|  |
| | Üye
Üyelik tarihi: 20.01.2008
Mesajlar: 81
Yarışma Puanı: 710 Teşekkür etti: 255
Teşekkür aldı: 75 konuda 301 kere
| Salik´in Yetişmesi (futuhu'l gayb) Salik´in Yetişmesi
Bu günkü halinle ruhaniler zümresine girmeği özleme. Bütün varlığın yok olmadıktan sonra erenlere katılamazsın. Bütün duyguların tek tek hak yola girmeli. Bir bir varlığın maddi alemden ayrılmalı.
Şöyle bir dünya aleminden silkinip varlığını kurtarmalısın. Tuttuğun hak için, hareket ve sükûnun O?nun için olmalı. O?nu gör ve O?ndan işit. Hakkı konuş, hakka yapış, onun için çalış, aklın Hak işlere ersin.
Bir zamanlar yoktun. Sonradan sana bir varlık izafe edildi. İşte bu varlık, seni haktan ayırdı. Ruhaniler zümresine girmene mani oldu. Bu varlıkları terkedince ermiş olursun. Erince de, ruh olursun. Ruhaniler zümresine girersin.
Sır ol... Tek ol... Sırrın sırrı, gizlinin gizlisi, her şey sana düşman görünmeli: Seni Hak?dan uzak tutan her şey... Bu düşmanları içinden seçmelisin.
İşte İbrahim.(A.S.):
- Bana rabbülaleminden başka hepsi düşmandır.
Buyurdu. İbrahim Halil (a.s.) putlara:
- Düşman...
Diyordu... Şimdi senin için put zahirde yoktur, ama gizlide çoktur... Haktan başkalarıyla meşgul eden her şey sana düşmandır, sana puttur. Bu putları bırak. Halktan bir şey umma. Görürsün ki sır alemi sana açılmış, ruhaniler alemi sana açık olmuş...
Kimsenin bilmediğini bilmeğe başlarsın. Yapılamayacak işler senden zuhur etmeğe başlar. Adet dışı, tabiata uymayan işler görmeğe başlarsın. Bu işler, gerçekte öbür aleme has ise de sana burada görmek nasib olur. Çünkü öldün dirildin. Varlığını Hak yolunda yok ettin.
Ölmeden evvel ölenlerin sırrına erdin. Kudret alemi sana kapı açtı. Her halinle oranın malı oldun. Artık kudret aleminde yaşayanlar gibi işitmen, konuşman, tutman, görmen, yapışman, yürümen, akıl etmen... Hasılı huzur ve sükunun Hakla olur, başkası sende yoktur. Hiçbir şeyi göremez olursun. Çünkü senin için, Hak varlığında başkası yoktur.
Yalnız bu alemin içine dalınca Allah?ın emirlerini bilmen gerek, yasaklarına katiyyen yakın olmamalısın. Eğer peygamberin (s.a.v) yaptıklarının birini terk edersen şeytana oyuncak olduğunu bil. Hemen ilahi emirlere koş, şahsi arzulara düşme. Hangi iş; Allah ve peygamberin emrine uymazsa,o iş sapıklıktır. En doğrusunu Allah bilir.... FUTUHU'L GAYB
__________________
İnsan günahların içinde manen hasta olur. Bu hastalığı tedavi etmek için tevbeye kaçan ve kendisine verilen görevleri yerine getiren kimse, gün gün nasıl ilerlediğini kendisi de görebilir.'' | 
22.03.2008, 22:55
| |
#cahid# isimli üye'ye teşekkür eden 7 üye:
| | | Üye (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 20.01.2008
Mesajlar: 81
Yarışma Puanı: 710 Teşekkür etti: 255
Teşekkür aldı: 75 konuda 301 kere
| FUTUHU'L GAYB'dan Çarşıya Pazara Çıkanlar
Sokaklara ve Pazar yerlerine çıkmak birkaç bölüme ayrılır. Elbette ki bunların, yani iman sahiplerinin pazara çıkmaları dünyaya ve dine dair vazifelerini yerine getirmek için gereklidir. Bunları birkaç kısma ayırmak sureti ile anlatmak yerinde olur.
Bunlardan bir kısmı sokağa çıkar; yalnız şehevî şeylere bakar. Kötü şeylere bağlanır. Onların geçici zevkleri kalbini bozar. Devam ederse helak olur; dinini bırakır. Ahlakı bozulur. Tabiatın verdiği adi zevkleri yapar, bütün fazilet duygularını söndürür. Ancak aradan geçen devrede kötülüğünü sezer, tevbe ederse onu o kötülükten Allah (CC) kurtarır.
Çarşı-Pazar işiyle uğraşanlardan diğer bir kısmı ise gördüğünü görür. Mahvolacağı sırada aklı başına gelir. Dinî inançlarını düşünür, yaptığı işin hatalı olduğunu derhal anlar; nefsiyle mücadele etmeye başlar. Buna bir mücahid payesi verilir. Yaptığı iş dolayısıyle öbür alemin bol mükafatını kazanmaya namzet sayılır. Buna dair bir Hadis-i Şerif vardır. Onda şöyle buyurulur:
- Bir kimse, kötülük yapamayacak halde iken kötü işlere yanaşmazsa ona bir sevap; yapmaya gücü yettiği halde yapmazsa ona da yetmiş sevap verilir.?
Bu çarşı-pazarlarda dolaşanlardan diğer kimse ise gider, alır, yer, içer. Allah?a (CC) şükreder. Kötülüğe meyil etmez. Hepsini Allah?ın (CC) vermiş olduğu bir nimet olarak kabul eder.
Yine onlardan bir kısmı çarşıya çıkar, gezer; fakat ilahi hikmetlerden gayri bir şey görmez. Sanki gördüğü Allah?ın (CC) nurudur. Ve bundan gayrısına kördür, sağırdır. Bunun derecesi yüksektir. Bu dereceye erenler, Hak ?tan gayrisini bilmezler. Söz gelişi buna:
- Çarşı da bir şey gördün mü?? diye sorarsan şöyle der:
- Hayır?
Hakikatte görmüştür. Ama bu gördüğü kalbini sarmamıştır. Ani bir bakışla geçmiştir. Uzun boylu ve kötü arzularla bakmış değildir.
Bu zat, her şeye değeri kadar önem verir. Dışıyla halka bakar, ama kalbi Hakk?tadır (CC).
Bu anlattıklarımızın son kısmına dahil olanların kalbi Allah (CC) sevgisiyle doludur. Kalbinde yalnız O?nun (CC) sevgisi ve O?nun (CC) yarattıklarının sevgisi vardır. Çarşıları, pazarları dolaşır; ağzından hikmetler çıkar. Dualar okur, Allah?a (CC) yalvarır. Hamd eder.
Bu, büyük insandır. Buna kulların hamisi denir. Buna arif de denir. Bedel ismi de verilebilir. Zahid, alim ve yeryüzünde Allah?ın (CC) halifesi ismi de kullanılır, îlahî bir elçi adı da takılır? Ne dense yakışır.
Allah (CC) bunlara, bütün iman sahiplerine rahmet ve rızasını ihsan eylesin. Doğru yola Allah (CC) hidayet eder. FUTUHU'L GAYB
__________________
İnsan günahların içinde manen hasta olur. Bu hastalığı tedavi etmek için tevbeye kaçan ve kendisine verilen görevleri yerine getiren kimse, gün gün nasıl ilerlediğini kendisi de görebilir.'' | 
22.03.2008, 23:07
| |
#cahid# isimli üye'ye teşekkür eden 4 üye:
| | | Üye (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 20.01.2008
Mesajlar: 81
Yarışma Puanı: 710 Teşekkür etti: 255
Teşekkür aldı: 75 konuda 301 kere
| Abdulkadir-i Geylani k.s.nun Diliyle Vazife
Allah-ü Taala?ya ve Hz. Rasulallah?a iman eden şu üç şeyi yapmakla vazifelidir.
1- Allah?ın emirlerini tutmak....
2- Yasak ettiği şeyleri yapmamak...
3- kimsenin elindekine göz dikmemek, doğru çalışmak, haline razı olmak....
İnsan, hayatı boyunca, emir, yasak ve kader çizgisi içindedir. Hiçbir zaman bunların dışına çıkamaz. Dışını Hakkın emirlerine uydurduktan sonra, iç alemi için 3 vazife başlar.
1- İnsan öz varlığı olan kalbine, iç alemine dönmeli...
2- Ruh, iyilik taraftarı olarak, kötülüğe meyilli duran nefsini muhasebe etmeli...
3- Böylece bütün gidişatını, yolunu Allah yolunun hakiki yolcularına uydurmalıdır...
__________________
İnsan günahların içinde manen hasta olur. Bu hastalığı tedavi etmek için tevbeye kaçan ve kendisine verilen görevleri yerine getiren kimse, gün gün nasıl ilerlediğini kendisi de görebilir.'' | 
22.03.2008, 23:28
| |
#cahid# isimli üye'ye teşekkür eden 5 üye:
| | | Üye (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 20.01.2008
Mesajlar: 81
Yarışma Puanı: 710 Teşekkür etti: 255
Teşekkür aldı: 75 konuda 301 kere
| Dünya ve Ahiret İşleri Dünya ve Ahiret İşleri
Ahiret sermayen olsun. Dünyayı ticaret yeri say. Zamanını sermayeni batırmamak için evvela ahiretine sarfet. Eğer fazla kalırsa onu da dünyaya harca, geçimini sağla. Sakın dünyayı sermaye, ahireti ticaret saymayasın. Bunu yapınca namazını vaktinde kılamazsın. Kılsan da erkanını yerine getiremezsin.
Rukûu belli olmaz, sücûdu belli olmaz. Çünkü senin için maksat dünya olmuştur. Yorgunluk gelir, uyursun. Namazın kazaya kalır, kılamazsın. Gece cife gibi yatar, sabahları tenbel olarak kalkarsın. Nefis seni peşinden sürükler, heva seni takip eder.
Şeytan artık sana hakimdir. Böylece ahiretini dünyaya satmış olursun. Sen bu durumda nefsin kulu ve onun uşağı olmuşsun. Halbuki sen onu emrine alacak, terbiye edecek, doğru yola getireceksin. Bu, onun ahiret tarafı idi. Yani iyilik yüzü idi.
Ama sen böyle yapmadın, onu hakkıyla idare edemedin. Onun sözlerini kabul etmekle zulüm ettin. Onu kendi başına bıraktın, netice lezzete, zevke, sefaya daldı ve şeytana uydu. Sen de ona uydun. Daha sonra hem dünyan battı, hem de ahiretin.
Yarın kıyamet günü iflas halinle meydana çıkarsın. Orada ne din bakımından, ne dünya bakımından hiç karın olmaz. Ne kazandın nefse uymakla?.. Eğer onu doğru yola getirseydin, her iki cihanda da mesut olacaktın. Nefse uymadan ahireti sermaye kabul etseydin, her ikisini de kazanacaktın. Ayrıca dünyadaki nasibin, bol ve rahat gelecekti. Sen her kötülükten temiz ve her pislikten beri olacaktın. Peygamber efendimiz buyurdu:
- Allah, dünyayı ahiret niyetine göre verir. Ahireti, dünya niyetine göre vermez. ?
Niçin aksi olmuyor? Olmaz, çünkü ahiret Allah?a kulluktur. Allah?a kulluk niyeti ile ibadet eden ahireti bulur. Niyet ibadetin ruhu ve özüdür. Kötülüklerden çekinerek ibadet edersen dünyan hoş olur.
Dünya bir yana der, yalnız ahireti arzularsan Allah?ın öz kullarından ve O?na halis ibadet edenlerden olursun. Dolayısıyla ahiret nimeti senin için olur. O nimetlerin başında cennet ve Allah?a yakınlık gelir.
Dünya sana hizmet eder. Kısmetin kendiliğinden gelir. Çünkü her şey yaratanına bağlıdır. Eşyanın haliki ise Allah?tır, sen de O?nun öz kulu olduğuna göre, her şey senin olur.
Ahireti bırakır dünyaya çalışırsın. Hak sana gazabını karşı yapar. Ahireti kaybedersen, dünya sana isyankar olur. Her şeyini güçlükle alırsın, ufacık bir makam elde etmek için güçlük çekersin. Çünkü Allah?ın sevmediği bir insan oldun. Dünya ehli olup ötekini kaybetmeyi mi, yoksa ahiret ehli olup dünyada manevi bir huzur duymayı mı?
İnsanlar iki kısımdır. Biri dünya arar, diğeri ahiret. Bunlar kıyamet günü de böyle olacak. Bir kısmı cennet ehli, diğer kısmı da cehennem...
Yine o gün, bir kısım insanlar hesap çokluğundan korunurlar, bunlar ahiret ehlidir. O günün uzunluğunu anlatırken:
- O gün, dünya gününe göre bir günü ?bin? senedir.?
Buyuruldu. Yine o gün bir kısım insanlar Peygamber(S.A.) Efendimizin buyurduğuna göre şöyle anlatılır:
-O gün siz, arşın gölgesinde rahat edersiniz, lezzetli meyveleri yer, tatlı yemekleri tadarsınız. Kardan daha beyaz, soğuk ballardan afiyetlenirsiniz...
Diğer bir Hadis-i Şerifte ise şöyle buyuruldu:
- Cennet ehli, o gün yerlerine bakarak görürler. Hesap bitince yerlerine giderler. Onlar yerlerini tanırlar. Dünyadaki evlerine gider gibi, cennetteki yerlerine varırlar.
Bunlara verilen bu yüksek derece, dünyayı terkettikleri için oldu. Dünyayı attılar bir yana, Allah?a kul oldular. Diğer kısmın, şiddetli hesaba maruz kalması ise dünyaya tapmaları yüzünden oldu. Dünyaya tapmanın neticesi onları öbür alemde buldu.
Allah?ın emri hilafına gidiş felakettir. Bu hataların hepsi yarın senin önüne çıkar. Hata işleme, hata ettikçe batarsın. Kitap ve Peygamberin emirlerinde bulun, yoksa ne iyilik, ne kötülük kaybolur.
Nefsine acı; ona rahmet ve şevkatle bak. Onu kötü yola atma. Ona hata işleme fırsatı verme. Onu birinci sınıftan yapmağa çalış, ikinci sınıftan koru. Nefsine kötü arkadaş seçme, insan ve cin şeytanlarından onu esirge. Kitap ve sünneti eline al. Her zaman onları gör, onlarla amel et. Oldum olası sözlerle uğraşma. Boş heveslerle kendini yorma. Allah-ü Taâla şöyle buyurdu:
- Peygamberlerin getirdiklerini alın, yasak ettiği şeyleri yapmayın.
Allah?tan korkunuz. O?na muhalefet etmeyiniz. Ameli terkediyorsunuz. Peygamberlerin getirdiği şey ile amel etmiyorsunuz.
Boş işle nefsini aldatma, amel ve ibadetini daima yap. Yeni icadlar çıkarmağa kalkışma. Allah-ü Taâla icatçı bir kavim hakkında şöyle buyurdu:
- O kendiliğinden konuşmaz. O?nun konuştuğu vahiydir. Ona vahyolunur.
Yani peygamberin getirdiği bendendir. Şahsi ve indi mütealası değildir. Dolayısıyla Ona uyunuz. Sonra peygamberimiz şöyle buyurdu:
- Allah?ı seviyorsanız bana uyun. Bana uyarsanız Allah?da sizi sever.
Anlaşılıyor ki; sevgi sevilene uymakla olur. Söz ve hareketle peygambere (S.A.) uymak gerekir.
Peygamber efendimiz bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurdu:
-Çalışmak adetim, tevekkül halimdir.
Zayıf iman sahipleri çalışmasına güvenir. Çalışmak, peygamberin sünnetidir. Kısmetli iman sahipleri tevekküle bağlanır. Çalışmaya devam edersen peygamberin sünnetini işlemiş olursun. Tevekkül yoluna kıymet verdikçe de peygamber?in ruhaniyeti seni sarar. Allah-ü Taâla tevekkül üzerine şöyle buyurdu:
- İnanıyorsanız Allah?a tevekkül ediniz. Allah?a tevekkül edene O yeter. Allah tevekkül edenleri sever.?
Bu ayetlerle sana tevekkül emri veriliyor. Bunu hak Taâla peygamberine de emretti. Her halinde Allah?a tevekkül et. Allah?ın emri haricine gitme. Her halinle Allah ve peygamberin emrini rehber tut. Çünkü peygamber efendimiz bir Hadis-i Şerifinde şöyle buyurdu:
- Emrimiz haricinde işlenen hiçbir şey makbul değildir.
Bu emir her şeye şamildir. İster dünya, ister ahiret, ister söz, ister iş hepsini işine alır.
Benim için Allah?tan başka Allah, peygamberden başka peygamber yoktur. Kur?an ve sünnet yolundan başka, her kapı kapalıdır. Biz onlara göre amel etmeliyiz. Aksi, şeytan ve nefsin yoludur. Allah- ü Taâla bu manada şöyle diyor:
- Hevaya tabi olma, seni yoldan alır.
Selamet kitap ve sünnettedir. Helak bunların haricindedir. Kul, bunlarla yükselir. Veli, bedel ve gavs makamlarına bunlarla erer. Velhasıl, insan-ı Kamil bu yolda yetişir. En doğrusunu Allah bilir. FUTUHU'L GAYB, SEYYİD ABDULKADİR-İ GEYLANİ KUDDİSALLAHU SİRRAH
__________________
İnsan günahların içinde manen hasta olur. Bu hastalığı tedavi etmek için tevbeye kaçan ve kendisine verilen görevleri yerine getiren kimse, gün gün nasıl ilerlediğini kendisi de görebilir.'' | 
22.03.2008, 23:34
| |
#cahid# isimli üye'ye teşekkür eden 5 üye:
| |  | Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 13:35 .
Powered by: vBulletin Version 3.7.2 (Türkçe) Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0 RC5 Bazaar Desings |