Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.
Hucurat-12
Kim ki yanında Müslüman kardeşinin gıybeti yapıldığı halde, gücü yeterken ona yardım etmezse, Allah onu dünya ve ahirette zelil kılar.
Camiu’s-Sağîr
GİrİŞ Yap
Online Üye
Şuan Forumda: 73 (18 Kayıtlı ve 55 Misafir) bulunmaktadır.
Admin ::
S.Mod ::
Mod ::
Yazarlar ::
İmtiyazlı Üye
Kahire yakınlarında dört kızı olan dul bir kadın yaşar. Çoluk çocuk bir hafta iplik eğirirler. Kadın bunları alır cuma pazarına getirir ve 20 dirheme satar. On dirhemiyle tekrar iplik yapacak kadar pamuk alır, on dirhemiyle de geçinir gider. İpliğin talibi daima vardır ve az da olsa para eder. Hani nasıl derler, kazandıkları ucu ucuna yeter. Ama bir aksilik olsa var ya... Bir kerecik sekteye uğrasa...
Kadın bunu düşünmek bile istemez, lâkin aklına gelen başına gelir. Yine bir cuma günü sepetini koluna takar bohçasını başına koyar. Pazara doğru ilerlerken bir kartal bohçayı kaptığı gibi kalkar ve uzaklara uçar. Kadın bir müddet çaresizlikle kuşun peşinden koşar. Sonra bir köşeye çöküp ağlamaya başlar. Kendini o kadar yalnız ve o kadar zavallı hisseder ki...
Garibim günlerce sızlanır durur, kâh ağıtlar yakar, kâh kendini paralar. Evin küçük kızı “Üzülme be anacım” der, “bir kucak ip dünyanın sonu değil ya, Allah büyüktür, bakarsın rızkımızı başka taraftan verir.” Sonra çilekeş kadının elinden tutar, Seyyidet Nefise’ye götürür. Dertli kadın bu nurlu büyüğün sohbetiyle çok ferahlar. Gerçi bir ara yine “kartaldan, ipten, paradan” söz açmaya niyetlenir ama Seyyidet Nefise biliyormuş gibi “hele sabret” der, “görelim bakalım neler olacak?”
Gemicinin nezri
Kartal uçmuş, ip gitmiştir, bu saatten sonra birşey olacağı yoktur ama elden ne gelir? Kadıncağız “haydi hayırlısı” der, boynunu büker. Aradan 10 dakika ya geçer ya geçmez. Genç bir hanım heyecanla içeri girer. “Seyyide anne” der, “sana öyle bir şey anlatacağım ki inanamayacaksın”.
-Haydi anlat bakalım.
-Biliyorsun beyim gemicidir. Bunlar İskenderiyye açıklarında seyrederlerken teknenin tahtaları oynuyor ambara su sızmaya başlıyor. Hani ellerinde azıcık pamuk ipliği olsa katrana bulayıp kalafat yapacaklar ama derya ortasında pamuk ipini nerede bulsunlar? Arkadaşları yıkılıyor ama kocam ümidini hiç kaybetmiyor. Birara ellerini açıyor ve “Ya Rabbi” diyor, “Seyyidet Nefise hürmetine bize yardım eyle.” Tam o sıra ne oluyor biliyor musunuz. Bir kartal geliyor ve güverteye bir bohça bırakıyor. Açınca ne görseler beğenirsiniz?
Bohçasını kaptıran kadının “Bir kucak pamuk ipi!” diye haykırası gelir ama heyecanını yener. Gemicinin karısı ağız dolusu dualar yağdırdıktan sonra Seyyidet Nefise’ye döner “Kocam bu 500 dirhemi size hediye etti” der, “N’olur kabul edin, bizi sevindirin!”
Seyyidet Nefise gemicinin karısını uğurlayınca para kesesini iplikçi kadının önüne koyar. “İşte paran” der, “söyle bakalım, yirmi dirhemlik ipi beşyüze satacağın aklına mı gelirdi?”
SEYYİDET NEFİSE HAZRETLERİ
Nefise binti Hasan, Hazret-i Ali Efendimizin torunlarındandır. İmam-ı Cafer Sadık’ın oğlu İshak-ı Mu’temen ile evlenir. Bir ilim ikliminde doğar ve ûlema arasında yetişir. Muazzam hafızası ve muhteşem bilgisi bir yana benzeri az bulunan bir zahidedir. Dünya onu terketmeden o dünyayı terkeder. Kalbinden fanilerin sevgisini çıkarır, daima baki olana koşar.
Mısırlılar onu çok sever bağırlarına basarlar. Minik evi ziyaretçilerle dolup taşar. Bazen diz bükecek kadar bile yer kalmaz. Veliler, abidler, arifler nurlu kapıyı aşındırır, hisse almaya bakarlar. Mübârek gün boyu misafir ağırlar. Herkesi dinler, dertleriyle dertlenir. Ancak birara Hicaz’a dönmeyi ve sakin bir hayat sürmeyi düşünür. Bunu duyan Mısır emiri ayağına kadar gelip yalvarır ve kendi evini ona bağışlar. “Halkımız haftada sadece iki gün ziyaretinize gelsinler” der, “bundan böyle ibadetinize mani olmasınlar”
Biliyor musunuz Allah-ü teâlâ bazı kullarını kırmaz. İşte Seyyidet Nefise bunlardan biridir. Kahireliler sıkıntılı anlarında nurlu türbeye gelir Alemlerin Rabbi’nden onun hatırına ister ve ferahlarlar. Yine aynı şekilde neşelerini de bu büyük zahide ile paylaşırlar. Nasıl mı? Meselâ bütün sünnet çocukları ve düğün alayları mutlaka bu eşiğe uğrar. Gelin ve damat kutlu kapıda birer fatiha okurlar.
Sadece Kahireliler mi? Seyyidet Nefise’yi bütün İslâm âlemi tanır, dualarını ziynetlendirmek için onu anarlar.
Bakın İslâm alimleri bizlere bir sır fısıldıyorlar. Hani bazen insanın kalbi kırık, gözü yaşlı olur ya... Yahut bir seher vakti ellerinizi açasınız gelir. Böyle anlarınızda bu büyük zahideye hatırlayıp fatiha okuyun. Feyzle kuşatıldığınızı, nurla donandığınızı...
Bakın İslâm alimleri bizlere bir sır fısıldıyorlar. Hani bazen insanın kalbi kırık, gözü yaşlı olur ya... Yahut bir seher vakti ellerinizi açasınız gelir. Böyle anlarınızda bu büyük zahideye hatırlayıp fatiha okuyun. Feyzle kuşatıldığınızı, nurla donandığınızı...
Allah indinde dua ve niyazı o kadar makbul bir insan ki, bazı büyükler, edilecek nezirlerin sevabını kendilerine hediye etmeyi tavsiye etmişlerdir. Yani her hangi bir murad mevzuunda nezir, Seyyidetü'n-Nefise Hazretlerini hedef tutacak…
İsmi de belli ediyor ki, Nur neslinden, Allah Rasûlünün soyundan…
Kapısı çalınıyor. Komşusu, İslam dışı bir karı-koca. Rica ediyorlar:
--Biliyorsunuz! Bizim felçli kızımız var.
Yıllardır uzandığı yerden kalkamıyor!
Şifası yok!
Gayet mühim bir iş için bir yere gitmek zorundayız. Biz gidip gelinceye kadar, Allah rızası için hasta kızın başında beklemeyi kabul edermisiniz!
İşi gücü, dört duvar arasında sadece ibadet ve gözyaşı olan büyük ulvî kadın:
--Hemen, diye cevap veriyor; siz işinize gidin ve kızınızdan yana kaygı çekmeyin!..
Karı-koca işlerine, Seyyidetü'n-Nefise de hasta kızın yanına…
Saatler geçiyor…
Ermiş kadının gözleri, hasta kızın üzerinde…
Ne güzel bir kız!...
Hareket gözlerinde…
Mahzun bakıyor ve ermiş kadına karşı gözlerinin içiyle gülümsüyor.
Seyyidetü'n-Nefise Hazretleri ellerini dua âlemine kaldırıyorlar:
--Allah’ım, şu güzel kızı ayağa kaldır ve ona hak dini nasip et!...
İslam dışı karı-koca, bir müddet sonra döndükleri zaman, yıllardır hasta ve yatalak kızlarının ayakta, büyük ulvî kadının dizleri dibinde olduğunu görüyorlar…
Büyük ve ulvî kadın onun saçlarını okşamakta…
Kız annesiyle babasını görünce fırlıyor ve kucaklarına atlıyor.
İslâm dışı karı ve koca, İslâm içindeler…
Halkadan Parıltılar N.F.Kısakürek..
__________________ Yâ zabiyyâti'l-kâi kulne lenâ
Leylâye min-kunne em Leylâ mine'l-beşer...
(Ey yaylanın ceylanları söyleyin bana
Leyla'm sizden biri mi yoksa beşer mi Leyla!)