20 Şaban 1429
22 Ağustos 2008, Cuma
20 Şaban 1429
22 Ağustos 2008, Cuma
Ayet
Ey iman edenler! Aranızda gizli konuşacağınız zaman günahı, düşmanlığı ve Peygamber'e karşı gelmeyi fısıldamayın. İyilik ve takvayı konuşun. Huzuruna toplanacağınız Allah'tan korkun
Mücâdele-9
hadis
İnsanlar arasında ara bozma niyeti ile laf götürüp getirmek, insanlara hakaret etmek ve sövmek, kendi ırkını üstün görüp başka milletleri aşağı görmek..İşte bu 3 davranış, cehennemdedir. Bunlar, bir mü’minin ahlakında yer alamaz.
Taberani

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Online Üye

Şuan Forumda: 40 (6 Kayıtlı ve 34 Misafir) bulunmaktadır.

Online  Almula, DeRCan, sara Dagistan, efsun hayal


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye



Hak-dilaram » DİNİ KONULAR » Tasavvuf » Düşünenlere Mesajlar


 
Seçenekler
Tecrübeli Üye
(Konuyu Başlatan)
 
Üyelik tarihi: 10.10.2006
Mesajlar: 410



 
Teşekkür etti: 23
Teşekkür aldı: 68 konuda 132 kere
kucult  büyük
İnsanların, düşünemeyen türünün perdesidir “İsim”ler…

Düşünemeyen insanlar, “isim”lere takılır ve orada kalır!… İsim ile işaret olunan “Kavram”lar onlar için çok bir şey ifade etmez…

O “ismin” işaret ettiği anlam ya da kavramı, herkes, kendi kafasında, diğerinden bir başka türlü anladığı için de, hiç bir ortak sonuca varılamaz…

Oysa akıllı adamlar tartışırken, önce “kavram”da mutabakat arar; sonra o kavrama işaret eden çeşitli isimleri bire indirgerler.

Yaşamda, akıllı insanlar için daima önemli olan “kavram”dır, “işlev”dir!…

Eğer, hâlâ isimlerle, lakâp ve ünvanlarla uğraşıp; “kavram” ve “işlev”i değerlendirerek, ona göre sonuca gidemiyorsak; İki sağırın banka diyaloğu devam ediyor demektir.
eski 18.10.2006, 09:47 Bakara-216 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #31
Tecrübeli Üye
(Konuyu Başlatan)
 
Üyelik tarihi: 10.10.2006
Mesajlar: 410



 
Teşekkür etti: 23
Teşekkür aldı: 68 konuda 132 kere
kucult  büyük
Karasabana bağlı beygirin peşinde tarla süren çiftçi ile; yarış atıyla hipodromda yılın yarışında birinciliğe oynayan jokey!…

Cebinde kum saati ile dolaşanla, atomik saat kullanan!

Traktör üstünde 20 kilometre hıza çıkınca, kendini dünya yarışçısı sanan garibim ile; dünya çevresinde uzay mekiği ile tur atıp, oradan yeryüzündeki insanın yüzündeki sivilceyi fotoğraflayan adam…

“Demişki”lerin dedikodusuyla gününü tüketirken kendini âlim, ârif, veli, müceddid, mehdi, peygamber sanan mukallit ile; görür Gözü, işitir Kulağı, söyler Dili olarak tahakkuk eden, sıfat mertebesi mazharı Zât!…

Mukallit…

Muhakkik…

Levvame ya da Mülhimenin buharlaşan sularında can verme savaşında olanlarla; Mardiye Okyanusunda hayat sıfatıyla Hay, İlim sıfatıyla Âlim, Mürid isminin işaretiyle İrade sıfatı mazharı; Kudret sıfatıyla tahakkukta olan; Semi ve Basîr’in mazharı olarak en ince detayına kadar gerçeklere muttali olan zât…

Çöldeki çadırından, kırbasındaki yıllanmış kurtlu suyu, Bağdat’taki “Halife”ye armağan götürmek isteyen mukallit; ve Dicle’nin kıyısındaki sarayında yaşayan “HALİFE” Muhakkik!.

Ne zaman bilgi dedikodusunu terk edip, “Allah’a firar edin” çağrısına uyacağız?
eski 18.10.2006, 09:54 Bakara-216 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #32
Tecrübeli Üye
(Konuyu Başlatan)
 
Üyelik tarihi: 10.10.2006
Mesajlar: 410



 
Teşekkür etti: 23
Teşekkür aldı: 68 konuda 132 kere
kucult  büyük
Kur’ân-ı Kerimde “İnna….” lardaki “Biz” lâfzının kaynağı olan “Âlâ-i illîyin”in varlığından bîhaber mukallit, ne bilir “hakikati Muhammedi” ismiyle işaret edilen ve “RUH” isimli melek diye bahsedilen Vahidiyet mertebesinin ne olduğunu!.

Enfüsünden bîhaber; tüm anlatılanları, âfâkta arayan şaşkın!

“TEK”liğin enfüsten ulaşılan bir boyut olduğunu kavrayamayıp; göklerde, uzayda “TEK” arayışına çıkan mukallit!

Tanrı kavramına, “Allah” ismini etiketleyerek, kendini muvahhid sanan; elbette ki, bütün bunlardan habersiz olarak, bu dünyadan geçenlerden olmak üzere yaratılmıştır.

Kesret kavramının kaynağı olan “Tek mutlak RUH”tan meydana gelen tüm melekût âlemi; ve o âlemde meydana gelen müheymin melâike, âlâ-i illîyyîn, ve diğer meleklerin varlığı…

Esmâ mertebesinin zuhuru olarak varlığı meydana gelmiş olan melekût!…

Varlığını melekûttan alan tüm ef’âl mertebesi varlıkları…

Elbette ki, Rasul ve Nebi’lere inzâl yollu gelen ilim, urûç yollu keşfedilenden değerlidir.

İnzâl ile uruç arasındaki fark, Rasûl ile veli arasındaki fark gibidir…

Hak, “tenezzül” eder; kul “urûc” eder!

“Melekûtundan” gâfil olan, “Allah” adıyla işaret edilenden hayli hayli gâfildir… Ömrü, ismi tanrı edinerek tamam olmaktadır!.
eski 18.10.2006, 09:56 Bakara-216 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #33
Tecrübeli Üye
(Konuyu Başlatan)
 
Üyelik tarihi: 10.10.2006
Mesajlar: 410



 
Teşekkür etti: 23
Teşekkür aldı: 68 konuda 132 kere
kucult  büyük
Vakit ayırıp, bu yazıları okumak lûtfunda bulunan tüm dostlarım…

Allah hepimizi, mutlu, huzurlu, sağlıklı ve de sevdiklerimizle bir arada, BAYRAMA erdirsin.

Allah, hepimize, kolay yoldan haddimizi bildirip, hazmını versin; tövbei NÂSUH nasip etsin; bâtınımız olan “Kendisi”ne, yönelmeyi hîbe buyursun; nefslerimizdeki kapısını açsın, âfakta arayanlardan olmaktan kurtarsın…

Bunun için de, yapmamız gerekenleri bize kolaylaştırsın …
eski 18.10.2006, 09:57 Bakara-216 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #34
Tecrübeli Üye
(Konuyu Başlatan)
 
Üyelik tarihi: 10.10.2006
Mesajlar: 410



 
Teşekkür etti: 23
Teşekkür aldı: 68 konuda 132 kere
kucult  büyük
Gördüğüm kadarıyla insanların en çok zevk aldıkları şey, kendi kendilerini aldatmaktır!..

Kendi yaptıklarına, ortaya koyduklarına bakmadan boş hayâller kurup; gerçekleşmeyince de tanrılarını suçlamak, en önde gelen değerlendirmeleridir.

Bir organının zevki için harcadıklarına bak; bir de takdir ettiğin ilim için harcadıklarına bak!…

Acaba kıyasa gelir mi?

Öyle ise yaptıklarına karşılık ne bekliyorsun ki?

İlmine göre ne kadar yaşıyorsun?

Allah, bizi, dünyada boş hayallerle yaşamaktan; ölüm ötesinde de sükûtu hayâllerden korusun!.

Vermeden alamayacağımızı idrak ettirsin!

Ötedeki tanrın için verdiklerine değil; Özündeki Allah’a ermek için yaptıklarına bir bak!…

Allah Rahmetinden umut kesmek yasaktır, mümine!.
eski 18.10.2006, 09:58 Bakara-216 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #35
Tecrübeli Üye
(Konuyu Başlatan)
 
Üyelik tarihi: 10.10.2006
Mesajlar: 410



 
Teşekkür etti: 23
Teşekkür aldı: 68 konuda 132 kere
kucult  büyük
“Kadere imanı” olmayanın, “imanlıyım” dediğindeki “iman”ı, kafasında tahayyül ettiği “tanrısına”dır; “Allah”a değil!.

“Allah” adıyla işaret edilene “iman”, “Kader sistemine iman” ile mümkündür ancak. “AKIL ve İMAN” isimli kitabımızda bu konuda detaylı bilgi vardır.

Yaptığınız yanlışları, kadere bağlıyarak savuşturmaya kalkmanız abesle iştigaldir. Zira, yaptığınızı mazur göstermeye çalışmak, size hiç bir yarar sağlamaz!. Zira, ne gerekçeyle olursa olsun, ortaya koyduğunuz fiilin sonucunu yaşayacaksınız!.

Sistemde mazerete yer yoktur; gerçeğini idrak edemediyseniz; Kaderin arkasına sığınmanın size bir yarar sağlamayacağını da fark edemezsiniz.

Herkes ne için yaratılmışsa, kendisine kolaylaştırılanı başaracak ve ancak da bunun sonuçlarını yaşayacaktır.

Kolaylaşanlarına bak; geleceğini görmeye çalış!.
eski 18.10.2006, 09:58 Bakara-216 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #36
Tecrübeli Üye
(Konuyu Başlatan)
 
Üyelik tarihi: 10.10.2006
Mesajlar: 410



 
Teşekkür etti: 23
Teşekkür aldı: 68 konuda 132 kere
kucult  büyük
“(sonucu hakkında) Hiç bir bilginiz olmayan şeyi söylüyorsunuz!.. ve de bunu basit sanıyorsunuz... Halbuki o (söylediğiniz söz) ALLAH İNDİNDE pek azametlidir..."

"ey iman edenler niçin yapmadığınız şeyleri söylüyorsunuz?"

Kur’ânı-ı Kerîmden, “Allah”a iman etmiş insanlarla, “tanrı”ya inanan ve tanrılarının kendilerini koruyacağını sanan kişiler arasındaki farkı belirleyen iki âyettir bunlar …

Ciddiyetsiz ve tefekkür sorunu olan insanlar, düşünmeden, organlarının o anki çıkarları neyi gerektiriyorsa, o çıkarları doğrultusunda konuşur, sözler verirler!.. Ta ki amaçlarına ulaşsınlar!. Bu davranışları da, “ALLAH” adıyla işaret edileni kavrayamadıkları için oluşur!. “O”nun yarattığı sistem ve düzeni anlamadıkları için; bu aldatmacalı davranışlarının sonucunda, başlarına neler geleceğini idrak edemezler!. Bu yüzden de, zevkleri veya çıkarları uğruna insanlara gerçekleştirmeyecekleri vaadlerde bulunurlar.

Bunun, “imansız” bir şekilde ölümlerine yol açabileceğini düşünüp, fark edemezler!.

Kafalarında tahayyül edip varsaydıkları ilkel tanrılarına göre bir yaşam biçimidir bu onlarda.

Ey iman edenler tutamayacağınız sözü niçin verirsiniz?

“Allah” adıyla işaret edilene iman edenler ise, bin düşünür bir söylerler. Vaad ettiklerini son noktasına kadar gerçekleştirirler!. Yapamayacakları şeyi söylemez ve vaad etmezler. Eğer bunu yaparlarsa, bilirler ki, içinde yaşadıkları sistem ve düzende bunun misliyle karşılığını alacaklardır.

“ALLAH”a iman etmişlerden olarak ölümü tadıp yolunuza devam etmek istiyorsanız, geçmişteki bu tür yaptıklarınıza tövbe ediniz; bundan sonra, insanları, o anki çıkarlarınız veya geçici dünya menfaatleri için yapmayacağınız şeyleri söyleyerek aldatmayınız; tutamayacağınız sözleri vermeyiniz. Aksi takdirde altından kalkamayacağınız vebâli sırtlanmış olursunuz!.
eski 18.10.2006, 10:00 Bakara-216 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #37
Tecrübeli Üye
(Konuyu Başlatan)
 
Üyelik tarihi: 10.10.2006
Mesajlar: 410



 
Teşekkür etti: 23
Teşekkür aldı: 68 konuda 132 kere
kucult  büyük
Bak dostum, dünyadaki ömrün tümüyle cennet olsa bundan sonra, -ki mümkün değil-; daha ne kadar yaşayacaksın?

Ebedi huzur ve saadete yüz çevirmene değer mi, bir kısım davranışların?

Ya, Allah’tan yüz çevirmene; özündeki Allah’tan tard olmana sebep olacak davranışlarda ısrarının nedeni ne?

Özündeki ALLAH”a mı imanın yok?

Yaptıklarının, seni ebedi huzur ortamına götürmesi konusunda mı şüphen var?

Yoksa, sisteme, sadece yaptıklarının sonuçlarına ulaşabileceğine mi yeterince imanın yok?

Yoksa, sana tebliğ edilenlere mi inanmıyorsun?

Lutfen otur, al başını iki elinin arasına; eğlenmeyi biraz bir yana koyup, beynini çalıştır!…

İnandığın ne, inanmadığın ne?… Bu inançla, ilmine göre nereye gidersin?

Yaptıkların sonucunda eline geçenler, değer mi gelecekte yitireceklerine?

“Yarın” rüya olacak, “dün” uğruna, ebedi yaşamının cehennem olmasını kabullenene ne denilir ki?

Hesaptan evvel hesap ver nefsine!… Sana, hesap görücü olarak vicdanın umarım yeter!.

Duygularını sen terkedemezsen; bil ki, imanın seni terkedecek bu gidişle!.
eski 18.10.2006, 10:01 Bakara-216 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #38
Tecrübeli Üye
(Konuyu Başlatan)
 
Üyelik tarihi: 10.10.2006
Mesajlar: 410



 
Teşekkür etti: 23
Teşekkür aldı: 68 konuda 132 kere
kucult  büyük
Hava, yoktur uzayda!...

Su da, yoktur!.

Yer çekimi de!

Karanlıktır uzay!... Soğuk!... Duygusuz!.

“Can”lıdır uzay!...

“Şuur”lu...

“Dalga”lı!.

Kuşatmıştır cehennemi; hiç kalır indinde cehennem!...

Kucaklamıştır cenneti, sütüyle besler, hünerlerini seyreder!.

Uzay kapsamlıdır... Varlığıyla var etmiştir insi cinni, melaikeyi... Seyreyler onlarda kendini...

Havada, ateşte, toprakta suda!. Bunlardan meydana gelen tüm varlıklarda...

Varlığıyla “can”lı kılar hepsini!...

Havayla yaşarız biz; suyla yaşarız; toprakla, ateşle yaşarız biz!. Beşinci elementimiz, “uzay”dır bizim!.

Uzaydan geldik; uzaya gideriz, varabilirsek!.

“Esma”dır uzay!... Mazharı sıfattır uzay!.. Hayaldir uzay!.

Sükundur; barıştır; hoşgörüdür uzay!.

Kozasız yaşayamazsın uzayda!. İçinde yok olup kozasız kalamazsın uzayda!.

Gerçeğiyle yüzyüze gelemezsin uzayın... Çünkü sen, insanısın dünyanın!..

Çamurdan yaratıldın; toprakla gıdalandın, suyla beslendin, ateşle yaşıyorsun!.

Yiyorsun, yeniliyorsun, bir fasit daire içinde yaşamını sürdürüyorsun!.

Sen ey gerçekte beşinci element...

Bilir misin kendini?.. Sudan, topraktan, havadan, ateşten öte benliğini? Uzay kökenliliğini!.

Uzayın bölünmez parçalanmaz tekilliğini!.

Sanırsın ki uzay bir havasız boşluktur... Karanlıktır... Cansız, şuursuz bir varlıktır!

Oysa uzay, nefesi Rahman; saltanatı Subhan’dır!.

Onunla vardır, boyutlar; onunla kâimdir dünyalar... Onunla dâimdir bitmez tükenmez yaşamlar!.

Cennetin onunladır; kozan onunla!... Yemeğin onunladır, suyun onunla... Nefretin onadır, sevgin onunla!.

Kurtarırsan beşinci elementini dördünün kaydından; algılarsın ki, herşeyindir uzay!..

Dalgalarıyla kâim her şey... Dalgalarıyla açığa çıkmada... Dalgalarıyla seyretmede...

Dalgalarıyla “ben” olup yaşamada yine kendinde!.

Ne biliriz biz kozalılar, uzayı!..

Suyu biliriz... Kah, pınar olur kaynar, diplerden gelip açığa çıkar... Kah, Gayzer olur, derinliklerden, kızgın fışkırır yeryüzüne!.. Kah, akar yol boyuna hayat dağıtır, ırmak olup; kah toplanır göl olur, canlı yetiştirip sular insanları... Bazen toplanır büyük büyük; deniz olur, okyanus olur; ötesinde nice bilmediklerimizi barındırır, ayrı dünyalar yaşatır... Bazen artezyenle açılmış kuyu olur, kovayla çıkıp yeryüzüne insanlara derman olur!.

Bazıları gidip okyanus ötelerine, görürler yaşarlar ayrı dünyaları; farkederler derin sular ötesindeki bambaşka değer ve yaşamları... Bazıları, kör, sağır, mukallit, köyünde-mahallesinde, derin suların ardındaki dünyalardan bihaber...

Ayırır insanları başka dünyalardan, sular!..

Toprak suyla evlendi, sen doğdun!. Bilmez misin anan topraktır, suydu baban!.

Bedenin topraktır, içindeki su!. Yaşamın toprakladır, yeşerteni su!.

Ya nasıl, topraktan ateş doğdu da, seni sağlıklı kodu!. Organlarında, damarlarında ısısıyla seni korudu!. Beyninden tüm hücrelerine akıp, onları gene sahibine bildirdi!... Uzaya yayılıp beyninden, seni iç yüzünle yüzleştirdi!.

Ak ateş kara ateş birbirini dengeler!... Sonunda, bakalım hangisi diğerini elemine eder!

Hava!.. Dünyanın yaşamını koruyan nesne...

Hücrelerin onunla yaşar, beynin onunla!... Ateşin onunla yanar, suyun vardır onunla! O sevdiğindir duygulandığın; bazen de düşmanındır kaçtığın!. Tanımadığın ya da tapındığın!. Toprak ondan meydana gelmiştir, ateş ondan; su ondan meydana gelmiştir, varlığın ondan! Toprağın toprağa gidecek; suyun havaya!.

Ya sen nereye gideceksin, havan gidince havaya?

Tenezzül etti hava oldu; tenezzül etti ateş oldu; tenezzül etti toprak oldu, su oldu; tenezzül etti “sen” oldu; ya sen nereye gideceksin beşinci element?

Toprağı mı mekân tutacaksın, suyu mu; havayı mı mekan tutacaksın ateşi mi?

Yoksa uzay mı mekânın olacak, mekânsızlıktır mekânım, diyerek!.

Sen ey beşinci element...

Sen ey maddeden doğma, beşinci boyut varı!...

Bil ki, vatan sevgisi imandandır.. Gel dön vatanına!... Mekânsızlık otağına; DOST katına! “Can”la canlanmış olarak... “Ruh”la, ruhlanmış olarak...

Tanı kendini, aş bedenini; seviyorsan özün olan “Ben”ini..

Uzayı tanı, uzayı bil!.

Uzaydır, Rahim; uzaydır Halim; uzaydır Kerim, uzaydır Azim!.

Yansıdı aynaya, uzay koydu, adını; yarattı mahlukatı, “adı”yla ayrı koydu varlığını...

Gel dostum, bilincinle urûc eyle... Yaşamını miraç eyle...

Salât eyle, selâm eyle; salât ile rahmet eyle!.

Gayzer oldu Celâliyle, pınar oldu Cemâliyle; okyanustan Kemâliyle, ilmi irfan saçtı bize!.

Değerlendirmezsek bu nimeti; aldığımız bu nefesi; dünyamızın tüm ziyneti, yarın hepten vebal bize!.

Gelin canlar, “can” olalım... Hak’ta, hâk olalım!. Varlığımızı uzaya salıp; deryada bir dalga olalım!.

Sevelim, sevilelim; sevindirip, bölüşelim; yaşam O’nun içindir, her dem Onunla seyredelim!.

Kin tutma, ardından konuşma;; hakkın olmayana el uzatma; yaban gözle bakıp ta, özünün-uzayın gazabını alma!.

Beden sanma boyutunu; gökte sanma konutunu; “sen” mekânsız varlıksın, çıkar artık, poturunu!

Rasûl gelmiş uzayından; haber verir Yâr’ından; dersin, “bana dünya gerek, neyleyeyim ben o Yâr’i”!...

Bak dostum, bunca sözün kısası...

Hep, gönüller BİR olası...

Uzay bağı, HAK bahçesi!...

Erenleri, gül goncası!.

Sanma uzay gayrıdır!... Hak ayrıdır, Uzay gayrıdır!... Sen seni bilmezsen, HAK, zannında ayrıdır!.

Bil ki sözün amacı...

TEK’liği bilmeyen; RASÛL’e kulak vermeyen; Kurâna yönelmeyen, “uzay” nedir bilesi değil!.
eski 18.10.2006, 10:02 Bakara-216 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #39
Tecrübeli Üye
(Konuyu Başlatan)
 
Üyelik tarihi: 10.10.2006
Mesajlar: 410



 
Teşekkür etti: 23
Teşekkür aldı: 68 konuda 132 kere
kucult  büyük
Şehâdet ederim ki “tanrı” yoktur…

Yalnızca “ALLAH” adıyla işaret edilen vardır!

Şehâhet ederim ki kesinlikle…

Ahmed MUHAMMED MUSTAFA aleyhisselâm,

“Abdullah”, “Rasûlullah” ve “Hatemennebiyyin”dir!

Onu seven, Allahı sevmiş olur!.

Ona şükreden, Allaha şükretmiş olur!.

Ondan yüz çeviren, Allahtan yüz çevirmiş olur!.

O, ALLAH adıyla işaret edilenin “Hüviyeti”nin “ABD”ı ve “RASÛLÜ”dür!... Fark edene, görene ve de bu gerçeği kavrayabilene!...

Allah’ın “Ahadiyet”ine iman etmek ve Muhammed Mustafa’nın “ABDU-HÛ” ve “RASÛLU-HÛ” oluşunu kavrayıp hissetmek ve yaşamaktan daha şerefli bir idrâk olamaz...

Ben MUHAMMEDÎ’yim!
eski 18.10.2006, 10:03 Bakara-216 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #40


Seçenekler




Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 02:31 .


Page generated in 0,41804 seconds with 16 queries