| | Sayfa 1 Toplam 2 Sayfadan | 1 | 2 | > | |  |
| | GüzellikGöreninGözündedir
Üyelik tarihi: 02.09.2006
Mesajlar: 2.982
2 Albümü var
Yarışma Puanı: 1330 Teşekkür etti: 6.124
Teşekkür aldı: 1.882 konuda 5.399 kere
| Cibril Hadisi Ve Iman بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيم CİBRİL HADİSİ VE İMAN
Ömer b. Hattab (r.a) şöyle demiştir:
«Bir gün biz Rasulullah (s.a.s)'in yanında iken, elbisesi bembeyaz, saçları kapkara, üzerinde yolculuk eseri görülmeyen, hiçbirimizin tanımadığı bir adam geliverdi. Rasulullah (s.a.s)'in yanına oturdu. Dizlerini onun dizlerine dayadı. Ellerini dizlerine koydu ve:
«Ey Muhammed! Bana İslam'dan haber ver» dedi. Rasulullah (s.a.s):
«İslam; Allah'tan başka ibadete layık ilah olmadığına ve Muhammed (s.a.s)'in Allah'ın rasulü olduğuna şehadet etmen, namaz kılman, zekat vermen, ramazan ayında oruç tutman ve gücün yettiği takdirde haccetmenden ibarettir» buyurdu. Adam:
«Doğru söyledin» dedi. Biz buna hayret ettik. Hem soruyor hem de onu tasdik ediyordu. Adam devam ederek:
«Bana iman nedir, anlat!» dedi. Rasulullah (s.a.s):
«İman; Allah'a, meleklerine, kitablarına, nebi ve rasullerine, ahiret gününe ve bir de hayır ile şerrin Allah'ın takdiriyle olduğuna inanmandan ibarettir» diye cevab verdi. Adam:
«Doğru söyledin» dedi ve:
«İhsan nedir?» diye sordu. Rasulullah (s.a.s):
«İhsan; Allah'ı görür gibi O'na ibadet etmendir. Çünkü sen O'nü görmesen bile O seni görür» buyurdu. Adam:
«Bana kıyametin ne zaman kopacağından haber ver» dedi. Rasulullah (s.a.s):
«Bu konuda sorulan sorandan daha bilgili değildir» dedi. Adam son olarak:
«Onun (yani kıyametin) alametlerinden bana haber ver» dedi. Rasulullah (s.a.s):
«Cariyenin efendisini doğurması, ayakları çıplak deve çobanlarını yapılarının yüksekliğiyle övünür ve yarış eder oldukları halde görmendir» buyurdu. Sonra bu adam gitti. Ben de Rasulullah (s.a.s)'in yanından bir müddet ayrıldım. Sonra yanına döndüğümde Rasulullah:
«Ey Ömer! Soranın kim olduğunu biliyor musun?»
diye sordu. Ben de:
«Allah ve Rasulü daha iyi bilir» dedim. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s):
«O, Cebrail'dir. Dininizi öğretmek üzere size geldi» buyurdu.
(Buhari-Müslim)
1-a) Allah'a İman: Allah vardır ve kemal sıfatlara sahiptir. O'nun varlığı ve sıfatlan hiçbir mahluğunkine benzemez. O tektir. Fakat bu teklik sayı yönüyle değil, eşi, ortağı, dengi ve benzeri olmaması yönüyle tekliktir. Yani; tüm mahlukatın yegane yaratıcısı, sahibi, rızık vericisi, terbiye edicisi O olduğu gibi, yarattıkları üzerinde tasarruf hakkına sahip olan, onların yaşamlarını düzenleyici emir ve yasakları bildiren yegane teşri (kanun koyma) mercii, göklerde ve yerde kanunlarına tabi olunup hükmüne teslimiyet gösterilmeye layık yegane varlık yine O'dur. İbadet ve itaat yalnız O'nun hakkıdır. Bunun aksi bir hal, yani; Rabbi Zü'l Celal'in uluhiyyeti ve rububiyyetiyle ilgili herhangi bir sıfatın, herhangi bir mahluka verilmesi ya da yalnız O'nun hakkı olan ibadet ve itaatin yaratılmışlardan birisine yapılması, Allah'a imanı geçersiz kılan ve sahibine müşrik sıfatını kazandıran amellerdendir. Yegane rızık verici Allah olmasına rağmen bir yaratılmıştan rızık beklemek; herşeyi hakkıyla bilen ve gören «O» olmasına rağmen bu sıfatları bir yaratığa vermek, insanların hayatını düzenlemek için yegane kanun koyma hakkı O'na ait olmasına rağmen kişi ya da kişilerce vaazedilmiş beşeri kanunları kabul etmek; adaleti sadece Allah'tan ve O'nun adil yasalarından beklemenin gerekliliğine rağmen, özü zulme ve beşeri ihtiraslara dayalı sistemlere muhakeme olmak ya da bunu istemek ve böylelikle Allah'ın reddetiği zalimlerden adalet beklemek Allah'a imanı bozucu amellere bazı örneklerdir. Allah'a iman ancak bu tür şirklerden uzak olarak yerine getirilen imandır. Yoksa, Allah'ın varlığına inanıldığı halde, yalnız O'nun hakkı olan ibadet, itaat ve teşri(kanun koyma)'nın şu veya bu şekilde, şu veya bu yaratığa verilmesine, uluhiyyetinde ve rububiyyetinde Allah'a şu veya bu şekilde ortak koşulmasına elbette «Allah'a iman» denemez.
b) Meleklere İman: Melekler nurdan yaratılmış ve kendilerinde erkeklik ya da dişilik gibi herhangi bir cinsiyet bulunmayan, isyan ve haramdan uzak olarak her an Rabbi Zü'l Celal'e ibadet ve itaat eden kullardır. Meleklerin varlığı duyu organlarıyla algılanmayan gaybi gerçeklerden olduğu için bunlara iman ancak Kur'an'da ve sünnette bildirildiği şekliyle olmalıdır. Herbiri ayrı bir işlevi yerine getiren ve islam'ın bildirdiği'gerçeği ifade eden meleklere -sahih yolla adı bildirilenlere adı ile, diğerlerine de toplu olarak- iman mutlaka gerekmektedir.
c) Kitablara İman: Allah (c.c) insanların tevhid inancından uzaklaşıp O'na'şirk koşmaya başladığı dönemlerde gönderdiği bazı rasullere; tevhide çağıran, insanlara Rablerini anlatan ve onların hayatlarını düzenleyici hükümler kapsayan kitap ve sahifeler indirmiştir. Bu kitab ve sahifeler, Allah katından rasullere bildirilen vahyi içermektedir. Bunların herbiri sadece gönderildiği kavim için geçerli olmasına rağmen en son olarak indirilen ve en mükemmel şeriatı içeren semavi kitab Kur'an böyle değildir. Onun vaazettiği hükümler, kanunlar ve yasalar kıyamete kadar her çağ ve yerde insanların hayat pratiğini şekillendirmesi gereken yegane ilahi sistemdir. Kur'an'dan önce indirilmiş olan kitablar ise, şahsi ve maddi ihtirasları ile hareket eden din adamlarınca (!...) tahrif edildiği ye içine insan sözü karıştırılarak, ilahi hakikatler, beşeri fikir, düşünce ve yalanlarla değiştirildiğinden günümüze, Allah katından indirildiği andaki saflığı ile ulaşmamış ve Rabbi Zü'l Celal'in bizzat koruması altındaki Kur'an, bu tahrif edilmiş kitabların batıllığını isbat ederek, yürürlükten kaldırmıştır. Buna rağmen, günümüzde muharref haldeki Zebur, Tevrat ve İncil gibi Kur'an'da ve hadislerde adı bildirilenlere ismi ile, bildirilmeyenlere ise genel olarak imanı -ki bu iman tahrif edilmeden önceki hallerinin Allah "katından indirilmiş olduğuna imandır- evet, işte bu imanı Kur'an, İslam inancının bir gereği saymıştır.
d) Nebi Ve Rasullere İman: Tevhidi unutup «Sadece Allah'a İbadet» inancından uzaklaşarak, O'na ibadet ve itaatte şirk koşmaya başladıklarında insanları uyarmak, sahte ilah ve tağutlan reddedip sadece Rabbi Zü'l Celal'e yönelmeye davet etmek, Allah'ın dini olan La ilahe illallah davasını yüklenmek ve bu hakikati -Allah'ın izniyle- insanların akıllarına, kalblerine ve sosyal yaşantılarına nakşetmek, bu davaya inananları müjdelemek, kafirleri ise korkutmak üzere Allah tarafından görevlendirilen ve yine O'nun katından desteklenen Allah'ın seçkin kullarıdır, rasuller. Çağı ve yeri ne olursa olsun her rasulün getirdiği ortak davet «La ilahe illallah» ve o seçkin şahsiyetlerin ortak ismi ise «Müslüman»dır. Nuh, İbrahim, îsa, Musa, Yusuf, Lut, Hud, Davud, Muhammed ve adı kitapta ve hadislerde zikredilen veya zikredilmeyen bütün rasul ve nebiler müslüman idi ve tabi oldukları dava, La ilahe illallah davası, yani; teşri (kanun koyma) insan hayatını yönlendirici emir ve yasaklar bildirme,- ibadet ve itaat edilme hakkını sadece Allah'a verme, O'ndan başka bu haklara sahip olduğunu iddia eden sahte ilah ve tağutları reddetmekti. İşte bu davayı yüklenmiş olan ve sahih yolla ismi bildirilen nebi ve rasullere ismiyle, ismi bildirilmeyenlere ise genel olarak iman, imanın önemli bir şartıdır.
e) Ahiret Gününe İman: Ölümden sonra berzah (kıyamete kadar olan zaman ve bu sürede olan olaylar) hesap, mizan, cennet, cehennem, kabirde azab veya mükafat, amellerine karşılık azab ya da mükafat göreceklerin acı veya lezzeti beden ve ruhları ile duyacaklarına ve tüm bunların temelini oluşturan öldükten sonra dirilmeye imandır.
f) Kaderin, Hayır Ve Şerrin Allah'tan Olduğuna İman Etmek: Kadere imanın Allah katında geçerli olabilmesi için şu dört şeye seksiz şüphesiz iman etmek gerekir.
1 - Allah'ın ezeli ilmine iman etmektir. Allah (c.c) ezeli ilmiyle ne olacağını bildi ve bu ezeli ilmiyle bildiği şeyleri yazdı.
2 - Allah'ın olmasını dilediği şeyin mutlaka olacağına, olmamasını dilediği şeyin mutlaka olmayacağına, gökte ve yerde meydana gelen bütün hareket ve sessizliklerin Allah'ın izniyle olduğuna iman etmek.
3 - Allah (c.c)'nun bütün mahlukatı yarattığına ve kainatın içindeki herşeyin Allah'ın yaratmasıyla ve takdiriyle meydana geldiğine iman etmek.
4 - Kendisine isabet eden şerrin kendisinden başkasına isabet edebileceği halde kendisine isabet ettiğini zannetmemek. Veya kendisine isabet eden hayrın bir tesadüf sonucu kendisine isabet ettiğine inanmamak.
2 - Tebliğ ve irşad metodlarından birisi de bildiğimiz bir mesele dahi olsa, herhangi bir konuyu bilmeyenlere öğretmek kasdıyla, o konuyu bilen birisine sorular sorarak, bilmeyenlerin konuyu anlamalarını sağlamaktır.
3 - Gaybın ilmi ancak Allah'a aittir. Gaybi bilgilerden bazılarını Allah, Rasuller vasıtasıyla bizlere bildirmiştir. Kur'an'da ve hadislerde bahsedilen ve önceki ümmetlerin başından geçmiş ve gelecekte zuhur edecek olaylar, haklarında vahye dayalı haberler bulunan gaybi hadiselerdir. Fakat, bazı gaybi bilgiler vardır ki, bu hususlarda Allah (c.c) bizlere çok az şey bildirmiş veya hiçbir bilgi vermemiştir, işte kıyametin vakti de bu kategoride değerlendirilmesi gereken gaybi bir gerçektir. Kıyametin vaktini ancak Allah bilir ve bu konuda rasuller dahil hiçbir insan ya da yaratığa bilgi vermemiştir. Bu nedenle kıyametin vakti hakkında susup, fikir beyan etmemek, yorum yapmamak imana yakışan yegane davranıştır. www.darulhak.comwww.hakyayinlari.com Sitesindeki kitaplardan faydalanılmıştır.
__________________ Eğer Çekemezsen Gülün Nazını Ne Dikene Dokun Ne Gülü İncit,Sahrada Mecnun Değilsen,Ne Leyla`yı Çağır,Ne Çölü İncit.. جزاك الله خيرا | 
29.10.2007, 10:34
| |
Ummu Seleme isimli üye'ye teşekkür eden 4 üye:
| | | محمد ديار بكري
Üyelik tarihi: 20.08.2007
Mesajlar: 1.792
Yarışma Puanı: 290 Teşekkür etti: 4.000
Teşekkür aldı: 1.635 konuda 6.551 kere
| Allah razı olsun,
bu hadis-i şerifden öğrenecemiz çok şey var,iman,islam ve ihsanla ilgili takriben 80 küsür mesele vardır,
biz de hadisi tefsiriyle beraber eklemeyi düşünmüştük,ama geciktik  | 
29.10.2007, 13:18
| |
diyarbekrî isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
| | | Hakkperest
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 5.229
1 Albümü var
Teşekkür etti: 10.873
Teşekkür aldı: 4.485 konuda 21.327 kere
| ekle yahu
Allah razı olsun sizlerden. amin | 
29.10.2007, 13:40
| |
Hak-dilaram isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
| | | محمد ديار بكري
Üyelik tarihi: 20.08.2007
Mesajlar: 1.792
Yarışma Puanı: 290 Teşekkür etti: 4.000
Teşekkür aldı: 1.635 konuda 6.551 kere
| tamam
biraz uzundu yanlış hatıramıyorsam,
inşallah yakın zamanda eklerim. | 
29.10.2007, 13:43
| |
diyarbekrî isimli üye'ye teşekkür edenler
| | | Hakkperest
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 5.229
1 Albümü var
Teşekkür etti: 10.873
Teşekkür aldı: 4.485 konuda 21.327 kere
| sevabı paylaşmak için sen ekle diyorum bu arada haberin olsun  cibril hadisini ilk sene 2001'de aktarmıştım. Allahu alem sen şimdi o yazıyı arıyorsun  ara, bul, aktar, umarım hasene kaydedilecektir. | 
29.10.2007, 14:01
| |
Hak-dilaram isimli üye'ye teşekkür edenler
| | | محمد ديار بكري
Üyelik tarihi: 20.08.2007
Mesajlar: 1.792
Yarışma Puanı: 290 Teşekkür etti: 4.000
Teşekkür aldı: 1.635 konuda 6.551 kere
| yok onu aramıyorum
haberim bile yok öyle bir yazıdan | 
29.10.2007, 14:06
| |
diyarbekrî isimli üye'ye teşekkür edenler
| | | GüzellikGöreninGözündedir (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 02.09.2006
Mesajlar: 2.982
2 Albümü var
Yarışma Puanı: 1330 Teşekkür etti: 6.124
Teşekkür aldı: 1.882 konuda 5.399 kere
| diyarbekri´isimli üyeden Alıntı Allah razı olsun,
bu hadis-i şerifden öğrenecemiz çok şey var,iman,islam ve ihsanla ilgili takriben 80 küsür mesele vardır,
biz de hadisi tefsiriyle beraber eklemeyi düşünmüştük,ama geciktik  Buyrun ekleyin kanımca bilginin fazlalaşması iyicedir..
__________________ Eğer Çekemezsen Gülün Nazını Ne Dikene Dokun Ne Gülü İncit,Sahrada Mecnun Değilsen,Ne Leyla`yı Çağır,Ne Çölü İncit.. جزاك الله خيرا | 
29.10.2007, 14:20
| |
Ummu Seleme isimli üye'ye teşekkür edenler
| | | Hakkperest
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 5.229
1 Albümü var
Teşekkür etti: 10.873
Teşekkür aldı: 4.485 konuda 21.327 kere
| o zaman yazılmıştı, bir daha yazma müsaaden olursa aktarayım azizim  | 
29.10.2007, 14:20
| | | محمد ديار بكري
Üyelik tarihi: 20.08.2007
Mesajlar: 1.792
Yarışma Puanı: 290 Teşekkür etti: 4.000
Teşekkür aldı: 1.635 konuda 6.551 kere
| estağfirullah, müsaade sizin | 
29.10.2007, 14:29
| |
diyarbekrî isimli üye'ye teşekkür edenler
| | | Hakkperest
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 5.229
1 Albümü var
Teşekkür etti: 10.873
Teşekkür aldı: 4.485 konuda 21.327 kere
| Ömer bin Hattab radıyallahu anh şöyle anlatıyor: Bizler bir vakit Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in yanında idik. Ansız, bembeyaz elbiseler giymiş, saçları son derece siyah ve üzerinde seferin eseri olmadığı ve bizden hiçbir kimsenin onu tanımadığı bir adam içeriye girdi. Nihayet Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in yayında oturdu. Dizlerini Onun dizlerine dayandırıp diz çöktü. Ellerini Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in dizleri üzerine koydu. Ve şöyle dedi: " Ya Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem), bana imandan haber ver." Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: İman Allah Teala'ya, meleklerine, kitaplarına, elçilerine, ahiret gününe inanmandır. Bir de kaderin hayrına ve şerrine inanmandır."buyurdu. Adam: " Doğru dedin. Öyleyse bana İslam'dan haber ver. " dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: İslam, Allah'tan başka hiçbir ilah olmadığına ve hakikaten Muhammed'in ( sallallahu aleyhi ve sellem ) O'nun elçisi şehadet etmendir. Namazı yerli yerinde kılmandır. Zekatı ( müstahakkına) vermendir. Ramazan orucunu tutmandır. Beyti ( Muazzama'yı ) haccetmendir, eğer ona güç buluyorsan. " buyurdu. Adam: " Doğru dedin. Öyleyse bana İhsandan haber ver. " dedi: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: İhsan, gerçekte senin Allah Teala'yı görür gibi ibadet etmendir. Şayed sen O'nu görmezsen, gerçekte O seni görüp durur. " buyurdu. Adam " Kıyametten bana haber ver. " dedi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: Kıyametten sorulan, sorandan daha bilgin değildir."buyurdu. Adam: " O halde bana emarelerinden haber ver. " dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: Cariyenin efendisini doğurması ve yalın ayak, çıplak, yoksul koyun çobanlarının binalar yapmakta birbirleriyle yarış ettiklerini görmendir. " buyurdu. Hazreti Ömer buyuyur ki: Biraz sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “ Soranın kim olduğunu bildin mi? " buyurdu. Dedim ki: " Allah ve O'nun Rasulu daha iyi bilir. " Bunun üzerine: " Gerçekte o Cibril idi. Dininizi size öğretmek için gelmişti. " buyurdu. Müslim h.n 7-10; Buhari h.n:50 Görülüyor ki, Allah'ın Rasûlu sallallahu aleyhi ve sellem, ashabına iman ve İslamı öğrettiği zamanda, ihsanı da öğretmiştir. Demek ki dinin temeli iman, İslam ve ihsan olmak üzere üçtür. İstersen tarîkat, şeriat ve hakikat de. İster itikad, ibadet ve ahlak de. Her ne dersen de, bu ve benzer hadislerde tasavvuf konusunu açıklayan , ihsan'dır. Onun üzerinde duralım: İhsan, gerçekte senin Allah Teala'yı görür gibi ibadet etmendir. Şayed sen O'nu görmezsen, gerçekte O seni görüp durur Hadis-i şerifteki bu kısımdan iki şey anlaşılır: İlim ve amel.. İlimsiz amel ve amelsiz ilim faydasız oluşunda, ümmet ittifak etmiştir. Ancak tatbikatta ihsan; iman ve İslamın içine girdiği gibi; ayrıca müstakil olarak bir makamdır. İhsanın iki mertebesi vardır: Birincisi ve en üstünü "gerçekte senin Allah Teala'yı görür gibi ibadet etmendir." cümlesidir. Tabiî ki, bunda mücerred bir şey anlaşılmıyor. Bundan şu anlaşılır: İmanla alakalı olan ihsan; ayan ve şuhud derecesinde olarak, keyfiyet, kemiyet, benzer, zaman, mekan, sûret ve hayalî resimler olmaksızın akıl, kalb ve ulvî ruhun, Rabb Teala'yı görür gibi inanması ve bu görgü üzerine Ona ibadet etmesidir. İkincisi " Şayed sen O'nu görmezsen, gerçekte O seni görüp durur. " mertebesidir. Gerçi, birinci mertebeye nazaran bu makam daha aşağı ise de, haddi zâtında bu mertebe dahi yücedir. Çünkü, " O beni görür " diye inanan, ibadet eden ve davranan mü'minin hali de güzeldir. Birinci mertebe sıddîkların; ikinci mertebe takvâ sahibi olan evliyanın makamıdır. İşte ihsanın birinci mertebesi şuhud, ayan; ikinci mertebesi ise murakabe makamıdır. Demek tasavvuf, "denildi, dedi" den değil, dînin esasından alınmıştır. Şu kadar ki, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in hayatında; ihlas, ihsan ve murakabe ile beyan edilmiştir. Zihni donuk, anlayışı somut, kalbi dönük avam tabakasının tasavvufu inkar etmeleri; ihsan mertebelerini inkar etmekten ibarettir. Ayrıca bunlarda tahkîkî ve yakînî iman olmadığı için, taklîdî imanda aklamaktadırlar. Ashab devrinde, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hayatta olduğu için, insî şeytanların aklı; cinnî şeytanların kalbi bozmaya imkanları yoktu. Tâbiîn ve tebei tâbiîn devresine kadar böyle devam etmiştir. Yani Müslümanlar imanı, İslamı ve ihsanı tatbik ederlerdi. Tebei Tâbiîn devresinde fitneciler, fitilleriyle çoğaldı; insî ve cinnî şeytanlar yol buldular. Reislere, heva ve heveslerine uymaya başladılar; bid'atler tezâhür etti. Ve binaenaleyh hâdiselere sed çekmek için, bil mecburiye, ihtiyaca mebni, meslekler meydana geldi. Elbette bu meslekler isimsiz olamazdı. İşte üçüncü asrın başlarından itibaren Ehli Sünnet velCemaat ulemasından her bir alim, onda ihtisas gördüğü şeriatın kısmına isim takmaya mecbur kaldı. Artık her bir müctehid, çalıştığı sahasına göre bir veya iki mesleği tayin etti. Ancak hepsi de, sözleri ve fiilleri için ayetten, hadisten hüküm alarak sened göstermeye mecbur kaldılar. Bu arada bid'atçilere de set çekmeye çalıştılar. Derken, ümmet parçalandı... ve yetmiş üç fırka meydana geldi.Elbette bu fırkaların içerisinde, ilimlerini senedle alan, Fırka-i Naciye olmuştur..... Hârise, Berra' bin Mâlik, Ebû İsrâil, Huzeyfe, Ebû Sıddîk, Osman, Ali, Selman, Suheyb, Ebû Râfı', Bilal ve Habban hazeratı gibi bin kadar sahabi; Zeyn-ul- Abidîn'in torunu Ali bin Hüseyn, İmam Bâkır, İmam Câfer Sâdık, Üveys-ul-Karanî, İbnu Hâzım, Seleme bin Dinar, Hasan Basrî, Alkame, Esved bin Zeyd, İbrahîm Nehâî, Malik bin Dinar, Muhammed bin Sîrîn hazeratı gibi tâbiîn; ve Abdulvâhid bin Zeyd, Utbet-ul-Ğulâm, Fudayl bin İyaz, İbrahim bin Ethem, Dâvûd et-Tâî, Süfyan Sevrî, Ebû Süleyman Dârânî, oğlu Süleyman, Zünnûnî Mısrî, kardeşi Zülkefil, Bişr-ul-Hafî, Serî Sakatî, Hars el-Muhasibî gibi binlerce tebe-i tâbiînden müteşekkil kafile, hepsi, ehli mukâşefe, muhsin, zâhid ve ehli tasavvufturlar. İşte Ehli Sünnet velCemaat’in imamları bunlardır. Radıyallahu anhum.... Bedîuzzaman rahimehullahtan bir iki kıymetli mülahaza ile yazıyı bitirelim... " Şimdiye kadar tasavvuf hakkında milyonlarca eser yazılmıştır. Bu kadar alimi ve ardınca gidenleri inkar etmek kâr-ı akıl değildir..... Adi bir samimi ehli tarîkat, sûrî, zahirî bir mütefenninden daha ziyade kendini muhafaza eder. O zevk-i tarikat ( rabıta) vasıtasıyla ve o mehabbet-i evliya( manevi beraberlik) cihetiyle imanını kurtarır. Kebâirle fâsık olur, fakat kafir olmaz; kolaylıkla zındıkaya sokulmaz. Şedîd bir mehabbet ve metin bir itikad ile aktab kabul ettiği bir silsile-i meşâyıhı, onun nazarında hiçbir kuvvet çürütemez. Çürütemediği için, onlardan itimadını kesemez. Onlardan itimadı kesilmezse, zındıkaya giremez... Tarikatta hissesi olmayan ve kalbi harekete gelmeyen, bir muhakkik alim zat da olsa, şimdiki zındıkların desiselerine karşı kendini tam muhafaza etmesi müşkülleşmiştir. 29. mektub, telvihât-ı tis'a'dan 3.telvih üstaz'dan... dilara yayınlarından... daha çok ayrıntı için: http://hak-dilaram.com/itikad/12-baz...evzular-2.html | 
29.10.2007, 14:34
| |
Hak-dilaram isimli üye'ye teşekkür eden 5 üye:
| |  | | Sayfa 1 Toplam 2 Sayfadan | 1 | 2 | > | | Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 08:41 .
Powered by: vBulletin Version 3.7.2 (Türkçe) Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0 RC5 Bazaar Desings |