Bayrak
21 Recep 1429
24 Temmuz 2008, Perşembe
21 Recep 1429
24 Temmuz 2008, Perşembe
Ayet
Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.
Hucurat-12
hadis
Kim ki yanında Müslüman kardeşinin gıybeti yapıldığı halde, gücü yeterken ona yardım etmezse, Allah onu dünya ve ahirette zelil kılar.
Camiu’s-Sağîr

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Online Üye

Şuan Forumda: 77 (19 Kayıtlı ve 58 Misafir) bulunmaktadır.

Online  Almula, bir lahza, DeRCan, gul555, hafsa, HAKKAKUL, HamS, HAvF & ReCa, kebirulcady06, muhakematçı, Ninja Kedi, rüya, Sakallı, siyahsancaktar, sofizade, tayyibe, VuSLaT MafraK, monaroza


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye
eee



Hak-dilaram » DİNİ KONULAR » Tasavvuf » Kurtuldum!...


Cevapla
 
Seçenekler
hafi
Gast
 
Mesajlar: n/a

 
Kurtuldum!...

Kurtuldum

Gerçek hürriyetin nefis bağlarından kurtulmak olduğuna dair Gülistan'daki şu hoş nükteyi aktaralım:

Şeyh Sadi bir gün halinden pek hoşnut görünen bir ihtiyara sorar:

- Baba sen pek yaşlısın, belin bükülmüş, dizin tutmaz olmuş. Bu haline rağmen nasıl bu kadar mutlu olabiliyorsun? Yaşlı şu cevabı vermiş:

- Ah evlat, gençken sağlıklı ve güçlüydüm ama zahmetim de pek çoktu. Birçok isteğim başıma efendi kesilmişti. Ben zavallı bir köle gibi bu birbiriyle geçimsiz efendilerimin her birini memnun etmek için çırpınıp duruyor, kâh oraya kâh buraya koşturuyordum. Şimdi gerçi gücüm kudretim kalmadı ama içimdeki bu istekler de öldü ve ben zalim efendilerimden kurtuldum, hür oldum." Nüktede Şeyh Sadi zavallı ihtiyarı ihtiyarlığının bedeli olarak efendilerinden kurtarmış. Ama ideal olanı daha genç ve güçlü iken onlardan kurtulabilmek. Değil mi?

İki cihadın hangisi daha zor?: Düşmanla cihad ve nefs cihadı. Acaba bunlardan hangisi daha zor ve daha faziletli? Bu konuda Hz. Ali meşrebli sufilerden Ayyazi şöyle demiş:

- Ben tam doksan kere zırhsız olarak cenge girdim. Belki bir ok veya kılıç yarası alırım da şehadete ulaşırım diye ümid ediyordum. Ama ok bile her bahtsıza isabet etmiyor. Savaşlarda vücudum yaralarla eleğe döndü fakat ne kadar çabaladıysam öldürücü bir yarayla şehit olmak nasip olmadı. Bunun üzerine ben de küçük cihattan büyük cihada döndüm, riyazete girip nefsimi yormaya başladım. Bir gün aniden sokaktan gazileri cihada çağıran davul sesleri duydum. İçimden nefsim feryada başladı:

- Ne duruyorsun, haydi kalkıp sen de onlara katılsana, gazilik sevabını kaçırmasana!

Ben de dedim ki:

- A aşağılık nefis, sen nerede gazayı düşünmek nerede! Bana yine ne tuzak kuruyorsun, çabuk doğruyu söyle!

O zaman nefsim dilsiz dudaksız feryat edip şöyle dedi:

- Sen burada beni her gün öldürüyorsun. Açlıktan, uykusuzluktan halim ölümden bin beter. Üstelik ne halde olduğumu bilen kimsede yok. Savaşta yaralanır ölürsem hem bu eziyetten kurtulmuş olurum, hem de insanlar benim nasıl bir yiğit olduğumu görürler.

Dedim ki:

- A münafık, işin gücü hep riya, hep gösteriş. Madem ki halka gösteriş peşindesin, bil ki ben seni buradan hiç çıkarmayacağım. Çünkü halvette yapılanların hepsi sırf Allah rızası içindir, onda "halk görsün" demenin payı yoktur. (5/153)

Şimdi efendim, Mevlânâ kalpazan sufilerle Ayyazi'yi mukayese ederek diyor ki: "Bu da sufi, o da sufi. O iğneden ölmede buna ise kılıç kar etmiyor. Böyle kalpazan sufiler gerçek sufilerin de adını kötüye çıkarır, halkı şüpheye düşürürler. Sadece kan dökmekle şehit olunsaydı öldürülen bütün kâfirler de kutlu olurlardı. Demek ki aslolan halis niyet.
(5/154)

Mesnevî'de yer alan nefis terbiyesiyle ilgili ilginç bir nükte de şu:

Her gün bir dirhem atan derviş: Bir dervişin eline 40 dirhem geçmişti. Nefsini terbiye için her gün birini denize atıyordu. Nefsi; "Madem hepsini atacaksın, bari tümünü birden at da ümidim kesilsin. Zira ümidin kesilmesi de bir rahatlıktır." dedi. Derviş ise; "Hayır sana bu rahatlığı da vermeyeceğim, seni böyle her gün azar azar öldüreceğim." cevabını verdi. (5/154)

Adalet nedir? Peki ama nefse karşı da görevlerimiz olduğuna göre ona eziyet adaletsizlik değil mi? Şimdi de Mevlânâ'nın bu konudaki fikirlerine yer verelim: "Adalet atın kapıda durması sultanın da baş köşede oturmasıdır. Adalet bir şeyi layık olduğu yere koymak zulum ise layık olmadığı yere koymaktır. Kendine gel de o kötü dalı kes, buda; şu güzel dala su ver de yeşert. Şimdi ikisi de yeşildir ama sonuna bak; bu yok olur gider; ondansa meyve biter. Bahçenin suyu buna helaldir, ona haram; aradaki ayrılığı sonunda görürsün vesselam. Adalet nedir? Ağaçları sulamak. Zulüm nedir? Dikene su vermek. Adalet bir nimeti yerine koymaktır, su emen her kökü sulamak değil. / Nefsini kepekten yapılmış ekmekle doyur. Hak yolunun düşmanını hor ve zelil kıl. Hırsızı minbere çıkarma, darağacına çek. Uygun olanı hırsızın elini kesmektir, kesmeye gücün yetmezse bari elini bağla, ayağını kır ki o senin ayağını kırmasın. Sen düşmana şarap ve şeker kamışı vermektesin, varsın düşman zehir yesin." (5/44)

eski 19.02.2007, 19:29  
Alıntı ile Cevapla   #1
isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
Cevapla



Yer imleri
Seçenekler




Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 14:06 .