Muhakkak O (kur’ân), arşın sâhibi (Allah katında) yüksek mevkiye sâhip, çok şerefli, güçlü bir elçinin (Cebrâil’in, Allah’tan) getirdiği sözdür.
(Tekvir 19-20 )
Resullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse sıla-i rahim yapsın.
(Buhari, Edeb 12)
GİrİŞ Yap
Online Üye
Şuan Forumda: 51 (16 Kayıtlı ve 35 Misafir) bulunmaktadır.
Geçenlerde bir dostum iyi bir mürşidi böylece tarif edince, uzun bir süre hırsızlık yöntemleri üzerinde düşünmek zorunda kaldım.
Özellikle 'hırsızlık' diye vurgulamıştı sözün sahibi.
İnsanları doğruya yöneltmek için, kalplerine hakkın sevgisini koymak için gönüllerini çalmak gerekiyordu,
gönüllerini habersiz almak gerekiyordu,
gönüllerine habersiz girmek gerekiyordu…
Düşündüm ki, hırsızların kullandığı bütün yöntemler; iyi bir dostluk için de, sevimli ve sevgili bir eş olmak için de işe yarayabilir.
Aklıma gelen bütün hırsızlık yöntemlerini sıralıyorum aşağıya…
Bakalım siz hangilerine cesaret edeceksiniz?
Kapı kapalıysa vazgeçmeyeceksin. Özellikle hırsızlara karşı kapılar kapalı tutulur, kilit üstüne kilit vurulur, değil mi?
Dostu olmak istediğin insan, sevgisini kazanmak istediğin ve sevgini ifade etmek istediğin eşin, gönlünün kapılarını bir hırsıza karşı kapattığı kadar sıkı sıkıya kapatmış olabilir mi? Elbette ki hayır!
Biraz aralıktır kapı, hatta anahtarı üzerinde yahut kasıtlı olarak paspasın altına konulmuştur. Ama senin içeri girmeye niyetin yoksa, kapıya en büyük kilit vurulmuş demektir. Açmak istemediğin yahut hiç görmediğin kapıdan daha sıkı kapanmış kapı yoktur.
İşte tam bu noktada bir hırsız edası takınmalısın, yarı açık bırakılmış, anahtarı üzerinde unutulmuş kapıları bile açmaya niyetli olacaksın. Özellikle sıkı sıkıya kapatılmış çelik kapıların ardında mühim bir şeylerin saklı olduğuna inandıracaksın kendini.
Eve kimsecikler yokken gireceksin. İyi bir hırsız evin tenhalaşmasını bekler. Sen de, el ayak çekilince, herkesin uykusu derinleştiğinde yahut evdekiler tatile çıktığında, usulca sokulmalısın gönül evinden içeriye.
Onu herkesin terk ettiği zamanda tercih etmelisin. Herkes onu fark etmeyecek kadar uykudayken gönül evine dalmalısın. Herkesin evde olduğu zamanlarda hırsızlık yapamazsın. Kimse yokken sen var olmalısın.
Hiç umulmadık zamanları kollayacaksın. Bazen hırsızlık yapmak için evin tenha olmasını beklemen de gerekmez. Riskli olmakla birlikte, usta hırsızların tercih ettiği bir yöntemdir bu. Zira bu sırada ev daha korunaksızdır, kapı ve pencereler açıktır.
Böyle zamanlarda, kimse hırsız beklemez; tıkırtılara kulak vermez. Herkesin büyük heyecanla beklediği mühim maç saatleri, ya da büyük bir merakla beklenen dizinin başladığı saatler, becerilerini özel olarak göstermek isteyen hırsızlar için bulunmaz fırsattır. Bu gibi zamanlarda, çoğunlukla evin dışında duran araba, teyp, bisiklet, yeni ayakkabı gibi şeyler hedeflenir. Bununla birlikte, fırsat bulunursa, evin içine de girilebilir.
Böyle bir hırsızlık için çoğunluğun yaşadığı hayat tarzından farklı yaşaman gerekir. Hemen herkesin TV seyrettiği saatte “iş”te olman, herkesin karşısında saatlerini tükettiği eğlencelere burun kıvırıyor olman gerekir. Gönül hırsızlığı da bu inceliği gerektirir.
Herkesin yaptığını yapmaman, herkesin yapmadığını yapman gerekir. Herkesten farklı durman fevkalade mühimdir. Çoklarının öne koyduğunu sen arkaya atmalısın.
Çoklarının tercih ettiğini terk ediyor olmalısın. Yani, biraz “garip” yaşamalısın. Kur’ân’ın “bilmezler”, “farkında değiller”, “akıl etmezler” dediği çoklardan değil de, “azlar”dan olmalısın.
İçeride sessiz olacaksın; parmaklarının ucunda dolaşacaksın. Hırsız öyle bağıra bağıra girmez eve, zile basmaz, kapıyı tıklatmaz. “Ben geliyorum” demeden gelir. İçeride ise kimseye duyurmadan dolaşmak zorundadır. Yoksa gizli köşeleri, mücevher kutusunu, para kasasını bulamadan yakalanır.
Sen de gönlün içine, gönlün sahibine fark ettirmeden gireceksin. İçeride onun nefsini uyandıran, hevasını ayağa kaldıran, şeytanını paniklettiren işler yapmayacaksın.
Sözünü, hırsızın ayaklarının ucunda dolaşması gibi, hece hece tartarak söyleyeceksin. Kelimelerin hem çıtırtısız olacak hem de seni gitmen gereken yere bir an önce ulaştıracak kadar net olacak. Fazladan ve gürültüyle konuşma ki, evden kovulmayasın.
Yükte hafif, pahada ağır şeyler arayacaksın. Hırsız taşıyabileceği şeyleri yüklenir. Boş yere yük almaz üzerine. İçeri girmenin riskine değer şeyler alarak gider.
Sen de bir gönlün odacıklarına girdiğinde, gönül sahibinin de unuttuğu kıymetli şeyleri görmelisin. Elinde olanların, sandığa sakladıklarının değerini bilmelisin.
Onların eksikliği ile ne kadar çok kaybetmiş olabileceğini ona öğretmelisin.
Kendini ev sahibi zannedip, yükte ağır şeylere gönül veren muhatabını, pahada ağır şeyler konusunda uyaracaksın.
Bir hırsızın bakış açısıyla bakacaksın dünya nimetlerine, ötelere taşıyabileceğin pahada ağır şeyleri göreceksin, herkesin burada yığdığı yükte ağır şeyleri önemsemeyeceksin.
Sen kıymetli şeyleri omzuna yüklendiğinde o bunları öğrenmiş olacak nasılsa?
Senai Demirci
__________________
"Nasıl dünya maîşeti insanlardan kazanılıyorsa, ahiret maîşeti de insanlardan kazanılır!"
niyet ve yazı akışı hoş; ama hırsızlık gibi bir büyük günahı, insanların ıslahı ve irşadı için Allah'ın emr ve nehiylerini talime ömürlerini hasreden zatlara ve müesselelerine isnadı açıkçası çok yadırgadım.
denilseydi ki, insanlar Allah'ın memalikinde O'nun nimetlerine karşı nankörlük ile, kendi cennetlerinden malzeme çalışıyorlar, cehennemler inşa ile meşguller ve mürşidler, bu zararı bertaraf için insanların, cennet levazımlarına bekçilik ve cehennemden kurtuluşları için kılavuzluk yapmaya çalışır, güzel olurdu.
gönül alıyorlar, gönül avlıyorlar, gönül kafesliyorlar... bunların hepsi makul... gönül hırsızlığı! kaba geldi bendenize, mevzu mürşidi tanımlama olunca...
yani biz hırsızlığı, yolsuzluğu, berdoşluğu, ayyaşlığı, onlarla anmayız, onların savaşı bunlarladır diye anarız manasında.
sana ait olan bir şeyi rızan olmadan almak...
tasavvuf bunu yapmaz ki...
sana ait olanı -fırsatçılara fırsat vermemen için kılavuzluğu ile- sana verir, sende muhafaza eder, seni hırsızlara kaptırtmaz...
__________________ İslam Su İnsan Balık; Suya Gir, Kurtul!
belki daha çok gönüle girmek daha çok dikkat çekmek için bu tabir kullanılmıştır ben doğru demiyorum tabikide yanlış anlaşılmasın. abla Allah (celle celaluhu ) razı olsun paylaştığın için
__________________ KALBİN AĞLASADA GÜLÜMSE İNADINA SEN YETER Kİ HEP ÜMİT ET HAYAT DÖNER SANA...
__________________ Bir gözyaşı, bir cevherdir ateşten kaynayan ve alev gibi yanan.
Özü sudur ama avuçta bir yalım, gönülde bir yangın olur.
Bir ateş düşünün,
dumanı âh ile çıkar da külleri göz yaşına karışır ya…
Hayat bir mum alegorisidir hani, mumun başındaki yanış gözde yaş olur da gözyaşı alevle barışır ya…
Alev can ipliğini yakınca, acıdır ki, bedenini eritir de mumun, su ile alev birbiriyle yarışır ya…
mesela bir kitap gördüm bir akrabamın evinde Peygamber Hikayeleri..... Hikaye de ne demek!.....
türkçeyi kısırlaştıranların işlerinden biri de bu.
menkıbe: din büyüklerinin, önemli şahsiyetlerin hadiseleri.
hikaye: bir olayın sözlü veya yazılı olarak anlatımı olarak tanımlandığı gibi, aslı olmayan söz ve olay için de kullanılıyor.
dolayısıyla hikaye mfhumunun itici gelmesi bundan. menkıbe denilse, menakıb kitaplarımızdan bir dil alışkanlığı ile daha oturaklı olacak; ama bu hassasiyete ehemmiyet nerdeee
__________________ İslam Su İnsan Balık; Suya Gir, Kurtul!