16 Şevval 1429
16 Ekim 2008, Perşembe
16 Şevval 1429
16 Ekim 2008, Perşembe
Ayet
Muhakkak O (kur’ân), arşın sâhibi (Allah katında) yüksek mevkiye sâhip, çok şerefli, güçlü bir elçinin (Cebrâil’in, Allah’tan) getirdiği sözdür.
(Tekvir 19-20 )
hadis
Resullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse sıla-i rahim yapsın.
(Buhari, Edeb 12)

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap

Online Üye

Şuan Forumda: 14 (3 Kayıtlı ve 11 Misafir) bulunmaktadır.

Online   HamS, Payitaht



Hak-dilaram » DİNİ KONULAR » Tasavvuf » Tasavvufun çıkışı


 
Seçenekler
GüzellikGöreninGözündedir
 
Ummu Seleme - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.09.2006
Mesajlar: 3.624




Teşekkür etti: 8.168
Teşekkür aldı: 2.542 konuda 7.565 kere
kucult  büyük
Tasavvufun çıkışı

Suâl: Ba'zıları evliyânın yolunu yâni tasavvufu, tarikatı kastederek, bunların sonradan çıktığını, bid'at olduğunu söylüyorlar. Tasavvufun dinimizdeki yeri nedir?


Cevap: Bu husûsta Muhammed Ma'sûm-i Fârûkî hazretleri buyuruyor ki:
Sûret ve zâhirdeki kemâlâtın ve mânevî makamların hepsi Resûlullah efendimizden gelir. Sûretteki kemâlâta yükselmeye sebep olan emîrlerini, yasaklarını bizlere din âlimleri bildirdi. Kalbin, rûhun temizlenmesine yarayan gizli bilgileri ve kalb işlerini tasavvuf büyükleri bize ulaştırdı. Kalbe ve bedene yarayan bilgilerimizin hepsi Resûlullahtan gelir.

Hz. Ömer vefât edince, oğlu Hz. Abdullah gazâda idi. Yanında olanlara, "İlmin onda dokuzu gitti" buyurdu. Ba'zılarının bu söze şaştığını görünce; "Dediğim ilim, herkesin bildiği abdest ve gusül gibi bilgiler değil, Allahı tanıtan bilgilerdir" buyurdu.

Hakîkî tarîkatların hepsi, Resûlullahın yolunu gösterir. Tasavvuf büyükleri, kendi hocaları vâsıtası ile Resûlullaha bağlanmıştır. O büyüklerin çalışma usûlleri, sonradan uydurulmuş şeyler değildir. Fenâ, bekâ, cezbe, sülûk, seyr-i ilâllah ve benzerleri gibi isimler, sonradan verilmiş ise de, bu isimlerin bildirdikleri şeylerin hepsi Resûlullah efendimizden gelmektedir.

Tefekkür ve Sessiz Zikir
Nefehât kitâbında bildirildiği gibi, fenâ, bekâ, gibi isimleri ilk bildiren zât, Ebû Saîd-ül Harrâz'dır. Zikir de, Resûlullahtan gelmiştir. Resûlullah efendimizin peygamber olduğu bildirilmeden önce, mübârek kalbi ile zikretmiştir. Resûlullahın çok zaman sükût ettiği, sessiz, düşünceli durduğu, dost, düşman her tarihçinin kitâbında yazılıdır. Bu halde bulunmak, isimleri sonradan çıkan şeylerin Resûlullahda da bulunduğunu göstermektedir. Bu isimler, hadîs-i şerîfleri açıklamak için konulmuştur. Meselâ tefekkür, fikri, bâtıldan hakka doğru çevirmek olup, (Az bir zaman tefekkür etmek, bin sene nâfile ibâdet yapmaktan daha fâidelidir) hadîs-i şerîfinden alınmıştır.

Eğer denirse ki, tasavvuftaki usuller, vazîfeler, kazançlar Resûlullahtan gelmiş olsaydı, ayrı ayrı tarîkatlar olmazdı ve tarîkat sarhoşluğu, dine uygun görünmiyen şeyleri söylemek olmazdı. Böyle değişik sözler ve hâller, insanların istidatlarının, başka başka olmasından ileri gelmektedir. Resûlullahtan gelen nisbette, feyzde ve te'sîrde hiç değişiklik yoktur. Bunun çeşitli insanlara, çeşitli mizâçlara te'sîri başka başka olmaktadır. Bir insanın bile çeşitli zamanlardaki hâli, mizâcı başka başka oluyor. Bir insanın çeşitli fotoğraflarda çektirdiği resimler bile birbirlerine benzemiyor. Bütün kemâlât, her tarîkata, Resûlullahtan gelmektedir. Fakat herkesin yaradılışına, hazırlığına göre, başka başka te'sîr etmektedir. Resûlullah efendimiz hayatta iken de, herkesin istidâdına göre konuşur, mâ'nâ ve esrârı başka başka sunardı. Resûlullah efendimiz. Hz. Ebû Bekr'e ince bilgiler anlatırken, yanlarına Hz. Ömer gelince, sözü değiştirdi. Sonra Hz. Osman gelince sözü daha da değiştirdi. Hz. Ali geldi, başka türlü anlatmaya başladı. Çünkü, her birinin istidâdı başka başka idi. (Mektûbât c.5, m.59)

Zikrin Efdali

Turuk-ı aliyyede en çok, Lâ ilâhe illâllah kelime-i tayyibesi söylenir. Bunu söylemek nasıl bid'at olur? Temeli bu kelimeyi söylemek olan tarîkatlara, hangi ilim ve vicdan sahibi, dil uzatabilir? (Sözlerin, zikirlerin efdali, en fâidelisi, lâ ilâhe illâllah demektir.) hadîs-i şerîfi güneş gibi her yerde ışık salmakta iken, bunu söylemek sonradan meydana çıkmış denilebilir mi? Tarîkat demek, sünnet-i seniyyeye yapışmak ve bid'atlerden sakınmak demektir. Buna dil uzatacak bir müslüman düşünülebilir mi?

O halde, tarîkatlar zamân-ı seâdette yok idi, sonradan meydana çıktı diyen kimse, sünnet-i seniyyeyi yıkmak istiyen bir islâm düşmanı değilse, menfâat sağlamak, câhilleri aldatmak için tarîkatçılık ve şeyhlik perdesi altında islâma yakışmıyan kötülükleri yapanları anlatmak istiyordur. Böyle tarîkatçılar ne kadar çok kötülense yeridir. Bu kötü kimseler, müslüman göründükleri için, müslümanlık kötülenebilir mi? Talebesine kötülük yapan öğretmen var diye, öğretmenlik mesleğine kötü damgası basılabilir mi? Evet, ba'zı câhiller, ahlâksızlar şeyh şekline girdi. Tarîkatçılık adı altında her kötülüğü yapanlar oldu. Fakat bunlara bakarak, Resûlullahın sünnetine yapışan, her kötülükten sakınan, Allah adamlarına dil uzatmak pek yanlıştır. Tarîkat ehli buyuruyor ki:

(İyi olan da, kötü olan da, iyilik yapabilir. Kötülük yapmamak ise, ancak Allah adamlarının özelliğidir. Sıddıklar günâh işlemez.) [Mektûbât c.5, m.106]
__________________
Eğer Çekemezsen Gülün Nazını Ne Dikene Dokun Ne Gülü İncit,Sahrada Mecnun Değilsen,Ne Leyla`yı Çağır,Ne Çölü İncit..


Asla üç sey olma. Ümitsiz olma.Sükürsüz olma. Sabirsiz olma.
eski 19.02.2007, 20:30 Ummu Seleme isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #1
Ummu Seleme isimli üye'ye teşekkür edenler
Yeni Üye
 
Üyelik tarihi: 04.05.2007
Mesajlar: 4




Teşekkür etti: 0
Teşekkür aldı: 0 konuda 0 kere
kucult  büyük
Arifler Yolunun Edepleri.

Çok müthiş bir eserdir tasavvufu anlamak isteyen arkadaşlara tavsiye edilebilecek nadide bir eserdir. Dili hafif ve herkesin anlayacağı tarzdadır.

Paylaşım için teşekkürler gerçekten aydınalatıcı olmuş. Allah razı olsun...
eski 14.05.2007, 15:03 Dervis isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #2
Üyeliği kapalı
 
Üyelik tarihi: 12.07.2007
Mesajlar: 68




Teşekkür etti: 0
Teşekkür aldı: 33 konuda 60 kere
kucult  büyük
Tasavvuf, düşün literatüründe üzerinde önemle durulan tartışmalı ve müşkil bir alandır. Tasavvuf alanında şimdiye değin çoğunlukla bir içerik analizi yapılma yoluna gidilmiş ve onun ne kadarı ile İslamın içinde ne kadarı ile dışında olduğuna karar verilmeye çalışılmıştır. Büyük bir çoğunluk tarafından tasavvuf için İslamın 'içinden' çıkmış bir kurum yorumu yapılırken, son zamanlarda tasavvufun itikadî ve kurumsal açılardan İslamla taban tabana zıt olduğu görüşü, özellikle de düşünen ve tartışan kesimlerde ağırlık kazanmaya başlamıştır. İslam konusundaki bilinç arttıkça tasavvufun geleneksel anlamda bilinen itikadî görüşlerine rağbette azalmaya başlamıştır. Türkiye itibarıyla söyleyecek olursak, İslam adına çaba gösteren, faal, dinamik ve 'radikal' akımlarda bugün bilinen anlamıyla tasavvufun yön verici bir etkisinin olmadığı/kalmadığı görülmektedir. Bu tespit, -bu yazının ortaya koymaya ve bir nebze de olsa ispatlamaya çalışacağı bir tez için temel gözlemlerden birisini oluşturmaktadır
eski 12.07.2007, 21:55 TURKUAZ34 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #3


Seçenekler




Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 02:19 .