7 Şevval 1429
07 Ekim 2008, Salı
7 Şevval 1429
07 Ekim 2008, Salı
Ayet
Muhakkak O (kur’ân), arşın sâhibi (Allah katında) yüksek mevkiye sâhip, çok şerefli, güçlü bir elçinin (Cebrâil’in, Allah’tan) getirdiği sözdür.
(Tekvir 19-20 )
hadis
Resullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse sıla-i rahim yapsın.
(Buhari, Edeb 12)

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap

Online Üye

Şuan Forumda: 55 (6 Kayıtlı ve 49 Misafir) bulunmaktadır.

Online   canane, DeRCan, fatihlerin_nesliyiz Dagistan, kebirulcady06



Hak-dilaram » GENEL » Tarih » Türk Tarihi » Istiklâl Harbi’nin Kahraman Dervişleri


 
Seçenekler
FIRAT
Gast
 
Mesajlar: n/a

 
kucult  büyük
Istiklâl Harbi’nin Kahraman Dervişleri

Milletimizin, İstiklâl Harbi’nin karanlık günlerinde maruz kaldığı zorlu bâdireleri aşıp, özgürlüğe tekrar kavuşmasında, üstlendiği eşsiz hizmetlerle büyük pay sahibi olanlardan biri de, maneviyat ocakları “Tekkeler”dir. Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslâmlaşmasında, Osmanlı Devleti’nin kurulmasında ve siyasî otoritenin zaafa uğradığı fetret dönemlerinde mütemadiyen ifâ ettiği misyonu, İstiklâl Harbi’nde de yerine getiren Tekkeler, millî bağımsızlığın kazanılmasında muazzam bir rol oynamıştır.

Özbekler Tekkesi ve Sarıklı Mücahitler

Millî Mücadele hareketinin cephe gerisinde edâ ettiği emsalsiz misyondan ötürü, bahsini ettiğimiz maneviyat ordusu, arıklı mücahitlerin destansı kahramanlıkları büyük bir tarihî öneme sahiptir. Bu dönemde Tekkeler, Anadolu Müslümanlarının sarsılan maneviyatını onarıp yeniden takviye etmek için iltica ettiği en mühim sığınaklardan biri olmuştur: Milletimizin, sönme kertesine dayanan ümidine fer, azim ve cehdine kamçı, ortak gaye etrafında kenetlenerek yek vücut halde yeniden şahlanmasında zarurî olan dinî heyecanı ateşleyici tesir icra etmiştir.

Bu yönüyle Tekkeler, varlığımızı perçinleyen en muhkem istinat direklerinden ve en hayatî emniyet sigortalarından birisini teşkil etmiştir. Dolayısıyla, Tekkelerin, Anadolu zaferinin kazanılmasındaki eşsiz katkısı görmezden gelinemez. Bu müesseselerin hizmetleri, İstiklâl Harbi’nin gerektiği ölçüde dikkat çekilmeyen farklı bir cihetini oluşturmaktadır. Bilhassa, işgal dönemi İstanbul’undaki, Özbek, Mevlevî ve Hâtuniye tekkelerinin faaliyetleri önemli bir mevkidedir.

Özbekler Tekkesi denince; bütün himmetini Kurtuluş Savaşı uğrunda sarf etmiş meçhûl mücahit Şeyh Atâ Efendi, olanca haşmet ve azametiyle arz-ı endam eder. O dönemde işgal kuvvetlerinin İstanbul’u sıkı baskı altına hesaba katılacak olursa, Üsküdar sırtlarındaki tekkesinde, Şeyh Atâ’nın ne ölçüde bir kahramanlık sergilediği daha iyi takdir edilecektir. Hâlide Edip Adıvar’ın da belirttiği gibi, hem de bütün şehirde, herhangi bir surette Anadolu’daki Kuvâ-yı Milliye hareketine yardım edenlerin ölüme mahkum edileceğinin İngilizce ve Türkçe olarak büyük klişelerle afişe edildiği (1) düşünüldüğünde, bu destansı ferâgat daha da iyi anlaşılacaktır.

O günlerde yaşayan Rıza Yalkın, böylesi çetin şartların hüküm fermâ olduğu bir zamanda Şeyh Atâ’nın edâ ettiği misyonu şu çarpıcı tespitleriyle ortaya koymuştur: “Temsil ettiği dinî ve manevî kıymetleri, vatanın selamet ve istiklâline vakfetmiş olan kendisi gibi ulemâ ile el ele vererek, en ateşli gençlerin gösteremediği cesareti izhar etmiş, kapı kapı dolaşmış, birçoklarının ağızlarının açılmadığı o günlerde, ruhlara ümit telkin etmiş, başında sarındığı yeşil destarı, üzerindeki siyah cüppesiyle bizlere istinat olmuştur.”(2)

Şeyh Atâ Efendi, Anadolu Hareketi’ni desteklemek için İstanbul’da kurulan Karakol Cemiyeti ve Mim Mim Grubu (M.M) gibi daha birçok gizli teşkilatla teşrik-i mesai ederek; özellikle de Ankara’ya silah sevkıyatı ve yüksek mevkideki önder kadronun kaçırılması işine büyük bir gizlilik içerisinde ön ayak olmuştur.(3) Bilhassa Karakol Cemiyeti ile giriştiği işbirliği hakkında, bir dönem milletvekilliği yapmış olan Hasene Ilgaz şu enteresan bilgileri vermektedir: “Karakol Cemiyeti, Tekkelerden çok faydalanmıştır. Merdiven köyündeki Bektaşî Tekkesi, Sultan Tepesi’ndeki Özbek Tekkesi bunlardan ikisidir. Bu tekkeler, Anadolu’ya giden ve gelenlere menzil vazifesi görürdü. Bu tekkelere merkezin parolasıyla giden herkes hüsnü kabul görür, icap eden mahalle gönderilirdi.”(4)

Konu FIRAT tarafından (12.03.2007 Saat 08:09 ) değiştirilmiştir..
eski 12.03.2007, 08:05  
Alıntı ile Cevapla   #1
FIRAT
Gast
 
Mesajlar: n/a

 
kucult  büyük
Fedakâr dervişlerin eşsiz hizmetleri

Anadolu’nun cephane ihtiyacı önemli ölçüde, tekkeler kanalıyla düşman karakollarından nakledilen silah ve her türlü askerî malzemeyle karşılanmıştır. Bu konuda, Millî Mücadele’ye iştirak eden komutanlardan Miralay Mehmet Arif Paşa’nın hatıratında geçen şu rakamlar ne denli muazzam bir başarıya imza atıldığının ispatıdır: “İngilizlerin kontrolleri altında bulunan ambar ve depolardan geceleyin aşırılmak suretiyle, muhtelif tarihlerde İstanbul’dan 56.000 mekanizma, 320 makinalı tüfek, 1500 tüfek, 1 batarya top, 2000 sandık cephane, 10.000 takım elbise, 100.000 gem, nal ve mıh, 15.000 matara, 1.000 tona yakın malzeme ve muhtelif askerî eşya Anadolu’ya geçirilmiştir.”(5)

Bundan dolayıdır ki, işgal kuvvetlerinin dikkatini celp etmeyen en emin yerler olarak, başta Özbek Tekkesi olmak üzere çoğu tekke adeta bir silah deposu haline getirilmişti. Şeyh Atâ Efendi, kendisine gönderilen silah ve cephaneleri tekkeye büyük bir sükûnetle ve Üsküdar meydanında bulunan Nakkâşi Karakolu’ndaki İtalyan Jandarmalarına görünmeden taşınmasını temin ediyordu.(6)

Aynı mevzuda, Mim Mim Grubu’nda çalışan Rıza Yalkın ise şu önemli bilgileri aktarmaktadır: “Gündüz çevresine ümit telkinleri yapan bu insanlar, gece silahlanırlar, Nakkaş Karakolu’ndan tekkeye kadar yolları tutarlar, silah ve cephaneler tekkeye taşınır oradan Karakol Cemiyeti’nin fedaileri eliyle Büyük Çamlıca’nın arkasından dolandırılarak Libadi’deki göz doktoru Esat Paşa’nın çiftliğine aktarılmak üzere, Kısıklı İmamı Nuri Hoca’nın Libadi’deki evinin yanındaki mezarlığın içinde saklanır, münasip zamanlarda tomruk taşıyan arabaların alt bölümüne yerleştirilerek Alem Dağı’nda gizli karargâh kuran millî kuvvetlere iletilirdi...”(7)

Uzun bir müddet, İngilizlerin akıllarına bile getiremedikleri bu ustaca yol ve yöntemle Anadolu’ya silah ve cephane sevkıyatı devam etmiştir. O devirde İngiliz işgal kuvvetlerinde istihbarat görevlisi olarak çalışan Mr. Harrison Armstrong bu gerçeği şu sözlerle itiraf etmiştir:

“İlk anda doğruluğuna aslâ ihtimâl vermediğimiz bir ihbar devam edince Üsküdar’da, çok tanınmış bir dinî müessese olan Özbekler Tekkesi’ne âni bir baskın yaptık. Buranın Şeyhi olan Atâ Efendi’yi tevkif ettik. Hayretle öğrendik ki, İstanbul’dan Ankara’ya karayolu ile insan ve malzeme kaçırmalar burada düzenlenmektedir ve yol devamınca başlıca gizlenme yerleri câmiler, mescidler, tekkeler ve benzeri dinî müesseselerdir. Bu Şeyh Atâ ile birçok defalar konuştum. Kendisinde vazifesini ifâ etmiş ve etmeye kararlı sakin, azimli, cesaret ve irade sahibi bir insan şahsiyeti vardı. Nitekim ifadelerinde bütün mesûliyeti şahsen üzerine aldı ve şunu da söyledi ki; bu yapılmış olanı kendisi olmasa dâhi yapacaklar birbirini takip edecektir.”(8)

Şeyh Atâ Efendi’nin büyük hizmetleri, Armstrong’un sözlerinden de anlaşılacağı üzere sadece silah nakliyle sınırlı kalmamıştır. Millî Mücadele hareketine katılmak isteyen herkesi gizli yollardan Anadolu’ya gönderme işinde de çok önemli görevler üstlenmiştir. Hatta kaynakların belirttiğine göre, gündüzleri Üsküdar’ın çarşı ve kahvelerinde dolaşır, tespit edilmiş parola ile Anadolu’ya kaçacak kişileri bulup tekkesine toplardı. Sonra da bunları, 15-20’şer kişilik kafileler haline koyar, gerekli emniyet tedbirlerini aldıktan sonra, Çamlıca’nın eteklerinden işgal mıntıkası dışına çıkarırdı.(9)

Şeyh Atâ’nın asıl himmet ve hizmeti işte bu noktada kıymet ve ehemmiyet kazanmaktadır. Şeyhin tekkesi aracılığıyla hangi önemli şahsiyet Anadolu’ya geçmemiştir ki? Millî Mücadele’ye önderlik edecek olan Fevzi Paşa, İsmet Paşa, Nurettin Paşa, Mehmed Âkif, Hâlide Edip ve kocası Dr. Adnan gibi daha nice kumandan ve şahsiyetler, Ankara’nın millî devletin merkezi olmasını sağlayan; fesh edilen Mebusan Meclisi’nin hemen hemen bütün mebusları, evvela Özbekler Tekkesinin gizli misafiri olmuşlar, daha sonra uygun vakitlerde gizlice Anadolu yolunu tutmuşlardır.(10) Görüldüğü üzere tekke, Kuvâ-yı Milliyeciler için emin bir toplanma ve sığınma merkezi haline gelmiştir.

İstiklâl Marşı Şairimiz Mehmed Âkif’in, Anadolu’ya geçerken Şeyh Atâ Efendiye sarf ettiği şu sözler onun ne denli müstesna bir hizmet yerine getirdiğinin tescilidir: “Ne mutlu sana Şeyhim! Kurtuluş Savaşçılarına yaptığın bu büyük hizmetler inan ki, hiçbir zaman unutulmayacak ve milleti istiklâle kavuşturacak yıldızlar arasında, Şeyh Atâ adı da daima hürmetle anılacak. İmreniyorum bu mazhariyetine ve seni bekleyen şerefli istikbâline...” Şeyh Atâ ise: “Buradaki vazîfemin tamamlandığı an aranızdayım inşaallah!” sözleriyle mukâbelede bulunmuştur.(11)

Bunun yanı sıra tekke, Şeyhin kurduğu şebeke vasıtasıyla adeta bir posta merkezi gibi de çalışmıştır. İtilaf Devletleri temsilcilerinden edinilen çok önemli istihbarat bilgileri, tekke kanalıyla Anadolu’ya ulaştırılmıştır.(12) Tekke, hastane olarak da kullanılmış; düşman işgali altındaki cephane depolarını basarken yaralanan çetecilerin tedavisi için kahraman dervişler ve hamiyetli doktorlar tarafından gerekli ihtimam ve hizmet layıkıyla yerine getirilmiştir.(13)

Özbekler Tekkesi Şeyhi Atâ Efendi’nin, sırf Allah rızasını kazanmaya matufen yaptığı bu hizmetlerdeki ihlâs, hasbîlik ve mahviyetini Rıza Yalkın şu sözleriyle şahikalaştırmıştır: “Şeyh Atâ’nın, ancak kendisinin başarabileceği görevi, zafere kadar bitmedi. Zaferden sonra da tekkesinden çıkmadı. Çünkü O ve Onun gibiler himmetlerini sadece ve yalnızca vatanın kurtuluşu için yerine getirmişlerdi. Gayelerine erdikten sonra da yine başlarını şükran seccadesinden kaldırmadılar.”(14)
eski 12.03.2007, 08:06  
Alıntı ile Cevapla   #2
FIRAT
Gast
 
Mesajlar: n/a

 
kucult  büyük
Hâtuniye Tekkesi ve Saadeddin Ceylan

Kurtuluş Savaşı’nı zafere ulaştırmak amacıyla, en hayatî hizmetleri her türlü tehlikeyi göze alarak îfa şerefine mazhar olan tekkelerden bir diğeri de Eyüp sırtlarındaki “Hâtuniye Tekkesi”dir. Burası, silah ve cephane depolarına gayet yakın bir mıntıkada bulunmasından ötürü, kaçakçılık işinde en aktif çalışan tekkelerden birisi olmuştur. Bu tekkenin dindar ve vatansever müntesipleri, ecnebî askerlerin kontrolündeki silah depolarını boşaltarak İnebolu’ya nakle muvaffak olmuşlardır.(15)

Şeyh Efendi’nin, zaferden sonra tekke hizmetlerinin yazılması ve anlatılmasına şiddetle muhalefet etmesine; hatta kendisi ve müritlerine istiklâl madalyası verilmesi yönündeki teklifleri; “Biz bu işi, madalya almak için yapmadık! Biz derviş adamlarız. Bize, din ve vatan yolunda vâcib olan, bir hizmetin karşılığı olarak madalya almak yakışmaz!”(16) sözleriyle geri çevirmesine rağmen, Tarihçi Kadir Mısıroğlu’nun ısrarlı girişimleri üzerine, o zamanki faaliyetlere bilfiil iştirak etmiş olan oğlu Nazmi Ceylan Efendi, tekkenin hizmetleri hakkında özetle şu kıymetli bilgileri vermiştir:

“Biz Eyüb Grubu’nda çalıştık. O zaman İstanbul’da bu silah kaçırma işini, idare etmek üzere Mim Mim Grubu adıyla gizli bir cemiyet vardı. Bizim tekke ile bu gizli teşkilat arasında irtibat sağlayan ve Eyüb’teki faaliyetin reisliğini yapan edebiyat muallimi Hafız Kemal Bey’di... Beyazıt’ta şimdi yıkılmış bulunan bir kahvehanede herhangi bir müşteri gibi oturur ve teşkilatı idare ederdi…

...Civar sırtlarındaki silah depolarından kaçırdığımız silah ve cephaneleri önce dergâhın bitişiğindeki küçük caminin minaresine doldurup saklardık. Aşağıda Haliç kenarında ise İplikhâne Askerî Kışlası vardı... Bu silahları, etrafı gözetleyerek tenhâ bir zamanda ve ekseriye geceleyin arka tepeye geçip Kaşgâri Tekkesi’nden aşağıya doğru indirirdik. O zaman orada İplikhâne Hastahanesi vardı. Pederim Saadeddin Ceylan Efendi, aynı zamanda oranın da imamıydı. O’nun bu vazifesi işimize çok yarıyordu. Esasen ben de Harbi Umûmî’de tabur imamı olarak vazife görmüştüm. Bu hastahaneden te’min ettiğimiz tabutlar içine silahlar yerleştirir, gûya birisinin cenazesini taşıyormuş gibi tekkenin bitişiğindeki camiye getirirdik.

...Bir defasında da Ramazan münasebetiyle, ramazan davulu çalıyormuş gibi bir mânâ vererek davulun içinde el bombalarını kaçırdım... Bu faaliyeti bir hayli devam ettirdikten sonra fiilen cephede çalışmak üzere, silah kaçıran motorlardan biriyle Anadolu’ya geçmeye teşebbüs ettik. Fakat yakalanarak Arabyanhan’a götürülüp hapsedildik... Fakat kurtulur kurtulmaz, eski vazifeme daha hırslı olarak yeniden başladım. Bu hizmeti sevk ve idare ettiği için merhum Saadeddin Ceylan Efendi’yi vazifesinden attılar... Epey müddet açıkta kaldığı için bir hayli sıkıntı çektik. Fakat hamdolsun hizmeti aksatmadan yürütebildik...”(18)
eski 12.03.2007, 08:07  
Alıntı ile Cevapla   #3
FIRAT
Gast
 
Mesajlar: n/a

 
kucult  büyük
Mevlevîler ve Abdülhalim Çelebi

Millî Mücadele hareketine gönülden destek verip her türlü yardımı seferber eden tekkelerden birisi de “Mevlevî Tekkesi” idi. Merkezi Konya’da bulunan Mevlevîler, daha I. Dünya Harbi’nde, başta İstanbul’un muhtelif semtlerindeki tekkelerin şeyh ve dervişleri olmak üzere, hemen hemen bütün tarikatların müntesiplerinden oluşan gönüllü bir “Mücâhidin-i Mevleviye Alayı” teşekkül ettirmişler ve Veled Çelebi (İzbudak) Hazretleri’nin komutasında cepheye iştirak etmişlerdi. Bu mânâ erleri, iş başa düşünce birer delikanlı azim ve kararlılığı içerisinde öne atılarak cepheye koşmak hasbiliğinden kaçınmamışlardı.(19)

Aynı çizgiyi, vatan topraklarının işgalini bertaraf etmek maksadıyla ortaya koydukları himmet ve mücadele ile Kurtuluş Savaşı’nda da devam ettirmişlerdir. Mevlevî postnişini Abdülhalim Çelebi Efendi, Konya’nın ilk müdâfaa-i hukuk cemiyetinin kuruluşuna önderlik etmiş ve başkan yardımcılığını yapmıştır. Aynı zamanda, Birinci Büyük Meclisi’nin de ilk iki başkan vekillerinden birisi olmuştur.(20) Abdülhalim Çelebi Efendi, 1920 yılında yayınlanan bir yazısında Anadolu’daki Kuvâ-yı Milliye Hareketi’ne karşı desteğini şu ifadelerle göstermiştir: “...Cümlesinin temel fikirleri vatan hissi ile doludur. Buna imanım kadar kanaat hâsıl ettim...”(21)

Konya Müdâfâ-i Hukuk ve Mûavenet-i Milliye Riyâset-i Val’âsı’na gönderdiği ve millî kuvvetleri ayakta tutacak her türlü yardımı vaat eden mektubunun bir bölümü ise şöyledir: “Efendim, Çelebiyân-ı kirâmın da muavenet-i milliyede bulunması tabiî ve samimi arzularından olup kısm-ı ekserisinden istifâ edilmiş olan mebâlig hemen birkaç güne kadar istikmal ve tarafından îtâ ve ihdâ edilecek miktarla berâber derdest-i irsal bulunduğumun beyânıyla te’yid-i müvâlat olunur efendim. 25 Mayıs 1336.”(22)

Kurtuluş Savaşı’nın muvaffakiyetle neticelenmesinde tekkelerin rolü bahsini, Teşkilât-ı Mahsusa mensubu ve aynı zamanda o dönemde Millî Müdâfaa Grubu Reisliği de yapmış olan Albay Hüsamettin Ertürk’ün hatıralarından, gayet çarpıcı bir iktibasla sona erdirelim: “Mütâreke yıllarının isimsiz kahramanları içinde başı sarıklı din adamlarını, imam ve müezzinleri, kürsü vâizlerini, tekke mensuplarını, medrese hocalarını da ithal etmek mecburiyetindeyiz. Bunlar dinî mefkûreler sevkiyle Millî Mücadele’nin muvaffakiyetine can-ı gönülden çalışmışlar kavlen ve fiilen bu uğurda ellerinden geleni yapmışlardır...”(23)

Dipnotlar:

1) Halide Edip Adıvar, Türk’ün Ateşle İmtihanı, İstanbul, 1987, s.61.
2) Cemal Kutay, İstiklal Savaşı’nın Maneviyat Ordusu, İstanbul, 1977, s.49.
3) Bkz. Fethi Tevetoğlu, Milli Mücadele Yıllarındaki Kuruluşlar, Ankara, 1988, s.3-50; Muharrem Giray, İstanbul’un İşgalinde Gizli Bir Teşkilat (Karakol Cemiyeti), Yakın Tarihimiz, c.1, s.345-346; Falih Rıfkı Atay, Çankaya, İstanbul, 1980,s.212.
4) Hasene Ilgaz, Milli Mücadelede Varlığı Gizli Kalan Bir Cemiyet:KARA-KOL Cemiyeti, Tarih ve Edebiyat Mecmuası, 1 Ocak 1981, s: 193, s.11 vd.
5) Mehmed Arif, Anadolu İnkılabı, İstanbul, 1987, s.70-71.
6) Kadir Mısıroğlu, Kurtuluş Savaşı’nda Sarıklı Mücahidler, İstanbul, 1992, s.256.
7) Kutay, age, s.49.
8) Age, s.41-42.
9) Mısıroğlu, age, s.255-256.
10) Kutay, age, s.50; Mısıroğlu, age,s.256-264; Paul Dumont, Mustafa Kemal, Çev: Z. Çelikkol, Ankara, 1994, s.49.
11) Rıza Yalkın, Tarih Hazinesi, c.5, İstanbul, 1951, s.218; Mısıroğlu, age, s.259; Kutay, age, s.50.
12) Mısıroğlu, age, s.256.
13) Kutay, age, s.50; Mısıroğlu,age,s.256.
14) Kutay, age, s.50.
15) Mısıroğlu, age, s.266.
16) Age, s.267-268.
17) Age, s.268-273.
18) Age, s.25-28; Abdülbaki Gölpınarlı, Mevlana’dan Sonra Mevlevilik, İstanbul, 1953.
19) Kutay, age, s.112.
20) Mustafa Kara, Tekkeler ve Zaviyeler, İstanbul, 1990, s.214.
21) Kutay, Kurtuluşun ve Cumhuriyetin Manevi Mimarları, Ankara, 1973, s.76.
22) Kemal Koçer, Kurtuluş Savaşımızda İstanbul, İstanbul, 1946; nak. Mısıroğlu, age, s.193.
eski 12.03.2007, 08:08  
Alıntı ile Cevapla   #4
isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:


Seçenekler




Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 18:14 .