7 Şevval 1429
07 Ekim 2008, Salı
7 Şevval 1429
07 Ekim 2008, Salı
Ayet
Muhakkak O (kur’ân), arşın sâhibi (Allah katında) yüksek mevkiye sâhip, çok şerefli, güçlü bir elçinin (Cebrâil’in, Allah’tan) getirdiği sözdür.
(Tekvir 19-20 )
hadis
Resullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse sıla-i rahim yapsın.
(Buhari, Edeb 12)

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap

Online Üye

Şuan Forumda: 54 (13 Kayıtlı ve 41 Misafir) bulunmaktadır.

Online   Almula, barayev, DeRCan, HAKKAKUL, KoRSaN, MafraK, sevva, ta-ha, tÜrkÜ, VuSLaT, yahya kebirulcady06



Hak-dilaram » DİNİ KONULAR » Tasavvuf » Yükünü Bırak da Geç


 
Seçenekler
Super Moderator
 
mesutizm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 25.11.2007
Nerden: İzmir - Kahramanmaraş - Ş.Urfa :)
Mesajlar: 3.559




Teşekkür etti: 6.124
Teşekkür aldı: 3.280 konuda 11.662 kere
kucult  büyük
Yükünü Bırak da Geç

Yükünü Bırak da Geç

Osman Nuri Topbaş

Bir Hak dostu, ibret nazarıyla seyrettiği bir manzaradan hareketle insanoğlunun ihtirâsını şöyle ifâde buyurur:
“Bir gün bir ağacın altında oturmuş dinleniyordum. Bir karınca dikkatimi çekti. Kendinden hayli büyük bir ekmek kırıntısını yüklenmiş, sürükleye sürükleye götürüyordu. Bazen bir su birikintisiyle karşılaşıyor ve etrafından dolaşıyor, bazen de otlara takılan ekmeğin ucunu kurtarmak için didinip duruyordu. Ama ne ekmek parçasını bırakıyor, ne de rahatça taşıyabilmek için ekmeği ufaltıp küçültmeye râzı oluyordu. Bu şekilde o sıcak günde, bu ekmek parçasını uzun bir mesafe taşıdı. Nihâyet yuvasına geldi. Lâkin yuvasına giden koridor küçük, taşıdığı lokma ise büyüktü. Binbir zahmetle yuvanın ağzına kadar getirdiği ekmek parçasını bir türlü içeriye sokamıyordu. Ekmeğin etrafında dolaşıyor, parçayı döndürüyor, öbür tarafından çekiyor, ama bir türlü lokmacık yuvaya girmiyordu.
Bu manzara, beni, kendi hâlimi düşünmeye sevk etti. Bir ömür boyunca istif edip biriktirdiğimiz dünyalıkları, nasıl kabir kapısından sokmaya çalıştığımız aklıma geldi. Hâlbuki dünyada biriktirdiğimiz bu eşyânın, ziynet ve servetlerin, çok daha güzelleri bizi âhiret hayatında bekliyordu. Tabiî, eğer daha önceden oraya gönderebilmişsek! Hakk’ın lutfettiği nîmetlerin nasıl sarf edileceğini bilmiş isek!..”
Dünyâ nîmetlerine takılıp kalmak, onun fânî ve anlık zevk u safâsı için sonsuz bir saâdet imkânını zâyî etmek gibidir. Tıpkı Yûsuf -aleyhisselâm-’ı kuyuda bulup o ulvî nasîbi üç kuruşluk dünya menfaatine satan gâfil kervancıların hâli gibi:

Alnında nûr-i Muhammedî’yi taşıyan Hazret-i Yûsuf, hased sebebiyle kardeşleri tarafından kuyuya atılınca, Allâh -celle celâlühû-, onu orada helâk etmedi. Şiddetli susamış bir yolcu kervanı, içinde su var sanarak kuyuya bir kova saldı. İpe tutunan Hazret-i Yûsuf, kova ile birlikte yukarı çıkınca, kervancı, susuzluğunu unutuverdi. Karşısında akıllara durgunluk veren bir güzellik görerek hayret ve dehşetler içinde kaldı. Ancak gâfil kervancı, bu güzelliğin mânevî cihetine intikâl edemedi. Onun maddesine takıldı ve gâfilâne bir şekilde az bir dünyevî ücretle onu elinden çıkarmayı tercih etti. Aynen Leylâlara takılı kalıp ilâhî vuslata eremeyenler gibi...

Hâlbuki kuyudan su çekmeye giden adamın, karşısında Hazret-i Yûsuf’un güzelliğini görünce suyu da, kuyuyu da unutması ve karşılaştığı bu büyük ilâhî tecellî karşısında kalbindeki gaflet perdesini yırtıp hayret ve dehşet içinde kalması icab ederdi. Yazık ki, o aklı kıt adam, Hazret-i Yûsuf’tan elde edeceği az miktardaki ve geçici dünyevî menfaate aldandı. Eline geçen imkânı ahmakça hebâ etti. Çoğu verip azı aldı.

Mevlânâ Hazretleri, hayatını fânî ve izâfî varlıklar peşinde zâyî ederek âhirete eliboş gidenlerin hamâkatini şöyle ifâde eder:

“Dünyâya gönül verenler, tıpkı gölge avlayan avcıya benzerler. Gölge, nasıl onların malı olabilir? Nitekim budala bir avcı, kuşun gölgesini kuş zannetti de, onu yakalamak istedi. Fakat dalın üzerindeki kuş bile bu ahmağa şaştı kaldı.”

Meşhur kıssadır:

Hak dostlarından Behlül Dânâ, hikmetli ve ibretli sözlerle devrinin insanlarını, bilhassa Halife Hârun Reşid’i îkaz etmeye çalışır, hakîkat perdelerinin aralayarak sık sık mânevî dersler verirdi. Halife de onun bu hâlini sever, saraya girip çıkmasına müsâade ederdi.

Behlül Dânâ, uzun bir süre saraya uğramadı. Karşılaştıklarında Hârun Reşid, merakla sordu:

“–Behlül, çok oldu görünmedin, nerelerdeydin?”

Behlül:

“–Bana cehennemi gösterdiler, oradaki vaziyeti seyrettirdiler.” diye cevap verdi.

Hârun Reşid bu cevâba şaştı kaldı:

“–Nasıl girdin oraya, ateş seni yakmadı mı?” dedi.

Behlül Dânâ, halifeyi dehşete düşüren şu cevâbı verdi.

“–Hayır, orada hiç ateş görmedim. Çünkü herkes ateşini dünyadan kendisi getiriyormuş!..”

Dünyâda insanoğlunu saran nefsânî arzuların câzibesi, hakîkatte ebedî hayatı azap faslına çeviren ateş parçalarından başka nedir?

Bu dünyâdan âhirete gönderdiğimiz her şey bizim, türlü meşakkatlerle biriktirip burada bıraktıklarımız ise dünyanın ve mirasçılarımızındır.

Ebû Hüreyre -radıyallâhu anh-’tan gelen bir rivâyette buyrulur ki:

“İnsan öldüğü zaman melekler: «–Ne getirdi?” derler, insanlar ise; «–Ne bıraktı?» derler.” (Beyhakî, Şuabü’l-Îmân, VII, 10475)

Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir gün ashâbına:

“–Hanginize mirasçısının malı, kendi malından daha sevimlidir?” diye sordu. Ashâb:

“–Yâ Rasûlallâh! Hepimiz, kendi malımızı daha fazla severiz.” dediler.

Bunun üzerine Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
“–Kişinin kendi malı, hayır yaparak önceden (âhirete) gönderdiği, mirasçılarının malı ise, harcamayıp geride bıraktığıdır!” buyurdular. (Buhârî, Rikâk, 12)
Bu hakîkati bizzat yaşayışıyla da tâlim eden Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in âilesi bir koyun kesmişlerdi. Birçok infaktan sonra Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ondan geriye ne kaldığını sordu. Hazret-i Âişe -radıyallâhu anhâ-:

“–Bize sadece bir kürek kemiği kaldı.” dedi.

Bunun üzerine Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
“–Desene (yâ Âişe), bir kürek kemiği hâriç dağıttıklarımızın hepsi bizim oldu!” buyurdular. (Tirmizî, Kıyâme, 33)
O hâlde mü’mine düşen, malın-mülkün iki uçlu bir bıçak gibi olduğu gerçeğini unutmamaktır. Yâni nîmetler, hayra da, şerre de kullanılabilir. Terbiye olmamış ham nefsin nîmetleri gâfilce sarf etmesi, o bıçağı kaydırıp yanlışlıkla insanın can damarını kesmesi gibidir. Hâlbuki nîmetleri nefse mâl etmeyip vâsıta hükmünde tutmak zarûrîdir. Zîrâ âyet-i kerîmede:
“Nihâyet o gün (dünyada yararlandığınız) nîmetlerden elbette ve elbette hesaba çekileceksiniz.” (et-Tekâsür, 8) buyrulur.
Velhâsıl, Allâh’ın lutfettiği nîmetleri nefsine mâl edenlere ne yazık! Nîmetleri Hakk’a vuslatın bedeli olarak kullanabilen mü’minlere de ne mutlu!

Dünyâ malına aşırı düşkünlük, hayâtı bu dünyadan ibâret görüp âhireti unutma gafletinin neticesidir. Kâfirler ve fâsıklar, kıyâmetin o dehşet dolu gününde karşılaşacakları azaptan kurtulmak için dünyadayken sâhip oldukları her şeylerini, hattâ kat kat fazlasını vermeye râzı olacaklardır. Lâkin o gün iş işten geçmiş, fırsat elden kaçmıştır. Nitekim bu hâl, âyet-i kerîmelerde şöyle bildirilir:

“O gün gökyüzü, erimiş maden gibi olur. Dağlar da atılmış yüne döner. Dost, dostu sormaz. Birbirlerine gösterilirler (fakat herkes kendi derdindedir). Günahkâr kimse ister ki, o günün azâbından (kurtuluş için), oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran bütün âilesini ve yeryüzünde kim varsa hepsini fidye olarak versin de, tek kendini kurtarsın. Fakat ne mümkün! Bilinmeli ki, o (cehennem) alevlenen bir ateştir.” (el-Meâric, 8-15)

Bir hadîs-i şerîfte de, kâfirlerin kıyâmet günündeki bu hâli şöyle tasvîr edilir:
“Kıyâmet gününde kâfir getirilir ve ona, «Söyler misin, senin dünyâ dolusu altının olsa bunları şu an kendini kurtarmak için fidye olarak verir misin?» denildiğinde, «Evet.» cevâbını verir. Bunun üzerine ona: «Senden bundan daha kolayı istendi (fakat bundan çekindin!)» denilir.” (Buhârî, Rikâk 49; Müslim, Münâfıkîn 52)
Sâlihlerden biri şöyle demiştir:

“Rüyamda kendimi cehennemin köprülerinin üzerinde duruyor gördüm. Oraya büyük bir korku ve endişe ile baktım. Kendi kendime:

“–Bunları nasıl geçeceğim?” derken oradan biri bana:

“–Ey Allâh’ın kulu, yükünü bırak da geç.” dedi. Ona:
“–Benim yüküm nedir ki?” dediğimde:
“–Dünyâyı bırak.” diye karşılık verdi. (Rûhu’l-Beyân, II, 470)
Kalpten çıkarılması gereken dünyânın ne mânâya geldiğini ise, Hazret-i Mevlânâ şöyle hülâsa eder:
“Şunu bilesin ki, dünyâ; para, pul, kadın, giyim-kuşam, ticâret değildir. Dünyâ; Allah’tan gâfil olmaktır.”
Yâni kalbi meşgûl ederek kulu gaflete düşüren ve Rabbini unutturan her şeyi gönülden çıkarmak îcâb eder.
Rabbimiz bizleri, emânet olarak verdiği nîmetleri âhiret sermayesi hâline getirebilen sâlih ve sâdık kullarından eylesin!.. Bizleri kıyâmet günü mahzun ve mahrum bırakmasın!..
Âmîn!


-Altınoluk-
__________________
Biraz kül,biraz duman... O benim işte!
----------------------------------------
http://mesutizm.blogcu.com

Konu mesutizm tarafından (03.07.2008 Saat 09:40 ) değiştirilmiştir..
eski 03.07.2008, 09:37 mesutizm isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #1
mesutizm isimli üye'ye teşekkür eden 14 üye:
.....
 
Üyelik tarihi: 01.07.2008
Mesajlar: 6




Teşekkür etti: 4
Teşekkür aldı: 5 konuda 23 kere
kucult  büyük
Mesutizm-alıntı
Rabbimiz bizleri, emânet olarak verdiği nîmetleri âhiret sermayesi hâline getirebilen sâlih ve sâdık kullarından eylesin!.. Bizleri kıyâmet günü mahzun ve mahrum bırakmasın!..
Âmîn!
-Altınoluk-


AMİN
eski 03.07.2008, 10:42 okuyucu isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #2
okuyucu isimli üye'ye teşekkür eden 10 üye:
Şeref Üyesi
 
DuaLar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 03.04.2008
Mesajlar: 726




Teşekkür etti: 3.321
Teşekkür aldı: 674 konuda 2.567 kere
kucult  büyük
Rabbim razı olsun çok güzel paylaşımdı.
Biz de Dünyalık yüklerimizden bir kurtulabilsek, fani hayat için bu kadar didinmesek, Dünyanın gamını kederini elimizin tersiyle itmeyi bir başarabilsek, vah ki ne vah...
__________________
SesizLigim ÇıgLıgımdı. Hepiniz mi Sagırdınız?

Konu DuaLar tarafından (03.07.2008 Saat 10:59 ) değiştirilmiştir..
eski 03.07.2008, 10:56 DuaLar isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #3
DuaLar isimli üye'ye teşekkür eden 9 üye:
Şeref Üyesi
 
yolcu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 21.09.2007
Nerden: Ankara
Mesajlar: 151




Teşekkür etti: 955
Teşekkür aldı: 151 konuda 619 kere
kucult  büyük
Hazret-i Mevlânâ şöyle hülâsa eder:
“Şunu bilesin ki, dünyâ; para, pul, kadın, giyim-kuşam, ticâret değildir. Dünyâ; Allah’tan gâfil olmaktır.”
Yâni kalbi meşgûl ederek kulu gaflete düşüren ve Rabbini unutturan her şeyi gönülden çıkarmak îcâb eder.

Bu güzel paylaşımın için Allah razı olsun, Rabbim hepimizi kendiyle meşgul etsin...
__________________
Pınarın gözü ise aradığın, sendedir.
Üzengiye sağlam bas, dizgini ele dola!
Güz bahçelerinde gazel toplama, çiçek topla,
Boşa vakit öldürme, yarına kefilin yok
Azıksız çıkma yola! …

Bahattin Karakoç
eski 05.07.2008, 15:52 yolcu isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #4
yolcu isimli üye'ye teşekkür eden 5 üye:
mutasyon
Gast
 
Mesajlar: n/a

 
kucult  büyük
“Şunu bilesin ki, dünyâ; para, pul, kadın, giyim-kuşam, ticâret değildir. Dünyâ; Allah’tan gâfil olmaktır.”
Yâni kalbi meşgûl ederek kulu gaflete düşüren ve Rabbini unutturan her şeyi gönülden çıkarmak îcâb eder.
bunu başarabilmek terbiye edilmiş bir ruhla mümkün olsa gerek.gölgelere mübtela bir yaşamdan,rabbimiz bizi alıukoysun inşaallah.
eski 05.07.2008, 18:19  
Alıntı ile Cevapla   #5
isimli üye'ye teşekkür eden 6 üye:
Mağfiret et Allahım
 
menekşe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 09.02.2008
Nerden: İstanbul
Mesajlar: 2.221




Teşekkür etti: 14.486
Teşekkür aldı: 1.988 konuda 5.405 kere
kucult  büyük
dünyadan götüreceğim tekşey sağlam bir iman ve bol bol iyi ameller olsun inşAllah hem benim hemde tüm miminlerin
__________________
BİR GÜN SİYAH RENGE SOR HEP KARANLIK İÇİMİ YAKAR
BEMBEYAZDIM KİRLENDİM TAŞLANDIM YUHLANDIM BİTTİM...

BİR GÜN AL SANCIM ÇEK GÖR SİNMİŞ İÇİNE KAPANMIŞ AĞLAR
BİR VAR BİR YOK BEBEĞİM TERCİHİMDE HAKIM YATAR...
eski 22.07.2008, 01:15 menekşe isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #6
menekşe isimli üye'ye teşekkür eden 4 üye:
Üye
 
MAG-73 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 07.07.2007
Mesajlar: 92




Teşekkür etti: 758
Teşekkür aldı: 88 konuda 360 kere
kucult  büyük
Çok güzel efendim Allah Razı Olsun...

Verilen nimetleri dünyada çorak değil de verimli topraklara bırakıpta geçmek dileği.
eski 22.07.2008, 09:04 MAG-73 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #7
MAG-73 isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
Şeref Üyesi
 
siyahsancaktar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 24.03.2008
Nerden: İstanbul
Mesajlar: 3.938




Teşekkür etti: 30.543
Teşekkür aldı: 3.419 konuda 10.421 kere
kucult  büyük
Rabbim razı olsun muhterem...
Rabbim hayırlı ölüm versin İnşAllah...
__________________
* “Tasavvuf, vakti, en değerli olan şeye sarfetmektir."
* "Tasavvuf, herkesin yükünü çekmek ve kimseye kendi yükünü çektirmemektir."
* "Tasavvuftan maksat, kendini zorlamadan her an Allahü teâlâyı hatırlamaktır."
* "İnsanın kıymeti; idrâkinin, bu yolun büyüklerinin hakikatlerini anladığı kadardır."
* "Belâlara sabretmek hatta şükretmek gerekir. Çünkü, Allahü teâlânın birbirinden acı belâları vardır."
eski 22.07.2008, 09:07 siyahsancaktar isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #8
siyahsancaktar isimli üye'ye teşekkür eden 4 üye:



Etiketler
altınoluk, kalp, karınca, mevlana, osman nuri topbaş
Seçenekler




Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:14 .