Bayrak
3 Recep 1429
06 Temmuz 2008, Pazar
3 Recep 1429
06 Temmuz 2008, Pazar
Ayet
Şüphesiz Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısına göre ayların sayısı on ikidir.Bunlardan dördü haram aylardır.İşte bu, Allah’ın dosdoğru kanunudur.Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin.
Tevbe-36
hadis
Recebin 1.gününde oruç tutmak üç senelik, 2.günü oruçlu olmak iki senelik ve yine 3.günü oruçlu bulunmak bir senelik küçük günahlara kefaret olur. Bunlardan sonra her günü bir aylık küçük günahların af ve mağfiretine vesile olur.
Camiu-s sağir

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Online Üye

Şuan Forumda: 64 (6 Kayıtlı ve 58 Misafir) bulunmaktadır.

Online  Almula, DeRCan, muhakematçı, siyahsancaktar, tere


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye
eee



Hak-dilaram » DİNİ KONULAR » Sünnet-i Nebevi ve Siyer » Siyer Okumaları Başladı ;) 22 Safer 1429


Cevapla
 
Seçenekler
ADMİN
(Konuyu Başlatan)
 
monaroza - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 13.449


1 Albümü var
Yarışma Puanı: 490
Teşekkür etti: 22.351
Teşekkür aldı: 9.888 konuda 32.301 kere
leys´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
efendim okuduk evelallah da..
müzakereleri yapma usulümüz belli olmayınca..
zannediyorum kim ne yazacağını da pek bilmiyor

Benim aklıma gelen bir şeyler var ama?
Şifahi bir şeyler belki söylenebilir de, acaba diyorum..
şu bilgi yarışmasını siyer bölümüne alsak da
burada en azından okunan bölümün dikkati celb eden odak noktaları sual edilse..
herkes de kitap defter açmadan.. adres adres dolanmadan..
nasılsa okudum deyu
bu suallere cevap verse..
acep nasıl olur?
leys, herkes okuduğu bölümden ilginç bulduklarını, kendi ve gayrı adına çıkarımlarını, duygularını varsa sorularını, yeni öğrendiklerini-herkese duyurularını paylaşacak..

Siyer konusunda bir yarışma yaparız inşaAllah, burası daha çok müzakereler şeklinde devam etsin..
__________________

“Yalnız hüznü vardır kalbi olanın.."


http://yurekyanginlari.blogcu.com/
eski 03.03.2008, 21:51 monaroza isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #71
monaroza isimli üye'ye teşekkür eden 8 üye:
ADMİN
(Konuyu Başlatan)
 
monaroza - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 13.449


1 Albümü var
Yarışma Puanı: 490
Teşekkür etti: 22.351
Teşekkür aldı: 9.888 konuda 32.301 kere
İlk dikkatimi çeken husus "AHMED" isminin Arş-ı Âla'da yazılı olması ve Rabbimiz'in Âdem aleyhisselam'a;

"O olmasaydı seni yaratmazdım" demesi..

SubhanAllah!

Kainat ve içindekiler, O'nun yüzü suyu hürmetine yaratıldı. Herkes O'na medyun peşinen..

Bu derinlikte,

O'ndan yüz çevirenlerin, inkar edenlerin, alay edenlerin vs.vs akla gelivermesi, insanın tüylerini diken diken ediyor gerçekten.

Ve..

O'nu hak bilip te, O'na benzemeyenler..

Bunlar da insanın içini acıtıyor..

Bile isteye ihanet.

Malum bilince mes'uldür insan, bildiklerinin uygulayıcısı olmamaktan..

Sallallahu aleyhi ve sellem
__________________

“Yalnız hüznü vardır kalbi olanın.."


http://yurekyanginlari.blogcu.com/
eski 04.03.2008, 01:17 monaroza isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #72
monaroza isimli üye'ye teşekkür eden 13 üye:
ADMİN
(Konuyu Başlatan)
 
monaroza - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 13.449


1 Albümü var
Yarışma Puanı: 490
Teşekkür etti: 22.351
Teşekkür aldı: 9.888 konuda 32.301 kere
İkinci husus; İbn-i Hişam Sîre kaynaklı, Taberi'den nakledilen;

"Ben babam İbrahim'in duasıyım"

Hani Bakara Suresi 129. Ayette geçiyor ya;

"Rabbenâ veb’as fîhim resûlen minhum yetlû aleyhim âyâtike ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmete ve yuzekkîhim inneke entel azîzul hakîm."

Burdan kendimce çıkarımla;

Anne-babalar olarak daha evlenmeden bile, salih nesil için, sürekli dua edilmesinin gerekliliği.

Bir de şu noktayı düşündüm bu kısmı okurken;

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem İbrahim aleyhisselam ve Hâcer Validemiz'in oğulları İsmail aleyhisselam'dan geliyor..

İbrahim aleyhisselam'ın diğer oğlu-Sâre Validemiz- İshak'tan da, Yahudiler gelmiş..

Her iki Validemiz'in tabiatlarını karşılaştırdım da şöyle içimde, öylece düşündüm biraz..Gelen din ve nesilleri, çocukların iç yapılarını, annelerinden aldıkları özellikleri vb..

Anne önemli ve herşeyiyle çocuğa sirayet ediyor; Sadece o yaşlarında değil, tüm ömrüne işliyor tel tel, annenin herşeyi..

Yanlış yapmaktan Allah'a sığınırım..Akla geliveren bir düşünceydi belirteyim.

Sallallahu aleyhi ve sellem
__________________

“Yalnız hüznü vardır kalbi olanın.."


http://yurekyanginlari.blogcu.com/
eski 04.03.2008, 01:39 monaroza isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #73
monaroza isimli üye'ye teşekkür eden 10 üye:
ADMİN
(Konuyu Başlatan)
 
monaroza - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 13.449


1 Albümü var
Yarışma Puanı: 490
Teşekkür etti: 22.351
Teşekkür aldı: 9.888 konuda 32.301 kere
Üçüncü Husus;

SubhanAllah her konu dikkat çekici aslında almaya hazır bir yürekle okuyan için..

Adak adama..

Ahde sadık kalma..

O kur'a mes'elesi, ve bu olaydan sonra insan diyetinin aynen 100 deve olarak muhafaza edilmesi, değiştirilmemesi..

Alnında parlayan NUR

Hz. Âmine ile evlenmesindeki sırlı olaylar

Yine en dikkat çekicilerden;

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in babasının iffeti



Abdûlmuttâlib de sevgili oğluyla birlikte şehre geliyordu. Kabe'nin yanından geçerlerken, babasından bir hayli geride kalmış Abdullah'ın karşısına bir kadın dikildi.

Bu kadın, Abdullah'ın dillere destan güzelliğine hayranlardan biri olan, Varaka b. Nevfel'in kız kardeşi Rukiyye idi.

O da, kardeşi Varaka gibi eski mukaddes kitapları okumuş, o kitaplarda âhirzamanda gelecek peygamberin sıfatlarını görmüş ve öğrenmişti.

İç âleminde, Abdullah'ın yüzünde, o âna kadar hiç kimsede görmediği müstesna parlaklıkla karşı karşıya kalınca, bu sıfatlarla münâsebet kurdu.

Bu şerefi başkasına kaptırmamak için de, âdeta güzelliğini ve iffetini unutarak Abdullah'ın yanına yaklaştı ve fısıldadı:

"Delikanlı, biraz dursana!"

Abdullah durdu.

Kadın, "Nereye gidiyorsun?" diye sordu.

Yüzünde parlayan nurun masumiyeti içinde Abdullah;

"Babamla gidiyoruz." diye cevap verdi.

Kadın, bu masum cevap üzerinde pek durmadı ve asıl maksadını açıkladı.

"Abdullah" dedi, "benimle şimdi evlenir misin?"

Abdullah'ın yüzü bir anda kıpkırmızı kesildi. Masumiyetini yırtmak isteyen bu teklife pek aldırmadı ve yoluna devam etmek istedi.

Fakat, Rukiyye, ona sahip olmak istiyordu.

Arzusunu bir başka teklifle câzib hâle getirdi:

"Eğer" dedi, "benimle evlenmeyi kabul edersen, senin için kurban edilen develer kadar develerim var, onların hepsini sana vereyim!"

Abdullah, bu câzib teklife de iltifat etmedi ve iffetini sergileyen şu cevabı verdi:

"Haram öyle acıdır ki, ölüm acısı onun yanında çok hafif kalır;

Helâl ise çok tatlıdır.

Ey kadın, sen git, açıkça helâlinden ara!

Şeref ve iffet sahibi olanlar, namuslarını ve dinlerini titizlikle korurlar.

Onlar, namussuzluk demek olan bir işe nasıl teşebbüs ve cesaret edebilirler?"

Bu asil cevabından sonra da, güzel Rukiyye'nin hüzün ve hayranlığı birleştiren bakışları önünde yoluna devam etti.

Günler sonra, evlenmiş bulunan Abdullah, aynı kadınla Mekke sokaklarında bir kere daha karşılaştı.

Aynı Rukiyye, ona karşı en ufak bir arzu ve hasret belirtisi göstermedi; bilâkis, hissiz ve bakışları, hayranlık şöyle dursun, çok donuktu.

Abdullah sebebini sordu: "Ne oldu sana?.. Hâlin değişmiş!"

Rukiyye, "O gün, alnında esrarlı bir nur parlıyordu. O nur karşısında kendimden geçtim. Ama şimdi onu göremiyorum!" diye cevap verdi.

Evet, Abdullah'ın alnında parlayan nur artık yoktu.Çünkü, Kâinatın Efendisine hâmile olan, annelerin en büyüğü Hz. Âmine'ye intikal etmişti.

Aslında, Abdullah'a hayran ve meftun olan sâdece bu kadın değildi.

Kötü ahlâktan uzak, tertemiz ve en güzel haslet ve faziletlerle bezenmiş bu delikanlıya bütün Kureyş kızlarının gözleri çevrilmişti!

Ama, yüzündeki parlaklığın sırrına akıl erdiremeden; Hak Teâla'nın ona âhir zaman peygamberinin babası olmak gibi şereflerin en büyüğünü mukadder kıldığının hikmetini idrak edemeden!..


Sallallahu aleyhi ve sellem
__________________

“Yalnız hüznü vardır kalbi olanın.."


http://yurekyanginlari.blogcu.com/
eski 04.03.2008, 02:04 monaroza isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #74
monaroza isimli üye'ye teşekkür eden 12 üye:
fey-i zeval
 
azadeyim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.06.2008
Mesajlar: 1.600


 
Yarışma Puanı: 160
Teşekkür etti: 221
Teşekkür aldı: 121 konuda 526 kere
Allah razı olsun yapılan yorumlar için şu an vaktim sınırlı olduğundan derinlemesine yazılanları okuyamadım
tekrar siteye bakınca okuyacağım inş...
benim etkilendiğim olay şuydu Fil Vak'ası;

"Hidâyet Güneşinin doğmasına az bir zaman kalmıştı. Kâbe'ye her taraftan insanlar akın akın gelip hac mevsiminde ziyâret ediyorlardı. Kâbenin bu kadar çok ziyaretçi toplamasını birtakım kimseler hazmedemiyor ve rahatsızlık duyuyorlardı. Bunlardan biri de, Habeş Melikinin Yemen valisi Ebrehe Eşrem idi.
Ebrehe, Kâbe'ye olan insan akınını önlemek için, Bizans İmparatorunun da yardımıyla önce San'a şehrinde Kulleys adında bir kilise yaptırdı. İçini büyük masraflar sonucu altın ve gümüşle süsledi. Dışını çeşitli yerlerden getirttiği son derece kıymetli taşlarla donattı. Öyle ki, o anda yaptırdığı kilisenin bir benzeri başka bir yerde yoktu.
Bu süs ve tezyînat ile, Ebrehe, güyâ halkı buraya celbedecekti. Dolayısıyla Kâbe'ye karşı gösterilen muazzam teveccühü aklınca kırmış olacaktı."


Kulleys'in Kirletilmesi ve Ebrehe'nin Kararı
Ebrehe'nin, Kâbe'ye olan teveccühü kırmak niyetiyle muhteşem bir kilise yaptırdığı Araplarca da duyulmuştu. Bu arada Kinane kabilesinden Nevfel adında biri, bu kiliseyi kirletmeyi aklına koydu. Bir gece yarısı giderek Kulleys'in içini, dışını pisliğiyle kirletti. Sonra da kaçıp memleketine döndü. Bu hâdise, insanların Kâbe'ye teveccühünün devam etmesinden fazlasıyla öfkelenmiş bulunan Ebrehe'yi bütün bütün çileden çıkardı.
Hâdiseyi Araplardan birinin yaptığını da öğrenince,
"Araplar bunu Kâbe'lerinden yüz çevirttiğim için yapıyorlar. Ben de onların Kâbe'sinde taş üstünde taş bırakmayacağım" diye yemin etti.
Sonra da Kâbe'yi yıkmak gayesiyle Mekke üzerine yürümeye hazırlandı. Habeş Necaşîsinden "Mahmud" adındaki meşhur fili istedi. Ebrehe ordusunu hazırladı. Mekke'ye doğru yola çıktı.

Ebrehe ve Abdülmuttalib
"Ebrehe, bir elçi ile Kureyşlilere şu haberi gönderdi:
"Ben sizinle harbetmek için değil, şu mâbedi yıkmak için geldim. Eğer bana karşı koymazsanız, kanınızı akıtmaktan vazgeçerim. Şâyet, Kureyş kabilesinin reisi benimle harb etmek istemiyorsa, yanıma kadar gelsin."
Kureyş Reisi Abdülmuttalib'in elçiye cevabı şu oldu:
"Allah adına yemin ederiz ki, biz kendisi ile harb etmek istemiyoruz. Zaten buna gücümüz de yetmez. Yalnız, bu mâbed Allah'ın evidir. Onu yıkılmaktan ancak Allah koruyabilir. O kendi mukaddes beytini muhafaza etmezse, bizde Ebrehe'yi bu hareketinden vaz geçirecek güç ve kuvvet yoktur."

Karşılıklı bu konuşmadan sonra Abdülmuttalib, elçi ile birlikte Ebrehe'nin yanına vardı.
Abdülmuttalib isteğini belirtti:
"Askerlerin, iki yüz devemi almıştır. Arzum, develerimin iadesidir."
Ebrehe, bundan pek hoşlanmadı ve alaylı bir tavırla,
"Seni görünce büyük bir adam zannetmiştim. Konuşmaya başlayınca pek de öyle olmadığını anladım. Ben senin ve atalarının tapınağı olan Kâbe'yi yıkmaya gelmişken, sen ondan söz etmiyorsun da, aldığım iki yüz deveden bahsediyorsun" diye konuştu.
Abdülmuttalib, Ebrehe'nin alaylı tavrına aldırmadan,
"Ben develerimin sahibiyim. Kâbe'nin de bir sahibi ve koruyucu vardır. Elbette onu koruyacaktır" diye karşılık verdi.
Bu sözler Ebrehe'yi hiddete getirdi ve şöyle konuştu:
"Onu bana karşı kimse koruyamaz!"
Abdülmuttalib yine sözün altında kalmadı ve,
"Orası beni ilgilendirmez. İşte sen ve işte O!" dedi.
Karşılıklı bu konuşmalardan sonra, Ebrehe, Abdülmuttalib'in gasbedilen develerini geri verdi. Abdülmuttalib ordugâhı terk ederek Mekke'ye geldi ve olup bitenleri Kureyşlilere anlattı. Ayrıca iki yüz deveyi de Allah için kurban etmek üzere işâretleyerek serbest bıraktı.

Rabbe sığınış içten yakarış ve teslimiyet...
"o kendi evini korur "evet korudu
Ordu Harekete Hazır, Fakat...
Ertesi günün sabahı idi. Mekke üzerine yürüyüp, Kâbe'yi yerle bir etmek için Ebrehe ordusunda hazırlık tamamdı. Ordu bir tek işâret beklemekte idi. Tarih, Milâdî 571, 17 Muharrem Pazar günü...Ordu hareket edeceği sırada, Ebrehe'ye kılavuzluk görevini üzerine almış bulunan Nüfeyl bin Habib adındaki adam, büyük fil Mahmud'un kulağına eğilerek şunları fısıldadı:
"Çök Mahmud! Sağ sâlim geldiğin yere dön. Sen, Allah'ın mukaddes saydığı beldedesin!"
Bu sözleri söyledikten sonra da koşarak bir dağa sığındı. Nüfeyl'in bu sözleri üzerine, o heybetli fil birden bire çöküverdi. Kaldırmak için her tedbire başvurdular, fakat bir türlü muvaffak olamadılar. Yönünü Yemen'e doğru çevirdiklerinde koşuyor, Şam'a doğru çevirdiklerinde yine koşuyor, doğu tarafına yönelttiklerinde aynı şekilde durmadan koşuyordu.Ancak, yüzünü Mekke'ye doğru çevirdiklerinde, âdetâ bacaklarındaki kuvvet birden bire çekiliveriyor ve Mahmud çöküveriyordu.
Bu heyecanlı anda, kimsenin fil-i Mahmud'un bu hareketine akıl erdiremeyip düşündüğü sırada, Cenâb-ı Hak, celâl ile tecelli etti ve Kur'ân'da "Ebabîl" diye adlandırılan kuşları deniz tarafından Ebrehe ordusunun üzerine salıverdi. Kırlangıçlara benzeyen bu kuşların herbiri, biri ağzında, ikisi de ayaklarında olmak üzere nohut veya mercimek tanesi büyüklüğünde üçer taş taşıyordu. Bu taşların isabet ettiği her asker, anında yerde debelenip, ölüveriyordu.
Taş yağmuru ile karşı karşıya kalan askerler şaşırıp kaldılar. Bir anda karargâh, yıkılan, yere serilen insan ve hayvanlarla doldu. Kendilerine taş isabet etmeyenler ise, kaçışmaya başladılar. Ebrehe de o anda canlarını zor kurtaranlar arasında idi. Fakat, aldığı bir taş yarası ile sonradan o da arzusuna muvaffak olamadan ölüp gitti. "

SubhanAllah dedirtiyor insana...
bu hadiseyi okuyunca emin olmanın ne demek olduğunu daha
iyi anladım...
ben beni yaratanı biliyorum onun neye sahip çıkacağını koruyacağını biliyorum gücünü kuvvetini kudretini idrak edebiliyorum ve hiç birşeyden korkmuyorum korktuğum yalnızca kendi irademin eline bırakılmış olanlar ve ben kendimden mesulum...( kendi malımı düşünürüm...orası Rahmanın evidir ve koruyacak olanda kendisidir gücü kuvveti ,kudreti sonsuzdur..) deyip Rahmana teslimiyeti derinden hissetmek,kendi acizliğini bilerek Yaradana sığınmak...

daha yazılacak çok şey var yazacağız inş...
__________________
Neylesin can âlemde yok ise canan...
eski 04.03.2008, 05:52 azadeyim isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #75
azadeyim isimli üye'ye teşekkür eden 10 üye:
ADMİN
(Konuyu Başlatan)
 
monaroza - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 13.449


1 Albümü var
Yarışma Puanı: 490
Teşekkür etti: 22.351
Teşekkür aldı: 9.888 konuda 32.301 kere
Allah razı olsun..

Herkes katılsın inşaAllah.

Bunu her yürekten, daha çok açılımla müzakere edebiliriz

"Ben develerimin sahibiyim. Kâbe'nin de bir sahibi ve koruyucu vardır. Elbette onu koruyacaktır"
__________________

“Yalnız hüznü vardır kalbi olanın.."


http://yurekyanginlari.blogcu.com/
eski 04.03.2008, 12:34 monaroza isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #76
monaroza isimli üye'ye teşekkür eden 5 üye:
Tecrübeli Üye
 
nurulhak - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 22.11.2007
Mesajlar: 266


 
 
Teşekkür etti: 626
Teşekkür aldı: 249 konuda 898 kere
kitap harika yaa büyülü bişeyler var elimden bırakamıyorum pazar günü aldım dün bitirdim bölümümü derslerde bile okuyorum beni her bölüm ayrı ayrı etkiledi ama Şeybe'nin teslimiyeti her zaman dikkatimi çekti sonra Efendimiz aleyhisselatu vesselamın anne ve babasının azab görüp görmeyeceği konusu da dikkatimi çekti tevafuk sınıfta da o konu açıldı arkadaşlarla da paylaştım ebu leheb Efendimize süt annelik yapan cariyesini azad ettiği için azabı hafifletilmiş anne ve baası hakkında da bilgiler verilmiş çok faydalı bir konu Allah razı olsun
eski 04.03.2008, 19:00 nurulhak isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #77
nurulhak isimli üye'ye teşekkür eden 7 üye:
Tecrübeli Üye
 
Ebu-zer - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 21.09.2007
Nerden: Almanya
Mesajlar: 182


 
Yarışma Puanı: 430
Teşekkür etti: 877
Teşekkür aldı: 161 konuda 561 kere
Ebu-zer - YAHOO üzeri Mesaj gönder
monaroza´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
SubhanAllah her konu dikkat çekici aslında almaya hazır bir yürekle okuyan için..

Yine en dikkat çekicilerden;

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in babasının iffeti


Abdûlmuttâlib de sevgili oğluyla birlikte şehre geliyordu. Kabe'nin yanından geçerlerken, babasından bir hayli geride kalmış Abdullah'ın karşısına bir kadın dikildi.

Bu kadın, Abdullah'ın dillere destan güzelliğine hayranlardan biri olan, Varaka b. Nevfel'in kız kardeşi Rukiyye idi.

O da, kardeşi Varaka gibi eski mukaddes kitapları okumuş, o kitaplarda âhirzamanda gelecek peygamberin sıfatlarını görmüş ve öğrenmişti.

İç âleminde, Abdullah'ın yüzünde, o âna kadar hiç kimsede görmediği müstesna parlaklıkla karşı karşıya kalınca, bu sıfatlarla münâsebet kurdu.

Bu şerefi başkasına kaptırmamak için de, âdeta güzelliğini ve iffetini unutarak Abdullah'ın yanına yaklaştı ve fısıldadı:

"Delikanlı, biraz dursana!"

Abdullah durdu.

Kadın, "Nereye gidiyorsun?" diye sordu.

Yüzünde parlayan nurun masumiyeti içinde Abdullah;

"Babamla gidiyoruz." diye cevap verdi.

Kadın, bu masum cevap üzerinde pek durmadı ve asıl maksadını açıkladı.

"Abdullah" dedi, "benimle şimdi evlenir misin?"

Abdullah'ın yüzü bir anda kıpkırmızı kesildi. Masumiyetini yırtmak isteyen bu teklife pek aldırmadı ve yoluna devam etmek istedi.

Fakat, Rukiyye, ona sahip olmak istiyordu.

Arzusunu bir başka teklifle câzib hâle getirdi:

"Eğer" dedi, "benimle evlenmeyi kabul edersen, senin için kurban edilen develer kadar develerim var, onların hepsini sana vereyim!"

Abdullah, bu câzib teklife de iltifat etmedi ve iffetini sergileyen şu cevabı verdi:

"Haram öyle acıdır ki, ölüm acısı onun yanında çok hafif kalır;

Helâl ise çok tatlıdır.

Ey kadın, sen git, açıkça helâlinden ara!

Şeref ve iffet sahibi olanlar, namuslarını ve dinlerini titizlikle korurlar.

Onlar, namussuzluk demek olan bir işe nasıl teşebbüs ve cesaret edebilirler?"

Bu asil cevabından sonra da, güzel Rukiyye'nin hüzün ve hayranlığı birleştiren bakışları önünde yoluna devam etti.

Günler sonra, evlenmiş bulunan Abdullah, aynı kadınla Mekke sokaklarında bir kere daha karşılaştı.

Aynı Rukiyye, ona karşı en ufak bir arzu ve hasret belirtisi göstermedi; bilâkis, hissiz ve bakışları, hayranlık şöyle dursun, çok donuktu.

Abdullah sebebini sordu: "Ne oldu sana?.. Hâlin değişmiş!"

Rukiyye, "O gün, alnında esrarlı bir nur parlıyordu. O nur karşısında kendimden geçtim. Ama şimdi onu göremiyorum!" diye cevap verdi.

Evet, Abdullah'ın alnında parlayan nur artık yoktu.Çünkü, Kâinatın Efendisine hâmile olan, annelerin en büyüğü Hz. Âmine'ye intikal etmişti.

Aslında, Abdullah'a hayran ve meftun olan sâdece bu kadın değildi.

Kötü ahlâktan uzak, tertemiz ve en güzel haslet ve faziletlerle bezenmiş bu delikanlıya bütün Kureyş kızlarının gözleri çevrilmişti!

Ama, yüzündeki parlaklığın sırrına akıl erdiremeden; Hak Teâla'nın ona âhir zaman peygamberinin babası olmak gibi şereflerin en büyüğünü mukadder kıldığının hikmetini idrak edemeden!..


Sallallahu aleyhi ve sellem
Allah razi olsun monaroza abla, güzel tespitler.

Bir sorum olacak...

Efendimizin muhterem babasina alninda gördügü nurdan dolayi -anlasilan ne anlama geldigini biliyordu- acikca evlilik teklifi yapan ancak red cevabindan sonra da ikinci karsilasmada meyl göstermeyen bir kadin - Varaka bin Nevfelin kizkardesi- nasil iffetten yoksun olabiliyor.
Iffetten yoksun kadin tekifinde israr ederdi, istegini elde edebilmek icin herseyini feda ederdi.
Oysa bahsi gecen kadin bundan pakti ve yaptigi sadece bir evlilik teklifi idi.
Zaten maksadi sehevi degil ulvi idi.
Dolayisiyla Efendimizin muhterem babasinin verdigi cevap pek kadinin hareketiyle uyusmuyor.
Yani demek istiyorum ki, muhtemelen bu rivayetin bu kisminda ya töhmet vardir, ya da tercüme hatasi.
Zira acizane ben bu gecen konusmada iffetsiz bir tavir göremiyorum Efendimizin muhtarem babasinin sehevi degil ulvi maksatli bir kadinin tavrini iffetsizlikle nitelemesini pek anliyamiyorum.
Saygilarimla...
eski 05.03.2008, 00:19 Ebu-zer isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #78
Ebu-zer isimli üye'ye teşekkür eden 5 üye:
Şeref Üyesi
 
nurgül - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 10.12.2007
Mesajlar: 485


 
Yarışma Puanı: 140
Teşekkür etti: 8.911
Teşekkür aldı: 456 konuda 1.771 kere
Hz Muhammedin Hayatı=Ebubekir Siraceddin.
Fıkhus Siyre=Dr.M.sAİD Ramazan El Buti.
Şu an elimde bunlar var hangisini okuyayım.
__________________
Taş yeşermez, geçmiş olsada nevbahar
Toprak olda bak, nasıl güller açar
Taş gibi idin çok gönül kırdın! Yeter!
Toprak ol, üstünde hoş güller biter.

Hz. Mevlana
eski 05.03.2008, 00:40 nurgül isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #79
nurgül isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
ADMİN
(Konuyu Başlatan)
 
monaroza - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 13.449


1 Albümü var
Yarışma Puanı: 490
Teşekkür etti: 22.351
Teşekkür aldı: 9.888 konuda 32.301 kere
Ebu Zer, doğru bir tespit kardeşim, ben de göremiyorum

O zaman evli değildi ve bir hanım bu teklifi rahatça yapabilirdi tabii ki.. Biz biraz böyleyizdir malum, yüceltmek istediğimizi yüceltirken, diğer tarafa nazar etmeyiz pek maalesef..Allahu a'lem müellef'ten kaynaklanan bir şey bu..

Biz inşaAllah terkiz etmemiz noktaya bakalım

nurgül'cüm, ben olsam Fıkhus Sire'yi okurdum Ama sana kalmış..

İstersen her ikisini de karşılaştırmalı oku daha iyi
__________________

“Yalnız hüznü vardır kalbi olanın.."


http://yurekyanginlari.blogcu.com/
eski 05.03.2008, 01:03 monaroza isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #80
monaroza isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
Cevapla



Yer imleri
Seçenekler




Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:37 .