8 Şevval 1429
08 Ekim 2008, Çarşamba
8 Şevval 1429
08 Ekim 2008, Çarşamba
Ayet
Muhakkak O (kur’ân), arşın sâhibi (Allah katında) yüksek mevkiye sâhip, çok şerefli, güçlü bir elçinin (Cebrâil’in, Allah’tan) getirdiği sözdür.
(Tekvir 19-20 )
hadis
Resullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse sıla-i rahim yapsın.
(Buhari, Edeb 12)

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap

Online Üye

Şuan Forumda: 26 (1 Kayıtlı ve 25 Misafir) bulunmaktadır.

Online   okyanus



Hak-dilaram » DİNİ KONULAR » Tasavvuf » TASAVVuF -te sad vav ve fe-


 
Seçenekler
Hademe
 
Hak-dilaram - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 5.604




Teşekkür etti: 11.037
Teşekkür aldı: 4.919 konuda 24.996 kere
kucult  büyük
TASAVVuF -te sad vav ve fe-

tasavvuf kelimesi te, sad, vav ve fe`den ibaret dört harftir.

Bu harflere göre, tevbe ile teslim, takva, tevekkül, sabr, sıdkla sadakat, safa, vird, vudd, vefa, ferd, fakr, fena`dan ibaret olur.

Bu taktirde tasavvuf bazen imanın cüz`ünden bazan da kemal şartlarından sayılır.

tasavvuf cevher ve hakikati itibariyle iman, sıfatı itibaryle islam, tatbiki itibaryle ihsandır. Bu üç makamı Edeple Varış Lutufla Dönüş adlı eserimizde beyan etmişiz. Bu cihetle ele almıyoruz.

Tarifi:

a- tasavvuf hiçbir şeye mülk olmamak ve hiçbir şeye sahib olmamaktır.

b- Vakti bilmek ve yerli yerinde değerlendirmiktir.

c- İlletsiz olarak Allah Teala ile beraber olmaktır. Ve kalbe gafletin gelmemesidir.

d- Güzel ahlakların değerli vakitlerde zahir olmasıdır. Bu taktirde esası, fakr u iftikarı iltizam etmektir. Allah yolunda mevcut gücü harcamaktır. Doğrusu taarruz ve iradeyi bırakmaktır. Bunları yapabilene sofi denilir.

e- tasavvuf, sadece Canabı Hak Teala`ya teslim olmak ve halktan alakayı kesmektir . Binaealeyh hizmetin mukabilini Allah`tan başkasindan istememek ve istikamet halinden ayrılmamaktır.

f- Bütün kötü ahlaklardan sıyrılmak ve bütün güzel ahlaklarla ahlaklanmaktır. Hakla konuşmak, kalbi de Cenab-ı Hakk`ın tecelliyeleri için boşaltmaktır.

g- Allah Teala`nın emrlerini yüceltmek, O`nun emriyle kullarına kemaliyle hizmet etmektir.

h- Küfürden, şirkten tevhide, ma`siyetten taate, fısktan ibadete, taguti hükümlerden Kur`an`ın hükümlerine, kısa ifade ile, Allah Teala`nın kahrından rahmetine kaçmak ve sığınmaktır.

Bu cihetle tasavvuf ilmine, firar-i ilallah denildi.

Yahut nefsin istek ve arzularını bırakıp gayretle günahlardan tevbeye sığınmaktır.Bu taktirde tasavvufa hicret denilir.(Firar-ı ilallah ve hicret`i anlamak için El-Ankebut 26, Ez-Zariyat 50`inci ayetlerin tefsirine bakınız.)

Böylece ilmin genişliği nisbetinde ve ehemmiyyetine binaen 96 tarifi vardır.

(Bkz.Ruh-ul-Beyan c.10 s.61. Ruh-ul-Meani cüz 19 s.193 cüz 28 s.158,160. Fatih-ul-Ebyad`ın tekmilinden Yusuf kıssasına bakın.Nefahaf-ul-Üns s.18 ve devamı. Risale-i Kuşeyriyye s.139. Hilyet-ul-Evliya c.1 s.17-123 arası seçme. Gays-ulMevahib-ulAliyye c.1 s.19,20 c.2 s.20 )

Birinci ikinci ve sonuncu tarifden hareketle, T harfine başlıyoruz.

Te-a) Tevbe ile Allah Teala ve O`nun Rasulü`nün emrlerine teslim olmaktır. Bu taktirde “ Ey iman edenler, tam bir sıdk u hulusa malik bir tevbe ile Allah`a dönün. Olur ki Rabb`iniz kötülüklerinizi örter ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere sokar. O gün Allah Peygamberi`ni ve iman edip Onunla beraber olanları rüsva etmeyecek... “ (Et-Tahrim. mealindeki ayette, tevbe tasavvufun temeli olmuştur.

Öyle ise tevbe nedir?

Hazreti Ali radıyallahu anh ve keremallahu veche`ye tevbeyi sordular.

Buyurdu ki: Altı şeyle tevbe tahakkuk eder, var olur:

1- Geçmiş günahlara karşı pişmanlık,
2- Terkedilmiş farzları kaza etmek ve ödemek,
3- Kul hakkını geriye vermek ve ödemek ,
4- Hasımlarla helallaşmak,
5- Bir daha günaha dönmemek üzere azmetmektir,
6- Nefsini ma`siyet içinde terbiye ettiği gibi Allah`a itaatte de terbiye etmektir.(Ruh-ul-Meani`ye bakın.Tüm tefsirler alır.)

Teslim, “Ma`budumaz bir tek ilahtır. O halde O`na tam teslim olun. (Habibim Sen) İtaatkar ve mütevazi olanları müjdele ”(El-Hac.a.34. Ali İmran 19 ve 20`inci ayetlerin tefsirine. Risale-i Kuşeyri`ye bakın.) mealindeki ayette emrolunmuştur.

Binaenaleyh tasavvufun birinci temeli ve menşei, tevbe, teslim ve tevhiddir. Hadisi Şeriflerde ve ayeti kerimelerde bu hususta bir çok emirler vardır. Şeyh Cüneyd Bağdadi diyor ki:

Tevhid muvahhadin ( Allah Teala`nın ) hakiki vahdaniyeti ve ehadiyetinin kemaliyle bir tek olduğuna inanmak ve O`nu doğmaktan, doğurmaktan, zıtlardan, denklerden, cisimlerden tenzih etmek ve hiçbir şeye benzetmemektir.

Tevhid, O`nu zihne gelen vehmi ve hayali suret ve keyfiyetlerden tenzih etmektir. “Benzeri şöyle dursun, benzerinin benzeride yoktur” diye inanmaktır.

Görülüyor ki , tasavvufun menşei tevbedir, teslimdir, tevhiddir. Tevhid ve teslim ciheti ile tasavvuf imanın cüz`ünden, tevbe cihetyle şart-ı kemalinden sayılmaktadır. O`nun için münküri kafir olur. (Risale-i Kuşeyri`ye bakın s.3, 146 H.B.Çantay Kur`an-ı Hakim ve meal-i Kerim`de İhlas suresinin dipnotuna bakınız. Alusi c.19 s.193) Kim Allah`ı Rabb, İslamı din, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)`i de Rasuli olarak kabul ettim derse, cennet ona hak olmuştur.” Mealindeki hadis-i şerif gibi birçok deliller vardır.

Te-b) Tasavvufun ikinci basamağı takva`dır. Takvanın da birinci mertebesi şirkten korunmaktır. İkinci derecesi Allah Teala`nın yaklamış olduğu küçük ve büyük günahlardan bil fiil sakınmaktır. Üçüncü derecesi, günahların arzularından dahi sıyrılmaktır.

Binaenaleyh tekva, ikinci ve üçüncü itibarla imanın kemal şartından, birinci itibarla cüz`ünden sayılmıştır.

(El-Bakara suresinin ilk beş ayetinin tefsirine bakınız.)

Takvanın birçok derceleri vardır; istikametle tarif edilir.

Nitekim, Süfyan bin Abdullah es-sakafi şöyle anlatır: Ben Rasulü Muhterem`e dedim ki : Bir şey bana söyle, artık sensen sonra kimseye sormayayım.

“EMENTÜ BİLLAHİ TEALA SÜMMESTEQIM”

“Allah`a inandım de. Ve dosdoğru ol.” Buyruldu.

Te-c) Tevekkül ve tevessüldür.

“Hüküm Allah`tan başkasının değildir. Ben ançak O`na güvenip dayandım. Tevekkül edenler de, yalnız O`na güvenip dayanmalıdırlar.” (Yusuf suresi 67) mealindeki ayet gibi bir çok ayetler tevekküle delildir. Ehli tasavvuf sebeblere değil, sebebleri yaratana dayanırlar. Elbette tedbir ve tevessül tevekküle engel olmaz.

Binaenaleyh tevbe , teslim, takva ve tevekkül makamlarına muvaffak olabilmek için tevessül gerekir. Bubun için “ Ey iman edenler Allah`tan korkun. Ve O`na (ulaşmak için) vesile arayın” ve : “İçlerinde de sabır ve sebat ettikleri zaman emrimizle doğru yola devk edeçek rehberler tayin etmiştik ve onlar ayetlerimizi çok iyi biliyorlardı.”(El-Maide suresi 35 , Secde suresi 24) mealindeki ayetlerde vesile aramak ve rehberlerin emirlerine uymak emredilmiştir. Öyle ise tevhidle tevessülü bilelim.

Tevhid; Uluhiyet, Rububiyet, Malikiyet, Hakimiyet, hakiki tasarruf ve bütün alemin tedbirini Allah Teala`ya tahsis ederek Zat'ında, Sıfatında, Fiilinde O`nu bir tek bilmek, inanmaktır.

Her mü`min namazdan sonra kalbindeki bu ınancını diliyle ilan ederek şöyle der: “ Allahümme entesselamü ve min kesselam tebarekte ya zelcelali vel`ikram.” Yani : Allahım, Sen Selamsın, selamet de Sendendir. Yücesin. Ey Celal ve İkram sahibi.

Şeytan, itikadi sığınışta bazen insanı gaflete sokar; mü`minin kalbini, fail-i hakiki olan Canab-ı Hak`tan çevirerek zahiri surette Allah Teala`nın onu hayra vasıta kıldığı sadaka veren zengine, tesirli ilaç veren doktora himmmet ve dua da bulunan şeyhe, güzel nükteyi açıklayan Profesöre çevirir.

Böylece Kahır ve Rehmet sahibi olan Allah Teala`yı unutturur. Bu unutkanlığa gaflet denilir, ki bu makam-ı farktır.

Bir mü`min bu gaflete dücar olduğunda istiğfarla Allah Teala`nın mutlak hakimiyetini ve tedbirciliğini aklına getirerek O`na sığınır, derhal tevekkül eder ve “Esteğfirullah ellezi la ilahe illa hu:”

“Kendisinden başka hiçbir ilah olmayan Allah Teala`dan (bu gaflete düçar olmamdan) magfiretimi dilerim” der.

Böylece kalbini gafletten zikre ve şirkten tevhide döndürür.

Nefs, şeyten, kötü arkadaş ve insi şeytanlar bazan birleşib mü`mini tevhidinden iğfal ederek fiilen şeriate muhalif olan hareketlere, kötü huylara sevk ederler.

Bu taktirde mü`min fiili tevessüle baş vurur; Allah Teala`nın her hangi bir nimetinin kendisine ulaşmasına vesile kıldığı zatı, şeyhi, salih ameli, hakiki tesir edici ve fail olarak değil bilakis vesile ve Rabb`inin n’metlerinin zuhuruna illet inanarak, fiili vesilelere ve sebeblere sığınır.

Bu sığınışı tevekkülünü engellemez ve tevhidini bozmaz.

Çünkü muvahhid vesileleri asla uluhiyet ve rububiyet derecesine çıkarmaz, ancak Allah Teala, Peygamber`i, ehli beyti, meşayıhı, ekmel ulamayı sevdiği için ve bunların sevilmelerini ve beraberliğini “Ey iman edenler, Allah`tan korkun ve sadıklarla beraber olun” (Et-Tevbe suresi 119) mealindeki ayetiyle buyrulduğu için, fiilen bunlara sarılarak bunlar vasıtasıyla zulmani vesilelerden nurani vesilelere yapışır.

İşte onun bu fiili tevessül ve teşeffu`dur, duayı taleb etmektir.

Mesela, Allah Teala`nın sevgisini teklif ettiği salahiyetli insanları sever, ona uyar, Rabb`ine ibadet eder ve tapar. Bütün ibadet ve muamelesinden vesileye yapışır, Rabb`ine sığınır. Vesileye uyar, Rabb`ine tapar, Rabb`inden korkar. Önderiyle ve rehberiyle Rabb`inin huzuruna girer, her halukarda Rabb`ine yalvarır.

Lakin Rabb`inin emri olduğu için vesile edindiği kimse ile yürür.

Nitekim namazda imama uyar, şeriati tatbik eder, Allah`a tapar.

Demek şeyh, Ka`be. Peygamber, imam, cihad lideri, maksat değillerdir, vesiledirler.

Maksat Allah Teala`nın rızasını kazanmak ve Allah nazarında beğenilmektir.


Vesileler çoktur.

Salih amel vesiledir, doktor vesiledir, ilaç vesiledir.

Hasılı, uhrevi ve dünyevi faydalara sebeb olan herşey vesiledir. Amma maksat ide bir tektir. O da Allah`ın rızasını kazanmaktır.

İşte tevhid bunun içindir.

Tevessül ise buna ulaşmak içindir.

Allah Teala`nın nazarında iyi olmak; iyilik yapmak, iyileri sevmek, iyileri yetştirmek onlarla baraber olmaktır. Beraberlik de hayali olur, suri olur.

Evet kul bütün hayatında, islami çalışmalarında, tevhid ile vesile arasındadır.

Önce tevhid sonra vesile. Bu itikatta.. Amma fiilde ise önce vesile sonra tevhid.

Mesela, peygamber`i görmeyen yani sünnetini bilmeyen bir kimse en üstün olan vesileyi, mesela Kur`an ve sünneti bulmadan tevhidi bulamaz.

Bunun için hadis-i şerifte her iki yol beyan edilmiştir.

“Allahım gerçekten ben Sen'den isterim. Rahmet Nebisi olan Peygamberin (vesilesi ve şefaati)le San`a yöneliyorum. Ey Allah`ın Resulü, şu ihtiyacımın giderilmesi için senin yardımınla Rabb`ime yöneldim. Allahım, Onu benim hakkımda şefaatçi kıl.”

Yani : “ Allahım, gerçekten ben Sen`den isterim.” Sen`i severim. Sen`den korkarım, sen`den isterim. Sen`i sevdiğim için sen`den korktuğum için san`a taparım, San`a boyun eğerim. Fakat benliğimi yok edemediğimden, Fiilen rızana uygun hareket edemediğim için; sevdiğini ve uyulmasını emrettiğin “Rahmet Nebisi olan Peygamber`in beraberliği ile yahut yardımı ile san`a yöneliyorum.”

Bu taktirde “Binebiyyike” nin BA harfi musahabe manasında olduğu tahakkuk eder ki, “ Ey iman edenler, Allah`tan korkun ve sadıklarla beraber olun” mealindeki ayetle emredilmiştir.

İşte maiyyet bu.

Yani, “ Şefaat etmek izni Ona vermiş olduğun, yardım etmek ve şefaat etmek iznini taşıyan rahmet nebisi Hazreti Muhammed Sallalahu Aleyhi ve Sellem`in beraberliği ile San`a yöneliyorum. Bu izinden dolayı Sen`i çağırdığım gibi Onu da çağırıyorum.” Ve Tevhidden dönerek : “ Ya Resulallah, beraberliğinle, şefaatinle Rabbime yöneldim.” Burada Peygamber`in beraberliğine ve şefaatçi olduğuna inandığı halde, bu defa vesileden tevhide döner: “ Allah`ım O Peygamber’i hakkımda şefaati makbul olan şefaatçi kıl” der.

Burada iki teveccüh var:

1. Allah`a yönelmek,

2. Peygambere yönelmek,

Allah`a yönelmek tevhid, peygemberi`ne yönelmek tevessüldür.

Tasavvuf dilinde birinciye murakabe, ikinciye rabıta denilir. (En-Nisa suresi 64 ve El-Maide 35`’nc’ ayetleriyle alakali İbni kesir c/2 s/306. Alusi cüz 6 s. 35 Keşşaf c.1 s.538, Tefsir-i Hatib c.1 s.307 ve sair tefsirlere bakınız; vesileden maksadın salih amel ve salih zevat olduğunu görürsünüz.

Bu hususta hiçbir tefsir diğerine muhalefet etmemiştiir. Ehli Sünnetin dışındaki tefsirler müstesna..

Fe- b) Ferd makamıdır . Dışta herkesle beraber , içten Halık’la beraber olmak , bir tek olan Allah’a dayanmak , bütün ibadetleri ve güzel övgüleri O’na tahsis etmekle tekleşene ferd derler.

Bu makama fütuvvet ( yiğitlik ) makamı da denildi .

Ehli tasavvuftan herbiri , ferd ve futuvvet kelimelerini , makam ve meşreblerine göre tarif ettiler.

Din kardeşlerinin hatalarını görmemek ,taksiratlarını afuv etmek , üstâda ve Allah’a hizmeti tek başına iltizam etmek ,bir de hatalardan arınmak ferd ,

nefsin putlarını kırmak da fütuvvettir .

Tek başına kalsa dahi sünnete ittiba’ eden ferd olur . Mesela hısım ve akraba , kavm ,aşîret ,aile bid’at ve dalâlet içinde iken , onların istek ve arzularını terkeden , yalnız kalmak vahşetinden de teberrî edene de ferd denilir . İ

mam Kuşeyrî: İhvâna zarar vermekten sakınmak şartıyla karşılıksız hizmet etmek fütuvvettir , dedi .

Ferd ,rubûbiyyetin sıfatlarını terk etmek ve ubûdiyyetin evsafıyla vasıflanmaktır . Biz bu tarifi tercih ederiz .

Mesela , zilleti , aczi ,fakrı , zayıflığı iltizam etmek , cenâb-ı Rabb-ul-İzzete halini arzetmek , kusurlarını huzurunda itiraf etmek , ferdliktir .

Ferd olan zat , zilleti ile Allah’ın izzetine , acziyle kudreti , fakrıyla ğınâsına sığınır .‘‘ Ya Azîzu , ya Kadîru , ya Ğaniyyu , ya Kaviyyu , ya Alîmu , ya Hayyu , ya Kayyum’’ der yalvarır.

‘‘Müfridler öncelik ( hakkını ) almışlardır.’’ Müfridler kimlerdir, dediler. ‘‘Allah Teâlâ’nın zikrinde aşırı düşkünlük gösterenlerdir .Zikir onlardan (günah) ağırlığı(nı) düşürür. Artık kıyamet gününde onlar süratle gelirler.’’(Tirmizî hadis no :3596) Müslim’in rivayetinde ise:

‘‘ Onlar erkek ve kadınlardan Allah Teâlâ’yı çok zikir edenlerdir.’’ buyrulmuştur.

İbnu Kuteybe diyor ki :Müfrid , akrânından ayrılıp , zikir ve ibadetle tekleşendir . İbnu Arabî : Yalnız bir yere çekilip fıkıh öğrenen ve Allah Tealâ’nın emr ve nehiylerine riayet eden kimsedir , der. İbn-ul –Esîr: müfrid odur ki , akrânı helak olurken kendisi kurtulur , daimi olarak zikirle meşgul olur . Zikrin dışında hiçbir şey yapamayandır .( Camiu-s-Sağîr hadis no:4561 Feyz-ul-Kadir’e bakınız . Nihayette ferede , hetere kelimelerine bakın. Şerhu Sünne cilt 5 sayfa 354. Müstedrek cilt 1 sayfa 495.)

Hâsılı kelam ,salik o kadar zikir eder ki ,zikirden başkası kalbinde kalmaz .İşte o zaman ferd olur .Ferd olduysa yok olur . Yok olduysa var olur.

Fe-c) Fena makamıdır . Yokluk.. tasavvuf ıstılahında fena , fıkhın nazarında bütün fena hasletlerden arınmaktır . Akabinde bekâ gelir . Bekâ , bütün güzel hasletlerle vasıflanmaktır .

Çünkü kalp bir şeyden boşalınca diğeriyle doldurulur . Kulun onunla vasıflandığı hasletler , fiildir , ahlaktır, haldir .

1- Ef’âl ,kişinin ihtiyâriyle meydana gelen tasarrufudur .

2-Ahkak veya huy ,insanın bedeninde merkezlenen hislerin faaliyetidir .

3- Hal , başlangıçta kulda ahlak gibi tezahür eder. Kalbin temizlenmesiyle ahlak gibi değişir, meleke olur .

Bir insan şeriatin emriyle cüz’î iradesini harcarsa ve öğrendikce tatbik ederse , ahlâkı şarabın sirkeleşmesi gibi güzelliğe değişir ,nefsi başkalaşır .

Gelip geçici olan güzel duyguları makâmî olur . Sıddîk olur . Ehyâr olur . Ebrâr derecesine yükselir . İlmi nisbetinde ayıklık , zikri nisbetinde mest bulur .

İşte bu mestliğe fena denilir .

Hakk’ın huzuruna yaklaşır . Yaklaştıkca kendinden geçer gibi olur . üstün bir şuurla bîşuur olur . Kalbinde bir pencere açılır . İnsan görülür bir melek . Fakir görülür bir padişah . Sır kürsüsünde oturur , haznedâr olur ..

Gerisi ehline havale ..

Elhasıl nur olur , nur görür . Şu hadîsi şerifle eserimize hitam verir , Rabbi’mizden tevfîk dileriz .

‘‘Allah Teâlâ buyurur: Kim ben’im bir dostuma ezâ cefa verirse, muhakkak Ben de ona harb ilan etmişim . üzerine farz etmiş olduğum ibadetleri ödemekten daha sevimli bir ibadetle kulum Ban’a yaklaşmamıştır . Kulum nafile ibadetle birlikte durmadan Ban’a yaklaşır . Ta ki Ben onu severim . Onu (tam ) sevdiğim zaman da , onunla işiteceği kulağı , onunla yürüyeceği ayağı (na yardımcı) olurum. Eğer Ben’den bir şey isterse ona veririm. Ban’a sığınırsa onu korurum.’’

Bu hadis-i şerifte, hulul ve ittihadcılara asla bir delil yoktur. Abdın fenafillah olması Rabb`le birleşmesi demek değildir. Hadisin başında:

“ Yaklaşmış” buyurur, “ birleşmiş” buyurmaz. Te`vile hacet yoktur.

(Buhari h.n.6116. Umdet-ul-Kari c.10 s.639, 640. İrşad-us-Sari c.9 s.274. Feth-ul-Bari`ye de bakınız.

“Allahümme-c`al fikalbi nuren ve fibasari nuren ve fisem`i nuren ve anyemini nuren ve anyesari nuren ve fevki nuren ve tahti nuren ve emami nuren ve halfi nuren ve-c`al li nuren.” Buhari.

Yani “Allahım, kalbimde nur yarat. Gözümde, kulağımda nur yarat. Sağımdan solumdan nur yarat. Üstüme nur, altıma nur, önüme nur, arkama nur ver. Ve bana nur yarat.”

İktibas: İttiba Ehli Sünnete`dir Dilara Yayınları Üstaz İsmail ÇETİN rahimehullah
__________________
İslam Su İnsan Balık; Suya Gir, Kurtul!

Buraya Baktınız mı? Tıklayın
eski 05.11.2007, 20:24 Hak-dilaram isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #1
Hak-dilaram isimli üye'ye teşekkür eden 10 üye:
محمد ديار بكري
 
diyarbekrî - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 20.08.2007
Mesajlar: 1.858




Teşekkür etti: 4.119
Teşekkür aldı: 1.713 konuda 7.202 kere
kucult  büyük
Allah razı olsun hocam

Bu eser de yok bizde ...
__________________
Gam değildir, gide dünya kala Din.Gam odur ki; kala dünya gide Din.


..:: Üstaz İsmail Çetin'in Eserleri ::..

..:: Dilara Kitabevi ::..
eski 05.11.2007, 21:47 diyarbekrî isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #2
diyarbekrî isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
Hademe
(Konuyu Başlatan)
 
Hak-dilaram - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 5.604




Teşekkür etti: 11.037
Teşekkür aldı: 4.919 konuda 24.996 kere
kucult  büyük
diyarbekri´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Allah razı olsun hocam

Bu eser de yok bizde ...
üstazın hiç tanımadığınız bir yönü var diyeyim bu eserde de iyice meraklan sen

biraz araştırırsan bulursun. baskısı yok; ama elinde olan birine ulaşırsın azizim
__________________
İslam Su İnsan Balık; Suya Gir, Kurtul!

Buraya Baktınız mı? Tıklayın
eski 05.11.2007, 22:02 Hak-dilaram isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #3
Hak-dilaram isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
محمد ديار بكري
 
diyarbekrî - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 20.08.2007
Mesajlar: 1.858




Teşekkür etti: 4.119
Teşekkür aldı: 1.713 konuda 7.202 kere
kucult  büyük
hocam sende çok seviyorsun meraklandırmayı
__________________
Gam değildir, gide dünya kala Din.Gam odur ki; kala dünya gide Din.


..:: Üstaz İsmail Çetin'in Eserleri ::..

..:: Dilara Kitabevi ::..
eski 05.11.2007, 22:10 diyarbekrî isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #4
diyarbekrî isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
محمد ديار بكري
 
diyarbekrî - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 20.08.2007
Mesajlar: 1.858




Teşekkür etti: 4.119
Teşekkür aldı: 1.713 konuda 7.202 kere
kucult  büyük
güncelleştirelim
eski 15.01.2008, 15:50 diyarbekrî isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #5
diyarbekrî isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
محمد ديار بكري
 
diyarbekrî - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 20.08.2007
Mesajlar: 1.858




Teşekkür etti: 4.119
Teşekkür aldı: 1.713 konuda 7.202 kere
kucult  büyük
TASAVVUFUN MENŞEİ AYET VE HADİSTİR


Ehli sünnet velCemaat imamları, meslekleri ile, nübüvvetin risaletinden aldıkları enerjiyi eminlik sıfatları ile ümmete neşrettiler.

Her bir meslekçi gayrine hizmetçi oldu.

Ehli hadis, ehli tefsir, ehli usul, ehli belağat, ehli tevhid ve kelam,saraf gibi sarfçılar, laboratuarçı gibi nahviler ve mahvilerin meslakleri kitapları ile meydandadır. Konu mahvilere geldi biz nahvi geğiliz, mahviyiz. Mahviler sofilerdir, safilerdir. Ehli tasavvuf: Hakiki ehli tevhid: Ehli tasavvuf yedi meslekçilerle müşterek, kendi meslekleriyle tek.. Evet, hakiki ehli tevhid, ehli tasavvuftur.

Zamanımızda hakiki taavvufu neşreden meşayıh çok azaldı. Zeval bulacak derecede azaldı. Ehlinden binden biri kalmadı. Feryad ederiz..

Meydenda birçok çambazlar, sözlerini çaldılar. Felsefe ile yuğurdular. İnsanlara dam ve tuzak ettiler. Saf mü`minleri avladılar. Amma avcılar.. Doğrusu hırsızlar..

Asrı saadette, tasavvuf kendisi var, ismi yok. Şimdi ise ismi var, resmi yok. Mağazalar açıktır, alışveriş yok. Şeyh var ise de mürid yok

Evet, bir sel geldi, ehlini alıp götürdü. Çambazlar geldiler, meydanda atlarını oynattılar.

Gavs-ul-A`zam Abdulhakim Arvasi , Er-Riyad-ut-Tasavvufiye adlı eserinde feryad ederek:

Tasavvufun ismi bile tahvil ve tagyirata uğradı der.

Ekmel-ul-ulama Bediuzzaman da yirmi dokuzuncu mektupda Telvihat-ı Tis`anın üçüncü Telvihinde feryad ederek şöyle der:

Evet, nasıl ki velayet ve tarikat, risalet ve şeriatın hücceti ve delilidir, öyle de İslamiyyetin bir sırrı kemali ve medarı envarıdır.


Ve insanın İslamiyetin sırrı ile bir ma`deni terakiyyatı ve menbei tefeyyüzatıdır. İşte bu sırrı azimin bu derece ehemmiyyetiyle beraber bazı firak-ı daalle onun inkarı tarafına gitmişler. Kendileri mahrum kaldıkları gibi, o envardean, başkaşarının mahrumiyetine de sebeb olmuşlar. En ziyade medarı teessüf şudur ki, ehli sünnet ve cemaatin bir kısım zahiri uleması ve ehli sünnet ve cemaate mensup bir kısım ehli siyaset, gafil insanlar, ehli tarikatın içinde gördükleri bazı sui isti`malatı ve bir kısım hatıatı bahane ederek, o hazinei uzmayı kapatmak, belki tahrib etmek ve bir nev`i abı hayatı dağıtan o kevser menbaını kurutmak için çalışıyorlar. ( iki sayfa sonra da sözüne devamla şöyle der: ) Ey akılsız, hamiyyet furoşlar.. Ve sahtekar milliyyet perverler.. Tarikatın hayatı ictimaiyyenizde bu hasenesini çürütecek hangi seyyiatlerdir, söyleyiniz bana.

İşte münkirler bomba..

Tasavvufun üzerinde birçok tartışmalr vardır.

Tasvvuf var mıdır, yok mudur?.

Evet tasavvuf vardır, lakin ehli azdır deriz.

Asrı saadette tasavvuf var mıydı , yok muydu?

Evet kendisi var idi, ismi yoktu. Kelam ve usul ilimleri gibi. Hatta İsrailoğulları zamanında ve nasarada dahi tasavvuf vardı. Şu kadar ki, yahudi ve nasara tevhidi bozdukları gibi, tasavvufu da bozdular.

Bu risalemizde sadece itikadi olarak tasavvufu ele alarak ve harflerine taksim ederek itikadi cihetlerini beyan ederiz. Tasavvufun imana mı, İslama mı, amele mi, ahlaka mı dahil, yoksa bunlardan hariç bir felsefe mi olduğu anlaşılsın.

İsmail Çetin- İttiba Ehli Sünnete`dir
Nette neşreden: M.Mucur

Konu diyarbekrî tarafından (15.01.2008 Saat 16:17 ) değiştirilmiştir..
eski 15.01.2008, 16:03 diyarbekrî isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #6
diyarbekrî isimli üye'ye teşekkür eden 4 üye:
Hademe
(Konuyu Başlatan)
 
Hak-dilaram - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 5.604




Teşekkür etti: 11.037
Teşekkür aldı: 4.919 konuda 24.996 kere
kucult  büyük
ŞERİAT İLMİNİN ZAHİRİ AKILLA GİZLİSİNİN İLMİ KALBLE KAZANILIR

Bilmiş olmalıyım ki, bir misk kabı yahud insanın bedeni gibi zahir ve batın bir şeydir, birbirinden ayrılmaz.

Binaenaleyh ikisi birtek bir şeydir; ayrı ayrı iki şey değildir. Her ahkam, helal haram ilmini bildiren fıkıh ilmi, şer’i şerifin zahiridir.

Tasavvuf ise batını= iç yüzüdür, ruhudur, hikmetidir, semeresidir.

Zira tasavvuf öyle bir ilimdir ki, onunla kalbin temizlenmesi, sırlara riayet, kul ile Rabb’ arasında olsun, kullar arasında olsun, ahd=andlaşmalarda vefadarlık bilinir.

Bundan böyle Hicri 277’de vefat eden, sufilerin imamı Ebu Said Ahmed bin İsa el-Harraz el-Bağdadi rahimehullahu Teala diyor ki:

’Şer’i şerifin zahirine muhalif olan tüm batınlar batıldır.’

Herhalde Ebu Said’i tanıyorsunuz? Hakkında Cüneyd Bağdadi diyor ki:

’Allah Teala Ebu Said’in üzerinde bulunmuş olduğu hakikatleri bizden talep ederse mahv-ı perişan oluruz.’

Fukaha ve sufilerin icmaıyle ’Şer’i şerifin zahirine muhalif olan tüm batınlar batıldır.’ Kadiyyesi, hakim bir kadiyyedir; üzerinde ittifak olunmaktadır.

Hicri 210 civarında vefat eden imam ehli tasavvufun lideri Ebu Süleyman Abdurrahman bin Atiyye ed- Darani diyor ki:

’Bazen Şu kavmin yani ehli tahkikin nüktelerinden, onlarca bilinen ve tanınan bir nükte kalbime gelir de, Kitap ve Sünnet olmak üzere iki adil şahidin birisinden onu işitip öğreninceye kadar kabul etmem.’

Demek istiyor ki,tasavvufun menşei ve kaynağı ayet ve hadistir:

Sadece kalbime gelen ilhamla yetinmiyorum, bilakis bazı istek ve arzular insanda kaldığı için nefsimi töhmet altına alıyorum; ilham olarak kalbime gelen nükteyi iki adil şahide arzediyorum.

Şüphesiz onlar da Kitap ve Sünnet’tir.

İlham olarak kalbime gelen nükteyi arzetmemde Kitap ve Sünnet ’güzeldir’ diye şehadet ederlerse derhal gereğince kabul edip amel ederim; şehadet etmezlerse, ondan şiddetle nefsimi dizginlerim.

Binaenaleyh şer’i şerifte zahirsiz bir batın, batınsız bir zahir yoktur.


İsmail Çetin Rahimehullah Ta’lim-i Asfiya’ s.223.
__________________
İslam Su İnsan Balık; Suya Gir, Kurtul!

Buraya Baktınız mı? Tıklayın
eski 19.01.2008, 23:43 Hak-dilaram isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #7
Hak-dilaram isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
.................
 
Ayşe Reşad - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 15.398




Teşekkür etti: 26.928
Teşekkür aldı: 11.979 konuda 42.974 kere
kucult  büyük


İşte herkes bilse bunu, aldanmazlar biiznillah..

Geçen yıl görmüştüm bir bayan ve müridlerini(!) televizyonda..

İnsan şaşkınlıktan kalakalıyor ya..

Bu nasıl bir gabavettir diye..
__________________

"Nasıl dünya maîşeti insanlardan kazanılıyorsa, ahiret maîşeti de insanlardan kazanılır!"

http://yurekyanginlari.blogcu.com/
eski 19.01.2008, 23:54 Ayşe Reşad isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #8
Ayşe Reşad isimli üye'ye teşekkür edenler
محمد ديار بكري
 
diyarbekrî - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 20.08.2007
Mesajlar: 1.858




Teşekkür etti: 4.119
Teşekkür aldı: 1.713 konuda 7.202 kere
kucult  büyük
Allah razı olsun

Okuyunca aklıma İmam Malik'in sözü geldi.
İmam Malik rahmetullahi aleyh diyor ki:

Kim şeriatı tutar,tasavvufu bırakırsa fasık olur,
Kim tasavvufu tutar,şeriatı bırakırsa zındık olur,
İkisini birleştirirse Hakk'a kavuşmuş olur.
eski 20.01.2008, 00:04 diyarbekrî isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #9
diyarbekrî isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
.................
 
Ayşe Reşad - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 15.398




Teşekkür etti: 26.928
Teşekkür aldı: 11.979 konuda 42.974 kere
kucult  büyük
Kim şeriatı tutar,tasavvufu bırakırsa fasık olur,

__________________

"Nasıl dünya maîşeti insanlardan kazanılıyorsa, ahiret maîşeti de insanlardan kazanılır!"

http://yurekyanginlari.blogcu.com/
eski 20.01.2008, 00:10 Ayşe Reşad isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #10
Ayşe Reşad isimli üye'ye teşekkür edenler


Seçenekler




Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:33 .