Üye Albümlerinden |
Üye albümlerinden en son eklenen resimler:
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
|
|
|
 |
|
|
TECRÜBELİ ÜYE
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 976
Yarışma Puanı: 310
Teşekkür etti: 2.145
Teşekkür aldı: 759 konuda 2.617 kere
|
Senin İçin Ya Rasulallah.. Mevlidin Evvelinden..
Esmâ-ül Nebi
Peygamberimizi (s.a.v) Mübârek İsimleri ve Mânâları
Abdullah: Allah'ın kulu Âbid . Kulluk eden, ibadet eden Âdil Adaletli
Ahmed : En çok övülmüş, sevilmiş
Ahsen : En güzel
Alî : Çok yüce
Âlim : Bilgin, bilen
Allâme : Çok bilen
Âmil : İş ve aksiyon sahibi
Aziz : Çok yüce, çok şerefli olan
Beşir : Müjdeleyici
Burhan : Sağlam delil
Cebbâr : Kahredici, gâlip
Cevâd : Cömert
Ecved : En iyi, en cömert
Ekrem : En şerefli
Emin : Doğru ve güvenilir kimse
Fadlullah : Allah'ın ihsânı, fazlına ulaşan
Fâruk: Hakkı ve bâtılı ayıran
Fettâh : Yoldaki engelleri kaldıran
Gâlip: Hâkim ve üstün olan
Ganî : Zengin
Habib : Sevgili, çok sevilen
Hâdi : Doğru yola götüren
Hâfız : Muhafaza edici
Halîl : Dost
Halîm : Yumuşak huylu
Hâlis : Saf, temiz
Hâmid : Hamd edici, övücü
Hammâd : Çok hamdeden
Hanîf : Hakikate sımsıkı sarılan
Kamer : Ay
Kayyim: Görüp, gözeten
Kerîm : Çok cömert, çok şerefli
Mâcid : Yüce ve şerefli
Mahmûd : Övülen
Mansûr : Zafere kavuşturulmuş
Mâsum : Suçsuz, günahsız
Medenî : Şehirli, bilgilive görgülü
Mehdî : Hidayet eden
Mekkî : Mekkeli
Merhûm : Rahmetle bezenmiş
Mes'ûd : Mutlu
Metîn : Çok sağlam ve güçlü
Muallim : Öğretici
Muktedâ : Peşinden gidilen
Mübârek : Uğurlu, hayırlı, bereketli
Müctebâ : Seçilmiş
Mükerrem : Şerefli, yüce
Müktefî : İktifâ eden, yetinen
Münîr : Nurlandıran, aydınlatan
Mürsel :Elçilikle görevlendirilmiş
Mürtezâ : Beğenilmiş, seçilmiş
Muslih : Islah edeci, düzene koyucu
Mustafa : Çok arınmış
Müstakîm : Doğru yolda olan
Mutî : Hakka itaat eden
Mu'ti : Veren ihsân eden
Muzaffer : Zafer kazanan, üstün olan
Müşâvir : Kendisine danışılan
Nakî : Çok temiz
Nakîb : Halkın iyisi, en seçkini
Nâsih : Öğüt veren
Nâtık :Konuşan, nutuk veren
Nebî : Peygamber
Neciyullah : Allah' ın sırdaşı
Necm : Yıldız
Nesîb : Asil, temiz soydan gelen
Nezîr: Uyarıcı, korkutucu
Nimet : İyilik, dirlik ve mutluluk
Nûr : Işık, aydınlık
Râfi : Yükselten
Râgıb : Rağbet eden, isteyen
Rahîm : Mü'minleri çok seven
Râzî : Kabul eden, hoşnut olan
Resûl : Elçi
Reşîd : Akıllı, olgun, iyi yola götürücü
Saîd : Mutlu
Sâbir : Sabreden
Sâdullah : Allah' ın mübârek kulu
Sâdık : Doğru olan, gerçekci
Saffet : Arınmış, seçkin kişi
Sâhib : Mâlik, arkadaş,sohbet edici
Sâlih : İyi ve güzel huylu
Selâm : Noksan ve ayıptan emin olan
Seyfullah : Allah' ın kılıcı
Seyyid : Efendi
Şâfi : Şefaat edici
Şâkir : Şükredici
Tâhâ : Kur'ân-ı Kerîm' deki ismi
Tâhir : Çok temiz
Takî : Haramlardan kaçınan
Tayyib : Helal, temiz, güzel, hoş
Vâfi : Sözünde duran
Vâiz : Nasihat eden
Vâsıl : Kulu Rabb'ine ulaştıran
Yâsîn : İnsan-ı kâmil
Zâhid: Mâsivadan yüz çeviren
Zâkir : Allah' ı çok anan
Kaynaklar: Mevâhib-i Ledünniye
|

14.03.2007, 17:05
|
|
leys isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
|
|
|
TECRÜBELİ ÜYE
(Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 976
Yarışma Puanı: 310
Teşekkür etti: 2.145
Teşekkür aldı: 759 konuda 2.617 kere
|
Hakikat-i Muhammediyye (asm):
Tasavvufi anlayışa göre,
Allah’tan başka hiçbir şey yokken
ilk defa hakikat-i Muhammediye var olmuş,
bütün yaratıklar bu hakikatten ve onun için halk edilmiştir.
Alemin var olma sebebi, maddesi ve gayesi bu hakikattir.
Tasavvuftaki ilk yaratılışa dair bu bilgiler,
Risale-i Nur’daki bilgilerle büyük benzerlikler göstermektedir.
İlk yaratılan Hz. Peygamberin temsil ettiği nübüvvet nurudur.
Kainat onun nurundan yaratılmıştır.
Varlığın mebde ve müntehası Hz. Muhammed (s.a.v.)’dir.
“Hem o melek, cin ve beşerin seyyidi olan zat,
şu kâinat ağacının en münevver ve mükemmel meyvesi
ve rahmet-i İlâhiyenin timsali
ve muhabbet-i Rabbâniyenin misali
ve Hakkın en münevver bürhanı
ve hakikatin en parlak sirâcı
ve tılsım-ı kâinatın miftahı
ve muammâ-yı hilkatin keşşafı
ve hikmet-i âlemin şârihi
ve saltanat-ı İlâhiyenin dellâlı
ve mehâsin-i san'at-ı Rabbâniyenin vassâfı;
ve câmiiyet-i istidat cihetiyle, o zat mevcudattaki kemâlâtın en mükemmel enmuzecidir.
Öyleyse, o zâtın şu evsâfı ve şahsiyet-i mâneviyesi işaret eder, belki gösterir ki,
o zat kâinatın illet-i gaiyesidir.
Yani,
"O zâta şu kâinatın Hâlıkı bakmış, kâinatı halk etmiştir.
Eğer onu icad etmeseydi, kâinatı dahi icad etmezdi" denilebilir.
Evet, cin ve inse getirdiği hakaik-i Kur'âniye
ve envâr-ı imaniye
ve zâtında görünen ahlâk-ı âliye
ve kemâlât-ı sâmiye, şu hakikate şahid-i kat'idir.”
|

15.03.2007, 16:18
|
|
leys isimli üye'ye teşekkür edenler
|
|
|
TECRÜBELİ ÜYE
(Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 976
Yarışma Puanı: 310
Teşekkür etti: 2.145
Teşekkür aldı: 759 konuda 2.617 kere
|
"Levlake” hadisi:
“Tasavvufta sık sık kullanılan ve kutsi hadis olarak da rivayet edilen,
‘Sen olmasaydın ben kainatı yaratmazdım’ (Levlake...)
(Acluni, II: 164; Hakim el Müstedrek, II: 615) ifadesiyle”
varlığın Hz. Muhammed için yaratıldığı anlatılır.
Risale-i Nur’un birçok yerinde de
bu hadis nazarlara sunularak
kainatın yaratılış sebebi olarak
Hz. Muhammed (s.a.v.) gösterilir.
Hatta, Emirdağ Lahikasındaki bir mektupta,
“Levlake...” hadis-i kutsisine dair yazılan
“Bu hitap zahiren Hz. Peygamber Aleyhissalatü Vesselama müteveccih ise de, zımnen hayata ve zevil hayata racidir”
şeklindeki bilgiyi Bediüzzaman tadile muhtaç görür
ve şöyle izah getirir.
“Çünkü külli hakikat-ı Muhammediye (a.s.m.)
hem hayatın hayatı,
hem kainatın hayatı,
hem İsm-i Azam’ın tecelli-i azamının mazharı
ve bütün ziruhların nuru
ve kainatın çekirdek-i aslisi
ve gaye-i hilkati
ve meyve-i ekmeli olmasından,
o hitap, doğrudan doğruya ona bakar.
Sonra hayata ve şuura ve ubudiyete onun hesabına nazar eder.”
|

15.03.2007, 16:21
|
|
leys isimli üye'ye teşekkür edenler
|
|
|
TECRÜBELİ ÜYE
(Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 976
Yarışma Puanı: 310
Teşekkür etti: 2.145
Teşekkür aldı: 759 konuda 2.617 kere
|
Çekirdek ve Meyve
Tasavvufi anlayışta,
“Rasül-i Ekrem’in ruhu ve nuru
bütün insanlardan,
peygamberlerden,
hatta meleklerden önce
var olduğundan
Peygamber insanlığın manevi babasıdır.
Hz. Adem insanların maddeten babası (ebul beşer)
Hz. Peygamber ruhların babası” olduğu söylenir.
Risale-i Nur’da da Hz. Peygamber,
yaratılmışların çekirdeği
ve en mükemmel meyvesi olarak ifade edilir.
Bu hakikat aşağıdaki alıntıda şöyle izah edilir:
“Ve herhalde,
zîhayat içinde o fert zîşuurdan olacaktır.
Çünkü, zîhayatın envâı içinde en mükemmeli zîşuurdur.
Ve herhalde,
o ferd-i ferid, insandan olacaktır.
Çünkü, zîşuur içinde hadsiz terakkiyâta müstaid, insandır.
Ve insanlar içinde,
herhalde o fert Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm olacaktır.
Çünkü, zaman-ı Âdem'den şimdiye kadar hiçbir tarih,
onun gibi bir ferdi gösteremiyor ve gösteremez.
Zira, o zat, küre-i arzın yarısını
ve nev-i beşerin beşten birisini
saltanat-ı mâneviyesi altına alarak,
bin üç yüz elli sene kemâl-i haşmetle
saltanat-ı mâneviyesini devam ettirip,
bütün ehl-i kemâle,
bütün envâ-ı hakaikte
bir üstâd-ı küll hükmüne geçmiş.
Dost ve düşmanın ittifakıyla,
ahlâk-ı hasenenin en yüksek derecesine sahip olmuş;
bidâyet-i emrinde,
tek başıyla bütün dünyaya meydan okumuş;
her dakikada yüz milyondan ziyade insanların vird-i zebânı olan Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânı göstermiş bir zat,
ondan başkası olamaz.
Bu âlemin hem çekirdeği, hem meyvesi odur.”
“Evet, nasıl ki hayat bu kâinattan süzülmüş bir hülâsadır.
Ve şuur ve his dahi hayattan süzülmüş,
hayatın bir hülâsasıdır.
Akıl dahi şuurdan ve histen süzülmüş,
şuurun bir hülâsasıdır.
Ve ruh dahi,
hayatın hâlis ve sâfi bir cevheri
ve sabit ve müstakil zâtıdır.
Öyle de,
maddî ve mânevî hayat-ı Muhammediye (a.s.m.) dahi,
hayat ve ruh-u kâinattan süzülmüş hülâsatü'l-hülâsadır
ve risalet-i Muhammediye dahi (a.s.m.),
kâinatın his ve şuur ve aklından süzülmüş en sâfi hülâsasıdır. Belki maddî ve mânevî hayat-ı Muhammediye (a.s.m.),
âsârının şehadetiyle,
hayat-ı kâinatın hayatıdır.
Ve risalet-i Muhammediye (a.s.m.),
şuur-u kâinatın şuurudur ve nurudur.
Ve vahy-i Kur'ân dahi,
hayattar hakaikinin şehadetiyle,
hayat-ı kâinatın ruhudur ve şuur-u kâinatın aklıdır.
Evet, evet, evet!
Eğer kâinattan risalet-i Muhammediyenin (a.s.m.)
nuru çıksa, gitse,
kâinat vefat edecek.
Eğer Kur'ân gitse,
kâinat divane olacak
ve küre-i arz kafasını,
aklını kaybedecek,
belki şuursuz kalmış olan başını
bir seyyareye çarpacak,
bir kıyameti koparacak.
Şu gördüğün büyük âleme
büyük bir kitap nazarıyla bakılırsa,
Nur-u Muhammedî (sallallâhu aleyhi ve sellem)
o kitabın kâtibinin kaleminin mürekkebidir.
Eğer o âlem-i kebir,
bir şecere tahayyül edilirse,
Nur-ı Muhammedî
hem çekirdeği, hem semeresi olur.
Eğer dünya
mücessem bir zîhayat farz edilirse,
o nur onun ruhu olur.
Eğer büyük bir insan tasavvur edilirse,
o nur onun aklı olur.
Eğer pek güzel şaşaalı bir cennet bahçesi tahayyül edilirse,
Nur-ı Muhammedî onun andelîbi olur.
Eğer pek büyük bir saray farz edilirse,
Nur-ı Muhammedî o Sultan-ı Ezelî'nin makarr-ı saltanat (saltanat merkezi)
ve haşmeti
ve tecelliyat-ı cemaliyesiyle
âsâr-ı san'atını hâvi olan o yüksek saraya nâzır
ve münadi ve teşrifatçı olur.
Bütün insanları davet ediyor.
O sarayda bulunan bütün antika san'atları, hârikaları ve mucizeleri tarif ediyor.
Halkı o saray sahibine, sâniine iman etmek üzere câzibedar, hayret-efza davet ediyor.
Binaenaleyh İncil'de "Ahmed", Tevrat'ta "Ahyed" ve Kur’ân’da "Muhammed" ismiyle müsemma,
iki cihanın güneşidir.
İnsanlardan bir çekirdek var ki,
Cenâb-ı Hak şecere-i hilkati o çekirdekten inbat etmiştir.
O çekirdek de
ancak ve ancak
bütün ehl-i kemâlin
ve belki nev'-i beşerin nısfının ittifakıyla
efdal-ül halk, seyyid-ül enâm (herkesin efendisi) Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'dır.
Bu kâinat sahibinin
tezahür-ü rubûbiyetine
ve sermedî (ebedî) ulûhiyetine
ve nihayetsiz ihsanatına
küllî bir ubudiyet ve tanıttırmakla mukabele eden Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm,
bu kâinatta güneş lüzumu gibi elzemdir ki;
nev'-i beşerin üstad-ı ekberi ve büyük peygamberi
ve Fahr-i Âlem ve hakikat-ı Muhammediye (sallallâhu aleyhi ve sellem)
hem sebeb-i hilkat-i âlem,
hem neticesi
ve en mükemmel meyvesi olduğu gibi,
bu kâinatın hakikî kemalâtı
ve sermedî Cemîl-i Zülcelâl'in bâki âyineleri
ve sıfatlarının cilveleri
ve hikmetli ef'alinin vazifedar eserleri
ve çok manidar mektupları olması
ve bâki bir âlemi taşıması
ve bütün zîşuurların müştak oldukları
bir dâr-ı saadet ve âhireti netice vermesi gibi
hakikatları, hakikat-ı Muhammediye (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve Risalet-i Ahmediye (sallallâhu aleyhi ve sellem) ile tahakkuk ettiğinden,
nasıl bu kâinat O’nun risaletine gayet kuvvetli ve kat'î şehadet eder.
|

15.03.2007, 16:41
|
|
leys isimli üye'ye teşekkür edenler
|
|
|
TECRÜBELİ ÜYE
(Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 976
Yarışma Puanı: 310
Teşekkür etti: 2.145
Teşekkür aldı: 759 konuda 2.617 kere
|
F. Gülen Hocaefendi, bu konuda şunlara dikkat çeker:
Hakikat-ı Muhammediye (sallallâhu aleyhi ve sellem)
hem hayatın hayatı,
hem kâinatın hayatı,
hem İsm-i A'zam'ın tecelli-i a'zamının mazharı
ve bütün zîruhların nuru
ve kâinatın çekirdek-i aslîsi
ve gaye-i hilkati
ve meyve-i ekmeli olmasından,
o hitap doğrudan doğruya O’na bakar.
Sonra hayata ve şuura ve ubudiyete O’nun hesabına nazar eder.
Efendimiz’in temsil ettiği bir Hakikat-ı Ahmediye var,
bir de Hakikat-ı Muhammediye var.
Dünyayı teşriflerinden önce O,
Hakikat-ı Ahmediyesi ile vardır
ve Kâ’be hakikatı ile tev’emdir.
Bu sebeple O,
İncil’de Ahmed ismiyle anılmıştır;
Kur’an’da da geçtiği üzere, Hz. İsa (as) O’nu,
Ahmed ismiyle müjdelemiştir.
O, dünyayı teşrifleri ve risaletleriyle birlikte Hakikat-ı Muhammediye’yi temsil etmiştir.
Vefatından sonra da, yine Hakikat-ı Ahmediye’nin tecellisi söz konusudur.
Meselenin bir diğer yönü de şudur:
Hz. Peygamber'in (sav) risâlet ve nübüvveti temelde,
diğer bütün peygamberlerden önce idi.
Nitekim O, bir hadislerinde: "Allah'ın ilk yarattığı şey, benim nûrumdur" buyurmaktadır.
Diğer bir hadislerinde de; "Hz. Adem henüz çamur ve balçık arasında debelenirken, Ben peygamber idim" ferman etmektedir.
Demek ki, O'nun peygamber olarak planlanması, herkesten önceydi.
Bu mesele, tasavvufçularca "hakikat-ı Ahmediyye" ünvanıyla ele alınmış ve uzun uzun üzerinde durulmuştur.
Onların bu mevzudaki mülahazalarında, hakikat-ı Ahmediyye, aynı zamanda kainatın da hakikatı olarak işlenmiştir ki, bununla da, Hz. Peygamber'in (sav) büyüklüğü ve en büyük risâlete mazhariyeti anlatılmak istenmiştir.
Necip Fazıl, O’nu ifade için
“O ki, o yüzden varız” derdi.
Bu yaklaşım, hadis kriterleri açısından tenkid edilse de,
mânâsı doğru olan
“Sen olmasaydın, âlemleri yaratmazdım” hadis-i kudsîsinden mülhemdir.
Evet Allah, kâinatı O’nun için yaratmıştır.
Kâinat, Allah’ı anlatan bir kitapsa -ki, öyledir- bu kitabın tercümanı Hz. Muhammed (s.a.s)’dir.
O olmasaydı, kâinat kitabı okunamayan,
anlaşılamayan bir sır olarak kalacaktı.
Dolayısıyla onun içinde yaşayacak ama,
onunla Allah’ı tanıyamayacak
ve O’na ulaşamayacaktık.
Oysa ki, Allah, Kur’ân-ı Kerim’de beyan ettiği üzere,
varlığı, kendisine ibadet etsinler,
İbn Abbas’ın tefsirine göre de, kendisini tanısınlar diye yaratmıştır.
Bu itibarla denebilir ki,
Hz. Muhammed olmasaydı,
varlık bilinmeyecek
ve dolayısıyla Allah da tanınmayacaktı.
Öyle ise O’na varlığın ille-i gaiyesi,
yani,
yaratılış sebebi denebilir.
O’nu, kendinden önce gelen her peygamber,
misyonu ölçüsünde ve çerçevesinde anlatmış
ve haber vermiştir.
Meselâ,
Endülüslü büyük alim Kadı Iyaz’ın
Şifa-i Şerif’inde geçtiği üzere,
Hz. Âdem, kendisine yasaklanan meyveden yedikten sonra
Cenâb-ı Allah’a O’nu şefaatçi ederek yalvarmış;
“Muhammed hürmetine beni affet!” demiştir.
Cenâb-ı Allah’ın,
“Sen Muhammed’i nereden biliyorsun?”
sorusuna karşılık da,
“Ben, Cennet’in kapısında ‘Lâ ilâhe illallah, Muhammedün rasûlüllah’ yazısını gördüm.
İsmi, Senin İsm-i Şerifi’nin yanında anılan biri,
Sen’in yanında en kıymetli olmalıdır”
şeklinde cevap vermiştir.
En son Hz. İsa da O’ndan çok bahsetmiş, İncillerin eldeki nüshalarında
“Size daha çok söyleyeceklerim var;
fakat, şimdi siz bunları kaldıramazsınız.
Ben gideyim, ta ki, dünyanın Efendisi, gerçeğin ruhu,
hakkı bâtıldan ayıran Zât gelsin ve size bütün hakikatleri anlatsın” (Yuhanna, Bab 16/12-14) demiştir.
Hz. İsa, O’nu Ahmed olarak haber vermiştir.
İlâhî bir tevafuktur ki,
dedesi Abdülmüttalib,
“Gökte ve yerdekiler O’nu övsün”
diyerek, O’na Muhammed ismini koymuştur.
İmam-ı Rabbanî gibi büyük zatlar, önemle Hakikat-ı Ahmediye
ve Hakikat-ı Muhammediye üzerinde dururlar.
O, yeryüzüne gelmeden önce
“Hakikat-ı Ahmediye”nin sahibiydi.
Dolayısıyla Hz. İsa, O’nu Ahmed ismiyle müjdelemiştir.
Dünyadaki misyonu itibarıyla de
O “Hakikat-ı Muhammediye”yi temsil etmiştir.
Nebiler Serveri bu temsil sonunda Hakikat-ı Ahmediye’ye bi’l-fiil ulaşarak
veya Hakikat-ı Ahmediye’yi bilfiil gerçekleştirerek,
yine “Hz. Ahmed” ünvanıyla işaret buyurulan
varlığın ruhu olma âlemine dönmüştür.
O, en çok eza ve cefaya maruz bırakıldığı bir zamanda
Mirac’la şereflendirilmişti.
Bu, kâinat içinden kâinat ötesine yolculukla,
kendisine rehberlik eden Cibril’i bile
bir noktadan sonra geride bırakmış,
yoluna devam etmişti de,
kendisine “Top senin, çevkan senin bu gece” denmişti.
Mahzen-i Esrâr sahibi Nizamî’nin engin ve renkli ifadeleri içinde,
“Yıldızlar, yolunda kaldırım taşları gibi dizilmiş,
melekler kendisine teşrifatçılık yapmış,
yarım ay atının ayakları altında bir nal gibi kalmış,
Güneş O’nun ışık kaynağına sığınmıştı.”
O, Kur’ân’da ifade buyurulan
“Kâbe kavseyni ev ednâ”nın mânâsına göre,
imkânla vücub arası bir noktaya gelmişti.
Bu şu demekti:
Bir kere O da,
bir insandı ve yerdi, içerdi, uyurdu, sokaklarda dolaşırdı.
Fakat, Buseyrî’nin ifadesiyle,
“bir beşerdi, ama herhangi bir beşer gibi değildi;
taşlar arasında bir yakut gibiydi.”
Bunu avâmî bir benzetmeyle şöyle izah edebiliriz:
Meselâ;
Selimiye’nin önünden geçen herkes,
kendince, bir şeyler hisseder:
İyi ve zevk-i selim sahibi bir mimar,
ondaki sanat karşısında zevkten zevke girer.
Bir çoban da kendine göre onun karşısında bir şeyler hisseder.
Bir diğer misal verecek olursak,
mesela;
iyi gelişmiş damak zevki olanlar,
yemekleri çok iyi ayırırlar
ve onlar sıradan insanlardan farklıdırlar.
Bunun gibi, onun her şeyi hissedişi bir başka idi.
Dış görünümü ve yapısıyla bizim gibi bir beşer görünümündeydi ama bambaşka buudlarda yaşıyordu.
Namaza durunca bazen,
O’nun önünde cennet temessül eder,
ona doğru adım attığı olurdu.
Bazen de,
bir başka şeyin temessülü karşısında geri çekilirdi.
İşte, Mirac’la beşeriyetin en son sınırına varmıştı ki;
ondan sonra sonsuzluk başlıyordu.
Hiç bir şekilde Allah olunamayacağına göre,
şüphesiz o Allah değildi ve olamazdı da.
Bu yüzden, O’nun ulaştığı makama
“imkânla-vücub” arası mânâsına
“Kâb-ı kavseyni ev ednâ” dendi.
O makamdaki, durumu itibarıyla kelamcılar,
hadisçiler başka türlü değerlendirmelerde bulunsalar da,
sufîler,
O’nun Mirac’da zaman, mekân hususiyet ve kayıtlarından, müberra olarak Allah’ı gördüğünü söylerler.
İşte bu makamda iken bile O,
yeryüzüne aramıza geri dönmek istemiş ve dönmüştü.
Büyük velilerden Abdü’l-Kuddüs:
“Eğer ben, o makama varıp,
orada kalmak ile geriye dönmek arasında muhayyer bırakılsa idim, vallahi dönmez, orada kalırdım” der.
Ama O,
geri gelmiş ve kendilerinden eza-cefa gördüğü insanların arasına inerek, onları da, bizi de, kaybettiğimiz cennete taşımıştı.
Hiç olmazsa hepimizi o duyguya uyarmıştı.
Mevlâna’nın ifadesiyle, bir ayağı hakikatte, diğer ayağı da 72 milletin arasında, ömrünün bakiyesini, halkın içinde Hak’la beraber sürdürmüştü.
|

16.03.2007, 13:05
|
|
leys isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
|
|
|
.
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 12.308
Yarışma Puanı: 380
Teşekkür etti: 19.509
Teşekkür aldı: 8.571 konuda 26.758 kere
|
Allah razı olsun  Devam inşaAllah 
|

17.03.2007, 09:50
|
|
|
Tecrübeli Üye
Üyelik tarihi: 28.08.2006
Mesajlar: 252
Teşekkür etti: 19
Teşekkür aldı: 54 konuda 91 kere
|
Allah razı olsun..
__________________
"Göz kaptırdığım renkten, kulak verdiğim sesten,
Affet senden habersiz aldığım her nefesten..."
NFK
|

17.03.2007, 11:04
|
|
|
Hakkperest
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 4.873
Teşekkür etti: 10.550
Teşekkür aldı: 4.039 konuda 18.104 kere
|
O sallallahu aleyhi ve sellem, Rauf ve Rahîm olan'dir. 1.
Rasulu Muhterem aleyhisselam buyurdu ki:
Ben Muhammedim, Ahmedim, Mukaffîyim, Hâsirim; tevbenin Peygamberiyim ve rahmetin Peygamberiyim.
O sallallahu aleyhi ve sellem, Mukemmelin Kösetasi'dir.
Benimle Benden önce geçen peygamberlerin misali, bir takim evler insa eden, onlari iyi, güzel ve mükemmel yapan, ancak köselerinden bir kösesinde bir kerpiç yeri birakan bir adamin misali gibidir. Ki: Insanlar dolasmaya ve binayi begenmeye baslarlar. Hem suraya bir kerpiç koysan da binan tamam olsaydi ya derler. Muhammed ( sallallahu aleyhi ve selem ) der ki: Iste o kerpiç Benim.
O sallallahu aleyhi ve sellem, Taslarin Selama Durdugu'dur
Rasulu Muhterem sallallahu aleyhi ve sellem söyle buyurdu:
Ben Mekkede bir tas bilirim. Peygamber olarak gönderilmezden önce Bana selam veriyordu. Ben onu simdi (de) pek ala biliyorum.
O sallallahu aleyhi ve sellem, Insanlarin Efendisi'dir
Ben kiyamet gününde Adem ogullarinin efendisi, kendisinden ötürü ilk kabiri yarilan ve ilk sefaat isteyen ve kendisine ilk sefaat hakki verilen olacagim.
O sallallahu aleyhi ve sellem, Terinden Bereket Umulan'dir
Enes radiyallahu anh anlatiyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve selem yanimiza girdi. Ve kaylule uykusuna dalarak terledi. Annem bir kavanoz getirerek teri onun içine silmeye basladi. Derken Peygamber sallallahu aleyhi ve selem uyandi ve:
Ey Ummü Süleym bu yaptigin nedir? dedi. Annem:
Bu senin terindir, onu kokumuza katiyoruz; o kokularin en güzellerindendir. dedi. Baska rivayette:
Ya Rasulallah! Çocuklarimiz için bunun bereketini umuyoruz, dedi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve selem:
Isabet ettin! buyurdu.
O sallallahu aleyhi ve sellem, Abdest Suyu Sifa Olan'dir. Mühür Sahibi'dir.
Saib bin Yezid söyle anlatiyor: Teyzem beni Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem&e götürdü de:
Ya Rasulallah! Gerçekte kiz kardesimin oglu rahatsizdir, dedi. O da benim basimi sivazladi. Ve bana bereket duasinda bulundu. Sonra abdest aldi. Ve ben abdest suyundan içtim. Sonra ayakta durdum. Ve iki omzunun arasindaki çadir dügmesi gibi mührüne baktim.
O sallallahu aleyhi ve sellem, Emreden ve Yasaklayan'dir.
Ben size neyi yasak edersem ondan sakinin, neyi emredersem gücünüz yettigi kadar onu yapin. Sizden öncekileri ancak çok sualleri ve Peygamberleri üzerinde ihtilaflari helak etmistir.
O besere benzemez; beser cinsinden beser ustu, ustun bir beserdir. Yakut ta tastir; ama taslar arasinda kiymetli tastir.
Onu sair beser gibi göstermeye çalisip, Peygamber aleyhisselamin fazileti hususunda muslumanlarin kafasini karistirmaya çalisanlara veyl olsun!
Allahumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammed. Kad dâkat hîletunâ edriknâ yâ Râsûlallah.......
Bu babdaki hadisler, Sahih- Müslim Tercüme ve Serhi 10.cilt Kitab-us fedail (Ahmed Davudoglu Sönmez yayinlari)'ndan alinmistir.
1. Raûf ve Rahîm sifatlarinin ikisini birden Cenâb-i Hakk, Kur'ân-i Kerîm'de Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-'e lutfetmis, onu medh ü senâ sâninda Tevbe Sûresi'nin 128. âyetinde soyle ifâde buyurmustur:
Size icinizden oyle bir Rasûl geldi ki, sikintiya ugramaniz kendisine cok agir geliyor, saadetinizi cidden istiyor. Size düskün, mü'minlere Raûf (cok sefkatli) ve Rahîm (cok merhametli) dir.
|

17.03.2007, 14:34
|
|
Hak-dilaram isimli üye'ye teşekkür edenler
|
|
|
Hakkperest
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 4.873
Teşekkür etti: 10.550
Teşekkür aldı: 4.039 konuda 18.104 kere
|
O ( sallallahu aleyhi ve sellem ) ugruna günes hapsedilen. 1
O ( sallallahu aleyhi ve sellem ) Mubarek Parmaklarindan sular fiskiran ve sularin, duasi sayesinde çogaldigi. 2
O ( sallallahu aleyhi ve sellem ) mustecab dualari sayesinde yemekleri çogaltilan. 3
O ( sallallahu aleyhi ve sellem ) hak Peygamber olduguna agaçlarin sehadet ettigi ve yürüyemez kütüklerin davetine icabet ettikleri 4
O öyle bir O ki ( sallallahu aleyhi ve sellem ) sevgisi ve hasretinden hurma kütügü inledi, agladi 5
Onun'la ( sallallahu aleyhi ve sellem )cemadat konustu, Onun yedigi yemegin tesbihini ashab isitti. 6
O ( sallallahu aleyhi ve sellem ) daglarla konusan 7
O ( sallallahu aleyhi ve sellem ) hayvanlarla konusan 8
O ( sallallahu aleyhi ve sellem ) Allahin izniyle ölüleri dirilten. 9
O ( sallallahu aleyhi ve sellem ) henüz meme emen çocuklarla konusan ve Peygamberligini besiktekilerin tasdik ettigi. 10
O ( sallallahu aleyhi ve sellem ) hastalari ve sakatlari iyilestiren. 11
O ( sallallahu aleyhi ve sellem ) yaptigi bütün dualari kabul edilen. 12
O ( sallallahu aleyhi ve sellem ) neyi tuttuysa veya neye tesebbus ettiyse, ona gözleri çevirten. 13
O ( sallallahu aleyhi ve sellem ) neye Mubarek eliyle dokunduysa veya hangi agaci diktiyse onda bereketi çogalan. 14
O ( sallallahu aleyhi ve sellem ) Duasinin bereketiyle sütsüz koyunlarin sütünü getirten, çogaltan. 15
O ( sallallahu aleyhi ve sellem ) Allahin izniyle gaybe muttali olan. 16
O ( sallallahu aleyhi ve sellem ) Allah Celle Celaluhu'nun, düsmanlarindan korudugu. 17
O ( sallallahu aleyhi ve sellem ) Allah'in melekleriyle yardimci oldugu, cinlerin boyun egdigi. 18
O ( sallallahu aleyhi ve sellem ) dogdugu zaman, Basi yukariya dogru gözleri semaya bakar bir vaziyette dogan. Vilayeti aninda beraberinde bir nurun çiktigi yükseldigi görülen. 19
O ( sallallahu aleyhi ve sellem ) meleklerin gölgelendirdigi. 20
O ( sallallahu aleyhi ve sellem ) dünyaya inen en güzelin indigi . Kuran'in Peygamberi
1 Imam Tehavi, Ziyadetü-l-Megazi
2 Imam Buhari, Sahih, Imam Müslim Sahih, Imam Beyhaki, Suyuti, Ibni Mace
3 Ibni Saad, Imam Muslim Kitabu-l-Fadail, Imam Tirmizi Sünen, Imam Ibni Mace Sünen, Tabarani, Beyhaki, Suyuti Menahil, Imam Ahmed bin Hanbel Musned
4 Imam Bezzar, Beyhaki, Suyuti Menahil, Darimi, Imam Müslim Sahih Kitabu-z-Zühd ve-r-Rakaik, Imam Ahmed bin Hanbel, Imam Tabarani, Imam Buhari, Imam Ibni Mace
5 Imam Buhari Sahih, Ibnu Mace Sunen, Imam Tirmizi Sahih, Imam Muslim Kitabu-l-Mesacid ve Mevaziis-Salati, Imam Ebu Davud Kitab-us Salat, Suyuti Menahil
6-7 Imam Buhari Sahih, Imam Tirmizi Sünen, Imam Suyuti Menahil, Imam Tabarani, Bezzar, Imam Beyhaki, Imam Muslim sahih, Imam Ebu Davud Sünen
8 Imam Suyuti Menahil, Imam Ebu Davud Sünen
9-10 Imam Ebu davud Sünen, Imam Buhari Sahih, Imam Müslim Sahih, Ibni Sad Tabakat, Suyuti Menahil, Imam Beyhaki, Ibni Asakir
11 I mam Beyhaki, Suyuti Menahil, Imam Tirmizi Sünen, Aliyyül Kari, Imam Tabarani, Imam Buhari Kitabu-l-Cihad, Imam Müslim Kitabu-l-Cihad, Ibni Ishak, Imam Ahmed bin Hanbel Müsned
12 Imam Buhari Sahih, Imam Muslim Sahih, Suyuti Menahil, Imam Tirmizi Ebvabü-l Menakib, Imam Beyhaki, Aliyyü-l-Kari Serhi Sifa, Imam Ibni mace Sünen, Ibni Saad Tabakat
13 Imam Buhari Sahih, Imam Müslim Kitabu-l Fadail, Imam Suyuti Menahil, Imam Beyhaki, Imam Ibni Mace Sünen
14 Imam Beyhaki, Imam Suyuti Menahil, Imam Ahmed bin Hanbel Müsned
15 Suyuti Menahil, Sifa sarihi Hafaci, Imam Müslim Sahih, Imam Buhari Sahih
16 Imam Ahmed bin Hanbel Müsned, Tabarani Mucem, Imam Buhari Sahih, Suyuti Menahil, Imam Ibni Mace El Mukaddime, Imam Tirmizi Sünen, Imam Müslim Kitabu-l-Iman
17 Imam Tirmizi Sünen, Imam Buhari Sahih, Imam Vakidi, Imam Suyuti Menahil
18 Tahrim 4, Ahkaf 29, Imam Buhari Sahih, Imam Müslim Sahih, Imam Tirmizi Sünen
19 Imam Suyuti Menahil
20 Imam Suyuti Menahil
|

17.03.2007, 14:34
|
|
Hak-dilaram isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
|
|
|
TECRÜBELİ ÜYE
(Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 976
Yarışma Puanı: 310
Teşekkür etti: 2.145
Teşekkür aldı: 759 konuda 2.617 kere
|
Hazret-i Mevlânâ buyurur:
“Cebrâîl -aleyhisselâm-,
sadece bir kanadını açınca
doğuyu da batıyı da kaplamıştı.
Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-,
onu görünce,
ona bu heybeti verenin büyüklük ve azametini düşünerek kendinden geçip bayıldı.”
“Lâkin
Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-,
eğer hakîkat-i Muhammediyye’nin
o akıl almaz kanadını açsa idi,
Cebrâîl ebedî olarak kendinden geçer,
bir daha kendine gelemezdi.”
“Zîrâ Habîbullâh,
Cebrâîl’le beraber sidretü’l-müntehâ’ya varınca
Cebrâîl durmuş ve:
«Yâ Rasûlallâh! Sen buyur! Ben seninle müsâvî değilim. Buradan öteye bir kere kanat çırpsam, yanar kül olurum!» demiştir.”
|

19.03.2007, 09:26
|
|
leys isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
|
|
 |
|
Yetkileriniz
|
Es ist Ihnen nicht erlaubt, neue Themen zu verfassen.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, auf Beiträge zu antworten.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, Anhänge hochzuladen.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, Ihre Beiträge zu bearbeiten.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
|