Muhakkak O (kur’ân), arşın sâhibi (Allah katında) yüksek mevkiye sâhip, çok şerefli, güçlü bir elçinin (Cebrâil’in, Allah’tan) getirdiği sözdür.
(Tekvir 19-20 )
Resullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse sıla-i rahim yapsın.
(Buhari, Edeb 12)
GİrİŞ Yap
Online Üye
Şuan Forumda: 69 (17 Kayıtlı ve 52 Misafir) bulunmaktadır.
Arkadaşlar hazır herkes buradayken bir şey rica edebilir miyim?
EZGİ DİYOR Kİ:
"Ablalarım, abilerim benim din dersinden ödevim var bana yardımcı olursanız sevinirim..bir türlü bulamadım .. soru şu :Peygamber efendimiz (s.a.v)doğduğunda neden ümmeti diye ağlamış? niye anne baba diye ağlamamış "cevaplarınızı bekliyorum
"Size kendi aranızdan öyle bir Peygamber geldi ki zahmete uğramanız ona ağır gelir. Kalbi üstünüze titrer, müminlere karşı pek şefkatli ve merhametlidir."
“Sen olmasaydın yerleri, gökleri yaratmazdım” hitabına mahzar olan Kâinatın Efendisi (asm), insanlık için, dünyevî ve uhrevî kurtuluşları için gece ve gündüz didinmişti.
Kendisine gönül verenlerin mutlulukları için ise özel bir gayret sarf etmişti. Daha doğduğu zaman “ümmetî, ümmetî” demiş, ömrü boyunca da onlar için çırpınmıştı.
Kur’ân onun bu şefkatli halini Tevbe Sûresi’nde şöyle anlatır:
“Ey insanlar, size kendi içinizden öyle bir peygamber geldi ki, sizin sıkıntıya uğramanız, ona pek ağır gelir. O size çok düşkün, mü’minlere çok şefkatli, çok merhametlidir.” (Tevbe Sûresi: 128)
Evet, Kâinatın Efendisi (asm) ümmetine o kadar düşkündü ki, birgün, “Şüphesiz ki o putlar insanlardan pek çoğunu saptırmıştır. Kim bana uyarsa muhakkak ki o bendendir. Kim de emirlerime karşı gelirse, şüphesiz ki Sen çok bağışlayıcı, çok merhamet edicisin.” (İbrahim Sûresi: 36)
şeklindeki Hz. İbrahim’in sözleriyle, Hz. İsa’nın “Eğer onlara azap edersen onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, elbette sen dilediğini yapmaya kadirsin ve her şeyi hikmetle yaparsın.” (Mâide Sûresi, 118) meâlindeki sözlerini okuduktan sonra ellerini kaldırıp şöyle duâ etti:
“Allah’ım, ümmetimi koru! Allah’ım, ümmetimi koru! Allah’ım, ümmetimi koru!” Bir taraftan yalvarıyor, bir taraftan gözyaşlarına gömülüyordu.
Efendimiz (asm) ümmeti için ağladığını belirtince Cenâb-ı Hak, Cebrail’e şöyle demesini emretti: “Muhammed’e (asm) git. Ümmetin konusunda seni razı edeceğiz. Seni bu konuda üzmeyeceğiz” (Tefsiru İbni Kesir, 2: 540)
Bütün bu çırpınışlar ümmetini dünyada günahlarının sıkıntı, çile ve ıztıraplarından kurtarmak, ahirette de cehennem ateşinden korumak içindi.
Şefaat-i kübrasıyla da ümmeti o dehşetli ateşten kurtarmak için çırpınan o şefkatli nebî, bütün ümmetinin er veya geç Cennete gireceklerini müjdelerken, direnen, yani emirlerini dinlememekte inat edenlerin ise Cennete giremeyeceklerini bildirmiştir.
Bizim için kendini fedâ eden bir Peygamberin sünnetine sarılmak, gösterdiği yoldan gitmek, onu model edinmek aklın olduğu kadar, saygının da gereğidir.