11 Cemaziye'l-Evvel 1429
16 Mayıs 2008, Cuma
11 Cemaziye'l-Evvel 1429
16 Mayıs 2008, Cuma
Ayet
Ey iman edenler!Cuma gunu namaz icin cagrildiginizda her turlu dunyevi alisverisi birakip Allah'i anmaya yani hutbeyi dinleyip namazi kilmaya kosun.Eger bilirseniz bu sizin icin daha hayirlidir.
Cuma-9
hadis
Cuma gününde öyle bir an vardır ki, günah veya akrabalarla ilişkiyi kesme konularında olmamak şartıyla kul Allahü teâlâdan bir şey isterse Allahü teâlâ mutlaka onu verir.
Buhari

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:



...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Anket

hangi mevsimi seviyorsunuz????
ilkbahar: 50,43%
yaz: 15,38%
sonbahar: 23,93%
kış: 10,26%
Katılımcı sayısı: 117. Sizin bu Ankette oy kullanma yetkiniz bulunmuyor

Online Üye

Şuan Forumda: 63 (12 Kayıtlı ve 51 Misafir) bulunmaktadır.

Online  Almula, BEYAZ, haqperest, jenerator, kebirulcady06, Ninja Kedi, tayyibe, turab, YASEMEN mesutizm, Ummu Seleme


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye

Üye Albümlerinden

Üye albümlerinden en son eklenen resimler:

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

İncİler Maİl Grubu





Hak-dilaram » DİNİ KONULAR » Tasavvuf » kardeşimizden bir mektup..
Cevapla
 
Seçenekler
melih.s
Gast
 
Mesajlar: n/a


 
kardeşimizden bir mektup..

Değerli Kardeşim,
Dostum,

Mektubunda anlatmışsın ya... O müstağni, cennetle müjdelendiğine inanmış ve hatta bununla yetinmemiş, cennete herkesi layık da görmeyen bir bakışla donanmış, yaptığı salih amelleri gizli kibir ve kendine güvenle bulandırırken, kalbinin bet işlerine uyanacak basiretten mahrum bırakılmış kimselerden olmaktan Allah Tealâ’ya sığınalım.

Kendine güvenen bir dindarlık, dinin özüne en yabancı hallerden biridir kanaatimce. Sufilerin öğrettiği, kulun yani köle olan insanın, Allah Tealâ karşısında varlık iddiasından tamamen sıyrılması, yaptıklarını değil, sadece varlığını bile Allah Tealâ’nın mutlak varlığı karşısında önemsizleştirmesidir. “Ben!” dediği sürece bir kulun kullukla irtibatının zayıf olduğundan şüphe duyulamaz. Ben demeyi bırakmalıdır kul, “O” demeyi öğrenmelidir.

Nitekim bir arif bu hususta şöyle demiştir: Nefs insanla sürekli çekişme halindedir, insanın istikametini belirleme gayretindedir.

İnsan eğer mümin ise nefs onun imanıyla uğraşır, imanını bulandırmaya, hatta onu inkâra yöneltmeye uğraşır. Ama kişi bu durumdan kurtulabilmişse, bu takdirde onu amellerden uzak tutmaya çalışır. Amelleri küçümsemesine, ameller karşısında tembellik etmesine yol açar.

Eğer kişi bu maniayı da aşabilmişse, bu durumda amellerini sahiplenmesini sağlamaya çalışır, “O amelleri ben yaptım!” demesini ister. Böylece kul bir yandan amellerle meşgulken, öte yandan dinin özüne dair çok temel bir noktayı atlamaktadır.

Ama şayet kul dirayetli çıkar ve amelleri sahiplenmekten de vazgeçer, bütün işlerin sahibi olarak Allah Tealâ’yı tespit ederse, bu durumda nefsin çabası kişinin ben demesini sağlamak yönünde olacaktır.

Çünkü nefsin yokluğa, yok sayılmaya, varlığının inkâr edilmesine tahammülü yoktur. Tırnaklarını o kulun şuuruna, kalbine geçirip, varlık iddiasını temine zorlar. Ne zaman ki kul artık varlık iddiasını terk etmiş ve ben demekten vazgeçmiştir, artık nefs için aradan çekilme zamanı gelmiştir.

Amellerini gözünde büyüten kişinin ibadet ettiği varlığın kim olduğunu sorgulayabiliriz. O kişi acaba gerçekten Allah Tealâ’ya mı ibadet etmektedir yoksa o amellerle gizlenmiş olan nefse mi?

Acaba o kişi amelleriyle boyun eğmeyi mi öğrenmektedir, yoksa amelleri basamak olarak kullanarak bir nefs abidesini inşa etmeyi mi?

Bütün bu sorular anlamsız sorular değildir.

Bir de elbette bu durumun karşısında yer alan bir durum var: Bu durumda da kişi yaptığı iyi işleri hep yetersiz görürken, bu onda ümitlerinin kırılmasına, kendisinin adam olacağına dair inancının yok olmasına yol açar.

Bu durumda olan kimse de, ne yapsa Allah Tealâ’nın hoşuna gitmeyeceği, kendisinin günahlarının affedilecek tarzda günahlar olmadığı, bu haliyle ömrünü mahvettiği fikri etrafında söylenir durur.

Bu durum o kulun Allah Tealâ’ya daha yaklaşmasını sağlayan bir “fakr hali” değildir yazık ki. Bu durum, onu Allah Tealâ’dan giderek koparır, uzağa fırlatır. Dolayısıyla, bir anlamda bir acz ü fakr hali olarak sıhhatli bulunabilecek bu durum, sonuçları bakımından önceki olumsuz durumdan farksızdır.

Sağlıklı bir fakr durumunda, kişinin Allah Tealâ’ya sığınması, O’nun karşısında kendisini rahmete muhtaç addetmesi ve dolayısıyla O’nunla irtibatının yeni bir boyutta yaşamaya devam etmesi gerekir.

Oysa ümitlerini yitirmiş birisi güvenini, giderek imanını yitirmiş birisi olup çıkar.

Cennet Hak Tealâ’nın cennetidir, oraya dilediğini koyar, dilediğini ondan mahrum eder. Eğer Allah Tealâ’nın oraya benim hoşuma gitmeyen, amelleriyle yetersiz gördüğüm, hatta sosyal hayat içinde hiç de dindar olarak adlandırılmayacak birini koyma ihtimalini tartışmaya açarsam, bunu sorgularsam, bu durum, benim cennetin sahibi olduğuma dair bir inanç beslediğime işaret sayılmaz mı?

Bunu kabullenmek ne kadar güç olsa da, doğrusu şunu söylemem değil mi: Ben senelerce ibadet yaparım ama o dilerse bu ibadetlerdeki niyet ve şuur bulanıklığının, ihlâs noksanlığının sonucu olarak beni cennetten alıkor. Öte yandan, ibadet bakımından yetersiz filancayı cennetine koyabilir.

Dindarlığın özünün hep kulluk, kölelik olduğunu bilmeli; yapılan ibadetlerin cennetteki yerimiz için ödenen taksitler olmadığını fark etmeliyiz kanaatindeyim acizane...

Böyle düşünürsek cenneti ibadetlerimiz karşılığında kazandığımız, yani onun bileğimizin hakkı olduğunu düşünme yanlışından da kurtuluruz.

İbadet yaptıkça, salih amellerimiz arttıkça, bunların birer lütuf olduğunu bilmeli, bunları yapmamıza fırsat verene minnettar olmalıyız.

İbadetler bizim kendimizi inşa ettiğimiz değil, yıktığımız ortamlardır.

Değerli kardeşim,

Hikayenin aslı şöyledir de denebilir:

“Sen çekil aradan, kalır Yaradan.”

Arzularının tutsağı kardeşin
eski 19.09.2006, 13:40  
Alıntı ile Cevapla   #1
mumeha
Gast
 
Mesajlar: n/a


 
Bunları yazabilecek bir dostun olması dünyada verilmiş ne güzel bir hediyedir...

Sahi,mektuplaşmayı ne de çabuk unuttuk...
eski 19.09.2006, 21:25  
Alıntı ile Cevapla   #2
Cevapla

Yer imleri

Seçenekler

Yetkileriniz
Es ist Ihnen nicht erlaubt, neue Themen zu verfassen.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, auf Beiträge zu antworten.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, Anhänge hochzuladen.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, Ihre Beiträge zu bearbeiten.

BB-Code ist Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar son Mesaj
Kırgın Dost'a Mektup.. Beyaz Lale Sevgili Dost 12 20.10.2007 09:03
Cennete Mektup mumeha Yürek esintileriniz 4 08.10.2006 14:51
Matematikçinin Aşki(sevgiliye Mektup) esad71 Serbest Kürsü 2 06.09.2006 11:04
Aziz Nesin'den N.F.K.'ya mektup FIRAT Serbest Kürsü 5 03.09.2006 23:04
Filistine Mektup Yaz Sümeyye Serbest Kürsü 4 02.09.2006 21:46



Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 15:51 .