| | Tecrübeli Üye (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 10.10.2006
Mesajlar: 410
Teşekkür etti: 23
Teşekkür aldı: 88 konuda 166 kere
| Yanlış yol!…
Bedeninden çıkarak göklere yükselmek, her şeyi havadan seyretmek ve yükselmek ha yükselmek özüne kavuşmak için!. Zirâ, ruh da senin gelecekteki ikinci bedenindir. Ve içinde bulunduğu boyutta aynen bu fizik beden gibi algılanır. Onunla da afâka dönük yaşanır!
Doğru yol!…
Kendini, beden veya ruh olarak düşünmekten arınıp, varlığın özündeki bilinç olarak hissetmeye çalışmak…
Yani, dışa, afaka, uzaya, göğe yükselmek değil; derûnuna, bilinç boyutunun enginliğine, şuurdaki teklik noktasına inmeye çalışmak düşünü yollu… Kendini yalnızca bir bilinç olarak hissetmeye çalışmak… “ben”siz olarak!…
Başarabilmenin alâmeti, her şeyi yerli yerinde görüp, her şeyden razı olmak… Tüm oluşları, TEK’in öyle olmasını dilediği için olmuş olarak hissedebilmek!. | 
19.10.2006, 08:28
| | | Tecrübeli Üye (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 10.10.2006
Mesajlar: 410
Teşekkür etti: 23
Teşekkür aldı: 88 konuda 166 kere
| Makrokozmoz ile mikrokozmoz arasındaki sınır nerede; nasıl; neden?
Biz bu sınırın neresindeyiz?
Tümel yapı nerede bölünüyor ve katmanlar oluşuyor?
Varsa ayrı birimler ve katmanlar, nasıl oluşuyor?
Varsa bunlar, sınırlar ne ve nerede?
Yoksa böyle bir şey mi yok?
Kaderini yazan kalem bu arada nerede? Kimin elinde?
Bunlar sembollerse, bu semboller neye işaret ediyor; gerçeği ne işaretlerin?
Düşünen beyinlere has sorular; kendini tanımak isteyenlere ithaf olunur! | 
19.10.2006, 08:31
| | | Tecrübeli Üye (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 10.10.2006
Mesajlar: 410
Teşekkür etti: 23
Teşekkür aldı: 88 konuda 166 kere
|
Giriş Sayfası
Geçen günkü sorularıma değerli dostlarımdan İsmet Bozdemir cevap yollamış… Aynen iletiyorum sizlere:
1- Makrokozmoz ile mikrokozmoz arasındaki sınır nerede; nasıl; neden?
Varlık makrosuyla, mikrosuyla tek bir bütündür.
Tek bir vucut, tek bir mana olarak vardır.
Kendisine ALLAH ismi ile veya HU ismi ile işaret etmektedir.
Günümüzde Tümel Bilinç, Kozmik enerji gibi isimleri kullarak da anlaşılmasını dilemektedir.
Anlaşılması demek, kendini NOKTA’dan İNSAN’a - İnsandan NOKTA’ya tarzında tanıması, manalarını seyretmesi anlamına gelir.
Söz konusu seyirdeki sistem gereği makrokozmoz ile mikrokozmoz gibi kavramlar oluşmaktadır.
Makrokosmas ile mikrokosmos arasındaki sınır bu boyutlardaki bilinç birimlerinin algılama araçlarının kapasitesinden kaynaklanır.
Her algılama aracı sadece bulunduğu frekans kesitini ve aşağısını algılayabilmektedir.
Ancak tüm frekans boyutlarını icat eden ve kapsayan Bilince göre asla bir sınır söz konusu değildir.
2- Biz bu sınırın neresindeyiz?
Salt enerji, quant, elektron, proton, nötron, atom, malekül, madde MİKROKOSMOS ; yıldızlar, yıldız sistemleri, akdelikler, karadelikler, galaksiler, galaktik aileler, evren MAKROKOSMOS veya ÜSTMADDE şeklinde bir sıralama düşünülür ise İNSAN madde skalasında, tam ortada bir yerdedir.
Yani mecazi bir ifade ile merkezde.. Merkezde gerilim sıfırdır, çünkü herşey merkezin istediği şekilde gelişir; merkez hiçbirşeyden etkilenmez.
3- Tümel yapı nerede bölünüyor ve katmanlar oluşuyor?
Var olan tek yapı Bilinç’tir, başka varlık yoktur...
Bilinç için bölünmüşlük , katman veya salt yapı gibi manalar düşer…
Bilinçin dilediği manaları hayali söz konusudur sadece..
4- Varsa ayrı birimler ve katmanlar, nasıl oluşuyor?
Bilinç icat ettiği manalarını seyretmek istediğinde sanki katmanlar varmış gibi kabul eder ve yukarıda yapılan sıralama ortaya çıkar.
5- Varsa bunlar, sınırlar ne ve nerede?
Varlıkların varlıkları, Bilinç tarafından var kabul edilişleri dolayısı iledir.
Esasında yokturlar. “Varlık, yok olarak vardır.” denebilir.
Katmanlar, boyutlar aralarındaki sınır ise her boyuta yüklenen sonsuz manaların ifade ettikleri frekanslar nedeniyle aralarında meydana gelir.
Bu sonsuz frekansların ne karışmaları söz konusudur, ne de kaybolmaları..
6- Yoksa böyle bir şey mi yok?
Tüm katmanları kapsayan Bilince göre bir sınır yoktur..
Varlıklar, Bilinçte sadece isim olarak; finaldeki hallerini ihtiva eden mana biçiminde vardırlar.
7- Kaderini yazan kalem bu arada nerede? Kimin elinde?
Ayrı ayrı birimler olmadığından esasında Kader diye bir şey söz konusu değildir.
Tek Bilinç hayal ettiği manayı o mananın kendisi olarak ve mananın oluşacağı şartlarda seyretmek istediğinden, salt ilim boyutunda varkabul edilmiş isimlar, kendilerini ifade eden esma terkiplerini oluşturur.
Var kabul edilen ve ömürleri sadece var kabul edilişleri süreci kadar olan bu birimlerin yüklenmiş oldukları manalar, onların kaderi sayılır.
8- Bunlar sembollerse, bu semboller neye işaret ediyor; gerçeği ne işaretlerin?
Tüm anlatımlar ait oldukları katmandan öze, tek bilince götürecek tarzda semboller ile yapılmaktadır.
Böyle oluşu sistemi gereğidir, öyle dilenmiş, planlanmış olduğu içindir.
Konu Bakara-216 tarafından (19.10.2006 Saat 08:46 ) değiştirilmiştir..
| 
19.10.2006, 08:32
| | | Tecrübeli Üye (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 10.10.2006
Mesajlar: 410
Teşekkür etti: 23
Teşekkür aldı: 88 konuda 166 kere
|
Gençliğimde okuduğum ve bana misâlleriyle uyarılarda bulunduğu için sevdiğim bir kitaptı Filibeli Ahmed Hilmi’nin yazdığı “A’mâk-ı Hayâl” isimli kitap. Hayâlin Derinliklerinde…
Gündüz ve gecemizin pek çok saatlerinin içinde geçtiği âlem hayâl!…
Hayâlimizde sever, hayâlimizde korkar, hayâlimizde değer ve pâye verir ya da değersiz kılar; korktuklarımızı veya umduklarımızı; yapma özlemi duyup da yapamadıklarımızı; yaşamak isteyip de etraf yüzünden yaşayamadıklarımızı, hep hayâlimizde yaşarız!.
Hayâlinizdekilerin tümünü paylaşabildiğiniz acaba kaç yakınınız var?…
Ne güzel bu kadar geniş çevresi olmak!!!…
Hayâlindekilerin tümünü paylaşacak kimsesi olmayan insan, yeryüzünde yalnız yaşayan insandır!.
Herkes hayâlindekini apaçık dillendirip ortaya koysa, acaba yakınında kaç kişi kalır?
Hayâllerimizdekini açmıyor, açamıyorsak, karşımızdakine başka bir yüzle mi, maskeyle mi çıkıyoruz acaba hep?
Kim kimi, niye, ne kadar, nasıl aldatıyor; neden?
Kafam dağınık bugün toparlayamıyorum ve böyle bir yazı çıkıyor işte…
Halkın evladına 2000 yılında 30 yıl önceki verilere göre düzenlenmiş bilgiler öğretilirken okullarda; “derin” yönetim okullarında en son verilere göre eğitim veriliyor!.
Adam o kadar zeki ki; torunlarına yatırım olsun diye, çeyiz sandığı büyüklüğündeki bilgisayarlardan almış saklamış 40 yıl önce… Ne mirâs! Şimdi bunu bazıları da adamın kafasındaki, beynindeki PC diye anlayacak tabii…
Tanrısı ile “ALLAH” adı arasında sıkışmış kalmış; birinden kopamayan, ötekine eremeyen; bırak ermeyi, kavrayacak yeterli aklı olmayan mukallitin avuntu dünyası! En iyisi okumayın bu yazıları, kafanız karışmasın; düşünmeyin!… Düşünmek tehlikelidir!… Sonra belki GERÇEKLERİ görürsünüz basîretinizle!. | 
19.10.2006, 08:34
| | | Tecrübeli Üye (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 10.10.2006
Mesajlar: 410
Teşekkür etti: 23
Teşekkür aldı: 88 konuda 166 kere
| Dünyada cehennemi de cenneti de kendi içimizden kaynaklanan bir biçimde yaşadığımız kesin!.
Veri tabanımıza GÖRE içinde bulunduğumuz şartları değerlendirir; sonucunda da içinde bulunduğumuz şartlardan ya mutlu oluruz ya da yanarız.
Mutluluğumuz, mutsuzluğumuz hep hayâlimizde(N)dir!.
Rüya misalindeki gibi, dünya sonrası kâbir âlemini de, daha sonraki boyut ve yaşam şartlarını da hep gene dünyayı algıladığımız gibi; madde olarak algılayacağız; ancak o boyut şartlarının getirdiği yaşam biçimlerine göre.
Ölümötesi yaşamda, hayâllerini, oranın gerçekleri gibi yaşayacağın içindir ki, Bakara Suresi sonunda, “Benliğinizdekileri açıklasanız da gizleseniz de onların sonuçlarını yaşayacaksınız varlığınızdaki Allah’ın getirisi olarak” denmektedir.
Herkes kendi benliğinin getirisi olan hayâllerinin sonuçlarını yaşamaktadır ve yaşayacaktır.
Veri tabanını arındırmamış olanlar, hayâllerinden yakınacakları bir merci bulamayacaklardır yarın!. | 
19.10.2006, 08:35
| | | Tecrübeli Üye (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 10.10.2006
Mesajlar: 410
Teşekkür etti: 23
Teşekkür aldı: 88 konuda 166 kere
|
Tanrısıyla mutlu olanlar bugün; yarın neden mutsuz olacaklar?
İçinde yaşadığın Sistem ve Düzenin, yaptıklarının ve düşündüklerinin sonucunda ne getireceğini idrak edemeyip; boş beklentilerle bu gününü tüketebilirsin, belki de mutlu!… Ama ne var ki, yarın yaptıklarının sonuçları karşına gelecek o boyut şartları içinde!… İçinde yaşadığın Sistem ve DÜZEN yani “DİN”in gerçekleriyle yüz yüze kalacaksın gelecek boyutlardaki yaşamında. Veri tabanın hasılası olarak ortaya çıkan hayâllerin, sistem ve Düzen şartlarına göre gerçekleşecek sana gelecek boyutlardaki yaşamında!.
O boyutları öğrenip, o boyutlarda tanrının yeri olmadığını kavrayıp; ona göre, buradayken “ALLAH” gerçeği ışığında kendini ve sistemi tanımışsan, geleceğin mutluluk ortamı olur!… Yok eğer bu gerçeğe ters düşen bir biçimde, ötedeki bir tanrının seni bir yerlere getireceğini sanıp, buna göre hayâl dünyanda yaşamışsan; o zaman gelecekteki ortamın çok azap verecektir.
Sistem sonucudur ki; “dedesi erik yemiş, torunun dişi kamaşmış”; denmiştir. Erik yiyen dedelerin, babaların torun ve çocuklarını seyrediyor âlem hep! | 
19.10.2006, 08:36
| | | Tecrübeli Üye (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 10.10.2006
Mesajlar: 410
Teşekkür etti: 23
Teşekkür aldı: 88 konuda 166 kere
|
Eğer, “ALLAH”a iman ediyorsanız, hiç bir yakınınıza inanıp güvenmeyin. Zira, “Allah” bu!… Dilediğini yapar, “kalplerin tasarrufu her an onun elindedir”; ve her an, her şey olabilir!.
“Allah” asla hiç bir şeyle kayıt altına girmez ve sınırlanmaz!.
“Allah” bizim sınırlarımızı bildirir; ama kendisi her türlü sınırlamadan, kalıptan, şekilden ve değerlendirmeden beridir!.
Gerçekten, yaşamınızda “yalnız” olduğunuzu idrak etmeye çalışın!.
“Süreli-sınırlı” beraberlikler, asla gerçekte “yalnız” olduğunuz hakikatini; “yalnız” geçeceğiniz öte boyutu; ve veri tabanınıza göre oradaki “yalnız”lık yaşamınızı size unutturmasın!.
Her an, her şeye hazırlıklı olun; “Allah dilediğini yapar” korunmasıyla!.
Dünya yaşamındaki geçici çokluk ve beraberlik yanılgısı sizi aldatmasın!.
Kişi veri tabanındaki sevdiğiyle beraber olacaktır âhırette; ama kendi şartları içinde, veri tabanı kapasitesi kadarıyla!.
Kendinizi gerçeklere göre hazırlamazsanız yarına; bilin ki, yalnızca kendi ellerinizle (beyninizle) yaptıklarınızın sonuçlarını yaşayacaksınız; ve asla “Allah” size zulmetmiş olmayacak!. | 
19.10.2006, 08:37
| | | Tecrübeli Üye (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 10.10.2006
Mesajlar: 410
Teşekkür etti: 23
Teşekkür aldı: 88 konuda 166 kere
|
Yaşadığınız an içindeki düşünce ve fiillerinizin sonuçlarını daha sonraki an ve süreçte aldığınızın farkında değil misiniz?
İçinde bulunduğunuz huzur ortamı veya yangınların dünkü düşünce veya fiîllerinizin sonucu olarak bugün sizi kuşatmış olduğunu hâlâ mı göremiyorsunuz?
Dünü bugün yaşıyorsanız, bugünü de yarına taşımış olmayacak mısınız?
Böylece dünyanızı, kâbir âleminize taşımış olmayacak mısınız?
Bugünkü mutluluk veya yangınlarınız belki de pek çok misliyle kâbir âleminizde kıyâmete kadar devam etmeyecek mi?
Daha sonrasında da benzeriyle devam etmeyecek mi?
Niye cehennem?… Cehennemde neler olacak?… Kim sizi cehenneme atacak?… Bundan zevk alacak biri mi var sanki!. Böyle biri yoksa; hâlâ yaşayacağınız cehennemin nereden kaynaklanacağını göremiyor musunuz?
Bugün sizi yangınlara düşüren, cehennemi yaşatan dışardan biri mi ki; yarın da size cehennemi yaşatacak dışardan biri olsun?
Hâlâ SİSTEM ve DÜZENİ kavrayamıyor musunuz?
“Ellerinizle yaptıklarınızın sonuçlarını yaşamak” üzere kurulu “Allah yaratısı sistem ve düzenin” kurallarıyla kesin bağımlı olduğumuzu hâlâ idrâk etmeyecek misiniz?
“Elleriniz” yalnızca BEYNİNİZİN aracıdır; dolayısıyla, yaşadıklarınızın tümü, beyninizdeki –aynıyla ruha da kaydı giren- veri tabanınızın sizden açığa çıkışıdır.
İş böyle olduğuna göre, niçin, hâlâ veri tabanınız üzerine eğilip, bugünkü ve yarınki yangınlara neden olan veri tabanınızı gözden geçirip; neden, o verileri yeniden düzenlemiyorsunuz?… Yoksa yangında olmaktan zevk mi duyuyorsunuz?
Ötede bir tanrı ve gelecekteki, onun bilmem neredeki cehennemi kavramından; “âlemlerin sahibi ALLAH, ve O’nun her AN GEÇERLİ sistem ve düzeni” kavrayışına geçemeden sorularınızın cevaplarını alamayacaksınız. | 
19.10.2006, 08:38
| | | Tecrübeli Üye (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 10.10.2006
Mesajlar: 410
Teşekkür etti: 23
Teşekkür aldı: 88 konuda 166 kere
| Onlar, bıktılar yobaz din adamlarının mukalliti olmaktan!…
İsyan ettiler!
Artık, aydın(!) din adamı(?) MUKALLİTİ olmak istiyorlardı!
Onların, “düşünen insan” olmak, gibi bir sorunları yoktu ki!. | 
19.10.2006, 08:45
| | | Tecrübeli Üye (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 10.10.2006
Mesajlar: 410
Teşekkür etti: 23
Teşekkür aldı: 88 konuda 166 kere
|
Bazen canı yazmak istemiyor insanın…
Çünkü, yazdıklarının belki de kendini tatminden öteye gitmediğini görüyor… Belki de, onların, yalnızca yazılması gerekli olduğu için yazılmış olduğunu müşahede ediyor…
Her toplum lâyık olduklarıyla yaşar ve kendi türünden birinin peşine takılır!… Tilkiler, çıkar peşinde koşar dün olduğu gibi bugün de… Akbabalar, ölmüş aslan beklentisindedir!
Okunmayan kitabın önünde açık durması, kitaba eziyettir!
Tüm yaşamının bir rüya olduğunu farketmeyip; yalnızca uyuduğunda gördüğünün rüya olduğu, sanısıyla yaşayan… Mutluluğun ve azabın, hep rüyalarla oluştuğunu; yani hayâlden başka bir yerde olmadığını fark edemeyen…
Doğal işlevini yapan meleklerin, bu işlevlerinin, veri tabanına göre kişiye her an çeşitli hayâller yaşattığını kavrayamayan, neylesin senin yazdığın yaşamın gerçeğini!
Varoluş amacının ne olduğunu, benzetmelerden yola çıkarak, tahayyülünde var kıldığı tanrısında, onun cennet ya da cehenneminde arayanları rahatsız etmeyin; yaradılış amaçlarındaki görevlerini yapıyorlar!.
Gökteki göksüzler ve devamı yerdeki yersizler, İllîyin’den seyrediyorlar, âlâ refîkleriyle… Kapasiteniz yeterli ise, katılın onlara zamansız ve mekânsız, beşerî değerler yargısız olarak!
Ya da, devam edin dedikodularınıza; her kendiniz gibi olmayana çamur atarak!. Nefret, dedikodu ve gıybet gıdalarından meydana gelen irin ve zakkumla beslendiğiniz cehenneminizde!. | 
19.10.2006, 08:49
| | Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 23:46 .
Powered by: vBulletin Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0 Bazaar Desings |