Kadınlar,oğullar,yük yük altın ve gümüş,salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi.Bunlar dünya hayatının geçimliğidir.Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah’ın katındadır.
Âl-i İmrân-14
Akrabaların gösterdiği yakınlığa karşılık veren kimse,tam anlamıyla akrabalık haklarını gözetiyor sayılmaz.Akrabalık haklarını tam anlamıyla gözeten kimse;yakınları akrabalık bağlarını ondan kestikleri halde,o onlardan alaka ve yardımını kesmeyen kimsedir.
Muslim
GİrİŞ Yap
Online Üye
Şuan Forumda: 63 (1 Kayıtlı ve 62 Misafir) bulunmaktadır.
Admin ::
S.Mod ::
Mod ::
Yazarlar ::
İmtiyazlı Üye
Üye Albümlerinden
Üye albümlerinden en son eklenen resimler:
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
mesutizm isimli üyenin,
Hayatın İçinden... Albümünden
"Ben, canım var oldukça Kur'an'ın, hâdimiyim Hazret-i Muhammed'in kademinin türabıyım Kim bundan gayri bir şey naklederse benden Biline ki, o sözden de, söyleyenden de bîzârım"
Efendim, Mevlâm! Ben eskiden işlenmiş günahlara, geçmişte yaptıklarıma tevbe ederim. Telef olmuş, yok olup gitmiş bir âşıkın özrünü kabul etmez misin?
Benim pişmanlığım, her ne kadar senin bol kereminden, merhametinden kendi varlığıma yönelmek ve cömertliğini incitmekse de, efendim, Allah'ım beni affet, beni affet, beni affet!
Ben, tevbeyi ne yapayım? Nasıl tevbe edeyim ki, benim tevbem senin sayendedir, senin lütfundadır. Huzurunda tevbeden daha büyük bir günah olmaz! Senin büyüklüğüne layık tevbe nerede?Böyle tevbeyi kim yapabilir?
Daha ne kadar zaman, işsiz güçsüz nefsinin oyuncağı olacak bedava onun angaryasını çekeceksin?Daha ne kadar zaman develer gibi, diken başları yiyeceksin?
Daha niceye dek, ekmek ve para peşinde koşacaksın?
Ey kâfir oğlu kâfir, imana gel artık!
Ey öğüt kabul etmeyen, azıcığını söylüyorum sana., bu azıcığı duy da bil ki ben biliyorum.
Gördüğün rüyaları ve başına gelecek işleri düşünmemek için kendini ölü ve kör ettin!
Ne vakte dek kaçaksın? İşte hileler düzen anlayışının körlüğü, önüne geldi, çattı!
Tövbe kapısı kıyamete kadar açıktır.
Kendine gel, bundan böyle çekin artık., çünkü. Allah keremiyle tövbe kapısı, kıyamete kadar açıktır.
Ey her ağacın, her bağın, her otun yeşilliği, tazelik ve baharı! Ey benim devletim, bahtım, yüceliğim… Ey yalnızlığım, ey semâ’im, ey ihlasım ve riyâm.. Gel, gel ki sensiz sen olmadıkça bütün bunların hepsi sevdadan ibarettir.
Eğer sen, bu hakikat diyarından, bu mana meyhanesinden bir koku alamıyorsan, gelme buraya gelme. Eğer benlikten kurtulamıyor, isteklerinden soyunamıyorsan bu aşk nehrine dalma. Ötelerde bulunan bir yön var ya, bütün yönler oradan geliyor, orada kal, bu tarafa gelme.
Kalkın ey âşıklar, göklere doğru yükselelim.
Şu yaşadığımız dünyayı gördük, anladık; bir de gideceğimiz öteki dünyaya varalım!
Aşk Burakı, Vahiy Meleğinin gayreti, kılavuzluğu olmadıkça,
Hz. Muhammed gibi, nasıl olur da o en yüksek makama yükselebilirsin?
Sen, tutuyor, fânî varlıklara güveniyorsun, sığınağı olmayanlara sığınıyorsun.
Devlet ve ikbâl sahibi padişahlar padişahına nasıl sığınacaksın?
Gel, gel de birbirimizin kadrini kıymetini bilelim.
Belli olmaz, bakarsın birbirimizden ansızın ayrılabiliriz.
Mademki Peygamberimiz “Mümin müminin aynasıdır” diye buyurdu, ne diye aynadan yüz çeviriyoruz. Garazlar, kinler dostluğu karartır, gönlü yaralar.
Ne diye garazları gönlümüzden söküp atmıyoruz?
Gel aramıza gir. Biz, Hak âşıklarıyız, gel aramıza katıl da sana da aşk bahçesinin kapısını açalım.. Sen, su gibisin, fakat çukurda kalmışsın, mahpussun.
Kendine bir yol aç da bize katıl, çünkü biz Hakk’a doğru akan bir seliz, sel!
“Sen değerinle ve düşüncenle iki aleme bedelsin. Ama ne yapayım ki kendi değerini bilmiyorsun. Kendini ucuza satma, çünkü değerin yüksektir.”
Ey Hakk’ın kitabının kopyası olan sen
Ey padişahın güzelliğine ayna olan sen,
Alemde senin dışında olan bir şey yoktur.
Ne istiyorsan kendinden iste, kendinden ara...
Ne arıyorsan sensin, sen..
Şefkat-u Merhamette Güneş Gibi Ol. Başkalarının Kusurunu Örtmekte Gece Gibi Ol. Sehavet-u Cömertlikte Akarsu Gibi Ol. Hiddet-u Asabiyette Ölü Gibi Ol. Tevazu-u Mahviyette Toprak Gibi Ol. Ya Olduğun Gibi Görün Ya Göründüğün Gibi Ol...
Her şey zıddı ile belirir ve ortaya çıkar.
Yüce Allah insanların içinde her fitrata sahip olanın belli olması için, insanda melekle, hayvanlığı bir araya getirmiştir.
Çünkü eşya zıddı ile belli olur; sıcaklık-soğukluk, yükseklik-alçaklık gibi ve zıddı olmayan bir şeyi târif etmek imkânsızlaşır.
Meselâ; Adem’in karşısında İblîs, Mûsâ’nınkin de Firavun, İbrahim’in karşısında Nemrut, Mustafa’nınkinde Ebu Cehil’in olması gibi.
Emir, emre muhatap olanın, hoşlanmadığı bir şeyi yapmasını istemektir.
Yoksa aç bir kimseye ‘Helva ve şeker ye’ demek emir değil ikram olur. Yasaklama da insanın yapmak istediği şeye yöneliktir, hoşlanmadığı şeye değil.
Meselâ; insana taş ve diken yeme! denmesi doğru olmaz. Dense bile bu bir yasaklama olmaz. Bir hayrın işlenmesi veya bir kötülükten sakındırılması için öncelikle kötülüğe meyleden bir nefsin bulunması gerekir.
Birinci sınıf varlık türü, sırf akıldan ibaret olan meleklerdir ki,
onların yaratılışı ibadet ve itaati gerektirir.
İkincisi, hayvanlar sınıfıdır ki bunlar sırf şehvettir.
Kendilerini kötülükten alıkoyacak akılları yoktur, dolayısıyla sorumlulukları da yoktur.
Üçüncü olarak akıl ve şehvetten oluşan zavallı insan kalır.
Yarısı melek, yarısı hayvan; yarısı yılan, yarısı balıktır.
Balık olan kısmı onu suya doğru çekiyor,
yılan olan tarafı ise toprağa.
Bunlar birbirleriyle keşmekeş içinde kavga etmektedirler.
Aklı, şehvetine galip gelen, meleklerden daha yüksek;
Şehveti, aklına galip olanlar ise hayvanlardan daha aşağıdır.
Mesnevi; Ab-ı hayattı 200’li yılların susuz insanlarına…
Mesnevi; Eminlikti. Kendini hiçlikler içerisinde iğreti hisseden insanlara…
Mesnevi; Işıktı karanlıklarda kaybolanlara...
Mesnevi; Ümitti yarınlara solgun bakanlara...
Mesnevi Gıda idi; sevgisiz kalıp zayıf düşen naiflere.
“Bana zayıf maneviyatınla bakma. Sana gece olan bana gündüz. Sana zindan olan, bana bağ bahçe. Sana matem olan benim için düğün ve davuldur”
Ölümümüzden sonra bizi yerde arama; Bizim mezarımız, ariflerin gönüllerindedir..
semazen.net'ten derlemedir, resimler de netten
__________________ “Dilin salavat getiriyor durmadan..Ama, Mustafa’nın temizliğinden ne haber?"
Mevlânâ'nın ölüm gününün hatırası olarak yapılan merasim hakkında kullanılan bir tabir. İkindi vaktinden sonra Kur'an okumak ve Aynü'l-Cem' yapılmak sûretiyle icra edilen bu merasimin gecesine aynı zamanda "Leyletü'l-Arûs" da denilir.
Şeb, Farsça; Leyle, Arapça "gece" demek olduğu için tabirlerin ikisi de aynı manâya delâlet etmektedir.
Mevlânâ Celaleddin ölüm gününü "Hakk'a vuslat", "Düğün günü" saymıştır (Hilmi Yücebaş, Edebiyatımızda Mevlânâ, (Konya İl Yıllığı), Konya 1973, 30)
Bilindiği gibi, Mevlâna (hicrî 672) miladî 17 Aralık 1273'de Pazar günü akşam üstü güneş gözden kaybolup, Konya ufuklarını kızıla boyarken bu âlemden can ve bekâ âlemine göç etmiştir.
Mevlânâ ölümünü gerdek gecesi "Şeb-i Arûs" "Sevgiliye kavuşma" günü olarak kabullenmişti. Şeb-i Arûs, fedakârlıkla başlar, ölüm boyunca devam eder, öbür âleme kavuşmakla tamamlanır.
Mevlânâ, "Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde arama, arif kişilerin gönlündedir. Bizim mezarımız. Burada ölüm (olarak) tezahür ediyorsa da orada doğumdur" der.
Yine Rabbine, "Ölmek şeker gibi tatlı bir şey, canı sen aldıktan sonra seninle olunca da tatlı candan da tatlıdır, ölüm" şeklinde seslenir.
Böylelikle ölüme bir başka açı kazandırır (Alişan Özattila, Hak Aşığı Mevlânâ Celâleddin, 180-181).
Gerçekte iki türlü ölüm vardır.
Birincisi, nefsi (egoyu) feda ederek oluşan "manevî ölüm".
Yani Hz. Peygamber (s.a.s.)'in "Ölmeden evvel ölünüz” emrince "Hak'ta yok olmak" anlamındadır.
Bu ölüme, "ilk vuslat" adını da verebiliriz.
İkinci ölüm ise, "fizikî ölüm"dür.
Bugüne kadar, Şeb-i Arûs olarak kabul ettiğimiz, canın beden kafesinden kurtularak aslına döndüğü, katrenin denize, can ummanına erdiği an. Ki bu an "vuslat gecesi" olarak isimlendiriliyor
Kendinin ölüm ve vuslat anlayışını, Kur'an-ı Kerim'in bir âyetinin ışığı altında tetkik edip anlamak mümkündür:
"Her nefis ölümü tadacaktır. Sonra ancak bize döndürüleceksiniz" (el-Ankebût, 29/57).
Âyette geçen "dönmek" kelimesi, Allah'a kavuşulacağını, "vuslatı" açık bir ifadeyle "müjdelemekte"dir. Bu müjdeyi benimseyen, ona sımsıkı sarılan Mevlânâ, ölümü bir ayrılık değil, bir vuslat olarak kabul eder.
Mevlânâ'nın ölüm anlayışına gelince; "Bir devir sistemi içinde hayatın anlamı, ruhun ölümsüzlüğü ve Allah'a, vuslatın yolu ölümden geçmektedir" tarifiyle zemin kazanır ve Mevlânâ'da ölüm, "Mutlak ve ölümsüz Varlık'a veya diğer ifadeyle "asla" bir rücû hareketi ile" zirveye ulaşır.
Mevlânâ, ölümü kişinin aslına dönüşü veya menşein ilâhi bir cevher olması hasebiyle "Allah'a dönüş" olarak telâkki eder.
Bir başka ifadeyle ölüm, "Cismin ortadan kalkması değil, Allah'a doğru uçmasıdır."
Mevlânâ bu hususu şöyle ifade eder:
"Bizi Elest harabatından getirdiler. Coşmuş, dağılmış ve kendinden geçmiş olarak getirdiler. Yine harabat tarafına çekecekler. (Bizi) yoktan var ettikleri için"
(Mevlânâ, Rubaiyyat, 672/1 14).
"Hele ölümden bir kurtulsun, kurtuluşa ulaşın; çünkü sevgiliyi görmek âb-ı hayattır."
(Mevlânâ, Mesnevî, Terc., A. Gölpınarlı, III, Beyit 4607).
"Çünkü tiksinmek, kötü gelmek ortadan kalkarsa o ölüm, ölüm değildir ki. Görünüşte ölümdür, gerçekteyse göçüş"
(Mevlânâ, Mesnevî Terc., A. Gölpınarlı, III, 4613).
Abdülmelik ERDOGAN
__________________ “Dilin salavat getiriyor durmadan..Ama, Mustafa’nın temizliğinden ne haber?"
Unesco'nun 2007 yılını Mevlana Yılı ve Mevleviliğin korunması gereken kültür mirası olarak kabul etmesinin ve bunun dünya genelinde kutlanması kararının ardından aşağı yukarı bir yıl geçti.
Bu süreç 30 Eylül 2007 tarihinde büyük bir doğum günü partisi ile de (!) kutlanarak devam etti. Tabii ki pastasız bir doğum günüydü bu...
Temelde bizim kültür değerlerimiz açısından önemli olan böylesi bir kararın verilmesi ilk planda önemli bir gelişmeydi. Ancak geçen bir yılın muhasebesini yapmağa kalkıştığımızda ister istemez kimi sorular oluşmaya başlıyor.
Acaba bu yıl içinde gerçekleştirilen farklı içerikli programlar, icralar, etkinlikler yerine ulaşıyor mu diye kendi kendime bir soru sorar sormaz hemen Hz. Mevlana karşıma dikiliverdi, ansızın silueti beliriverdi ve ben bocalamaya başladım.
Terledim. Saklanacak bir yer aradım. Keşke dedim devekuşu olsaydım, olsaydım da başımı gömüverseydim bir yerlere. Zira arka arkaya sorular gelmeye başlamıştı..
"Ben Kur'anın kölesiyem demiştim... Beni hangi kitaplarda aradınız. Hangi kitapların içine hapsettiniz. Yaptıklarımı ve de vasiyetimi hangi kitaplardan aldıklarınızla açıklamaya çalıştınız. Kur'an ve de sünnetten gayrı bir dayanağım yoktu. Benim yazdıklarımı ve de kitaplarımı insanlara anlatırken, kaç kez onlardan referans vererek izah ettiniz?.."
Başımı eğdim...
"Ben katıksız bir Müslüman, cinnet derecesinde Allah ve Peygamber âşığı iken, siz beni samimiyetsiz insanların dolduruşu ile hümanist olarak nitelediniz. Ne idi bu hümanizm? Sadece insanı sevmek mi? Yoksa Türkmen dervişinin de dediği gibi Yaradılanı severiz, Yaradandan ötürü sırrının üzeri örtülmüş mü?.."
Başımı kaldıramadım bile...
"İslam ve de şiddetin yan yana anıldığı bir dönemde, benden bahsedilirken ünlü Türk düşünürü, sufi, hümanist diye bahsettiler. Halbuki ben İslam'ın estetik boyutunu ön plana çıkartmış ve de benim dinim budur, dinime mensub olan insanlar zarif kişilerdir, öyle olmak zorundadırlar demiştim. Her taraftan aziz İslam'a ve mensuplarına saldırı varken bu zerafete, sen ne yaptın? Hiç bu kaygıları taşıdın mı? Hani sen de kendini sanatkar olarak tanımlıyordun? San'atın Allah'ı aramak olduğunu, en büyük san'atkarın Allah olduğunu nasıl da unutuverdin?!.."
Başımı gömecek kum aradım...
"Size bıraktığım miras sema ve de musikiden mi ibaret idi? Yok mu idi başkaca bir mirasım? Hayatım boyunca bütün amelim bu mu idi benim? Sema ve de musıki öyle mi? Kur'an'ın kölesiyem diyen birinin Kur'an'dan ayrı olması düşünülebilir mi? Ama tabii sema ve de müzik denince hem şöhret, hem para ve hem de itibar kazandın. Evladımızdan Şeyh Galib'in "efendimsin, cihanda itibarım varsa sendendir" dediğini ne de çabuk unuttun. Belki de unutmadın, gözün kamaştı bunca parıltıdan. Para, itibar, şöhret... bunları elinin tersiyle itemedin. Kaç kuruşuna itibar etmiştim ben onun. Köleliği hürriyete taş çatlasa değişmem demiştim. Siz bunların kölesi oldunuz. Hakikatin tadını alan ne altına itibar eder ne de taca dedim. İtibarın nerede olduğunu bilemediniz. Kendinizden zannettiniz. Ucuz bir bahaya sattınız itibarınızı."
Utandım, utandım, utandım...
"Ben doğum günümü kutlayın mı dedim size. Kutladınız, peki. Nerede Kur'an? Nerede mukabele? Kalbinizi mutmain edecek zikrullah nerde? 30 bin kişi ile kutlamak mı aslolan yoksa 3 kişin dökeceği gözyaşı mı? Gerçi gözyaşı olmadı değil, ehl-i dil ağladı, böyle mi olmalıydı diye diye. Ama heyhaaat. Tanıtım olmuştu ya. Dünyaya tanıtılmıştı ya. Daha da acaib olanı beni tanıması gerekip de tanıyamayanlar, tanımamalarında beis olmayan ama tanıması gerekenlerden daha fazla bilgisi olan kişilere tanıtmış gibi görünüyorlar. Bu ne riyakarlık. Hoşgörü. Cehaletin hoşgörüsü olmaz oysa. Boş gelinip boş gidilmez. Vakit varken kaldır başını etrafına bir bak, muhasebeni iyi yap. Zararını, kârını iyi hesab et. İtibarının kendinden olduğunu düşünme. San'at ne, san'atkâr kim tanı, öğren, bil. Hatanın neresinden dönülürse kâr. Zarar da ısrar edenlerden olma."
Yavaşça kaldırdım başımı. Zonkluyordu, gözümü açamıyordum utancımdan. Neden sonra açtım baktım ki kimseler yok. Rahatlamalı mı idim yoksa bu rahatsızlığı iliklerime kadar hissetmeli, ehl-i dil ile paylaşmalı mı idim? Kaygılarımı hangi zemine oturtmalıyım diye düşündüm. Hz. Pîr, referans olarak alınması gerekeni söylemişti. Turizm-tanıtma endişesinden uzak, tamamı ile vasiyetine uygun bir tavır almalı ve ona göre hareket etmeliyim dedim.
Dedim ama, kendime söz geçirebilecek miyim bakalım...
AHMET ÇALIŞIR
__________________ “Dilin salavat getiriyor durmadan..Ama, Mustafa’nın temizliğinden ne haber?"
Sükût; yorulmadan yapılann ibadet,
masrafsız takılan bir zinet,
hükümdarlığa muhtaç olmadan ele geçen bir devlet,
duvara ihtiyaç duyulmadan yapılan kale,
çalışmadan kazanılan zenginlik,
ve ayıpların kapatılmasıdır.
*Âlemde her şey bir şeyi yemektedir. Âlem adeta, yenen ve yiyenden ibarettir.
Toprak yağmuru yer, meyveler yetişir; insan meyveleri yer de can hayat bulur. Fakat yeni bir can ve bakışa sahip olmak için bazı yemeleri terk etmen gerekir.
Bebek memeyi ve sütü bırakırsa önüne meyveler ve enva-i çeşit yemeklerden oluşan bir sofra açarlar. Sen de lokma yemeyi azalt da can sofrana farklı bir âlemden taamlar açılsın.
*Âlemin sonu yoktur ,âleme aşık olanların da... O âlem ehli ise ebedidir ve hep bir aradadır.
*Tamah, kulağa bir şey duyurmaz. Garez, göze perde olur.
*Âleme tamah edersen, öte âlemi duyacak ne kulağın, ne de görecek gözün olur..
*Avcılar ormanda yol alırken taze ve körpe bir fil yavrusunu vurup yediler. Fil geldi onlar uyurken ağızlarını kokladı da yavrusunu yiyen iki avcıyı öldürdü.Birini öldürmedi.
Dikkat et veliler Allah 'ın çocukları gibidir. Aleyhlerine olur ve konuşursan gıybetin leş kokusu ta Allah 'a gider de başına gadab-ı ilahi gelir.
*Peygamber, baştan başa kulaktır, gözdür.
*Ömrün, altın kesesine benzer; gece-gündüz de para sayan adama.
*Eski ve tecrübe görmüş akıl;sana yeni bir baht bağışlar.
*Kibir-hırs ve şehvet kokusu, söz söylerken ağzında soğan gibi kokar. O koku yüzünden duan reddedilir. O kalp, o koku ile içini dışına vurur.
*Sözün eğri özün doğru olursa, o söz eğriliği Allah 'a makbuldur.
*Eğer duada güzel bir nefese sahip değilsen, var yürü de hoş nefesli bir dosttan dua iste.
*Allah adı temizdir.Temizlik gelince pislik pılını pırtısını toplar gider.Gün parladı mı gece kaçar. Allah adını ağzına al da gamın ve kederin kaçıp gitsin.
*Hırsız mal çaldı mı içini bir sıkıntı kaplar. Bu mazlumun ahının tesiridir.
*İnsan yazın kışı ister, kışın da yazı... Bir hale katiyen razı olmaz,ne darlıktan hoşlanır, ne genişlikten ve boşluktan. Rahata erdi mi de inkâra sapar. Geberesi insan, efendisine ne kadar da nankördür.
*Seni dostundan ayıran sözü dinleme.
*Gökten yeryüzüne ne yağarsa yer ne kaçabilir, ne de çare bulabilir. 'Sizi topraktan yarattık 'ayetini unutur da Hak 'tan gelene öfkelenirsin.
Topraksın, arştan gelenden kaçamazsın. Toprak gibi razı ve mütevazı ol.
*Kaza ve kader felekten baş çıkardı mı, akıllıların hepsi kör, sağır olur.
*Kaza ve kaderden, yine kaza ve kadere kaçan kurtulur.
*Bir dertlinin dert ve elemini dinlemek ona verilecek en büyük zekâttır.
*Dertli kişinin tereddüt ve elemle dolu gönül evi vardır. Onu dinlemek, o eve pencere açıp havalandırmak demektir.
*Tereddüt, hapis ve zindandır. Ruhu çeker de bir yana yönelmesine engel olur.
*Gamdan sevinmeye çalış. Gam, vuslat tuzağıdır. Bu yolda aşağıya düşüş aslında hakikâte yükseliştir. Gam bir hazinedir. Senin zahmet ve meşakkât çekişinse maden... Gam derdine düşen, madeni kazmaya başlamıştır. Azimle kazan, ulaşır defineye.
*Dostlar!.. Gönül, eminlik ve huzurdur.
*Acı; tatlı dudakların tesiri ile tatlılaşır. Diken, gül bahçesi nedeni ile gönül çeker hale gelir.
*Suretten geçerseniz, her şeyde sevgiliyi görürsünüz. Mecnun bir köpeğe iltifat ediyordu.Halk onu kınadı.Mecnun 'siz anlayamazsınız bu, Leyla 'nın semtinin köpeğidir,onda ben sevgilimi gördüm 'dedi.
*Kılavuzsuz yola gidene iki günlük mesafe yüz yıl olur.
*Hırs sahibi, mahrumdur.
*Boğaz nimet yerse, yüz utanır.
*Dosttan gelen bir cefa; yabancının üç yüz bin cefasından daha ağırdır.
*İnsanların uğradıkları bela ve mihnet, dikkâtli bakarsan alışmadıkları şeyden meydana gelir.
*Temiz kişilerin toprağını öpmek; aşağılıkların taht ve bahçesine oturmaktan iyidir. Gönlü aydın bir ere kul olmak, Padişahın başında tac olmaktan yeğdir.
*Doğruluk ve yanıp yıkılmışlık Veli âdetidir. Utanmazlık da her aşağılık kişinin sığındığı bir sanattır.
*İmtihan içinde imtihan vardır. Derlen toplan da ufak bir imtihanda satma kendini.
*Ya doğru ol, doğruluğunu göster; yahut sus da merhamete eriş, sonra coş.
*Allah 'beni çağırdın mı suçlu da olsan, putperest de olsan icabet ederim. Onun için duadan hiç çekinme, hiç usanma, dua nihayet seni nefsinden kurtarır 'demiştir.
*Mal yılandır, onda ne zehirler var.
*Tatlı suyu tatmadıkça, acı su insanın gözünde nur gibi görünür.
*Allah 'Allah 'ın inayetine erenler, yeryüzünde yavaş ve mülayim yürürler ' buyurdu.
*İnsan, kendine yasaklanan şeye karşı hırslıdır.
*İnciler deniz dibinde taşlarla karışık dururlar. Övülecek şeyler, ayıplar arasındadır.
*Takdirle savaşa girişen, ona baskın yapmaya kalkışan baş aşağı gelir, kendi kanına bulanır.Yer göğe düşmanlık etmeye kalkışırsa, çorak kalmaya mahkûmdur.
*Arayan; ister yavaş gitsin ister hızlı, aradığına mutlaka ulaşır.
*İnsan rahat ve geçim için yılanlar arar durur.Gamdan kurtulmak için gam yer durur.
*İnsan duygudan çıkmadıkça, gayb âlemine tamamen yabancıdır.
*Nefsin ejderhadır. Öldü sanma, uykuya dalar o. Dertten eline fırsat düşmediği için uyur. Derdin bitince çıkar hemen. Hüner; dertsizken de nefsi uykuda tutmadadır.
*Nefsi uykudan şehvet güneşi uyandırır. Yüzünü ört onun da, şehvet güneşi onu uyandırmasın.
*Sıkıntıdan kurtuluşa giden gizli yol, o sıkıntının içindedir.
*Hüner ve marifette ileride olanlar, manâca geridedirler.
*Ad-san sahibi olmazsan, insanlar arasında kaybolurum sanma. Defineyi açık ve meşhur yere koymazlar.
*Şehirlerde ad ve san sahibi olmazsan Allah kullarının halini daha iyi bilirsin.
*Geçmiş ve gelecek insana göredir. Yoksa hakikat âlemi birdir.
*Akılla hüneri sat da, hayran olmayı satın al.
*Süt emen bebek sütten kesilince yer gıdası almaya başlar.
Sen de yerin gıdalarından kesil de arştan gelen kalp gıdalarını almaya başla.
*Gönül ehli değilsen uyanık ol da bir gönül iste. Mücadeleye başla.
*İnsan önce bir kadını sever. Ama vuslata erince kadın gözünde basitleşir. Vuslat; kadını yaratan Allah 'a varmaktır.
*Allah hükmüne âşık olan nurlanır, yaratıklara âşık olan ise kâfir olur.
*Dudak kuruluğu suyu haber verir. Bu eziyet ve susuzluk; suya vuslatın alametidir. Bu aramak; kutlu bir iştir. Hak yolundaki bu isteğin engellerini giderir. İstek; dileklerin anahtarıdır.
*Padişah tarafından kabul edildikten sonra, ona mektup yazmak, elçi koymak ayıptır. Huzura kabul edilmeye bak.
*İnsan cansız şeylerin Allah 'ı zikrini inkâr eder. Ateş canlı bir kul olmasa İbrahim 'i yakmayacağını nasıl bilebilirdi? Ateş itaat etti Rabbine de yakmadı Halil 'i.
*Allah 'ım bana zahmetsiz, eziyetsiz rızık ver demek günah değildir. Sen de öyle de.Davut (as) döneminde böyle diyen adam nice lütuflara mazhar oldu.
*Cüzi aklın afeti vehim ve zandır. Zan ve vehmin vatanı karanlıklardır.
*Bilginin iki kanadı vardır, şüphenin tek. Şüphe ve zan sahibi, hiçbir zaman uçamaz.
*İnsan bir işe ciddiyetle koyuldu mu hastalığı görmez, gözleri dış âleme kör olur.
*Kötüye yormak ve vehim yapmak insanı derdi yokken bile hasta eder.Onun için olaylara iyi bak.
*Herkes bir iş için yetiştirilmiş, gönlüne o işin meyli verilmiştir.
*Kendinde göklere doğru bir meyil sezersen hemen kanat aç.
*Akıllılar; olayların başında feryat eder, bilgisizlerse işin sonunda başlarını yere vururlar.
*Bu âlem bir rüyadır. Zanna kapılma,rüyada elin kesilse de korkma elin yerindedir. (Dünya bir rüya ise, başına gelen felaketler de geçicidir.Neden çok üzülürsün ki?)
*Uykuda aklın gider, ama uyanınca sana yine gelir o. Ahirette de aklın, duygun tam olacaktır. Lezzetleri oraya sakla.
*Seni köpek ısırsa hemen hayvanı döver ya da küfredersin. Velilerden birini ısırsa onlar şöyle derler: 'Allah 'ım başka kullarını ısırmasın bu hayvan. Sen onun hırsını al '.
*Halk rahmetin pek azına mazhar olur. Himmet sahipleri ise çoğuna.
*Gözyaşları merhamete delildir.Yürek yanmasa göz ağlamaz.
*Ağlayış ya elemden olur, ya ayrılıktan.
*Duygu akla esirdir. Akıl da ruhun esiridir.
*Sabır; genişliğin anahtarıdır.
* 'Velasri Suresi 'nin sonunu dikkâtlice oku. Allah o surede sabrı Hak ile beraber andı. Sabr, Hakk 'a eştir.
*Allah ne alırsa ona karşılık ihsanda bulunur. Bunun için Veliler kaybettiklerine üzülmez ve Allah 'a itiraz etmezler.
*Parça bütünden koptu mu işe yaramaz. Bedenden bir uzuv kesilirse o uzuv işe yaramaz hatta murdar olur. Tekrar aslına iade edilmezse ölü kalır. Hak 'tan nasıl ayrı kalabilirsin?Sen oraya aitsin.
*Baş köşelere hevesi bırak. Senin baş köşen Hakk 'ın yoluna revan olmaktır.
*Âşık, gönül yurduna sefer eden kişidir.
*Zamana bağlı olan, zamansızlığı kavrayamaz. Onu kavramak için hayret etmeyi öğren.
*Anlayış sudur, beden testi. Testi kırılınca içindeki su dökülür gider.
*İftitah tekbirinin manâsı şudur: Allah 'ım biz senin huzurunda kurbanız. Koyun keserken 'Allahu Ekber 'deriz. 'Allah büyüktür 'der de hayvanı keseriz. Namaza başlarken 'Allahuekber 'demekle şunu demek istiyorsun: Allah 'ım hayvan olan nefsimi isminle kesiyorum.
*Hileler ve hesaplar öldü mü Dua zamanı gelir.
*İhtiyat nedir? Her an gelebilecek belayı görmek.
*Gönle gelen her ferah, bir sıkıntı sonucudur.
*Kese ve dağarcığın değeri altına bağlıdır. İçinde altın olmasa beş para etmezler.
*Allah kimi gönül makamına çekerse, o kişide ten cinsiyeti kalmaz.
*Apaydın gündüz vakti bir kişi mum ararsa bu, onun körlüğüne delalet eder. (İslam gelmiş, hâlâ yollar ararsın)
*Sabır ve sukut, Allah rahmetine sebep olur.
*Ey edepli kişi! Derdin tazelensin istemiyorsan, bu doktorun önünde soru sormayı bırak da başını yere koy.(Allah 'a secde et)
*Yazı yazanın elindeki kâlem gibi göz ve gönül Allah 'ın iki parmağı arasındadır.
*Kel olanlar saç hakkında konuşamazlar. Sırlara ermemişsen o âlemin edebiyatını yapma, gülünç olursun.
*Davud (as ) 'ın sesini dağlar duydu da zikre katıldı, ama kâfir yürekler duymadı.
*Dünya; kuşa tane saçan avcıya benzer.Tanelere koşarsan karnın azıcık doyar, sonu tuzaktır. Tembellik etme, taneyi bırak da ovaya Hakk 'ın rahmet vadisine uçmaya bak.
*Nimete şükür; nimetten daha tatlıdır.
*Şükür, nimetin canıdır. Nimet deriye benzer. Seni sevgiliye ulaştıracak olan candır.Nimet insana gaflet verir, şükür ise uyandırır. Şükür nimeti, gözünü doyurur,seni bey yapar.Allah sofrasından yersen, oburluğun ve nimet hırsın kalmaz.
*Karanlığın ardında nice güneşler var. Ümitsizlikten sonra nice ümitler var!...
*Sabırla nefsin belini kır. O alçaktır, iyilik etmeye hiç gelmez.
*Alçaklar cefa ve derde düşünce arınır, temizlenirler. Vefa gördüler mi hemen cefa etmeye başlarlar.
*Zindan alçak ve hırsızların ibadet yeridir. Orada Hak akıllarına gelir.
*Kitaptan amaç, içindekinden yararlanılmasıdır.
Ama sen dilersen kitabı yastık da yaparsın. Bu sana bağlı.
*Alçak nefse iyilik etme. Kötü davran da alçaklar gibi sana eğilsin, teslim olsun.
*Şükür; sıkıntı ve dertten gelişir.
*Aşkın gıdası, ekmeksiz ekmeğe âşık olmaktır. Aşkında doğru olan kişi, varlığa bağlanamaz. Âşıkların varlıkla işi olmaz. Onlar, sermayesiz kâr elde edenlerdir.
*Yüzünü yıkamayan, huri yüzü göremez.(Abdest)
*Canların gıdası, aşktır. Ruhun gıdası da açlık.
*İlim sevgilisi olmak ile âlim olmak farklıdır. Nice âlimler sadece bilgi hamalı oldular. Sen ilim sevgilisi olmaya bak.
*Kendini unutursan, seni anarlar. Kul olursan, azat ederler.
*Halkın işi kaza ve kaderledir.Midenin hararet ve kuvveti olmasa diş keskin olmaz.
*Kim yanmayı başarmışsa nuru o bulur.
*Allah, bunalan kişinin duasını kabul eder. Meryem iffetinden 'beni fahişe sanırlar 'diye bunaldı, Hakk 'a yalvardı da Allah İsa 'yı konuşturdu.
*Dert nerede ise deva oraya gider.Yoksulluk nerede ise nimet oraya gider.Soru nerede ise cevap oraya verilir.Gemi nerede ise su oradadır.Suyu ara, susuzluğu elde et de sular alttan da yerden de fışkırmaya başlasın.
*Yavrunun boğazı nazik yaratıldığı için Allah sütü kolay akıttı. Nazik ol, nazenin ol, fakir ol ki, nimet aksın sana.
*Birini Allah överse canlı cansız her şey onu över.Kimi Allah koruyor ise onu yolda kuşlar ve kurtlar da korur.
*Nurlu kişiden yansıyan da nurdur.Karanlıkta kalandan zaten yansıma olmaz ki.
*Kötü bir işe düşünce ibret al, üzüntüye düşme. Fayda ve zarar zamanında da gülmeye bak.Gülün yapraklarını tek tek koparsan da sana gülümser o.Bir dikenden niye gama düşersin? Diken olmasa gül olur mu?
*Tasavvuf; sıkıntı anında dahi neşeli olmanın adıdır.
*İbret almayı Allah 'tan iste. Kitap ve harflerden değil.
*Kâr beklemeksizin veren, sadece Allah 'tır.
*Bedenin halvette eziyet çekmesi ruha dirilik verir.
*Sopayla kilime vuranın gayesi, kilimi dövmek değil, tozu kovmaktır.
Allah tozunu alıyor, niye kederlenirsin?
*Nefsle şeytan ikisi de birdir, ama iki gibi görünür. Akılla melek de birdir.
*Malla beden eriyen kar gibidir. Ama onları satmak dilersen, en iyi alıcı Allah 'tır.
*Koyunlar sayamayacak kadar çok olsa da kasap bundan korkar mı?
*Varılan yerin tatlılığı, ona ulaşmak için yolda çekilen sıkıntıların fazlalığı ile ölçülür.
*Ne kadar gurbet çekersen, akraban ve vatanın o kadar sana tatlı olur.
*Belaya uğrayan müminin misali, tencerede kaynayan nohuta benzer. Nohut, yanmaktan ıstırap duyar da kaçmak için kapağı zorlar. Hanım, çıkmasın diye kepçe ile bastırır. Nohut yanmanın yok oluş değil nimete dönüşme olduğunu bilse kaçar mıydı? Allah pişesin, olgun olasın diye seni belalarla kaynatır.
*Allah 'ın rahmeti kahrından ileridir. Kahırlara eseflenme, mutlaka rahmet o kahrı kuşatacaktır.
*Nur gönülden doğar da göze vurur. Gönül olmasa, göz bir şey görmez.
*Kıyamet, bize bayramdır.
*Her âşık sevgilisine kavuşmayı özler. Sevgili de hep O 'nu aramaktadır. Aşk âşıkları zayıflatır, sevgililerin vücudu ise aşkla güzelleşir. Gönlünde Allah sevgisi arttı mı, bil ki Allah da seni sevmektedir.
*Susuzluk; suyun çekmesinden ileri gelir.
*Âlem adeta erkek ve dişidir. Yer kadın gibidir, ana gibi yetiştirir meyve ve nebatatı. Gök, erkek gibi taşır eve gerekli olanları. Allah, evlatlar yetişsin diye erkekle kadını birbirine meyilli yarattı. Gece gündüze sarılır da gün doğar. Her şey, bir şeyin parçasıdır ve parçalar bütünü çeker de kâinatta devran döner.
*Ten yeşilliğe ve akarsuya meyleder. Çünkü aslı topraktır. Can hikmete ve bilgilere meyleder. Ten yere, Can göklere meyleder. Ruhun aslı yücelerdendir, tenin aslı yerden.
*Kim bir şey isterse, istediği şey de ona rağbet eder.
*Müminlerin nişanı kırık ve mağlup olmalarıdır. Ama o kırıklıkta bir güzellik var. Misk şişesi kırılırsa ortalığı güzel koku kaplar. Eşek tezeğini kırsan, burnunu tutarsın.
*Yusuf 'un gömleğini alıp götüren hiçbir şey hissetmedi. Ama Yakup onda Yusuf 'un kokusunu aldı. Şeytanlar levhi mahfuzun etrafını gezerler de zerre miktarı koku alamazlar.
*Helva kime nasipse o yer, parmağı uzun olan değil.
*Adamlık üzümde şarabı, yokta varı görmektir.
*Aşk öyle bir fazilettir ki; insanı faziletler sahibi yapar.
*Namahrem olanlar sevgiliyi göremezler.
Dostun yüzünü onun civarında olan can görür.
*Hakikât şarabı aşkla kaynar.
*Nice güzel sözlüler var ki susmaktadırlar. Nice tatlı özlüler var ki; ekşi yüzlüdür. Mezarlığa var da bir bak; ne hatipler var ki susmuşlar, ne can yakan güzeller var ki, ekşimişler, toprak olmuşlar.
*Allah 'ın gölgesi, kulun hemen başının üzerindedir.
*Peygamber dedi ki: Bir kapıyı sürekli çalarsanız mutlaka ses verilir, baş görülür. (O kapıyı dua ve zikirle çal.)
*Ayağın kırıldı diye üzülme. Allah sana belki kanat verecek. Kuyu dibinde kaldın diye kırılma, belki oradan bile bir kapı açılır. (Yusuf kuyudan sultan oldu)
Bu konu sizlerin de SEÇME katılımlarıyla devam etsin olur mu kardeşler
__________________ “Dilin salavat getiriyor durmadan..Ama, Mustafa’nın temizliğinden ne haber?"