Muhakkak O (kur’ân), arşın sâhibi (Allah katında) yüksek mevkiye sâhip, çok şerefli, güçlü bir elçinin (Cebrâil’in, Allah’tan) getirdiği sözdür.
(Tekvir 19-20 )
Resullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse sıla-i rahim yapsın.
(Buhari, Edeb 12)
GİrİŞ Yap
Online Üye
Şuan Forumda: 18 (4 Kayıtlı ve 14 Misafir) bulunmaktadır.
Kaybettiğin bir şey için sakın üzülme; iyi bil ki, o kaybettiğin şey, başına gelecek bir belâdan seni kurtaracaktır.
Ansızın hiç beklenmeyen kötü bir iş, bir belâ gelip çatınca aklını başına al da, yeise düşme, paniğe kapılma, cesur ol, iyi zanda bulun. İyiye yormaya çalış.
Başkalarının o belâlı işin korkusundan benizleri sararsa bile, sen kâr zamanında da, zarar zamanında da gül gibi gül, tebessüm et.
Dikkatle bak, gör ki: Gülün yapraklarını bir bir koparsan da, o yine gülmeyi bırakmaz, yapraklarının da rengi solmaz.
Gül sana der ki; 'Dikenle beraber bulunduğum için, neden gama düşeyim? Kendimi kedere salayım? Zâten gülmeyi, o kötü huylu dikenin arkadaşlığına katlandığım için kazandım, onun yüzünden elde ettim.'
Allah'ın takdiri gereğince, bir şey kaybedersen üzülme, şunu iyi bil ki o kaybettiğin şey senden bir belâyı giderir.
Tasavvuf nedir? diye bir büyüğe sordular. 'Sıkıntı, gam ve keder zamanında gönlün ferah, huzûr içinde olmasıdır.' cevabını verdi.
Cenâb-ı Hakk: 'Kurt gelse de, koyunu yese bile kaybettiğiniz şeyler için mahzûn olmayınız.' (Hadîd, 22-23) diye buyurdu.
Çünkü başa gelen o belâ, büyük belâları giderir; o ziyan daha çok ziyanlara engel olur.
Aslında bir ziyana uğramak, bir çok ziyanları giderir. Bizim bedenlerimiz de, mallarımız da, canlarımız da feda olsun. Çünkü biz, can ile var olduk, can ile yaşıyoruz. Biz candan ibâretiz.
Pâdişahların huzûrunda bir gazaba, öfkeye uğrayınca malını verir, canını kurtarırsın.
Bunu bildiğin hâlde, kazâya, kadere karşı neden bilgisizlik malını, mal sahibinden yâni Allah'tan kaçırmaya çalışıyorsun?
__________________ Aşkımın gözyaşları deniz, içinde Yunus balıkları..
Ne zaman duracak bilmem kafamın dönme dolapları..
İnecek var, durdurun dünyayı !...
Şu dünyada baş gözü açık, fakat gönül gözü uykuda nice kişiler vardır.
Gönlü uyanık olan kişi, baş gözünü kapasa bile ona yüzlerce basîret gözü açılır.
Eğer sen gönül ehli değilsen, uyanık ol, dâime uyanık bulun da, Allah'tan gönül iste; bunun için çalış, çabala!
Eğer gönlün uyanık ise korkma! Baş gözü ile uyumaya bak, bir hoşça uyu! Artık senin gözünün önünden ne yedi kat kaybolur, ne de altı yön!
Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurmuştur ki: 'Benim gözlerim uyur, ama gönlüm hiç uykuya dalmaz!'
Bekçi uyumuş, yâni baş gözü uykuya dalmış, ama pâdişah, yâni gönül uyanık ya, sen ona bak! Gönül gözü açık olduğu hâlde uyuyanlara canım fedâ olsun!
Ey mânâ eri, gönül uyanıklığını anlatsak, binlerce Mesnevî'ye sığmaz!
__________________ Aşkımın gözyaşları deniz, içinde Yunus balıkları..
Ne zaman duracak bilmem kafamın dönme dolapları..
İnecek var, durdurun dünyayı !...
Ey Hakk yolcusu, sen şimdi duygularının yükü altında ezilmektesin. Bu yüzdendir ki yorgunsun, bitkinsin, zayıfsın, düşecek gibisin.
Fakat uykuya varınca, duygularının yükünden kurtulursun. Yorgunluk, bitkinlik duymazsın. Üzüntüler, acılar gider. Zahmetten, sıkıntıdan eser kalmaz.
Biz gafiller, ancak uykuya dalarak, duygularımızın etkisinden kurtulurken, velîler, uyanık iken de duygularının yükünden kurtulmuşlardır. Bu yüzdendir ki, bizi üzen, perişan eden olaylar onları hiçbir zaman üzmez, onlar hiçbir zaman korkmazlar, mahzun olmazlar.
Ey inatçı kişi, velîler ''Ashab-ı Kehf''dir. Onlar ayakta da, dönüp dolaşırlarken de uykudadırlar.
Sağ yana çevirmek nedir? İbâdetler, iyilikler, güzel, hayırlı işlerdir. Sola çevirmek ise yemek, içmek, bedene ait işlerdir.
Bu iki çeşit iş, Peygamberlerde de, kendilerinin haberi olmadan, sesin dağa çarparak geri gelmesi gibi meydana gelir.
Dağ, hayır olsun şer olsun; senin sesini, sana geri gönderir. Ama, dağın bu iki sesten de haberi yoktur.
__________________ Aşkımın gözyaşları deniz, içinde Yunus balıkları..
Ne zaman duracak bilmem kafamın dönme dolapları..
İnecek var, durdurun dünyayı !...
epey bir zaman önce tahir-ül mevlevi hazretlerinin mesnevi şerhinden bazı notlar almıştım, bazı yerlerde de paylaşmıştım bu notları. sizlerle de paylaşmak istedim.
"İnsanlıktan bir cevherin var mı? Yoksa eşek misin? Bu arazları, yani yaptığın işler ve hareketleri öldüğün vakit Allah huzuruna nasıl götüreceksin?"
mesnevi 4916. beyit Tahirül mevlevi şerhi
Bir kimsenin sureti çirkin ve beğenilmez olsa bile, huyu iyi olunca onun ayağı dibinde öl. 4988. beyit
Bilmiş ol ki zahirdeki suret güzelliği zail olur, fakat mana alemi ebedi kalır. 4989
Hazreti Mevlana bundan sonra mana güzelliği aramayıp da suret güzelliğine tapanlara hitaben buyuruyor ki:
"Ne vakte kadar destinin üstündeki nakışlara aşık olup kalacaksın? Nakıştan vazgeç de destinin içindeki suyu ara."
Cenabı Pir, bu beyt ile insanı destiye, onun suri güzelliğini destinin üstündeki nakışlara, manevi güzelliğini de destinin içindeki suya benzetiyor. O nakışlara bağlanmış kalmış olanı da kendisine hararet basmış ve eline su dolu bir desti gelmişken, içindeki suyu içmeyip de üstündeki nakışlarla oyalanan bir ahmağa teşbih ediyor.
"Ey gördüğü güzele takılıp kalan; onun suretini görüyor, manasından, yani ahlakı güzel mi, çirkin mi olduğundan gafil bulunuyorsun. Eğer akıllı bir adamsan sedeften inciyi al."
istiridye kabuğuna kapılma.
"Lakin her sedefin içinde inci bulunmaz. Gözünü aç da her birinin içine bak."
Yani; cisimlerin suretine değil, kalbine ve maneviyatına nazar et.
"Ey vücudu kirli olan; havzın etrafını dolaş. Lakin ona kanaat etme de içindeki suya ulaş. Bir kimse havuzun dışarısında dolaşmakla nasıl temizlenebilir?"
5316. beyit