz.

Şimdi, gel,
üstünde döneceğimiz her asra birer birer bakacağız.

Bak, nasıl her asır,
o şems-i hidâyetten aldıkları feyiz ile çiçek açmışlar;

Ebû Hanife, Şâfiî, Bâyezid-i Bistâmî, Şâh-ı Geylânî, Şâh-ı Nakşibend, İmâm-ı Gazâlî, İmâm-ı Rabbânî gibi milyonlar münevver meyveler veriyor.
__________________
http://leys.blogcu.com/
eski 29.03.2007, 10:58 leys isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #16
leys isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
TECRÜBELİ ÜYE
(Konuyu Başlatan)
 
leys - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 976


Yarışma Puanı: 310
Teşekkür etti: 2.145
Teşekkür aldı: 759 konuda 2.617 kere
leys - MSN üzeri Mesaj gönder
BU PARÇA ALTUN VE ELMAS İLE YAZILSA LİYAKATI VAR.


Evet sâbıkan bahsi geçmiş:

Avucunda küçük taşların zikir ve tesbih etmesi;

[وَمَا رَمَيْتَ اِذْ رَمَيْتَ] sırrıyla aynı avucunda, küçücük taş ve toprak, düşmana top ve gülle hükmünde onları inhizama sevketmesi;

[وَ انْشَقَّ الْقَمَرُ] nassı ile aynı avucunun parmağıyla Kamer'i iki parça etmesi;

ve aynı el, çeşme gibi on parmağından suyun akması ve bir orduya içirmesi;

ve aynı el, hastalara ve yaralılara şifa olması,
elbette o mübarek el,
ne kadar hârika bir mu'cize-i kudret-i İlahiye olduğunu gösterir.

Güya ahbab içinde o elin avucu küçük bir zikirhane-i Sübhanîdir ki,

küçücük taşlar dahi içine girse, zikir ve tesbih ederler.

Ve a'daya karşı küçücük bir cephane-i Rabbanîdir ki;

içine taş ve toprak girse, gülle ve bomba olur.

Ve yaralılar ve hastalara karşı küçücük bir eczahane-i Rahmanîdir ki, hangi derde temas etse derman olur.

Ve celal ile kalktığı vakit,

Kamer'i parçalayıp Kab-ı Kavseyn şeklini verir;

ve cemal ile döndüğü vakit,

âb-ı kevser akıtan on musluklu bir çeşme-i rahmet hükmüne girer.

Acaba böyle bir zâtın bir tek eli,

böyle acib mu'cizata mazhar ve medar olsa;

o zâtın Hâlık-ı Kâinat yanında ne kadar makbul olduğu

ve davasında ne kadar sadık bulunduğu

ve o el ile biat edenler, ne kadar bahtiyar olacakları,

bedahet derecesinde anlaşılmaz mı?..
__________________
http://leys.blogcu.com/
eski 30.03.2007, 08:27 leys isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #17
leys isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
Cevapla

Yer imleri

Seçenekler

Yetkileriniz
Es ist Ihnen nicht erlaubt, neue Themen zu verfassen.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, auf Beiträge zu antworten.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, Anhänge hochzuladen.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, Ihre Beiträge zu bearbeiten.

BB-Code ist Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı



Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 16:11 .