| Şeriat, Tarikat, Hakikat... Allah (c.c.) bizi ve sizi, Mustafavi şeriatın (İslâm'ın) hakikatiyle ve gerçeği ile amel edenlerden eylesin. Onun sahibine dualar ve selamlar... Bu duaya Amin diyen kullara da, Allah rahmet etsin.
Bilmiş ol ki, şeriat üç kısımdan ibarettir; ilim, amel, ihlas... Bunların her üçü gerçekleşmedikçe, şariat gerçekleşmiş olmaz. Şeriat gerçekleşince, dünya ve ahiret saadetlerinin tümünün üstünde bulunan, yüce Hakk'ın rızası tahakkuk etmiş olur. Bu hususta âyet-i kerime de şöyle buyuruluyor: 'Allah'ın bir rızası ise daha büyüktür. İşte bu, en büyük saadettir.' (Tevbe, 72)
Şeriat, dünya ve ahiret saadetlerinin hepsini üzerine almış bulunmakta, şeriatın ötesinde, ihtiyaç duyulacak bir şey kalmamaktadır.
Sofilerin sembolü ve alametleri haline gelmiş olan, Tarikat ve Hakikat, şeriatın üçüncü cüz'ü olan ihlâs unsurunu tamamlamakta ona hizmet etmektedir. Tarikat ve hakikati ele geçirmekten kasıt, şeriatla ameli, ihlâs bakımından tamamlamaktır.
Tarikat yolunda sofilerde meydana gelen haller, vecdler, özel ilim ve irfanlar asıl gaye olmayıp, bu yolun yolcularını terbiyeye yarayan evham ve hayallerden ibarettir. O halde bunlara takılıp kalmamak, süluk ve cezbe yolunun sonu olan rıza makamına ulaşmak gerekmektedir. Çünkü tarikat ve hakikat menzillerini katetmekten tek gaye, rıza makamının kendisine bağlı olduğu ihlâsı elde etmektir.
Rıza makamı ve ihlâs devletine ise, binlerde bir kişi, üç tecelli (esma, sıfat ve zat) ile ariflerin müşahedelerinden geçirildikten sonra ulaştırılır.
Eksik olanlar; geçici olması gereken hal ve vecdleri gaye, müşahede ve tecellileri matlup sanan kimselerdir. Şüphesiz böyleleri, vehim ve hayal hapishanesinde kalır, bu bağlılıkla şeriatın kemallerine mazhar olmaktan mahrum olurlar. Bu hususu âyet-i kerime şöyle açıklıyor: 'Müşriklere, kendilerini da'vet ettiğin bu tevhid dini ağır geldi. Allah ona (hak dine) dilediklerini seçecek ve ona dönüp itaat edenleri hidayete erdirecektir.' (Eş-Şura, 13)
Evet, ihlâs makamını elde etmek ve rıza mertebesine ulaşmak; bu hal ve vecdleri katetmeye ve anlatılan ilim ve irfanları edinmeye bağlıdır. Çünkü onlar, asıl istenilenin şanına bir hazırlık ve esas gayenin ilk basamakları sayılır. 36. Mektup
Mektûbat-ı Rabbânî |