İngiliz ve Fransızlara bir nota yetti !!
Danimarka, İsveç, İngiltere derken şimdi de Avusturya. Muasır medeniyet dediğimiz Batı, medeniyetin özünün, bir başkasının haklarına ve en önemlisi de manevi değerlerine saygı olduğunu hâlâ kavrayamamış durumda. Bir buçuk milyar nüfuslu İslam âleminin Peygamberine karikatürlerle hakaret etme medeniliğini! gösteren Batı, şimdi bir başka alçaklığa ev sahipliği yapıyor. Anlaşılan bu gayri medeni toplum sanatın bütün dallarını kullanarak İslam’a ve Müslümanlara hakaret etmeye kararlı. Şimdi de Avusturya’da bir heykel aracılığıyla somutça ve büyükçe dinimize ve değerlerimize hakaret etmeye başlamış. Haber okunduğunda ve fotoğraf görüldüğünde insanın kanı donuyor. Peki, bu cüreti, bu cesareti Avrupalı gayri medeni insanlar nereden alıyor? Sokaklara dökülerek, ortalığı savaş alanına çevirerek, bir nevi kendi kendimizi döverek bu gayri medeni insanların umurunda olamadık maalesef. Bu işin bir başka çözümü olmalı değil mi? Bakın, her fırsatta Kızıl Sultan diye yaftalanan, tarihte ve tarihe mahkûm edilmeye çalışılan 2. Abdülhamid böyle durumlarda neler yapmış ve ne sonuçlar almış. Nesil Yayınları’ndan yeni çıkan “Osmanlı’nın Gizli Tarihi” kitabından okuyalım:
ECDADIMIZ BATI'DAN GELEN SALDIRILARA GÖĞÜS GERDİ
“Abdülhamid, Ermenilerin ve işbirlikçi Batılıların melânetlerine karşı gösterdiği aynı tavır ve kararlılığı İslâm’a, Peygamber Efendimize (s.a.v.) ve diğer mukaddesata yönelik Avrupa ve ABD’de baş gösteren saldırı ve iftira kampanyalarına karşı da yürütmekten geri kalmamıştır. Ecdadımız, millî ve manevî değerlere hürmet, muhabbet ve hizmeti varlık sebebi olarak tayin ettiği gibi, saldırı ve tahrifatlara karşı bu yüce değerleri müdafaayı da boynunun borcu olarak kabul etmiştir. Öyle ki en güçsüz ve düşkün zamanlarında dâhi bu ulvî gayeden asla uzaklaşmamıştır. Soylu ceddimiz, kutsal değerlerimize yönelik Batı’dan gelen tahripkâr ve tecavüzkâr, her cinsten davranış ve karşı harekete göğüs gerip bunları ortadan kaldırarak “dinin izzetini” muhafazaya çalışmıştır. Devletin en buhranlı dönemlerinden olan Sultan II. Abdülhamid’in saltanatı müddetince, bilhassa da uluslararası platformda yaşanan hâdiseler bunun sayısız delilleriyle doludur. Halife Sultan Abdülhamid, devletin en müşkül anlarında bile düvel-i muazzamanın idarecilerine söz geçirebilen ve İslâmiyet ve peygamberimiz hakkında eser kaleme alan yazarlara, tiyatrolarda piyesler sahneleyen oyunculara dinî değerlerimize karşı daha itinalı olmalarını sağlayan derin hassasiyetin değişmez adresi pozisyonundaydı. İngiltere ve Fransa’da dinimize ve peygamberimize hakaretlerle dolu tiyatrolara ve fuarlara müdahalede Osmanlı’nın ve Abdülhamid’in ne denli dakik ve duyarlı olduğunu aşağıda zikrettiğimiz misaller çok güzel ifade etmektedir:
İlk misal, Fransız Yazar Voltaire’in kaleme aldığı ve Paris’te sahneye konan “Muhammed yahut Taassup” isimli piyesle ilgilidir. Piyesin tepkiye sebep olan en dikkat çekici özelliği, Peygamber Efendimizi (s.a.v.) küçük düşürmeye çalışmasıydı. Abdülhamid, oyunu duyar duymaz elçilik vasıtasıyla harekete geçmiş ve oyunun durdurulmasını; aksi halde bunun bir siyasî mesele yapılacağını Fransız Hükümeti’ne bildirmiş, bunun üzerine de Fransızlar piyesi kaldırmışlardı. Lâkin bu sefer de aynı oyunun İngiltere’ye geçip Londra’da sahnelenmesine mâni olunamamıştı. Bu kez Abdülhamid, Fransızlara çektiği ültimatomu aynen İngiliz Hükümeti’ne de gönderecekti. İngiltere Hükümeti ise geç kalındığı, biletlerin çoktan dağıtıldığı, esasen böyle bir hareketin vatandaşların hürriyetine tecavüz olacağı karşılığını vermişti. Fakat sultan, tekrar öyle bir ültimatom yazacaktı ki İngiltere’ye tiyatroyu hemen durdurmaktan başka çare kalmayacaktı: “Müslümanların halifesi olarak, ‘İngilizler Peygamberimizi karalayıcı hakaretler ediyorlar’ diye İslâm âlemine bildiri göndereceğim. Büyük cihat ilan edeceğim!”
Peki, bizim devlet büyüklerimiz bir diplomatik girişimde bulunup Müslümanların izzet-i nefsini kurtarmayı düşünecekler midir acaba?
|