Bayrak
17 Recep 1429
20 Temmuz 2008, Pazar
17 Recep 1429
20 Temmuz 2008, Pazar
Ayet
Mü'minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin ve Allah'tan korkup-sakının; umulur ki esirgenirsiniz.
Hucurat-10
hadis
Kim ki yanında Müslüman kardeşinin gıybeti yapıldığı halde, gücü yeterken ona yardım etmezse, Allah onu dünya ve ahirette zelil kılar.
Camiu’s-Sağîr

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Online Üye

Şuan Forumda: 33 (10 Kayıtlı ve 23 Misafir) bulunmaktadır.

Online  aşkınsonhecesi, DuaLar, garib_yolcu, haqperest, Sakallı, sara, ta-ha monaroza


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye
eee



Hak-dilaram » DİNİ KONULAR » Tasavvuf » Tasavvuf İlaçtır


Cevapla
 
Seçenekler
FIRAT
Gast
 
Mesajlar: n/a

 
Tasavvuf İlaçtır

Tasavvuf, Rabbânî, ilahi bir ilaçtır. Onu Allahu Tealâ indirmiştir. O ilacı önce Peygamberler içmiş, sonra ümmetlerine içirmişlerdir. Onu içen şifa bulur, içmeyenin kalbi kurur. Onu tatmayan bilmez, almayan gülmez, bulan başka şey istemez. O bir sırdır, ruhta saklıdır. Onu içinde saklayıp ehli olmayana açmayanlar haklıdır. Çünkü bugünün insanına hakim olan, maddede sarhoş olmuş aklıdır.

Bizim ilaç dediğimiz ve şifa bildiğimiz tasavvuf, dinimizde “ihsan” ve “ihlas”la anlatılan mana ile aynı şeydir.
İhsan, Efendimizin (A.S.) tarif buyurduğu gibi; Allahu Tealâ’yı görüyormuş gibi ibadet etmek; Zât-ı Bâri tarafımızca görülmese bile, onun bizi gördüğünü yakinen bilmektir. (Buhari, Müslim) Bu hal, çok ciddi bir terbiyeden sonra elde edilecek bir devlettir.
İhlas, kalbin Allah muhabbetiyle kaplanması ve insanın her işinde Yüce Rabbinin rızasını aramasıdır. İhlas, safi kalplere ikram edilen ilahi bir hediyedir.
İşte her kalbin derdini dindirecek bu ilaç, muhabbetullahtır. Allah muhabbetinin her kalpte ayrı bir tadı, her gönülde değişik bir tecellisi vardır. Bütün kalpler, bu muhabbeti bir derece tadacak kabiliyettedir. Yani her insan, ister ve yolunca giderse ihsan sahibi olabilir. İhlası ele geçirip, sırf Allah için kulluk yapabilir.
Tasavvuf, Kur’an ve Sünnette istenen takva hayatı ve ihsan hali olduğu için, biz kelimeye değil, manaya baktık ve “onu Allah gönderdi; önce Peygamberler tatbik etti, sonra bize emretti” ifadesini kullandık.
Şimdi, ana sermayesi muhabbetullah ve ihlas olan tasavvufun, erkek-kadın, alim-cahil, amir-memur herkese nasıl ilaç olduğunu ve bütün insanların neden ona muhtaç bulunduğunu kısaca arzetmeye çalışalım.

Derdimiz Nedir?

Şunu kabul edelim ki; insan kendi başına olgunlaşamaz. Tek başına ve bakımsız büyüyen ağacın meyvesi tatlı olmaz. Bahçıvan elinde yetişmeyen gül, başa konmaz. Sarrafın işlemediği altın boyuna takılmaz.
Nefsiyle iş yapanlar, aklının kendisine yettiğini sanırlar. İstişareden kaçanlar, kontrol edilmekten korkanlar, tenkitten sıkılanlar, cemaat halinden ve disiplininden bıkanlar ham kalırlar; verimsiz ve sevimsiz olurlar.
Mesleği ve cinsiyeti ne olursa olsun, akıllı olup büluğa eren her insandan Allahu Tealâ ihlasla kulluk istiyor. Bu farzdır (Beyyine/5). Kalbinde iman, ihlas ve ilahi muhabbet olmayan herkes, derece derece hastadır. Her bir insanın hastalığı da farklıdır.
Biraz okumuşun kibri kalbini tıkar; cahilin cehaleti kendisini maskara yapar. Âbidin benliği ibadetini yakar; beynamaz yer içer, yan yatar. Zenginin başını para derde sokar; fakirin dilini zenginin parası yorar. Amir, sadece alacağı rütbeye bakar; memur gece gündüz maaşını sayıklar. Evli, karı ve çocuklardan kan ağlar; bekar ise, kadın hayaliyle yanar. İhtiyarlar ölmek istemez, dinç görünmek için çare arar; gençler hayattan tat alacağım diye haramlara dalar. Tüccarın derdi paradır, en ucuz fiyata şerefini satar; sanatkar, milleti eğlendireceğim diye insanlıktan çıkar. Siyasiler menfaatlarını korumak için sinsice planlar yapar; halk onların yalanlarına alkış tutar. Bu saydıklarımız, bir toplumun ekseriyetinde gözüken bir hal ise, durum hiç de iç açıcı değildir. Bütün bunlar insanın kalbini öldüren birer manevi hastalıktır.

İlaç

Şimdi düşünelim, hemen herkesin bir derece bulaştığı bu hastalıklara kim teşhis koyacak ve tedaviyi hangi tabib uygulayacak. Yoksa, hastalık çok ama ilaç yok mu diyeceğiz. Bu derin yaraların tedavisi doktor, sosyolog, psikolog, filozof ve şairlerin işi değil, Peygamberlerin işidir. Allahu Tealâ insanlığı bu tür hastalıklardan kurtarmak ve nefislerini terbiye için Peygamberlerini göndermiştir. Yetki ve ilacı onlara vermiştir. Hz. Rasulullah’tan (A.S.) sonra bu ilacı onun gerçek varisleri, Rabbanî alimler, kâmil mürşidler sunmaktadır. İnsanlık, veraset yoluyla Hz. Peygamberden gelen bu ilaca muhtaçtır. Çünkü Allahu Tealâ, onu bütün alem için rahmet kılmıştır. İnsanlığın bu rahmetten başka ilacı yoktur. İnkara ve direnmeye gerek yok. Canlar feda edilerek arifler tarafından günümüze kadar taşınan bu rahmete, muhabbetullaha ve ilahi edebe dönmekten başka çıkar yol gözükmüyor. Doğunun felsefesi, batının tekniği insanlık için rahmet olamadı. Olacağa da benzemiyor. Felsefe ile maddenin insanı ihya edeceğini kim söyleyebilir? Bir inat ve taassupla söylense bile, doğruluğunu kim isbat edebilir?
Bir asırdır insanlığın gündeminde mide ve menfaat vardı; bundan sonra gönül ve sevgi de olacaktır. Öyle gözüküyor ki gerçekten gönül ehli olanlar, insanlığın gönlünü ve gündemini dolduracaktır. Bugün dünya, kan kusan zalimlere ve firavunlara değil, sevgi sunan Yunus Emre’ler ve Mevlâna meşreplere muhtaçtır.
Şunu söyleyelim: Para, şan, şöhret, şehvet, servet hiçbirimize şifa olmayacak ve onlarla kimsenin ızdırabı dinmeyecektir. Bizler mecburen başka bir huzur kaynağı arayacağız. İşte o huzur, kalbin Yüce Yaratıcıya verilmesi ve Onun her şeyden çok sevilmesidir. Bu işe Hz. Kur’an “tezkiye” diyor (Şems/9) ve bunun yolunun “zikir” olduğunu belirtiyor (Ra’d/2. Bu temizlik rahmet ve nur ile olmaktadır. Bir arifin irşad dairesine giren kimse, bu nurdan ve rahmetten bolca nasiplenir ve edeblenir.

Tedavi - Sonuç

Bu nur, rahmet ve feyiz deryasına adım atan alim, tevazuya bürünür, kibrini temizler, halis amele yönelir. İlim amele, amel hikmete çevrilir.
Cahil, önündeki mürşidine bakarak edeblenir; ibadete yönelir, yerince susmasını ve gereğince konuşmasını öğrenir.
Zikre başlayan zenginin önce gönlü, sonra eli açılır. Mala değil Allah’a güvenir, şükre yönelir, sevgiyle malından başkasına verir.
Fakir, sevgi ile zengin olur, sabra alışır, kanaatı tercih eder.
Evli kimse, mürşidine bakarak hak korumayı, gönül almayı öğrenir. Nefsi için eşinin hatırını yıkmaz, çocukları kırmaz, komşulara kızmaz.
Bekar kimse, Allah için mürşidine olan bağlılık ve sevgisiyle edeblenir. Kalbi kuvvetlenir, ibadetlerini severek yerine getirir, dengesini kaybetmez; iffetini muhafaza eder.
Ariflerle yakın olan ve onların işaretleriyle adım atan idareciler, ilahi desteğe mazhar olurlar; yanılmaları az olur. Ahireti unutmazlar, ölüme hazır olmayı öğrenirler. Halka hizmeti ibadet bilirler, onlara karşı şefkatli davranırlar.
Kalbine Allah sevgisi hakim olan ve irfan nuru inen devlet adamı, adil olur; haddini bilir, hukuku korur. Yalan konuşmaz, nefsini kayırmaz, insanlar arasında ayırım yapmaz.
Ariflerin meclisinden ilahi aşk ve edeb öğrenen sanatkar, inkar çukuruna düşmez, maddeyi baş üstüne koyup manayı kenara itmez. Tefekkürü derin olur, ince düşünür; insan ve eyadaki gizli sanatı okur, haz alır. Zikrin tadına varır; namazsız duramaz, daralır.
Kısaca ariflerden nur ve edeb tahsil eden herkes, az da olsa Allahu Tealâ’yı tanımanın ve sevmenin zevkine varır. Bu irfan ve sevgi, onun kalbine ilaç olur. İnsan insanlığını bulur, her derdi onunla halleder.

Usül

Ancak, bu ilacın fayda vermesi için arifler şu şartların yerine getirilmesini gerekli görüyorlar:
Hasta, hastalığını kabul edecek ve bu hastalığın bir ilacı bulunduğunu bilecek.
Hasta, kendisini tedavi edecek mütehassıs bir doktora gidecek ve ona güvenip teslim olacak.
Hasta, doktor tarafından verilen reçeteyi, gereğince uygulayacak.
Her kim böyle davranırsa, ona tasavvuf terbiyesi fayda verir. Bu kimse derdine derman bulur. Yoksa, tenkid, şüphe, itiraz, acaba, neden ve niçin hesapları içinde bocalar durur.

Dr. Dilaver Selvi
eski 05.04.2007, 13:47  
Alıntı ile Cevapla   #1
isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
Tecrübeli Üye
 
Ebu-zer - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 21.09.2007
Nerden: Almanya
Mesajlar: 181


 
Yarışma Puanı: 430
Teşekkür etti: 879
Teşekkür aldı: 162 konuda 576 kere
Ebu-zer - YAHOO üzeri Mesaj gönder
selam fırat kardes bır sorum olacak sana, anladığım kadarıyla menzil sofisisin.
Şuanda mübareğin halifeleri var mı? Eğer biliyorsan isimlerini yazabilir misin?
eski 22.09.2007, 16:53 Ebu-zer isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #2
Cevapla



Yer imleri
Seçenekler




Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 02:43 .